Aras Yayıncılık Editör Bölümü Aras Yayıncılık Editör Bölümü Aras Yayıncılık İth. İhr. Ltd. Şti.
Aras Yayıncılık İth. İhr. Ltd. Şti. Aras Yayıncılık İth. İhr. Ltd. Şti.
Türkçe  |  English
 Üye Hizmetleri
 Ara
 Kategoriler

19 Ünlü Sesten: "Tililili"
Ölümünün birinci yılında
19 ünlü ses, Hrant Dink’e
ses verdiler. Dinleyin..


Kızıl Afiş
Misak Manuşyan
bir özgürlük tutsağı
Dostu, sevgilisi ve yoldaşı
Mélinée Manuşyan'ın
kaleminden...

 Ana Sayfa   Bize Ulaşın   Hakkımızda   Arama   Ürün Listesi   Ürün Şeması 
   Sepetim |  Sipariş Takip |  Üyelik İşlem |  Sipariş İptali  | Yardım  |  Satın Al   


19 Ocak Öncesine Dönmek İstiyorum!
 
Karikatür
Aret Gıcır
 
 
İndirimli Fiyatı (KDV Dahil) : 0.00 TL
Hrant Dink Anısına -Ücretsizdir-          
 
 
Özellikler
Kitap Dili  :   Türkçe
ISBN  :   978-975-7265-96-2
Kitap Özellikleri  :   2. hamur, 15 x 21.5 cm.
Basım Bilgisi  :   80 sayfa, 1. baskı, Ocak 2008

Sepete Ekle

arkadaşıma e-posta gönder Aras Yayıncılık Editör Bölümü
 
Açıklama

Aras Yayıncılık tarafından yayımlanan 19 Ocak Öncesine Dönmek İstiyorum! 19 Ocak 2007'de suikaste kurban giden gazeteci Hrant Dink'e bir vefa borcu. Çizerlik kariyerinde Agos gazetesinin özel bir yeri olan ve halen çizgileriyle bu gazeteye katkıda bulunan Aret Gıcır, 19 Ocak 2007’de Hrant Dink’in öldürülmesinin ardından, karikatürlerinde Türkiyeli Ermenilerin kırılgan ruh halini mercek altına aldı. Gazetedeki köşesinin başlığını “19 Ocak Öncesine Dönmek İstiyorum!” olarak değiştiren Gıcır, bu tarihe odaklanarak, Ermenilerin yaşamış olduğu travmayı, öfke, hasret, yoksunluk duygularını ve geri dönüş arzusunu, çeşitli tezahürleriyle resmetmeye başladı. Aras Yayıncılık tarafından, Hrant Dink’in ölüm yıldönümünde ücretsiz dağıtılmak üzere yapılan bu derleme, Gıcır’ın Agos’ta çizdiği ve yaşanan olaylara tanıklık niteliği taşıyan 56 karikatürü bir araya getiriyor. Kitapta ayrıca, Türkçe ve Ermenice olarak, Hrant Dink’in kısa hayat hikâyesi, Dink’in Aret Gıcır hakkındaki bir yazısı ve Aras Yayıncılık’ın suikastın ardından yayımladığı bildiri yer alıyor.

Basından Kitap Hakkında
Konu açıklamalarını görmek için başlıkların üzerini tıklayınız lütfen
  Yazar Başlık Yayın Tarih
Bugün 19 Ocak  Yıldırım Türker Bugün 19 Ocak Radikal Gazetesi 19.01.2009
Yazar: Yıldırım Türker
Başlık: Bugün 19 Ocak
Yayın: Radikal Gazetesi
Tarih:  19.01.2009

Aret Gıcır’ın harika bir karikatürünü hatırlıyorum. Kaygılı, derin kederli suratıyla bir adamın düşünce balonu: “19 Ocak öncesine dönmek istiyorum.”
Hrant’ın arkadaşları, 19 Ocak’ı ‘vicdanın miladı’ kılmak için bir araya geldiklerini söylüyor: “Meslekdaşımız Hrant Dink haince katledileli iki yıl oldu. Cinayetin tasarlanması, işlenmesi ve cinayet sonrası delillerin saklanması veya yok edilmesinde rolü olan tüm kişiler ve bunların devlet kurumları içinde yer alan bağlantı ve uzantıları yargı önüne çıkarılmadıkça, açılan dava bu derinlikte sonuçlandırılmadıkça, cinayet kamu vicdanını sızlatmaya devam edecek; Türkiye Cumhuriyeti Devleti de aklanmamış olacaktır. Davanın takipçisi olmayı sürdüreceğiz.”
Bugün saat 3’te kardeşimizin vurulduğu yerde, Agos gazetesinin önünde buluşacağız. Onun vurulduğu gün bize bıraktığı nefesi; o Cumhuriyet tarihinin benzersiz dayanışmasını yaşatmaya kararlı olduğumuzu göstermek için.
Güne başlarken Arat Dink’in 16 Kasım’da Taraf gazetesinde yayımlanan yazısını Hrant’ın katledilmesine suç ortaklığı etmiş dünyanın suratına tutalım istiyorum. Arat’ın sözü, hepimizin sözüdür. Hiç de kimilerinin iddia ettiği gibi ‘bir avuç’ ya da ‘marjinal’ değiliz.
‘Yokluğum Türk varlığına armağan olsun’
Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül soruyor: “Bugün eğer Ege’de Rumlar devam etseydi ve Türkiye’nin pek çok yerinde Ermeniler devam etseydi, bugün acaba aynı milli devlet olabilir miydi?”
Soru basit, hadi cevap ver.
Tek başına bir anlamı yok tabii.
Hatta tek başına okunsa “Allah söyletmiş” ya da “gönülden söylenmiş sözler” de denebilir. Nitekim dünyanın birçok yerinde “Türkiye etnik temizliği kabul etti”, “Türkiye’de resmî görüş değişiyor” gibi olumlu yorumlarla karşılayanlar da olmuş.
Oysa işin aslı öyle değil. Zira Bakan ‘bugünkü devlet’i olumlayarak soruyor sorusunu. “Şunlar devam etseydi bugünkü devlet olur muydu” derken de eğer bugünkü devleti olumluyorsan, o devam etmeyen şeylerin devam etmemesinden de memnunsun demektir.
Açık açık da söylemiş zaten ben niye bu kadar uğraşıyorsam?..
Birçok yabancı, “bir savunma bakanı niye bunlarla ilgileniyor” diye de sorabilir tabii. Türkiye’yi biraz bileni de ‘savunma’nın bu ülkede başka bir egemenin tekelinde olduğunu bildiğinden, savunma bakanının asıl işini yapamadığı için mecburen başka şeylerle (demografik yapı, ekonomi vs.) ilgilendiğini düşünebilirdi. Ama Türkiye’yi biraz daha tanısa, azınlıkların bu ülkede tam da bu alanda değerlendirildiğini bilecek, hatta eğitim kitaplarında azınlıklardan sadece Lise Milli Güvenlik Ders Kitabı’nda bahsedildiğini bilecek ve Bakan’ın bu ilgisine hiç şaşırmayacaktı. Kısacası, savunma bakanı işini yapıyor.
Ciddiyete davet edildiğimi duyar gibi oluyorum. O yüzden bundan sonrası çok ciddi olacak. Soru neydi?..
“Rumlar, Ermeniler (YAŞAMAYA) devam etseydi, bugün Türkiye aynı milli devlet olabilir miydi?”
“Hayır olmazdı.” Basit soruya basit cevap.
Sen kalk, yokluğuma övgü düz, sonra da o yokluğum üzerine bir ülkenin kurulduğunu ifade et, o ülkenin bugünkü halini makbul gör, ondan sonra da ‘olsalardı ne olurdu halimiz’ diye iç geçir. Kendi ayağına kurşun sıkmanın tarifi gibi bir şey. ‘Sana ne’ diyeceksiniz. Sıkmışsa sıkmış. O ayakla sizin birlikteliğinizi çoktan koparmadılar mı zaten? Gerçekten de işin bu bölümünden artık bana ne...
Tabii işin en acı tarafı, Bakan’ın söylediklerinin büyük bölümünün maalesef doğru olması. Peki, doğruysa doğru, sorun ne? Bakan doğruyu söylüyor ama doğruyu yanlış söylüyor. Yüreğimizin tavan aralarına, bodrum katlarına koyup, gittiğimiz her yere beraberimizde götürdüğümüz, kırılgan acılarla dolu sandıklarımızı oradan oraya savuruyor. Zar zor, ite kaka vardığımız ‘O dönem herkes çok acılar çekti’ kavşağından, direksiyonu birden bire ‘iyi oldu’ sokağına kırıyor. Olanları doğru söylüyor ama olanların doğru olduğunu da söylüyor. Şu soruya hakkıyla cevap verelim şimdi...
“Hayır, aynı olmazdı. Süper olurdu.”
Sen ne diyorsun?
Bütün ülke üç noktaya birikmez, kırk küsur merkez olurdu. Yirmi, otuz yıllık fidan hayatlarımız değil, kadim bir orman gibi kültürümüz olurdu. Anasının doğduğu yerde doğabilirdi herkes, işte o zaman ülke, ‘memleket’ olurdu.
Ben neler söylüyorum?
Hiçbir şey değişmese bile en azından o insanlar bugün yanımızda, bizimle yaşıyor olurdu. Hiçbir şey değişmese bile en azından sen bu ülkede savunma bakanı olmazdın. Olsan da böyle düşünmezdin. Düşünsen de böyle konuşacak cesaret bulamazdın. Konuşsan da ertesi gün hâlâ bakan olmazdın.
Bir daha bakalım, savunma bakanı neyi savunuyor?..
Olmamamızın iyi olduğunu savunuyor. Tehcir ve mübadelenin Türkiye için çok hayırlı olduğunu savunuyor. Bunca yıl söyleyip duracaksın ‘öyle bir niyet yoktu, bunlar savaş tedbiri’ falan filan diye; ondan sonra da, bu ‘gönülsüz tedbirler’den nasıl fayda sağladığını, onların üzerine nasıl inşa olduğunu falan, rahat rahat anlatacaksın.
Bu gönülsüz tedbirlerin anlamının ‘milyonlarca can’ olduğunu ayrı bir cümlede söyleyeyim dedim, yoksa ağır olacak...
Çok sık unutulan ilginç bir şey söyleyeceğim: Biz hâlâ varız. İşte şu kadarız bu kadarız. Azız mazız, azınlığız, ama varız. Bizim de (yani şu an olanlarımızın da) olmamamızı mı istiyor Bakan?
“Yok” diyecek elbet. “Estağfurullah. Olur mu hiç öyle şey; sizin başımızın üstünde yeriniz var.” Madem bizim olmamızın bir mahzuru yok o ölenler, o gidenler de olsaydı... Ama o bunun cevabını vermiş. Onlar işte verimli topraktaydı, adadaydı modadaydı, paralar onlardaydı... “O verimli topraklar, o paralar babanın malıydı da hileyle hurdayla mı aldılar, yalanla dolanla mı aldılar? Onlar, o verimli topraklara gökten zembille mi indiler” diye sorarlar adama.
Bu resmî tez benim kafamı iyice karıştırdı. O insanlar tedbiren mi sürüldüler, yoksa verimli topraklardalar diye mi sürüldüler? Unutmuşum, zaten Ermeniler Ermeni oldukları için sürülmemişlerdi... Sadede geliyoruz galiba. Tabii o zaman ‘soykırım’dan yırtmak için verimli topraklardaki müslim-gayrimüslim herkes sürüldü” gibi bir şey söylemek gerekecek o tarih de yakında yazılır herhalde.
Sermayenin ‘milli’leştirilmesiyle (hele böyle millileştirme) liberal ekonominin aynı cümlede nasıl kullanıldığını da bir uzman bize anlatır artık. Sen ‘milli’yi böyle tarif et, ‘millet’i, ‘Türk’ü böyle tarif et ondan sonra da çıkıp ‘tek millet’ diye slogan attığında karşı çıkanlara kapıyı göster. ‘Ben Türk değilim’ diyene de kız.
Çok ciddi bir önerim var. Hani göz bebeklerimizi, civcivlerimizi her pazartesi sabahı, torna-tesviye sıralarına oturtmadan önce, beton bahçelerde topluyoruz ya, hani onlara şuur aşılayıp, tekleştirip, kutsal amaçlara kanalize edip, dar borulardan geçiriyoruz ya. Hani hep bir ağızdan ant içtiriyoruz ya: “Varlığım Türk varlığına armağan olsun” diye... Azınlık okullarında şöyle dedirtelim çocuklara mesele kapansın: “Yokluğum Türk varlığına armağan olsun.”
İnkârdan ikrara doğru yol alınacağını elbette öngörebilirdik de, o ikrarın böyle gönülden bir ikrar, yaşananı olumlayan bir ikrar olacağını da doğrusu tahmin edemezdik.
‘Gönülsüz tedbirler’den, ‘gönüllü yokluğumuz’a, resmî ağzın önlenemez evrimine tanık oluyoruz. İç ses artık işkembede durmuyor, duramıyor. Ne de olsa egemenler inkârı sevmez. “Madem egemenim, niye inkâr edeyim?” Egemenlerin ‘İnkâr Hanı’nda konaklamaları geçicidir hep; o, hanın jeopolitik önemindendir, konjonktür baskısındandır, meşruiyet derdindendir. Zincirinden boşaldı mı ‘İkrar Evi’ne dönmek ister, evi gibi yoktur onun. Gönlünde yatan aslan kükrer: Yaptımsa yaptım; yine yaparım!
Sür kardeşim o zaman. Gönlümüz zaten sürüldü çoktan. İliklerimize işlemiş kör olası ilkeler sayesinde zaten zar zor durduğumuz memleketimizden, atalarımızın, daha da önemlisi torunlarımızın yüzüne bakacak onurlu bir duruş uğruna ağız dolusu lafı yiyip yuttuğumuz, her gün yaşamaya çalışarak yaşadığımız DÜNYAMIZDAN, sür bizi de gayrı. Sür gitsin, sür bitsin. Bu lafı yutmayacağım ben.
Ama niye süreceksin? Bizim etimiz ne budumuz ne? Dişinin kovuğuna gitmez. Zaten biz sürüyüz. Egemenliğe ortak olmayı istemek yerine, egemenin akıllısını ister ya sürüler, bizimki de o misal; oturmuş egemenin akılsızlığından bahsedip, egemen uyarıyoruz. Bu kadarı da fazla, bu iş böyle göstere göstere de yapılmaz ki. Vicdan evinden hiç mi geçmedi yolun?”
Arat Dink
Adalete Özlem  Rober Koptaş Adalete Özlem Agos Gazetesi 25.04.2008
Yazar: Rober Koptaş
Başlık: Adalete Özlem
Yayın: Agos Gazetesi
Tarih:  25.04.2008

Aret’in 19 Ocak sonrasında çizdiği karikatürlerde mizahtan çok, kırgın, küskün bir ironi var. Kara mizah da değil, olsa olsa ‘acı mizah’ bu… Bizlere acısını göstermeye çalışmıyor; aksine, tam da acının içinden çiziyor; çizerin iç dünyasındaki gelgitleri ve yaşadığımız ülkeyle kavgasını görüyoruz bütün çıplaklığıyla.
Aret’le aynı yerde, Kurtuluş’ta doğduk. İlkokula ikimiz de, birkaç yıl sonra öğrencisizlikten kapanacak olan Elmadağ’daki Lusavoriçyan’da başladık. Başımızdan geçenleri farklı imbiklerden damıtırız elbette, ancak onun hayal kırıklıklarını, üzüntülerini anlayabilirim.
Kitapta, her birini çok çarpıcı bulduğum onlarca karikatür arasında en çok sevdiğim, onun mahut İstanbul siluetinin önüne yerleştirdiği Noel Baba’nın, Güler’e, Aksu’ya, Çiçek’e vs. Hrant Dink posterlerini vermeyip, onları cezalandırdığı çizim… Kitaptaki diğer karikatürlerden farklı bir ruhu var onun: Daha dışa dönük, daha eylemci.
Galiba bu karikatürü, gerçek hayatta alabildiğine hırpalanan adalet özlemimi kurgu âleminde tatmin ettiği için seviyorum. Ona baktıkça, hayatın tatsızlıklarından kaçıp, karikatürün kalın çizgilerine sığınıyorum. Üstelik Noel Baba’nın listesini gönlümce uzatma özgürlüğüne de sahibim: Cinayetin işlendiği ortamı hazırlayanlara, cinayete göz yumanlara, hayatımızı karartan çetecilere, darbecilere, militaristlere… Hediye yok!
Böylece biraz olsun rahatlıyor, huzur buluyorum.
Utanmasam, “İçimin yağları eriyor!” bile derdim!
Ermeni Cemaatinin Acıya Gark Olan Ruhu  Oşin Çilingir Ermeni Cemaatinin Acıya Gark Olan Ruhu Agos Gazetesi 25.04.2008
Yazar: Oşin Çilingir
Başlık: Ermeni Cemaatinin Acıya Gark Olan Ruhu
Yayın: Agos Gazetesi
Tarih:  25.04.2008

Kitaptaki karikatürlerden bana en sıcak geleni ve felsefi derinliğe sahip olanı, İstanbul’un cami ve kiliselerden oluşan klasik kıyı siluetine uzaktan bakan bir Ermeni’yi bir konuşma balonuyla yansıtanıdır. Balonundaki söz: “Yediğim balık, içtiğim rakı, hiçbir şeyin tadı yok...Kendi kendime diasporayım artık…”
Hrant Dink’in ölümü bütün kimlikleri aynı paydada tekleştirip sıfırlarcasına geniş kitleleri derinden etkiledi. Karikatürümüzün kahramanı Ermeni, kendi cemaatini temsil etmektedir. Bu temsiliyette Aret Gıcır, Hrant’ın katledilmesiyle Ermeni cemaatinin acıya gark olan ruh haline tercüman olmaktadır. Onun konuşma balonundaki ‘balık’, ‘rakı’, ve ne de ‘başka bir şey’in tadı kalmadığına dair sözleri, hem 1915’e benzer bir acıyı hem de yeniden derin bir yabancılaşmayı çağrıştırıyor. İstanbul’un güzelim silueti, bu çağrışımı güçlendiriyor. Aret tam da burada çizgiyle söz arasında bilinçli bir zıtlık kurmuş, bunu yapmakla da karikatürün ifade gücünü artırmış.
Şimdi, gelelim karikatürün felsefi derinlik kazandığı can alıcı noktasına. Aret Gıcır, konuşma balonundaki ikinci cümleyle karikatürünü noktalarken, “Kendi kendime diasporayım artık…” diye yazmış. Bu son cümleyle bana kalırsa çizgi-söz dengesi değişmiş; çizgi ikincil plana itilmiş, sözün gücü ön plana çıkarılmıştır. Bu cümle, Ermeni cemaatinin Hrant Dink’in öldürülmesiyle yaşadığı kitlesel ve bireysel yabancılaşmayı pek güçlü dile getirmektedir. Çünkü, diaspora, sözcük olarak bir kavmin ya da ulusun anayurdundan çıkarak başka ülkelere dağılması anlamına geldiğine göre, karikatürdeki Ermeni’nin kendi kendine diaspora oluşu, kendi dışına çıkması, kendine ve anayurduna yabancılaşmasını ima etmektedir.
Der Zor’a Düşen Yollar  Şebnem İşigüzel Der Zor’a Düşen Yollar Agos Gazetesi 25.04.2008
Yazar: Şebnem İşigüzel
Başlık: Der Zor’a Düşen Yollar
Yayın: Agos Gazetesi
Tarih:  25.04.2008

Tarih bir günde değişir. Öncesi de vardır elbet ama bir gün, vicdansız bir parmak, telgraf mandalına mütemadiyen tıklar ve bir günde ayrılmak zorunda kalır insanlar doğduğu topraklardan. Tıpkı Aret Gıcır’ın çizgilerindeki gibi yollar Der Zor’a düşer, bir günde. Der Zor’a varabilen yorgun Ermeni çocuklarından yığılıp kalanları aç çakallar parçalar. Bunları gören gözler yaşlanır, gün gelir bunları bir bir anlatırlar. Çakalların elinden kurtulan çocukların anlattıklarına inanmayanlar vardır. Vicdansız parmaklar inkâr eder hatta edepsizleşir, “Biz değil, onlar!” diye. Oysa geride kalan bahçelerde kan kokusundan oynayamayan Türk çocuklar, komşular vardır. Herkesin gördüğünü ve bildiğini birileri ısrarla görmez, duymaz. Tarih kötülerin elinde yaratılır, iyiler tarafından yaşanır.
Düşünen Adam  Yıldırım Türker Düşünen Adam Agos Gazetesi 25.04.2008
Yazar: Yıldırım Türker
Başlık: Düşünen Adam
Yayın: Agos Gazetesi
Tarih:  25.04.2008

Aret Gıcır, bir düşünür.
Kelimenin her anlamıyla. Çoğunluk bir başına düşünen insanlar çiziyor.
Düşünmek, onun çizgilerinde endişeli ve gizli bir edim.
Kendi içine kıstırılmış insanların kendi kendilerine fısıldadıkları, balonları.
Aret Gıcır, Düşünen Adam’ı çiziyor durmadan.
Öte yandan, gerçek bir düşünür olarak canının yanmasından, can yakmaktan korkmadan büyük bir tanıklığın kederini yansıtıyor, düşüncelerinde.
Mutsuz, endişeli, korkuyla buruşmuş suratlar her karikatürde sonsözü söylüyor.
Karanlık bir İstanbul siluetinin karşısına geçmiş, artık kendi kendinin diasporası olduğunu itiraf eden adam gibi.
Kendi kendinin gurbetinde, kendi kendinin sılası olmuş. Dönülmesi neredeyse imkânsız bir sıla.
Oysa besbelli bir zamanlar kendi kendinin avcısı, hayatın muhabbetli acemisiymiş.
Doğru, hepimiz 19 Ocak öncesine dönmek istiyoruz.
Hrant, varlığı ve temsil ettikleriyle kendimize demirlememizi kolaylaştıran; ağzımızın tadını, tenimizin hevesini korumamızı sağlayan, ışıklı mı ışıklı bir adamdı.
“Ya Hepimiz Ermeni’ysek?”  Ferhat Kentel “Ya Hepimiz Ermeni’ysek?” Agos Gazetesi 25.04.2008
Yazar: Ferhat Kentel
Başlık: “Ya Hepimiz Ermeni’ysek?”
Yayın: Agos Gazetesi
Tarih:  25.04.2008

Aret Gıcır’la TESEV için Türkiye’de Ermeniler üzerine yaptığımız ve yakında İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları’ndan çıkacak olan bir araştırma vesilesiyle tanışmıştım. Yıl 2002’ydi ve araştırma için yaptığım bu ilk görüşmede Aret Gıcır’ın ilk kitabı ‘Azınlıkyan’ üzerine konuşmuştuk. Aslında Azınlıkyan’ın içinde gezindikçe, Gıcır’ın kendisiyle konuştukça, “Türkiye’de Ermeni –ya da ‘azınlık’– olma”nın ne anlama geldiği bu kadar sade ve bir o kadar derinliğine anlatıldıktan sonra “Daha başka ne anlatılabilir ki?” diye düşünmeden edememiştim. Aradan 6 sene geçti; bizim “Ermeni olma”yı uzun uzun anlatma faaliyetimizin ürünü olan kitap hâlâ çıkamadı ama Aret Gıcır, o zamandan bu yana ‘Ben Topik Değilim’i ve şimdi de ‘19 Ocak Öncesine Dönmek İstiyorum’u çıkardı. Ve “Daha başka ne anlatılabilir ki?” sorusunun cevabını gene kendisi verdi.
Toplumsal Bir Günlük  Ohannes Şaşkal Toplumsal Bir Günlük Agos Gazetesi 25.04.2008
Yazar: Ohannes Şaşkal
Başlık: Toplumsal Bir Günlük
Yayın: Agos Gazetesi
Tarih:  25.04.2008

Aret Gıcır’ın, 19 Ocak 2007’de sevgili Hrant Dink’in katledilişinin yol açtığı yığınsal infiali ve bunun öncesi ile sonrasındaki sosyopatolojik gelişmeleri konu edinen, ‘19 Ocak Öncesine Dönmek İstiyorum’ travmatik başlığı altında, Agos’ta çizdiklerinin hemen hepsi de dile getirdikleri sorunsallar bağlamında önemlidirler. Aret Gıcır’ın yüreğine bereket, ellerine sağlık… Belgesel nitelikli toplumsal bir günlük gibi her birinin iç burkan satır aralarında gezinirsek, her biri için kendilerine has derinliklerin ayırdına vararak değerlendirmeler yapmamız mümkün. Hrant Dink’in birinci ölüm yıldönümünde, anısına, Aras Yayıncılık tarafından kitaplaştırılan ‘19 Ocak Öncesine Dönmek İstiyorum’daki en çok beğendiklerim birden çok olduğundan, beni etkileyen iki karikatür üzerine söz söylemekle yetinmek zorundayım.
Korkmakta Hepimiz Eşitiz  Perihan Mağden Korkmakta Hepimiz Eşitiz Agos Gazetesi 25.04.2008
Yazar: Perihan Mağden
Başlık: Korkmakta Hepimiz Eşitiz
Yayın: Agos Gazetesi
Tarih:  25.04.2008

Aret Gıcır’ın karikatürleri/ karikatürü bende şu Ermeni Hissiyatlanması’nı yarattı. Geçen gün baktım komşum, camına “Hrant için, Adalet için” yazısını dayamış.
Kaygılandım anında.
Ya camını taşlarlarsa, bir şey yaparlarsa diye. Korktum.
Evlerden sarkan bayrakları görünce de kaygılanıyorum. “Burası Türkiye. Bayram değil seyran değil. Niye bu bayraklanmalar? İşgal altında mıyız?” oluyorum.
Son kertede HEPİMİZ ERMENİ’YİZ. Demokrat olanlarımız, faşizme/ ırkçılığa karşı olanlarımız, kendini azınlık duyanlarımız, hakikatten yana olanlarımız, her nevi atmasyon edebiyatlanmadan artık bulanan/ bunalanlarımız.
Korkuda, korkmakta HEPİMİZ EŞİTİZ.
Bugün Türkiye’de ben kendimi bir Ermeni’den daha”az” Ermeni görmüyorum.
Ermeni Hissiyatlanması’yla kast ettiğim budur.
O nedenle de Aret Gıcır’ın “karikatürleri” hepimizin arka bahçesinde göstermemeye gayret ettiğimiz korkuların/ karanlıkların/ tedirginliklerin/ güvercin ürkekliklerinin bire bir fotoğraflarıdır.
Karikatürleri değil; fotoğraflarıdır. Ne yazık ki, böyledir.
Kalıpları Bozmaya Çalışmak  Ender Özkahraman Kalıpları Bozmaya Çalışmak Agos Gazetesi 25.04.2008
Yazar: Ender Özkahraman
Başlık: Kalıpları Bozmaya Çalışmak
Yayın: Agos Gazetesi
Tarih:  25.04.2008

Mizahın rahatlatıcı bir etkisi olduğu söylenir. Bu etkiyi hissettirebilmek için, öncelikle baskıcı çevrelerin uyguladığı sınırlamaları ortadan kaldıracak iddiada bir icraat gerekir. On yıl önce, bu rahatlamayı sağlama sorumluluğunu üstlendiğinde, Kemal Gökhan’la birlikte Aret’in yanındaydık. Bu etkiyi Agos’ta yaratmanın ne denli zor olduğunu biliyorum. Baskıların boca edildiği bir mecrada karikatürcü olmak, insanların kafasındaki kalıpları bozmaya çalışmak kolay değildir gerçekten… Aret’in ilk çizimlerini hatırlıyorum; sade ve ürkek bir plastiğe sahiptiler. Azınlık olarak algılanması, haliyle bir güven sorununu da beraberinde getiriyordu. Agos ailesinin “Biraz değişse” diye dile gelen dileklerini çabuk yerine getirdi ve araçlarla ilgili temel meseleleri hallederken hiç yüksünmedi. Önce çizgiroman eğitimi aldı ve ‘Azınlıkyan’ karakterini yaratarak hakkındaki algıları değiştirmeyi başardı. Gregoryen bir estetiğin ifadesini bulduğum Krikor Zohrab ve Gomidas’lı karikatürlerini özellikle beğeniyorum. Yerevan Güncesi’ne çizdiği karikatürlerle aidiyetine yapılan her türlü saldırı ve ayıbı, her gözün görebileceği şekilde, başarıyla ortaya seriyor.
Öfkeyi Akarsuyunun Yatağı Yapan<br>Kırgın Bir Çizer: Aret Gıcır  Kemal G. Gürses Öfkeyi Akarsuyunun Yatağı Yapan
Kırgın Bir Çizer: Aret Gıcır
Agos Gazetesi 25.04.2008
Yazar: Kemal G. Gürses
Başlık: Öfkeyi Akarsuyunun Yatağı Yapan
             Kırgın Bir Çizer: Aret Gıcır
Yayın: Agos Gazetesi
Tarih:  25.04.2008

Çok uzak değil, daha geçenlerde aktör-rejisör Kenan Pars’ın ölümünün ardından bir TV kanalı bizi korkunç bir gerçekle yüzleştirdi: “Kenan Pars aslında Kirkor Cezveciyan adında bir Ermeni’dir.” Bütün hayallerimiz yıkılmak üzereydi ki, müteveffa ölüm döşeğinde (aile yakınlarının ifadesiyle) defalarca salavat getirerek yüreğimize su serpmişti. Biz de böylece, geride bıraktığı yüzlerce siyah-beyaz akan görüntüde onu “içimizdeki şüphe” olarak görmekten kurtulmuş olduk. Aret Gıcır’la Agos’un ilk yıllarındaki çarşamba gecelerinden birinde tanıştık. O çarşamba gecelerinin hususiyeti; kimimiz yazıp, kimimiz çizerken, kimimiz de destek bâbında redaksiyon, çay servisi yapardı, imece usulü bir “gazete çatma” gecesi geçirirdik. Yerdik, içerdik, gülerdik, ağlardık. Aret’le, karikatüristlerin kendine has anlaşma ve yaklaşma duygularıyla kısa sürede kaynaştık. Ters işleyen bir zekâmız olduğu için, solakların birbiriyle mütebessim bakışmalarına benzer bir anlaşmaydı bizimkisi. Aret bu işe gönül kaptırmıştı. Üstelik Agos’un çizer kadrosunda biri Türk (bu ben oluyorum), biri Kürt (bu da Ender Özkahraman oluyor), iki eskice çizerin işgalini önleyecek yeni bir çizerin oluşumu şahsen içimi rahatlatmıştı. Sonraki yıllarda Ermenistan’da resim eğitimiyle derinleştirdiği çizgisel anlatımında kendine has tarafları belirginleşti. Hem bakışında, hem de çizgisinde ‘Aret Gıcır’ kimliğini oluşturan şeyi tanımlamaya çalışırken, kendimce bir benzetme bulduğumu sanıyorum: “Aret, kırgın bir anlatım tarzı kurdu.” “Kırgınlığı”nı çizgisine taşırken seçtiği “kirli estetik”ten, konularında “aidiyetini bir daha kazanmamak üzere terketmişliği”ne kadar görüyorum. “Patlayan” finaller, kahkaha attıran hikâyeler seçmedi. Geçerken söyledi. Kimi yerde tamamlaması için okura bir “açmaz” bıraktı. Eleştiri denen ve karikatürün hammaddesini oluşturan bu ters-zekâyı o açmazda görürsünüz. Öfke, çizer kimliğini belirginleştiren bir alt-duygu olarak karikatürlerinde yürüyor. Hem kendi cemaatine “kırgın”, hem de doğup-büyüdüğü coğrafyaya. Hem Ermenistan’a, hem de galiba dünyaya... Bunu, öfkesini dizginlemeden, ama yukarıda da bahsettiğim gibi, öfkeyi akarsuyunun yatağı yaparak sürdürdü.
12’den Vurdu  Banu Güven 12’den Vurdu Agos Gazetesi 25.04.2008
Yazar: Banu Güven
Başlık: 12’den Vurdu
Yayın: Agos Gazetesi
Tarih:  25.04.2008

Aret Gıcır’ın karikatürleri arasında tam 12’den vurduğunu düşündüklerim var. “Eskiden Kürt de yokdi” diyen de, “Önce İnsan” diyen de, “Biz”in nasıl, hangi anlamlar yüklenerek kullanıldığına dikkat çeken de, meseleleri en hassas yerinden yakalıyor. Ama hangi karikatürün hangi ruh halimi yansıttığı sorusuna vereceğim cevap, kitabın 13. sayfasında. Bu kaybın yarattığı iki ihtiyaç oldu bende. Biri kendimi sokaklara atmak, isyanımı bağırmak ve adalet talep etmek, diğeri ise kendimi kanepeye atmak, gözyaşlarımı akıtmaktı, aynı karikatürdeki gibi. 19 Ocak öncesine dönmek istiyorum.
Aret Gıcır’ın ‘19 Ocak Öncesine Dönmek İstiyorum!’ Kitabıyla İlgili Bir-İki Söz...  Semih Poroy Aret Gıcır’ın ‘19 Ocak Öncesine Dönmek İstiyorum!’ Kitabıyla İlgili Bir-İki Söz... Agos Gazetesi 25.04.2008
Yazar: Semih Poroy
Başlık: Aret Gıcır’ın ‘19 Ocak Öncesine Dönmek İstiyorum!’ Kitabıyla İlgili Bir-İki Söz...
Yayın: Agos Gazetesi
Tarih:  25.04.2008

Aret Gıcır’ın 2005’te çıkan bir kitabına yazdığı önsözde, sevgili Hrant Dink, “Bir çizerin çizgisini yenilemesi intihardır” diyor. Doğru yanları var bu sözün; ama, genç yaşta bir çizgi tutturmuşsanız onu geliştirmek her zaman kolay olmayabilir. Galiba en iyisi deneyim kazandıkça çizgiyi olgunlaştırmaktır. Karikatürcünün genç yaşta ‘bulduğu’ çizgisinden hoşnut olması onu ‘nasıl’ çizdiğiyle değil, ‘ne’ çizdiğiyle ilgilenmeye götürür. Artık her şeyi yıllarca ‘aynı çizgi ile’ anlatacaktır. Aret’in karikatürlerinde en belirgin, kalın çizgiler konuşma balonlarının çerçevelerinde görülüyor; yani, söz burada önemli. Karikatürdeki mizahı neredeyse salt söze terk ederseniz çizginizle oynamanız gecikecektir. ‘19 Ocak Öncesine Dönmek İstiyorum!’ bir bunaltıcı gün ve sonrası üzerine karikatürlerden oluşuyor. Söze çok gereksinim duyulan anlardı. Bunu anlayabiliyorum; yine de karikatürde, mizahın sözden önce çizgiye bırakılmasını severim. Söz, kullanıldığında ise ‘anlatmak’tan çok, çarpmalıdır. Aret’in kitabının kapağındaki karikatürü özellikle belirtmek isterim. Sevdim onu. Etkilendim. Sadeliğine dikkat çekeceğim. Aynı karikatür, kitabın içinde de var. Oradaki, çok gerekli olmayan çizgilerle biraz yorulmuş bir çizim; üstelik balonlu. Kapaktakini yeğlerim. İkisinin karşılaştırılması yukarıda söylediklerimi açıklar.
Yüreğine, bileğine sağlık Aret…
Bu Dünyada Hrant Vardı  Zeynep Tanbay Bu Dünyada Hrant Vardı Agos Gazetesi 25.04.2008
Yazar: Zeynep Tanbay
Başlık: Bu Dünyada Hrant Vardı
Yayın: Agos Gazetesi
Tarih:  25.04.2008

Belki o gün fark edemedim, o an hissedemedim ama, 19 Ocak 2007 hayatımı bir anda ikiye böldü. Bundan böyle benim için artık yaşam, “Hrant’tan önce, Hrant’tan sonra” diye yeni ve çok mutsuz, çok umutsuz, çok keyifsiz bir süreçe girdi. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı, ne dünya, ne Türkiye, ne de ben. 19 Ocak’tan önce dünyanın hali çok mu iyiydi? Hayır, insanoğlunun (kızı değil oğlunun) ısrarla savaştığı, öldürmeye ve ölmeye doyamadığı, insanın bir türlü insanlığını bulamadığı vahşi bir dünya... Ama bu dünyada Hrant vardı...
Hrant Dink: Ayrıkotu  Behçet Çelik Hrant Dink: Ayrıkotu Virgül Dergisi 11.03.2008
Yazar: Behçet Çelik
Başlık: Hrant Dink: Ayrıkotu
Yayın: Virgül Dergisi
Tarih:  11.03.2008

Bazılarının anlamadıkları ya da ısrarla anlamadıkları, bazılarının da anlamazdan geldikleri ya da anlamamak için özel çaba harcadıkları bir konu var: Öyle ya da böyle, Hrant Dink’in öldürülmesinin taşıdığı anlamı, bu cinayetin herhangi bir cinayet olmadığını görmüyorlar, görmek istemiyorlar-bir nevi renk körlüğü olsa gerek. 19 Ocak 2007’den bu yana Dink cinayetinin özgüllüğünü ve önemini görmeyenlerin bu cinayeti başka cinayetlerle her fırsat bulduklarında karşılaştırdıklarına sıklıkla tanık oluyoruz. Oysa bugün Hrant Dink cinayetinden sadece siyasi bir cinayet olarak söz etmek dahi –ne yazık ki, evet, akıl dışı ama ne yazık ki böyle- bu cinayeti değerlendirirken bizi yanlış yargılara götürebilir. Yine sıkça rastlanan bir durum da, “Hepimiz Hrant’ız” sloganının bir benzerini, Hrant Dink’in adının yerine başka bir isim koyularak söylenmesi, daha da ötesi bununla yetinilmeyip “Hepimiz Hrant’ız” diyenlerin, neden “Hepimiz X’iz” gibisinden sözler söylemedikleri için eleştirilmeleri. Bütün bu çabaların, Dink cinayetinin –neredeyse- adi bir cinayet olarak algılanmasını arzulayanların psikolojik baskı yöntemleri olduğu çok açık.
Şunu kabul etmeliyiz. Hrant Dink rastgele seçilmiş bir hedef değildi; o bir “ayrıkotu” olduğu için öldürüldü. Gerçek anlamda bir ayrıkotuydu. Türkiye’de “sözde” yeni ceza yasasıyla ifade özgürlüğünün önüne engeller konduğunda, yeni suçlar ihdas edilerek yasaklanan sözleri çekinmeden söyleyebilen, bu söylediklerinin tam zıddını da, başka bir ülkede, ifade özgürlüğünü engelleyecek bir yasanın yürürlüğe girmesi halinde o ülkeye giderek orada da söyleyeceğini belirten biriydi. Öte yandan Hrant Dink aklın karşısına kalbiyle çıkan biriydi - Aklın ideolojiler üstü hâkimiyetinin karşısında da ayrıkotuydu. Hrant Dink kendi ayrıkotluğunun katmerli bir ayrıkotluk olduğunu şu sözleriyle ifade etmişti: “Biraz iyi bir Ermeni’yimdir, iyi bir solcuyumdur. Bu ikisi bir araya gelince bu ülkede neler olduğunu bilirsiniz…”
Hrant Dink, bu nedenle, hayli tehlikeliydi ayrıkotları bulunmayan, tektip bir ülke isteyenler için; ama onun seçilmesinin nedeni, onun öldürülmesinin başka nedenlerden ötürü, başka biçimlerde ayrıkotu olanların, kendini ayrıkotu hissedenlerin hepsinin üzerinde tedhiş ve korku yaratacağının öngörülmüş olmasıydı aynı zamanda. Böylesine kalpten konuşan birinin öldürüldüğü yer ve zamanda nasıl olacak da başka ayrıkotları ses çıkartacaklar – ses çıkartmak ne kelime!- nasıl yaşayacaklar? Hrant Dink tek bir kişi üzerinden, bu kişinin mensup olduğu topluluklardan daha geniş topluluklara gözdağı verilmesi amacıyla hedef seçilmişti, ama bu cinayet planlayanların ummadığı biçimde, farklı mensubiyetleri, aidiyetleri ya da tercihleri nedeniyle ayrıkotu olanların, kendini ayrıkotu hissedenlerin ya da hissettirenlerin ortak tepki vermelerine vesile oldu. Özellikle merkez medyanın aksi yöndeki psikolojik-ideolojik baskısına karşın bu cinayetin gerçek anlamda aydınlanması konusunda umut verici kimi gelişmelere tanık olabiliyorsak, bunlar biraz da bu ortak tavır sayesinde. Ayrıkotlarının ortak tavırları daha geniş kesimlerde, bir nebze de olsa, ortak bir bilinç yaratmış durumda - bu cinayetin arkasında, mahkemede yargılananların haricinde, üst mevkilerde “birilerinin” daha bulunduğuna dair bir bilinç.
Dink cinayetini önemsizleştirmeye çalışanların karşısında bu cinayetin gerçek anlamını ortaya koymaya çalışanlar, Dink’in öldürüldüğü 19 Ocak 2007 tarihinden bu yana çeşitli platformlarda bu yöndeki arzularını ifade ediyor, bu yönde çaba harcıyorlar. Çok geniş bir ölçek içerisinde, birbirinden hayli farklı siyasi görüşteki insanların Hrant Dink’e –kiminin uzaktan uzağa, kiminin kurdukları kişisel ilişki içerisinde- duydukları muhabbeti ifade etmeleri de ayrıkotlarının bir başka özelliğine dikkat çekiyor belki de… Ayrımcılığa, dışlanmışlığa ve baskıya farklı biçimlerde, farklı düzlemlerde muhatap olanların ortak duyarlıkları, birbirlerini hemen tanımaları, birbirlerine kanlarının kaynaması…
Ayrıkotlarının bu ortak duyarlıkları nedeniyle olsa gerek. Paris'te Hrant Dink'e ithaf edilen bir karikatür sergisi düzenlendi: Ümit Kartoğlu ile Ohannes Şaşkal'ın göçmenliği, göçmenlerin yaşadığı entegrasyonu konu alanı "Le Chiendent / Ayrıkotu" başlıklı karikatür sergisi. Bu sergide yer alan karikatürler aynı isimle kitap olarak da yayımlandı Fransa’da.
Hrant Dink'in kurucusu olduğu Agos gazetesinin 18 Ocak 2008 tarihli nüshasında bu sergiyle ilgili olarak Lora Baytar'ın sorularını yanıtlayan Ohannes Şaşkal, projenin temelinde yer alan göç ve entegrasyon probleminin çizerlerin yapıtlarına, göç ve göçün psikolojisi, göçün insan ruhunda yarattığı çöküntüler, göçmenin uğradığı ayrımcılık, dışlanmışlık ve baskı…’ olarak yansıdığını vurgulamıştı.
Projenin temelinde göçmenlerin entegrasyon sorunları yer almakla birlikte, bu karikatürler aynı zamanda yaşadığı toplumsal yapıyla, insan ilişkilerinin aldığı hallerle uyum sorunu yaşayan herkesin ruh halini yansıtıyor -yerimizden hiç kımıldasak da zamanla kendimizi göçmen hissettiğimiz bir çağda yaşamıyor muyuz?
"Le Chiendent /Ayrıkotu" Kartoğlu ile Şaşkal'ın birlikte katıldıkları ilk sergi değil, ama kömür madencilerini konu alan bir önceki ortak sergilerinin üzerinden neredeyse otuz yıl geçmiş durumda. Uzun zaman sonra buluşmalarını sağlayan ressam, heykeltıraş İsmail Yıldırım, otuz yıl öncesini şöyle anlatıyor kitabın girişinde:
Puslu bir dönemdi, Türkiye'nin en puslu dönemi. Çorum, Maraş katliamları olmuş, şehirler tetikteydi. (...) Ümit ve Ohannes'le bugünlerde tanıştım. Kömür madencileriydi konu. İlk kitapları olacaktı. Ben de editörleri olacaktım. Yeni basılmış kitabın sayfalarına burnumuzu gömerek koklayacaktık. (...) Paramız kıt ama çok hevesimiz vardı. Ama zaman dardı. Dar zamandaydık. 12 Eylül 1980'de cuntanın düdüğü çalınca...
Aradan bunca zaman geçti. Önce Ümit' le karşılaştım. Madenci kitabının heyecanı dün gibiydi. Oyunu yarıda kalmış çocuk heyecanıyla, "nerede kalmıştık" dedik. Bu kitap "ayrıkotu", kaldığımız verin devamıdır.
Yukarıda sözünü ettiğim söyleşide Ohannes Şaşkal' ın söyledikleri arasında bir nokta ilgi çekici: Hrant Dink 'in öldürülmesi. Şaşkal'ın karikatürü hayatından neredeyse bütünüyle çıkartmayı düşündüğü günlere rastlamış: bu tarihten sonra Agos'ta düzenli olarak çizgilerini yayımlamaya başlayan Şaşkal, "Hrant'ın öldürülmesinden sonra bunu bir görev olarak gördüğünü belirtiyor aynı söyleşide.
Şaşkal gibi çoğumuz için de 19 Ocak önemli bir tarih artık. 2005'te yayımlanan ikinci karikatür kitabının sonsözünü Hrant Dink'in yazdığı Aret Gıcır için de apayrı bir önemi var bu tarihin. Bu tarihten sonra Agos'ta karikatürlerini "19 Ocak Öncesine Dönmek İstiyorum" başlığı altında yayımlıyor Gıcır. Aras Yayıncılık da 19 Ocak'ın yıldönümünde Gıcır'ın bu karikatürlerini kitap olarak yayımladı.
19 Ocak Öncesine Dönmek İstiyorum. adlı kitabın girişinde, Hrant Dink'in öldürülmesinin ardından Aras Yayıncılık adına kaleme alınan ve Agos'ta yayımlanan yazıya yer verilmiş. Bu yazıda Hrant Dink'i tanıtırken belirtilen özellikler onun ayrıksı yanının, "ayrıkotluğunun" da ifadesi aynı zamanda:
Baştan ayağa bir duygu ve tutku insanıydı Hrant Dink. Kaleminden, dudaklarından dökülenler inandıkları, yüreğinde duyduklarıydı, yalansız, dolambaçsız. Bu yönüydü onu önyargılarla, basmakalıp düşüncelerle zırhlanmış diğer fanilerin gözünde tehlikeli biri, bir "khent," bir deli, sağı solu belli olmaz bir âdemoğlu yapan. Samimiyeti. yaşadığımız sahtelikler diyarında yegane kozuydu; aynı samimiyet, mitoloji kahramanı Aşil'in topuğu misali yegane zaafıydı da.
Aret Gıcır'ın bu kitaptaki karikatürlerinde kara mizah değil, kapkara bir mizah var. 2001 yılında Azınlıkyan adlı karikatür kitabı yayımlamıştı Aret Gıcır. Bu kitapta Krikor Azınlıkyan adlı bir Ermeni'nin gündelik hayatından kesitler, azınlık olmanın haletiruhiyesi hakkındaki karikatürleri yer alıyordu. 19 Ocak Öncesine Dönmek Istiyorum!’daki bazı karikatürlerdeki adamın da Krikor Azınlıkyan olduğunu düşünebiliriz, ama 2001 'deki -19 Ocak öncesindeki- neşeli, kendisiyle de, cemaatiyle de dalga geçmekten çekinmeyen halinden çok uzak Azınlıkyan bu kez. Bir karede şöyle sesleniyor: "Yediğim balık, içtiğim rakı. Hiçbir şeyin tadı yok... Kendi kendime diasporayım artık..."
19 Ocak 2007'den sonra ayrıkotlarının girdiği ruh halinin yanı sıra, Dink'in öldürülmesiyle ilgili
siyasi/ hukuki gelişmeleri de izlemek mümkün bu karikatürlerde. Gıcır ikinci kitabı Ben Topik Değilim’de de Ermenistan' a ve Türkiye'ye Erivan' dan bakmıştı. Hrant Dink bu kitaba yazdığı -son kitapta da yer alan- sonsözde "Ermenistan'ı çizgileriyle en iyi anlatan adam" diye tanımlamıştı Aret Gıcır'ı. 19 Ocak Öncesine Dönmek İstiyorum!’daki bir karede Hrant Dink'e şöyle sesleniyor Gıcır: "Sen yoksun topik oldum!"
Aret Gıcır önceki karikatür albümüne koyduğu Ben Topik Değilim adıyla, Ermenilerin bu ülkede turistik bir renk ya da sofrada bir çeşni olmadığını, kendi hususiyetleriyle bu ülkenin yurttaşları olduğunu söylemeye çalışmıştı. Şüphe yok ki bunu söylerken en çok Hrant Dink'in çabalarından, emeğinden destek alıyordu. Hrant Dink, çoğunluktan farklı olma hakkının altını her seferinde çiziyordu, ama en başta eşit haklara sahip yurttaşlığın peşindeydi.
Belki de birileri için tahammül edilmez olan da bu tavırdı. Rene Girard'ın Günah Keçisi’nde vurguladığı gibi:
Dinsel, etnik, ulusal azınlıklara asla kendine özgü farklılıklarından dolayı itiraz edilmez; tersine, beklendiği kadar farklılaşamadıkları için, sonuçta da hiç farklılaşamadıkları için suçlanırlar. (…) Kıyımcıların kafasına takılan şey asla farklılık değil, onun dile getirilmeyen karşıtıdır hep: Farksızlaşma. (çev. Işık Ergüden, Kanat Kitap, 2005, s. 30-31)
Sanırım, Hrant Dink de Ermenilerin topik olarak kalmalarına, belirli bir mesafede durmalarına, iyi körü farklılaşmalarına ses çıkartmasaydı, "ayrıkotu" ya da “günah keçisi” olarak algılanmayacaktı.
Aret Gıcır'ın bir karikatüründe sorduğu soru da şöyle: “Hepimiz Hrant Dink miyiz, yoksa Hrant Dink hepimiz miydi?” Gıcır'ın sorusu, Hrant Dink'in herkesin kalbine seslenebilecek genişlikteki yüreğine işaret ettiği kadar, onun bu sayede sahip olduğu farksızlaşma ve farksızlaştırma yeteneğine de işaret etmiyor mu?
  
Bazılarının anlamadıkları ya da ısrarla anlamadıkları, bazılarının da anlamazdan geldikleri ya da anlamamak için özel çaba harcadıkları bir konu var: Öyle ya da böyle, Hrant Dink’in öldürülmesinin taşıdığı anlamı, bu cinayetin herhangi bir cinayet olmadığını görmüyorlar, görmek istemiyorlar-bir nevi renk körlüğü olsa gerek. 19 Ocak 2007’den bu yana Dink cinayetinin özgüllüğünü ve önemini görmeyenlerin bu cinayeti başka cinayetlerle her fırsat bulduklarında karşılaştırdıklarına sıklıkla tanık oluyoruz. Oysa bugün Hrant Dink cinayetinden sadece siyasi bir cinayet olarak söz etmek dahi –ne yazık ki, evet, akıl dışı ama ne yazık ki böyle- bu cinayeti değerlendirirken bizi yanlış yargılara götürebilir. Yine sıkça rastlanan bir durum da, “Hepimiz Hrant’ız” sloganının bir benzerini, Hrant Dink’in adının yerine başka bir isim koyularak söylenmesi, daha da ötesi bununla yetinilmeyip “Hepimiz Hrant’ız” diyenlerin, neden “Hepimiz X’iz” gibisinden sözler söylemedikleri için eleştirilmeleri. Bütün bu çabaların, Dink cinayetinin –neredeyse- adi bir cinayet olarak algılanmasını arzulayanların psikolojik baskı yöntemleri olduğu çok açık.
Şunu kabul etmeliyiz. Hrant Dink rastgele seçilmiş bir hedef değildi; o bir “ayrıkotu” olduğu için öldürüldü. Gerçek anlamda bir ayrıkotuydu. Türkiye’de “sözde” yeni ceza yasasıyla ifade özgürlüğünün önüne engeller konduğunda, yeni suçlar ihdas edilerek yasaklanan sözleri çekinmeden söyleyebilen, bu söylediklerinin tam zıddını da, başka bir ülkede, ifade özgürlüğünü engelleyecek bir yasanın yürürlüğe girmesi halinde o ülkeye giderek orada da söyleyeceğini belirten biriydi. Öte yandan Hrant Dink aklın karşısına kalbiyle çıkan biriydi - Aklın ideolojiler üstü hâkimiyetinin karşısında da ayrıkotuydu. Hrant Dink kendi ayrıkotluğunun katmerli bir ayrıkotluk olduğunu şu sözleriyle ifade etmişti: “Biraz iyi bir Ermeni’yimdir, iyi bir solcuyumdur. Bu ikisi bir araya gelince bu ülkede neler olduğunu bilirsiniz…”
Hrant Dink, bu nedenle, hayli tehlikeliydi ayrıkotları bulunmayan, tektip bir ülke isteyenler için; ama onun seçilmesinin nedeni, onun öldürülmesinin başka nedenlerden ötürü, başka biçimlerde ayrıkotu olanların, kendini ayrıkotu hissedenlerin hepsinin üzerinde tedhiş ve korku yaratacağının öngörülmüş olmasıydı aynı zamanda. Böylesine kalpten konuşan birinin öldürüldüğü yer ve zamanda nasıl olacak da başka ayrıkotları ses çıkartacaklar – ses çıkartmak ne kelime!- nasıl yaşayacaklar? Hrant Dink tek bir kişi üzerinden, bu kişinin mensup olduğu topluluklardan daha geniş topluluklara gözdağı verilmesi amacıyla hedef seçilmişti, ama bu cinayet planlayanların ummadığı biçimde, farklı mensubiyetleri, aidiyetleri ya da tercihleri nedeniyle ayrıkotu olanların, kendini ayrıkotu hissedenlerin ya da hissettirenlerin ortak tepki vermelerine vesile oldu. Özellikle merkez medyanın aksi yöndeki psikolojik-ideolojik baskısına karşın bu cinayetin gerçek anlamda aydınlanması konusunda umut verici kimi gelişmelere tanık olabiliyorsak, bunlar biraz da bu ortak tavır sayesinde. Ayrıkotlarının ortak tavırları daha geniş kesimlerde, bir nebze de olsa, ortak bir bilinç yaratmış durumda - bu cinayetin arkasında, mahkemede yargılananların haricinde, üst mevkilerde “birilerinin” daha bulunduğuna dair bir bilinç.
Dink cinayetini önemsizleştirmeye çalışanların karşısında bu cinayetin gerçek anlamını ortaya koymaya çalışanlar, Dink’in öldürüldüğü 19 Ocak 2007 tarihinden bu yana çeşitli platformlarda bu yöndeki arzularını ifade ediyor, bu yönde çaba harcıyorlar. Çok geniş bir ölçek içerisinde, birbirinden hayli farklı siyasi görüşteki insanların Hrant Dink’e –kiminin uzaktan uzağa, kiminin kurdukları kişisel ilişki içerisinde- duydukları muhabbeti ifade etmeleri de ayrıkotlarının bir başka özelliğine dikkat çekiyor belki de… Ayrımcılığa, dışlanmışlığa ve baskıya farklı biçimlerde, farklı düzlemlerde muhatap olanların ortak duyarlıkları, birbirlerini hemen tanımaları, birbirlerine kanlarının kaynaması…
Ayrıkotlarının bu ortak duyarlıkları nedeniyle olsa gerek. Paris'te Hrant Dink'e ithaf edilen bir karikatür sergisi düzenlendi: Ümit Kartoğlu ile Ohannes Şaşkal'ın göçmenliği, göçmenlerin yaşadığı entegrasyonu konu alanı "Le Chiendent / Ayrıkotu" başlıklı karikatür sergisi. Bu sergide yer alan karikatürler aynı isimle kitap olarak da yayımlandı Fransa’da.
Hrant Dink'in kurucusu olduğu Agos gazetesinin 18 Ocak 2008 tarihli nüshasında bu sergiyle ilgili olarak Lora Baytar'ın sorularını yanıtlayan Ohannes Şaşkal, projenin temelinde yer alan göç ve entegrasyon probleminin çizerlerin yapıtlarına, göç ve göçün psikolojisi, göçün insan ruhunda yarattığı çöküntüler, göçmenin uğradığı ayrımcılık, dışlanmışlık ve baskı…’ olarak yansıdığını vurgulamıştı.
Projenin temelinde göçmenlerin entegrasyon sorunları yer almakla birlikte, bu karikatürler aynı zamanda yaşadığı toplumsal yapıyla, insan ilişkilerinin aldığı hallerle uyum sorunu yaşayan herkesin ruh halini yansıtıyor -yerimizden hiç kımıldasak da zamanla kendimizi göçmen hissettiğimiz bir çağda yaşamıyor muyuz?
"Le Chiendent /Ayrıkotu" Kartoğlu ile Şaşkal'ın birlikte katıldıkları ilk sergi değil, ama kömür madencilerini konu alan bir önceki ortak sergilerinin üzerinden neredeyse otuz yıl geçmiş durumda. Uzun zaman sonra buluşmalarını sağlayan ressam, heykeltıraş İsmail Yıldırım, otuz yıl öncesini şöyle anlatıyor kitabın girişinde:
Puslu bir dönemdi, Türkiye'nin en puslu dönemi. Çorum, Maraş katliamları olmuş, şehirler tetikteydi. (...) Ümit ve Ohannes'le bugünlerde tanıştım. Kömür madencileriydi konu. İlk kitapları olacaktı. Ben de editörleri olacaktım. Yeni basılmış kitabın sayfalarına burnumuzu gömerek koklayacaktık. (...) Paramız kıt ama çok hevesimiz vardı. Ama zaman dardı. Dar zamandaydık. 12 Eylül 1980'de cuntanın düdüğü çalınca...
Aradan bunca zaman geçti. Önce Ümit' le karşılaştım. Madenci kitabının heyecanı dün gibiydi. Oyunu yarıda kalmış çocuk heyecanıyla, "nerede kalmıştık" dedik. Bu kitap "ayrıkotu", kaldığımız verin devamıdır.
Yukarıda sözünü ettiğim söyleşide Ohannes Şaşkal' ın söyledikleri arasında bir nokta ilgi çekici: Hrant Dink 'in öldürülmesi. Şaşkal'ın karikatürü hayatından neredeyse bütünüyle çıkartmayı düşündüğü günlere rastlamış: bu tarihten sonra Agos'ta düzenli olarak çizgilerini yayımlamaya başlayan Şaşkal, "Hrant'ın öldürülmesinden sonra bunu bir görev olarak gördüğünü belirtiyor aynı söyleşide.
Şaşkal gibi çoğumuz için de 19 Ocak önemli bir tarih artık. 2005'te yayımlanan ikinci karikatür kitabının sonsözünü Hrant Dink'in yazdığı Aret Gıcır için de apayrı bir önemi var bu tarihin. Bu tarihten sonra Agos'ta karikatürlerini "19 Ocak Öncesine Dönmek İstiyorum" başlığı altında yayımlıyor Gıcır. Aras Yayıncılık da 19 Ocak'ın yıldönümünde Gıcır'ın bu karikatürlerini kitap olarak yayımladı.
19 Ocak Öncesine Dönmek İstiyorum. adlı kitabın girişinde, Hrant Dink'in öldürülmesinin ardından Aras Yayıncılık adına kaleme alınan ve Agos'ta yayımlanan yazıya yer verilmiş. Bu yazıda Hrant Dink'i tanıtırken belirtilen özellikler onun ayrıksı yanının, "ayrıkotluğunun" da ifadesi aynı zamanda:
Baştan ayağa bir duygu ve tutku insanıydı Hrant Dink. Kaleminden, dudaklarından dökülenler inandıkları, yüreğinde duyduklarıydı, yalansız, dolambaçsız. Bu yönüydü onu önyargılarla, basmakalıp düşüncelerle zırhlanmış diğer fanilerin gözünde tehlikeli biri, bir "khent," bir deli, sağı solu belli olmaz bir âdemoğlu yapan. Samimiyeti. yaşadığımız sahtelikler diyarında yegane kozuydu; aynı samimiyet, mitoloji kahramanı Aşil'in topuğu misali yegane zaafıydı da.
Aret Gıcır'ın bu kitaptaki karikatürlerinde kara mizah değil, kapkara bir mizah var. 2001 yılında Azınlıkyan adlı karikatür kitabı yayımlamıştı Aret Gıcır. Bu kitapta Krikor Azınlıkyan adlı bir Ermeni'nin gündelik hayatından kesitler, azınlık olmanın haletiruhiyesi hakkındaki karikatürleri yer alıyordu. 19 Ocak Öncesine Dönmek Istiyorum!’daki bazı karikatürlerdeki adamın da Krikor Azınlıkyan olduğunu düşünebiliriz, ama 2001 'deki -19 Ocak öncesindeki- neşeli, kendisiyle de, cemaatiyle de dalga geçmekten çekinmeyen halinden çok uzak Azınlıkyan bu kez. Bir karede şöyle sesleniyor: "Yediğim balık, içtiğim rakı. Hiçbir şeyin tadı yok... Kendi kendime diasporayım artık..."
19 Ocak 2007'den sonra ayrıkotlarının girdiği ruh halinin yanı sıra, Dink'in öldürülmesiyle ilgili
siyasi/ hukuki gelişmeleri de izlemek mümkün bu karikatürlerde. Gıcır ikinci kitabı Ben Topik Değilim’de de Ermenistan' a ve Türkiye'ye Erivan' dan bakmıştı. Hrant Dink bu kitaba yazdığı -son kitapta da yer alan- sonsözde "Ermenistan'ı çizgileriyle en iyi anlatan adam" diye tanımlamıştı Aret Gıcır'ı. 19 Ocak Öncesine Dönmek İstiyorum!’daki bir karede Hrant Dink'e şöyle sesleniyor Gıcır: "Sen yoksun topik oldum!"
Aret Gıcır önceki karikatür albümüne koyduğu Ben Topik Değilim adıyla, Ermenilerin bu ülkede turistik bir renk ya da sofrada bir çeşni olmadığını, kendi hususiyetleriyle bu ülkenin yurttaşları olduğunu söylemeye çalışmıştı. Şüphe yok ki bunu söylerken en çok Hrant Dink'in çabalarından, emeğinden destek alıyordu. Hrant Dink, çoğunluktan farklı olma hakkının altını her seferinde çiziyordu, ama en başta eşit haklara sahip yurttaşlığın peşindeydi.
Belki de birileri için tahammül edilmez olan da bu tavırdı. Rene Girard'ın Günah Keçisi’nde vurguladığı gibi:
Dinsel, etnik, ulusal azınlıklara asla kendine özgü farklılıklarından dolayı itiraz edilmez; tersine, beklendiği kadar farklılaşamadıkları için, sonuçta da hiç farklılaşamadıkları için suçlanırlar. (…) Kıyımcıların kafasına takılan şey asla farklılık değil, onun dile getirilmeyen karşıtıdır hep: Farksızlaşma. (çev. Işık Ergüden, Kanat Kitap, 2005, s. 30-31)
Sanırım, Hrant Dink de Ermenilerin topik olarak kalmalarına, belirli bir mesafede durmalarına, iyi körü farklılaşmalarına ses çıkartmasaydı, "ayrıkotu" ya da “günah keçisi” olarak algılanmayacaktı.
Aret Gıcır'ın bir karikatüründe sorduğu soru da şöyle: “Hepimiz Hrant Dink miyiz, yoksa Hrant Dink hepimiz miydi?” Gıcır'ın sorusu, Hrant Dink'in herkesin kalbine seslenebilecek genişlikteki yüreğine işaret ettiği kadar, onun bu sayede sahip olduğu farksızlaşma ve farksızlaştırma yeteneğine de işaret etmiyor mu?
 
 Yazarlar
Aras Yayıncılık
 İlginizi Çekebilir
Amerika'dan Bitlis'e William Saroyan
16.50 TL





Yüreği Dağlarda Olan Adam
William Saroyan

Yoldaş Pançuni
Yervant Odyan'ın ölümsüz eseri

Stüdyo Osep – Tayfun Serttaş

 
 
Ana Sayfa |  Son Çıkanlar |  Kategoriler | Arama  |  Resim İndir
Fiyat Listesi  | Ürün Listesi  |  Haber Aboneliği  | Haberler
 
 Aras Yayıncılık İth. İhr. Ltd. Şti.
 Sorularınız için bize mail atabilirsiniz. info@arasyayincilik.com
Getron Bilişim Hizmetleri
Ermeni edebiyatı ve kültürüne açılan pencere olarak nitelenmesine yol açan bir yayın çizgisi izleyen,iki dilde Türkçe ve Ermenice yayın yapan yayınevi.