Aras Yayıncılık Editör Bölümü Aras Yayıncılık Editör Bölümü Aras Yayıncılık İth. İhr. Ltd. Şti.
Aras Yayıncılık İth. İhr. Ltd. Şti. Aras Yayıncılık İth. İhr. Ltd. Şti.
Türkçe  |  English
 Üye Hizmetleri
 Ara
 Kategoriler

19 Ünlü Sesten: "Tililili"
Ölümünün birinci yılında
19 ünlü ses, Hrant Dink’e
ses verdiler. Dinleyin..


Kızıl Afiş
Misak Manuşyan
bir özgürlük tutsağı
Dostu, sevgilisi ve yoldaşı
Mélinée Manuşyan'ın
kaleminden...

 Ana Sayfa   Bize Ulaşın   Hakkımızda   Arama   Ürün Listesi   Ürün Şeması 
   Sepetim |  Sipariş Takip |  Üyelik İşlem |  Sipariş İptali  | Yardım  |  Satın Al   


Amerika'dan Bitlis'e William Saroyan
 
İnceleme
William Saroyan
 
Etiket Fiyatı (KDV Dahil) : 22.00 TL
Kazancınız % 25 (KDV Dahil) : 5.50 TL
İndirimli Fiyatı (KDV Dahil) : 16.50 TL
 
 
Özellikler
Kitap Dili  :   Türkçe
ISBN  :   978-605-5753-00-9
Kitap Özellikleri  :   2. hamur, 15 x 21 cm.
Basım Bilgisi  :   272 sayfa, 1. baskı, Kasım 2008

Sepete Ekle

arkadaşıma e-posta gönder Aras Yayıncılık Editör Bölümü
 
Açıklama

Saroyan’ın yazar kimliğini, kişiliğini, sanatçı ruhunu ve görüşlerini yansıtan, doğumunun 100. yıldönümüne adanmış bir kaynak kitap…
Yazarın son yıllarında kaleme aldığı “Bitlis” oyununun yanı sıra bu derlemede Ara Güler, Aziz Gökdemir, Bedros Zobyan, Dickran Kouymjian, Fikret Otyam, Garig Basmadjian ve Stephen D. Calonne’un yazıları yer alıyor.
Saroyan’ın 1964’te yapmış olduğu Anadolu ve Bitlis gezisinin izleri, ona eşlik eden Cumhuriyet gazetesi yazarı, fotoğraf sanatçısı Fikret Otyam ile Marmara gazetesi editörü Bedros Zobyan’ın kalemlerinden aktarılıyor.
Şair Garig Basmadjian’la yaptığı uzun söyleşi, onun hayata, fikirlerine ve sanatına yönelik ipuçları sağlıyor. Kouymjian’ın, Calonne’un ve Saroyan dizisi editörümüz Aziz Gökdemir’in akademik analizleri ile ölümünün ardından fotoğraf sanatçısı Ara Güler ve yakın dostu, Saroyan uzmanı Kouymjian’ın veda yazıları Saroyan’ın özgünlüğüne tanıklık eden seçkinin diğer yazıları. Kitabın sonunda yer alan fotoğraf albümü de derlemeyi zenginleştiren bir başka unsur.

Basından Kitap Hakkında
Konu açıklamalarını görmek için başlıkların üzerini tıklayınız lütfen
  Yazar Başlık Yayın Tarih
William Saroyan Anısına Sergi  .. William Saroyan Anısına Sergi heselm.com 10.02.2009
Yazar: ..
Başlık: William Saroyan Anısına Sergi
Yayın: heselm.com
Tarih:  10.02.2009

‘Yoksul İnsanlar’ ve ‘İnsanlık Komedisi’nin yazarı William Saroyan’ın, 100. yaş günü nedeniyle Diyarbakır Sanat Merkezi’nde açılan sergide fotoğraflar, müzikler ve metinlerle sanatçının ruh dünyasının kapıları aralandı.
Diyarbakır Sanat Merkezi’nde, dünya edebiyatının büyük isimlerinden birinin 100. yaşı kutlandı: “Yoksul İnsanlar”ın, “Aram Derler Adıma”nın, “İnsanlık Komedisi”nin yazarı William Saroyan’ın…
“Fresno-Bitlis-Yerevan / Neresi Gurbet Neresi Sıla?”, doğumunun 100. yıldönümünü UNESCO’nun da takvimine aldığı William Saroyan’ı anmak için Aras Yayıncılık, Anadolu Kültür ve Karşı Sanat işbirliğiyle hazırlandı Mehmet Sinan Niyazioğlu tarafından tasarlandı. İstanbul’da Tütün Deposu’nda açılışı yapılan sergi, şimdi de 7 Şubat - 10 Mart 2009 tarihleri arasında Diyarbakır Sanat Merkezi’nde…
Saroyan’ın kökleri Anadolu’ya uzanıyor. 1905′te Bitlis’ten ABD’ye göçen bir Ermeni ailenin Fresno’da doğan ilk ferdi… Ancak hayatı boyunca Bitlis’e öyle büyük bir yakınlık duymuş ki Saroyan, hem 1964′te uzun uzun gezmiş aile memleketini hem de Bitlis’e yakın olabilmek için dört kez Erivan’a gitmiş. (Yazarın Bitlis ile olan ilişkisi, 100. yaş günü kapsamında Aras Yayıncılık tarafından yayımlanan “Amerika’dan Bitlis’e William Saroyan” adlı kitapta ayrıntılarıyla yer alıyor).
Saroyan Bitlis’e duyduğu yakınlığı şu sözlerle dile getiriyor: “…Bitlis’i istiyorum Bitlis’te yaşamak, yürümek, yemek, içmek, uyumak istiyorum. Yarın Diyarbakır ya da Dikranagerd yolunda olacağız, oysa ben Bitlis’te kalmak istiyorum görünüşe göre, sonsuza dek. Burada ölmek ve ölülerimle birlikte olmak istiyorum…”
“Bitlis” oyunundan, 1975
“Neresi Sıla, Neresi Gurbet” Fresno, Yerevan, Bitlis kentleri üzerine kurulu. Yazarın Fresno’daki gençlik yılları ile Anadolu ve Ermenistan seyahatlerini belgeleyen fotoğraflarla, eserlerinden yapılan çeşitli alıntılar bu üç kentin Saroyan’ın hem sılası hem gurbeti olabildiğini vurguluyor. Saroyan’ın kimliğini, aidiyet ve aidiyetsizliklerini bu üç kent üzerinden nasıl tanımladığını görebilirsiniz.
Fotoğraflar ve müzik
Sergide yer alan fotoğraflar Ara Güler, Ermenistanlı fotoğrafçı Boğos Boğosyan, Saroyan’a Anadolu gezisinde eşlik eden Bedros Zobyan ile Fikret Otyam’a ait. Yalnızca fotoğraflardan oluşmuyor “Neresi Sıla, Neresi Gurbet?” Saroyan’ın çeşitli eserlerinden yapılan alıntıların yanı sıra Karin Karakaşlı ve Rober Koptaş tarafından kaleme alınan üç metin var: “Pergelin Sabit Ucu Fresno”, “Bitlis’te Ocağım Tüter” ve “Yerevan Diye Bir Ütopya” Ayrıca burada Saroyan’ın kronolojik ve fotoğraflı hayat hikâyesini okumak da mümkün.
Bununla da kalmıyor ‘Neresi Sıla, Neresi Gurbet?’te sergilenenler. Saroyan’ın İngilizce, Türkçe ve Ermenice kitapları Ayda Erbal’ın hazırladığı, Saroyan’ın sözlerini yazdığı ünlü “Common a-my house” şarkısının da yer aldığı müzikler, tiyatro sanatçısı ve radyo programcısı Eraslan Sağlam’ın Saroyan’ın ‘İnsanlık Komedisi’ adlı eserini okuyarak gerçekleştirdiği ses kaydı yazarın ruh dünyasının kapılarını aralıyor izleyenlere…
Saroyan Yine Geldi  Ümit Bayazoğlu Saroyan Yine Geldi serdarsabri.com 04.02.2009
Yazar: Ümit Bayazoğlu
Başlık: Saroyan Yine Geldi
Yayın: serdarsabri.com
Tarih:  04.02.2009

William Saroyan, Bitlis’ten Amerika’ya göç etmiş Ermeni bir ailenin Amerika’da doğmuş ilk ferdiydi. 1908’de Kaliforniya-Fresno’da doğan Saroyan’ın çocukluğu üç kardeşiyle beraber bir yetimhanede geçti. Bu nedenle ciddi bir eğitim alamadı. 15 yaşındayken okulu terk etti. Geçimini zorlu işlerde çalışarak temin ederken bir yandan da hikâyeler yazmaya başladı. Ancak bunları kimse yayınlamıyordu. Yazmaktan neredeyse vazgeçmek üzereyken, açlıktan ölmek üzere olan genç bir yazarı anlattığı hikâyesi 1933’te “Story” dergisinde yayınlandı. Bu Saroyan için bir dönüm noktasıydı. 1934’ten itibaren hikâyeleri başka dergilerde de çıkmaya başladı. Yine bu yıl ilk kitabı olan “The Daring Young Man on the Flying Trapeze and Other Stories” adlı ilk kitabı basıldı ve o yılın en çok satan kitabı oldu.
Bundan sonra yazmaktan ve gezmekten başka hiçbir iş yapmadı. Bir süre Paris’te yaşadı. İçki ve kumar tutkusu yüzünden edebi kariyeri inişli-çıkışlı bir grafik gösterse de 50 yılı aşan başarılı ve üretken bir yazarlık hayatı oldu. 1939’da “The Time of Your Life” adlı oyunuyla Pulitzer Ödülü’ne layık görüldüyse de kendisi bu eserinin “diğerlerinden ne daha iyi ne daha kötü olduğunu” söyleyerek ödülü reddetti.
Saroyan hayatı boyunca 60’tan fazla hikâye, roman, oyun yazdı. Kendine akıcı, içten, yalın, coşkulu, konuşur gibi bir edebi tarz yaratmıştı, hatta bu tarz sonraları “Saroyanesque” olarak anılır oldu. Hikâyelerinin konusu daima “insan” oldu. Eserlerinde süslü benzetmelere, söz oyunlarına hiç rağbet etmedi.
Saroyan, klasik deyişle “hızlı yaşadı” ama erken ölmedi. Evlendi boşandı sonra aynı kadınla yine evlendi yine boşandı. Çok seyahat ediyordu. Bu arada ana yurdu, baba ocağı Anadolu’ya da geldi ve Bitlis’te atalarının izini sürdü. Ayrıca daha 1938’de Sovyet Ermenistanı’nı da ziyaret etmişti. Saroyan 1964 baharında Türkiye’ye geldi. Ona bu gezisinde Fikret Otyam eşlik etti. Birlikte Van’ı, Erzurum’u, Bitlis’i, Diyarbakır’ı, Muş’u dolaştılar. Sonra Otyam gezi sırasında çektiği fotoğrafları ve edindiği izlenimlerini Cumhuriyet gazetesinde yayınladı. Ara Güler de Saroyan’la 1974’te Amerika’da buluştu ve resimlerini çekti.
Aras tarafından yayınlanan “Amerika’dan Bitlis’e William Saroyan” kitabı, yazarın 100. yaşdönümü için hazırlanmış bir derleme. Kitapta Saroyan’ın Bitlis izlenimleri ve “Bitlis Oyunu”na yer verilmiş. Ayrıca Otyam’ın ve Ara Güler’in kaleme aldığı yazılar da kitapta yer alıyor. Otyam’ın ve Güler’in çok sayıda fotoğrafına da yer veren kitabı meraklılarına hararetle tavsiye ediyoruz.
Memleket Zengini, Aidiyetsiz Saroyan  Karin Karakaşlı Memleket Zengini, Aidiyetsiz Saroyan Milliyet Gazetesi 13.01.2009
Yazar: Karin Karakaşlı
Başlık: Memleket Zengini, Aidiyetsiz Saroyan
Yayın: Milliyet Gazetesi
Tarih:  13.01.2009

“Amerika’dan Bitlis’e William Saroyan”, yazarın anayurdu saydığı Bitlis’e yaptığı yolculuğun izdüşümlerini bir araya getiriyor.
Hayatını ve edebiyatını son noktasına kadar koşut yaşamış olan Saroyan’ın ABD’lilik, Ermenilik ve Anadoluluk üzerine kurduğu kimliğinin dünya gözüyle birebir tekabül ettiği bir memleket gerçeği yok. Ne ailesiyle göç etmek zorunda kaldığı doğum yeri Bitlis... Ne de yerleştiği Fresno...
Aras Kıraathanesi’nde, zamanı, koptukları Anadolu’da donduran yaşlı Ermenilere ruh yoldaşı olabilen genç gazete satıcısı William için Ermenistan da sadece bir ütopyadan ibaret.
Tarihin aciz kaldığı nokta
Saroyan’ın 100. doğum yıldönümüne adanmış “Amerika’dan Bitlis’e William Saroyan” başlıklı derleme, yazarın 1964’te yapmış olduğu Anadolu ve Bitlis gezilerini, bu gezilerde kendisine eşlik eden Fikret Otyam ve Marmara gazetesi editörü Bedros Zobyan’ın tanıklığı ile sunuyor.
Ara Güler ve Dikran Kuyumciyan’ın veda yazıları ile şair Garig Basmaciyan’ın söyleşisi, Aziz Gökdemir ve Stephen D. Calonne’un değerlendirme yazıları da bu çokkatmanlı yazarı farklı açılardan görmemize olanak sağlıyor.
Fikret Otyam ve Ara Güler’in siyah-beyaz Saroyan fotoğraflarında ruhundaki hüzünlü karanlık ile çocuksu aydınlığı aynı anda yakalayabiliyoruz.
Çok seri olarak yazmasıyla tanınan Saroyan, Bitlis’in sözcüklerini içinden çıkarabilmek için yıllarca bekledi çünkü Bitlis, gönlünde halen ödeşilmesi gereken bir yara, hafızasında bir kara delikti.
Ve sonunda “Bitlis” başlıklı oyununu yazdığında, parası ve imkânı olduğu halde neden eski evini satın alıp yerleşmediğini şu sözlerle ifade etti:
“Şehirde hiç Ermeni yok, ben burada sadece tuhaf bir yerli olurum.”
Saroyan’ın bu kitabını sadece sıradışı bir yazarı var eden arka plan hayat bilgileri olarak okumak da mümkün onun bol memleketli aidiyetsizliğinden, tarihin aciz kaldığı noktada edebiyatın sunduğu çıkışı görüp içe işleyen hüznüne ortak olarak okumak da..
Amerika’dan Bitlis’e William Saroyan  Behçet Çelik Amerika’dan Bitlis’e William Saroyan Virgül Dergisi 01.01.2009
Yazar: Behçet Çelik
Başlık: Amerika’dan Bitlis’e William Saroyan
Yayın: Virgül Dergisi
Tarih:  01.01.2009

William Saroyan’la ilgili Türkçe kaynaklarda, ailesinin Bitlis’ten ABD’ye göç ettiği, kendisinin 1964’te Türkiye’ye geldiği çoğunlukla belirtilir, ama Türkiye seyahati sonrası “Bitlis” isminde bir oyun yazdığı pek bilinmez. Bunu Amerika’dan Bitlis’e William Saroyan adlı derlemeyle öğreniyoruz - kitapta bu oyunun metni de yer alıyor. Saroyan’ın Türkiye gezisinden on bir yıl sonra, 1975’te kaleme aldığı “Bitlis”, yazarın ölümünden beş yıl sonra, 1986’da yayımlanmış. (“Bitlis”, ed. Dickran Kouymjian, Armenian Triology [Ermeni Üçlemesi], California State UP)
Türkiye seyahati Saroyan’ı çok etkilemiş, özellikle de Bitlis kısmı. Amerika’dan Bitlis’e William Saroyan da esas itibariyle bu seyahat hakkında. Kitapta Garig Basmadjian’ın “Saroyan’la Samimi Bir Sohbet” başlıklı söyleşisi, Ara Güler’in “Bir Yaratıcı Amerikalımı Kaybettim” ve Dickran Kouymjian’ın “Bugün Saroyan’ı Kimler Okuyor?” başlıklı yazıları dışındakiler ağırlıklı olarak Bitlis seyahati hakkında. Adı geçen yazılar Bitlis seyahati hakkında değiller, ama sürgün duygusunun ve geri dönüş özleminin izleri bunlarda da mevcut.
Aras Yayıncılığın William Saroyan Dizisinin editörü Aziz Gökdemir, “Bir Gezinin Prizmasından William Saroyan” başlıklı yazısında, sürgün edebiyatıyla dönüş arasındaki ilişkiyi şöyle anlatıyor:
Sürgün edebiyatında ‘dönüş’ teması geniş kapsamlı bir alt başlık oluşturur. Kimliğinde yerinden edilmişlik önemli bir yer tutan ve bin yılı aşkın gelişmiş bir yazma geleneğine sahip Ermeni ulusunun edebiyatında da bunu görmek, dolayısıyla, sürpriz değil. Kopulan, koparılan toprağa bir kez olsun yeniden ayak basmanın amacı hasret gidermekle sınırlı kalmıyor; bireysel düzeyde kalsa da bir yeniden sahiplenme, sürgün cezasının bir anlamda temyizi söz konusu. Sonuçta değişen bir şey olmuyor elbette, ama o değişmezliğin içinde (ya bizzat giderek, ya da masa başında düşleyerek) yaşanan gezinin kısa süreli fırtınası, zengin bir edebiyatı ateşleyebilecek güçte kıvılcımlar yaratabiliyor.
Sürgün duygusunu, kopmayı, koparılmayı pek çok Saroyan hikâyesinde görürüz, ne var ki Saroyan’ın hikayeleri genellikle 1929 Büyük Buhranıyla ilişkilendirilmiştir. 2008’i Saroyan yılı ilan eden UNESCO’nun internet sitesinde de vurgu benzer biçimde Büyük Buhrana yapılmış:
Onun öyküleri zorluklar ve denemelerle geçen Büyük Bunalım zamanlarında iyimserliği öne çıkarıyordu. Bazı eserlerinde kendi tecrübelerinden yola çıksa da, onun biyografik gerçeklere yaklaşımı şiirsel olarak nitelenebilir; dolayısıyla birçok oyun ve kısa öyküsü Ermeni göçmenlerin çocuğu olarak yoksunluklar içinde büyümekle ilgilidir.
Evet, son cümlede Ermeni göçmenlerden söz ediliyor, ama bu cümlede sözü edilen göçmenlik, yüzyılın başlarında ABD’ye göç eden İtalyanların göçmenliklerinden çok da farkı olmayan bir göçmenlik gibi duruyor. Geldikleri yerde kimsenin kalmaması ve dönüşün imkânsızlığı düşünüldüğünde çok farklı göçmenlik/sürgünlük halleri olduğu görülecektir oysa. Saroyan’ın edebiyatı içerisinde Ermenilik ve Ermeni göçü gibi konular, Büyük Buhranın neden olduğu yoksulluk ve yoksunluklarla iç içe geçmiştir, hatta daha öndedir. Adıyla sanıyla söz etmese de, yuva özlemi, sürgünlük vb konulardaki hikâyelerinde bunlardan yola çıktığı, bunları ima ettiği sezilir. Özellikle yaşlı hikâye kahramanlarının duruşlarına, sözlerine, susuşlarına sinmiş yoğun bir acı dikkat çeker.
Bununla birlikte, etnik bir yazar olarak algılanmaması gerekir Saroyan’ın. Onun eserlerindeki sürgünlük hissi belki özel bir durumdan yola çıkılarak ele alınmıştır, ama insanlığın genel durumlarına, bütün insanlan etkileyen temel çelişkilere, trajedilere dair de anlamlar taşır. (UNESCO’nun 2008’i Saroyan yılı ilan etmesindeki amaç da Saroyan’ın eserlerinin evrensel niteliğini anımsatmak olmalı.) Ne var ki her zaman böyle algılanmıyor. Dickran Kouymjian esefle şu saptamayı yapıyor:
Şimdilerde Saroyan Amerikan lise ve üniversitelerinde pek okutulmuyor. Amerikan edebiyatı uzmanlarının Saroyan okuma şansı hiç yoktur ya da yok denecek kadar azdır, zira müfredata dahil edilmemiştir. Hatta memleketi Fresno’da bulunan Kaliforniya State Üniversitesi’nin İngilizce Bölümü’nün programında dahi yer almaz. Birkaç İngilizce öğrencisinin rağbet etmiş olduğu Ermeni Çalışmaları programına sürgün edilmiştir.
Kouymjian’m 1997’de yaptığı konuşmadaki durum aradan geçen on senede değişti mi, ABD’deki yayın dünyasında, edebiyat ortamında Saroyan’ın bugünkü yeri “Ermeni Çahşmaları”nın ötesine geçmiş midir, bilmiyorum. Kouymjian’ın yazısının benim için en şaşırtıcı yanı, Saroyan’ın Beat Kuşağı ile ilişkilendirmesi oldu. Kouymjian’ın yazısından, Saroyan’ın Kerouac üzerindeki üsluba dair etkisinin bir konferanstaki üç ayrı sunuma konu olduğunu, Bukowski’nin Saroyan’a saygı duyduğunu ve Ferlinghetti’nin İngilizce okuduğu ilk kitabın bir Saroyan kitabı olduğunu öğreniyoruz. Başta şaşırtıcı geliyor kulağa, ama Amerika’dan Bitlis’e William Saroyan’da yer alan anı ve söyleşileri göz önünde bulundurunca, Saroyan’ın hayat, toplum, edebiyat eleştirmenleri vs karşısındaki tutumunun Beat kuşağını öncelediğini düşünmek çok mümkün görünüyor. Özellikle de Kouymjian’ın “hayal gücü” ile “biçim” arasındaki ilişkiye dair saptamasını okuduktan sonra:
Saroyan’ın belli bir biçime sahip olmadığı için eleştirilen eserlerinde, aslında hayal gücünün kendisinin biçim olarak kullanıldığını görmek hâlâ birçok eleştirmenin anlamakta güçlük çektiği bir konudur. Saroyan’a ilişkin yakın tarihli yeniden değerlendirmeler, onun coşkulu bir yazar olduğu kadar coşkulu bir oyuncu olduğunu da ortaya çıkarmıştır. Yazı yazmak onun için günlük prova gerektiren, kendiliğinden bir yaratan eylemidir.
Yeniden “Bitlis” adlı kısa oyuna dönersek: Oyundan ziyade Bitlis seyahatinden birkaç anın sahneye konması gibidir eser. Karakterler, Ermeni-Amerikan bir yazar olan Bill Saroyan, İstanbullu Ermeni bir yolcu olan Ara, İstanbul’da çıkan günlük Ermeni gazetesi Marmara’nın editörü Bedros ile Bitlis’te restoran sahibi bir Türk olan Ahmet olarak sıralanmıştır. Saroyan’a Anadolu seyahatinde gerçekten de Bedros Zobyan ile Ara Altunyan eşlik etmiş. “Bitlis”teki diyaloglar, seyahatin bir özeti gibi; oyunu okuduğumuzda, yaşananların yanı sıra, Bill Saroyan’ın bu seyahatte neler hissettiğini de öğreniyoruz. “Bitlis”te anlatılanlar Amerika’dan Bitlis’e William Saroyan’da yer alan öbür anlatılarla - Fikret Otyam’ın seyahatin ardından Cumhuriyet’te yayımlanan yazı dizisiyle ve Bedros Zobyan’ın gezi notlarıyla - hayli örtüşüyor. Resmi törenler sırasında yetkililerin, sokaklarda da Bitlislilerin gösterdikleri ilgi; Saroyanların evi diye gösterilen yıkıntının gerçek evi olup olmadığı konusunda Saroyan’ın ikna olamaması ile Bitlis’in tek Ermenisinin ölmeden önce Ermenilerin yoğun yaşadıkları Beyrut’a gönderilmesi konusu... İlk bakışta bu seyahatin özetiymiş gibi görünen bu oyunu yazması on bir yıl sürmüş Saroyan’ın, daha doğrusu yazmak için güç bulması, kafasında kimi konulan netleştirmesi. Dickran Kouymjian, “Bitlis’ oyununda bazı sorunların çözüldüğünü, bazılarının askıda kaldığını; ancak bu oyun aracılığıyla Saroyan’ın, Bitlis’le ilgili iddiasını, dolayısıyla da Ermenilerin memleket iddiasını pekiştirip yeniden oluşturduğunu” belirtip ekliyor: “Bu bilinçli ve varoluşsal bir seçimdir.” Oyunun sonunda Ara’nın söyledikleri de tipik Saroyan cümleleridir;
Bitlis’ten ayrılan, Bitlis’e giden ya da Bitlis’ten uzaktaki evinde, bir odadan diğerine geçen bir Ermeni’nin neden üzgün olduğunu bilmek kimin umurunda ki... Ermenilerin üzülmek için coğrafyadan, coğrafi bir yere gitmekten ve bir yere varmaktan çok daha öte nedenleri var. Bu her halükârda beni üzüyor... ve bir şarkı söyleme isteği uyandırıyor. Gelin, birlikte, yediğimiz ekmeğin ve içtiğimiz şarabın şarkısını söyleyelim.
Oyun içerisinde farklı karakterlerin cümlelerinde simgeleşen iddialar arasındaki çelişkiler çözülmemiştir, ama bir başka çelişkinin ışığı düşmüştür evvelki çelişkilere. Üzülürken şarkı söyleme isteği… Yenen ekmekle içilen şarabın şarkısı... Sanırım, insana var olduğunu hissettirecek, onu üzüntülerinden uzaklaştırmayan, ama kederden hiçbir şey yapamaz halde çöküp kalmasına da müsaade etmeyen bir şarkıdır bu.
“Bitlis”in kahramanlarından Ara’nın “Ermenilerin memleket iddiası” hakkındaki çelişkileri gidermek üzere söylediklerindeki pathos’un benzerini, aynı konuda Hrant Dink’in birkaç sene önce söylediklerinde de hissetmiştik. “Evet, biz Ermenilerin bu topraklarda gözü var,” demişti Hrant Dink, “çünkü kökümüz burada, ama merak etmeyin; bu toprakları alıp gitmek için değil, bu toprakların gelip dibine girmek için.” Bu cümleler kulaklarımda, üzüldüğünde şarkı söylemek isteyen birinin şarkısı ya da meramını yüksek sesle ifade eden tipik bir Saroyan kahramanının cümleleri gibi çınlıyor.
Üzüntüyle yaşama sevincinin birbirine geçtiği pek çok Saroyan cümlesi arasından, Yaşamak Vakti’nin girişindeki şu cümleleri de anımsayabiriz:
Değerleri insan ve maddeye yükleme, çünkü bunlar ölümlü, eninde sonunda bu dünyadan göçecek şeylerdir. Her şeyin ışıldayan, bozulmamış bir yönü vardır, onu keşfet. Erdem, dünyanın rezilliği ve korkunçluğu karşısında hangi yürekte gizlenip kedere bürünmüş olursa olsun, ona güç ve cesaret ver. Aşikâr olan şeyleri boş ver; gören gözler ve müşfik kalpleri meşgul etmeye değmez onlar. Ne kimsenin astı ol, ne de kimsenin üstü. Unutma ki hiç kimse senden çok da farklı değildir. Ne sahipsiz suçlar senindir ne de kimsenin masumiyeti. (...) Ömrünce, yaşamın keyfini çıkarmaya bak ki, dünyanın ıstırap ve kederine tuz biber ekmektense, onun o sonsuz zevklerine ve gizemlerine gülümseyebilesin.
Amerika’dan Bitlis’e William Saroyan’ın “Sunuş”unda Aziz Gökdemir, Aras Yayıncılığın William Saroyan Dizisinde daha önce yayımladıkları kitaplarda, “Saroyan’ın dünyasını okurlara tanıtma yükünü yazarın eserlerine yükldediklerini” belirtirken, Saroyan’ın “yazmakla yaşamayı akraba uğraşlar olarak görmekle ünlü” biri olduğunu vurguluyor. Gerçekten de, Saroyan’ın kitaplarını okuduğumuzda hayatını da merak ederiz. Derlemenin sonunda yer alan “William Saroyan’ın Eserleri” başlıklı listede de on tane anı ve özyaşamöyküsü bulunduğunu görüyoruz. Kim bilir, zamanla bunları da okuruz, ama bu deneme kitap bende esas olarak daha önce okuduğum Saroyan’ları yeniden okuma isteği uyandırdı. Hayatının bir parçasını birazcık tanıdıktan sonra yeniden okuduğumda kim bilir neler bulacağım bu kitaplarda? Özellikle Bitlis’ten nasıl söz ettiğini merak ettim hikâyelerinde. Bu soruya kısmi yanıtlar kitaptaki yazılarda mevcut, ama o hikâyelenin bütününü okumak daha başka olacaktır. (Kendi payıma, orijinal metni California State Üniversitesinin Berkeley kampüsündeki Saroyan arşivinde, 50 numaralı kutuda bekleyen “İstanbul Komedisi”ni de çok merak ettiğimi itiraf etmeliyim.)
Son olarak, Saroyan’ın 100. doğum yılı etkinlikleri çerçevesinde geçen ay Tophane’deki Tütün Deposunda “Fresno-Bitlis-Yerevan, Neresi Sıla, Neresi Gurbet” başlıklı bir de sergi açıldığını ekleyeyim. Ocak’ın 10’una kadar sürecek bu sergide, Ara Güler, Boğos Boğosyan, Bedros Zobyan ve Fikret Otyam’ın Saroyan’m Bitlis ve Yerevan’a yaptığı seyahatlerde çektikleri fotoğrafların yanı sıra, Karin Karakaşli ve Rober Koptaş’ın yazdığı “Pergelin Sabit Ucu Fresno”, “Bitlis’te Ocağım Tüter”, “Yerevan Diye Bir Ütopya” başlıklı metinler de yer alıyor. Mehmet Sinan Niyazioğlu’nun tasarladığı sergide, Saroyan kitaplarının farklı edisyonlarından örnekler de yer alıyor. Sergi süresince, tiyatro sanatçısı ve radyo programcısı Eraslan Sağlam’ın daha önce Açık Radyo’da okuduğu İnsanlık Komedisi’nin kaydını dinlemek de mümkün.
Saroyan'ın kentleri  Uğur Halil Karakullukçu Saroyan'ın kentleri Evrensel Gazetesi 31.12.2008
Yazar: Uğur Halil Karakullukçu
Başlık: Saroyan'ın kentleri
Yayın: Evrensel Gazetesi
Tarih:  31.12.2008

William Saroyan'ın doğumunun yüzüncü yılında açılan 'Neresi Sıla, Neresi Gurbet?' isimli sergi, bu dünya yazarının iç dünyasına tanıklık ediyor.
Tophane Tütün Deposu, bu günlerde kendini hiçbir zaman tam anlamıyla vatanında hissedememiş, buna karşın bütün dünyayı kendi mekanı, bütün insanları da ailesi olarak görebilecek kadar geniş bir yüreğe sahip bir yazarın iç dünyasını yansıtan bir sergiye ev sahipliği yapıyor. 20 Aralık günü kapılarını ziyaretçilerine açan "Neresi Sıla, Neresi Gurbet" isimli sergi William Saroyan üzerine. Dünyaca ünlü Amerikalı Ermeni yazarın, dünyada vatan belleyecek bir toprak parçası arayışını ve her zaman içinde bir yerde hissettiği kendini bir yerlere ait görmeme duygusunu, eserlerinden alıntılarla aktarıyor. Sergide ayrıca, kendisi için herhangi bir kentten çok daha önemli olan üç şehre; Fresno'ya, Bitlis'e ve Yerevan'a karşı hissettiği karmaşık duyguları o kentlerde çektirdiği fotoğrafları ile insanlara aktarıyor.
Amerika'nın içinde, Amerika'dan uzak
1908 yılında Bitlis'ten göç etmiş olan bir ailenin çocuğu olarak Kaliforniya'da dünyaya gelen William Saroyan, doğduğu yer olan Fresno'da onun ailesi gibi Anadolu'dan göç eden ailelerin arasında yaşamını sürdürürken, büyüklerinin terk ettikleri topraklarına karşı olan hasretleri onun da içine işlemiş. Yüzyıllardır ailelerinin yuva bellediği topraklardan göçüp giden diğer insanlar gibi Saroyan'ın ailesi de göç ettikleri Bitlis'i çocuklarına yeryüzünde bulunan bir cennet olarak anlatmış. Hikayelerinden birinde söz ettiği gibi ailelerinin her üyesinin yeni bir hayat kurmak için uğraştığı bu topraklarda Amerika'nın içinde fakat Amerikan olmaktan uzak bir dünya kurmuşlar. Ailesinin hiç alışık olmadığı, tutunabilmek için büyük bir hayat mücadelesi vermek zorunda oldukları bir diyarda hayat Saroyan için de hiç kolay başlamamış. Presbiteryen bir din görevlisi olan babası otuz altı gibi oldukça genç bir yaşta hayatını kaybedince, William Saroyan kardeşleri ile birlikte Oakland'da bulunan bir yetimhaneye yerleşmek zorunda kalmış.
Böyle zorlu ve nereye ait olduğunu bilinmeyen bir yaşantı içinde Saroyan doğduğu, büyüdüğü ve çocuklarını yetiştirdiği yer olan Fresno'ya karşı her zaman sevgi beslemiş. Yalnız, kökenlerinden binlerce kilometre uzakta olan bu yerde onun soyundan gelen insanların gittikçe kendi kimliklerinden sıyrılıp bu yeni dünyada yeni yaşam biçimleri edindiğini biraz da hoşlanmaz bir tavırla gözlemlemiş:
"Üç oğlumun adam gibi Ermenice konuşamadığını söylüyorum. Ne okuyor ne de yaşayabiliyorlar. Vartan, Dikran, Hayk: isimlerini beğenmiyorlar. Birbirlerini Walt, Dick, Ike diye çağırıyorlar... Oğullarıma Ermenistan'ın bağımsızlığına kavuştuğunu söyledim, ama bu onlara hiçbir şey ifade etmedi..."
Bitlis'te mutluluk ile hüzün arasında
Dünyaca tanınan ve takip edilen bir yazar olduktan sonra Saroyan, nihayet ailesinin sürekli bahsettiği, tüm serüvenin başladığı yere, Bitlis'e gitme fırsatı ediniyor. Türkiye gezisi boyunca Saroyan'a fotoğrafçı Ara Güler, Bedros Zobyan ve Fikret Otyam eşlik ediyor. Seneler önce ailesinin terk ettiği fakat hiç unutamadığı topraklarda hemşehrileri Saroyan'ı büyük bir misafirperverlikle karşılıyorlar. Sergide yer alan fotoğraflarda görüldüğü gibi Saroyan, bağrından koptuğu toprakların insanları ile sanki ailesi buradan hiç ayrılmamışçasına kucaklaşıyor. Ailesinin bedenen koptuğu fakat kalplerinden hiç ayırmadığı topraklarda dolaşmak Saroyan'ı bir yandan mutlu ederken bir yandan da hüzne boğuyor. Yazarın annesinden, anneannesinden dinlediği Bitlis'teki evlerinden sadece bir ocağın kaldığına, daha kırk sene önce bu topraklarda yaşayan halkının izlerinin gün geçtikçe silindiğine tanık olması içini burkuyor. Ama Saroyan bu durumda olsa bile onu Türkiye'de kucaklayan insanları suçlamıyor, onlara herhangi bir kızgınlık duymuyor.
Dağılmış halkın birlikte durduğu kent
Yazarın derinden bağlı olduğu bir başka kent ise, dört kez gitme fırsatı bulduğu Erivan oluyor. Erivan, onun için dünyanın dört bir yanına dağılmış halkının birlikte durabildiği, miraslarını yaşatabildiği kent. Saroyan, Erivan'a her gidişinde gerek Sovyet Ermenistanı kurumları tarafından, gerekse Ermeni kilisesi tarafından onurlandırılıyor. Yazarın yazdığı piyesler çok geniş kitleler önünde oynanıyor. Saroyan, Erivan'da birçok Ermeni aydın ve sanatçı ile dostluk kurma olanağı buluyor. Yazar yetmiş iki yaşında hayata veda edince de küllerinin bir kısmı gönlünü verdiği bir başka kent Fresno'ya gömülürken bir kısmı da Erivan'a gönderiliyor.
"Neresi Sıla, Neresi Gurbet?" isimli sergide, Saroyan'ın bu üç kent arasında gidip gelen ruh hali, o kentlerde bıraktığı izleri belgeleyen fotoğraflar, Karin Karakaşlı ve Rober Koptaş'ın yazdığı metinler ile ziyaretçilere yansıtılırken, yazarın fotoğraflarla desteklenmiş bir biyografisine de yer verilmiş. Aras Yayıncılık, Karşı Sanat Çalışmaları ve Anadolu Kültür işbirliği ile gerçekleşen serginin tasarımını Metin Sinan Ziyaoğlu yapmış. İçinde Saroyan'ın sözlerini kuzeni Ross Bağdasaryan ile birlikte yazdığı "Common a-my house" şarkısının da yer aldığı sergi salonunda çalan müzikleri Ayda Erbal derlemiş. Sergide ayrıca Saroyan'ın "Benim Adım Aram", "İnsanlık Komedisi", "Yetmiş bin Süryani" gibi ünlü eserlerinin İngilizce, Ermenice ve Türkçe baskılarını görmek mümkün.
"Neresi Sıla, Neresi Gurbet?", ömrü boyunca köklerini aramış ve sonunda yeryüzündeki tüm insanlar ile kardeş olduğunu anlamış bir dünya yazarının hayatını 10 Ocak Cumartesi gününe kadar ziyaretçilerine anlatmaya devam edecek.
Saroyan'dan Yansıyan  Feridun Andaç Saroyan'dan Yansıyan Dünya Gazetesi 29.12.2008
Yazar: Feridun Andaç
Başlık: Saroyan'dan Yansıyan
Yayın: Dünya Gazetesi
Tarih:  29.12.2008

Bir bakışı solduran, sizi duygu içdenizlerinde yaşatan, elinizden tutup dillerin ötesinde gezdiren yazarlar vardır. Öyle ki kimi kez bir rastlaşmayla çıkar karşınıza. Bilmezsiniz kimdir, nedir, neden yazmayı/ anlatmayı seçmiştir. Gelir dokunur duygu tellerinize, zamanı aşıran sözler eder. Sonra da bir tufandır sizi savurup duran. Farkında değilsinizdir nedir bu kasırga, nereden çıktı şimdi bu içli deyileniş.
William Saroyan'ın anlatı dünyasıyla karşılaşmam, tıpkı Istrati'nin Baragan'ın Dikenleri'ni okuduğum ânki gibidir. Taşra kentinin duvarları ardına sıkışıp kalmış yeni yetme çağım. Sinemaları avuntu durağım, kitaplarsa susuzluğumun gidericisi... Hatırlarım o günü... Osman Kuzulugil, burnunun ucuna düşürdüğü gözlüklerinin ardından gülen gözleriyle karşılıyor beni. Üniversite Kitabevi'nin sessizliğine gömülüyorum varlığımla. Parmak uçlarım yorulmuş olmalı kitaplara dokunmaktan. Ama, elimde, yanarcasına tuttuğum Dünyanın Bir Öğle Sonrası'nı evirip çevirip bakıyorum. Okşuyorum adeta! Adı çarpıyor beni. Kapağa yerleştirilen resim, yazarının adı daha da ilgimi çekiyor. Burada rafların arasında uzun uzun gezinmeye, duralayıp okumalara izin var. Ben de öyle yapıyorum. Sarıyor beni anlatılanlar. Beni kendine çeken anlatımındaki yalınlık, bir yazarın sürükleniş öyküsü olmalı ki romanı sonladığımda, gidip Osman Bey'den Aram Derler Adıma'yı alıyorum.
Saroyan'ın romanıyla açtığı dünyanın arka planını okurcasına bu öykülerle yatıp kalkıyorum. Yaşadığım yer, oturduğumuz ev, geçmişten anlatılagelen hikâyeler, yöremizdeki yer adları, mekânlar, babamın ve halamın o tatlı üsluplarıyla bir masal gibi dillendirdikleri acı tatlı olaylar Saroyan'ın anlatısındaki imgelerle buluşuyor bende.
Tutkulu bir okuru yazar yapabilecek yazarla karşı karşıya olduğumun farkına varmam için biraz daha yol almam gerekecekti. Tıpkı William Saroyan'ın roman kahramanı Yep Muscat'ın Frenso'dan çıkıp gitmesi, o çocukluk yurduna kök salmak istememesi gibi çıkıp gitmiştim Erzurum'dan. Yanımda taşıdığım yazarlarımdandın Saroyan.
Bugün önümde gelip duran Amerika'dan Bitlis'e William Saroyan kitabını okumaya yönelirken yurduma kavuşmuş gibi oldum. Elimden tutan bir yazarın, dönüp oradaki dış dünyaya ve anlatılanlara bakmama kapı aralamasını düşündüm bir ân. Sonra, yazarak döndüğüm çocukluk yurdumun ne çok yazılmayan, bekleyen öyküsü olduğunu düşündüm…
İçgözümü açan yazarlar arasındaki Saroyan'ı elimdeki kitapta anlatılan öyküsüne dönerken, öylesine yakın bir duruşa tanık oluyorum ki 1964'te baba yurdu Bitlis'e gelişinin öyküsünü Gülten Akın'dan dinlemiş, Fikret Otyam'ın yazdıklarından okumuştum. Ara Güler'in Yeryüzünde Yedi İz'de anlattığı Saroyan ise bambaşkaydı benim gözümde.
Aras Yayıncılık'ın tutup, bizi, onun tüm yazdıklarıyla buluşturmaya yönelmesi ise büyük zenginlikti. Adım adım ilerleyen Saroyan Kitaplığı'nın ara yerine böylesi bir derlemenin girmesi sevindirdi beni.
Gezindiğim satırlar arasında karşıma çıkan fotoğraflar ise Anadolulu bir yazarın dünyasının renklerini taşıyor. Bir fotoğraf var ki, duralıyorum orada: Saroyan Erzurumlu bar ekibinin arasında, kol kola girmişler. Solunda Sedat (Gezmiş) ağabeyi ve akrabamız Nuri (Güraksın) ağabeyi… Çocukluğumuzun çeşmelerinden birinin önünde çömelmiş, kurnadan su içen Saroyan…
Saroyan'la yıllar öncesinde başlayan yolculuğumu tümleyen bir kitapla buluşmuş olmanın sevincindeyim şimdi sevgili okurum. Onun 100. yaşına armağan nitelikteki seçkide Saroyan'ı bütün yanlarıyla anlatan yazı, söyleşi ve yolculuk notları yer alıyor. Aziz Gökdemir, Fikret Otyam, Dickran Kouymjian, Ara Güler, Garig Basmadjian, David Stephen Calonne, Bedros Zobyan'ın yazıları bu kitabı taçlandırıyor. Bu yolculuk sonrasında Saroyan'ın kaleme aldığı Bitlis oyunu ise başka bir okuma şenliği bana. Şimdi bu kitapla yeni bir yolculuğa çıkıyorum. Yakın zamandaki Paris-Erzurum yolculuklarımın izlenimlerini anlatmayı başka bir yazıya bırakarak, yeni yılınızı kutluyor sağlıklı, verimli, mutlu ve başarılı günler diliyorum.
Neresi Sıla Neresi Gurbet? Sergisi  Özlem Ertan Neresi Sıla Neresi Gurbet? Sergisi suryaniler.com 29.12.2008
Yazar: Özlem Ertan
Başlık: Neresi Sıla Neresi Gurbet? Sergisi
Yayın: suryaniler.com
Tarih:  29.12.2008

Biz doğmadan önce dünya denen yaşlı gezegende yaşanmış olanlar da belleğimizde yer eder çünkü anlatılır bize uzak bir geçmişin sisli yollarında çakan şimşeklerin insanlık üzerindeki etkileri, yıkımlar, insanları derin bir hüzne boğan kopuşlar...
Dinleriz, görürüz ve etkileniriz hiç farkında olmadan anlatılanlardan. Bir de aidiyet duygusu vardır her insanın ister istemez sahip olduğu o duygu biz henüz küçük bir çocukken biçim kazanmaya başlar içimizde. Etrafımızdaki insanların konuşmaları, kullandıkları dil, alışkanlıkları, inançları, ölüm ve yaşam karşısında aldıkları tavır hangi topraklara ait olduğumuzu hissettirir bize.
Akıcı, coşkulu, içten ve yalın bir anlatımı olan dünyaca ünlü öykü, roman ve oyun yazarı William Saroyan'ın kimliğinin ayrılmaz bir parçasıydı atalarının memleketi Bitlis. Asıl adı Aram Karaoğlanyan olan yazar, Bitlis'te değil Amerika'da, California'nın Fresno şehrinde doğmuştu ama çocukluk yılları boyunca büyükannesi Lusi'den Bitlis'i dinledi. Yaşamının kayda değer bir bölümünü geçirdiği Fresno, Amerika'da Ermeniler'in en yoğun olduğu yerleşim yerlerinden biriydi. Memleketini henüz doğmadan kaybetmiş bir sürgündü Saroyan ve Bitlis'i ancak 1964 yılında, 56 yaşındayken görebildi. Üç kent çok önemliydi onun için: Fresno, Bitlis ve Yerevan. Çünkü Saroyan, memleketsizliğinin bilincine vardıktan sonra kimliğini bu üç kent üzerinde inşa etti.
''Hepimiz Saroyan Olsak''
20 aralık cumartesi günü William Saroyan'ın 100. doğum yıldönümü vesilesiyle, İstanbul'unTophane semtindeki Tütün Deposu'nda, “Neresi Sıla, Neresi Gurbet?” başlıklı bir sergi açıldı. Aras Yayıncılık tarafından Anadolu Kültür ve Karşı Sanat'ın katkılarıyla düzenlenen sergi, 10 Ocak 2009'a kadar ziyaret edilebilecek. Sergide Saroyan'ın Anadolu ve Ermenistan seyahatleri sırasında Ara Güler, Boğos Boğosyan, Bedros Zobyan ve Fikret Otyam tarafından çekilen fotoğrafları önemli bir yer tutuyor. Yazarın çeşitli eserlerinden yapılan alıntılar ile Karin Karakaşlı ve Rober Koptaş'ın kaleme aldığı Pergelin Sabit Ucu Fresno, Bitlis'te Ocağım Tüter, Yerevan Diye Bir Ütopya isimli metinlerin de dâhil olduğu sergide, Saroyan'ın Fresno'daki gençlik yıllarını belgeleyen fotoğraflar da var. Yüzüncü doğum yıldönümü UNESCO takvimine de alınan Saroyan'ı yakından tanımak için çeşitli imkânlar sunan serginin tasarımını grafik sanatçısı Mehmet Sinan Niyazioğlu yaptı. Saroyan'ın İngilizce, Ermenice ve Türkçe kitaplarının da sergilendiği Tütün Deposu'nda, Ayda Erbal'ın hazırladığı, aralarında Saroyan'ın sözlerini yazdığı Common a-my house şarkısının da bulunduğu müzikler eşlik edecek sanatseverlere.
Eraslan Sağlam Açık Radyo'da, 1 Eylül-24 Ekim 2008 tarihleri arasında Saroyan'ın İnsanlık Komedisi isimli romanını okumuştu. Bu kayıtlar, sergi salonunda bunun için ayrılan küçük bir alanda dinlenebilecek.
Etkinliğin açılış konuşmalarını aynı zamanda Aras Yayıncılık'ta editör olarak görev yapan Agos gazetesi yazarı Rober Koptaş ile yazar Karin Karakaşlı yaptı. Daha sonra 1974 ve 1978'deki Ermenistan seyahatleri sırasında Saroyan'a eşlik eden Ermenistanlı fotoğraf sanatçısı Boğos Boğosyan salondaki sanatseverlere hitap etti. "Sergi salonunun bu kadar kalabalık olacağını tahmin etmiyordum. Buraya Saroyan'ı tanımak için gelen herkese teşekkür ederim," diyen Boğosyan, Saroyan'ın tüm halkları kalemiyle birleştiren bir yazar olduğunu söyledi. Ara Güler ise Saroyan'la 1964'teki Türkiye seyahatinden önce Paris'te tanıştığını, onunla röportaj yaptıktan sonra hayata daha farklı bir gözle bakmaya başladığını söyledi. "Herkes William Saroyan olsaydı dünya bambaşka bir yer olurdu. Hadi hepimiz Saroyan olalım" diyen Güler, sözlerine şöyle devam etti: "Amerikan edebiyatının en önemli yazarlarından Tennessee Williams'la röportaj yapmış ve ona diyalog yazma konusunda en başarılı edebiyatçının kim olduğunu sormuştum. Cevabı, William Saroyan idi."
''Arkadaşım Boğos''
“Neresi Sıla, Neresi Gurbet?” sergisi için İstanbul'da bulunan Boğos Boğosyan'la, William Saroyan hakkında konuşma fırsatı bulduk. Ermenistan'ın başkenti Yerevan'da Ermenistan ve diaspora Ermenileri arasındaki ilişkileri düzenleyen bir merkez olduğunu ve geçmişte orada çalıştığını söyleyen Boğosyan, Saroyan'la da bu merkezde, 1976 yılında tanışmış. "Ermenistan seyahati sırasında ona eşlik edecek bir fotoğrafçı lazımdı ve bu iş için beni görevlendirdiler" diyen Boğosyan, Saroyan'ı şu sözlerle tanımlıyor: "İri ve kelimenin tam anlamıyla büyük bir adamdı. Yüksek sesle konuşur ve kendini dinletmeyi bilirdi. Bazen kendimi onu dinlemeye o kadar kaptırırdım ki asıl işimi, fotoğraf çekmeyi unuturdum". 1976'da ve 1978'de Ermenistan'a gitmiş ve 20'şer gün kalmış orada Saroyan. Tüm bu zamanlar boyunca Boğosyan onun yanındaymış. Ermenistan'da, içinde Boğos Boğosyan'ın fotoğraflarının da olduğu Saroyan'la ilgili bir kitap yayımlanmış. 1978 yılında Saroyan Ermenistan'a gittiğinde Boğosyan kitabı Saroyan'a vermiş ve kendisi için imzalamasını istemiş. "Kitabı imzalarken ilk satıra 'Arkadaşım Boğos' yazmıştı. Bu benim için o kadar önemliydi ki..." diyor ve gözleri doluyor Boğos Boğosyan'ın.
Sergiyi çok beğendiğini ama en çok afişini sevdiğini söyleyen Boğosyan şöyle tamamlıyor sözlerini: "Saroyan'ın afişte kulanılan bisikletli fotoğrafını ben çekmiştim ve o fotoğrafla pek çok uluslararası ödül kazandım. Bu fotoğraf bende Saroyan'ın bisikletle Fresno, Bitlis ve Yerevan arasında gidip geldiği izlenimini bırakıyor. Afiş için çok doğru bir fotoğraf seçmişler".
Kapıları, Saroyan'ın yolculuğuna tanıklık etmek isteyen herkese açık olan Tütün Deposu, Pazar hariç her gün 11.00–18.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir.
Saroyan için yüzüncü yaş derlemesi
Daha önce William Saroyan'ın Ödlekler Cesurdur, Paris-Fresno Güncesi, İnsanlık Komedisi, Yüreğim Dağlardadır/Yaşamak Vakti ve Yetmiş Bin Süryani isimli kitaplarını yayımlayan Aras Yayıncılık, şimdi de Amerika'dan Bitlis'e William Saroyan isimli derlemeyi okuyuculara sundu. Yazarın 100. doğum yıldönümü sebebiyle hazırlanan kitapta, Aziz Gökdemir, Dickran Kouymjian ve Stephen D. Calonne gibi eleştirmenlerin Saroyan edebiyatı hakkındaki yazıları ve Garig Basmadjian'ın Saroyan'la, 1975'te yaptığı bir söyleşi bulunuyor. Bunun yanında Saroyan'ın daha önce Türkçe olarak yayımlanmamış Bitlis isimli oyunu ile Fikret Otyam, Bedros Zobyan ve Ara Güler'in yazıları kitapta yer alıyor. Fikret Otyam, Ara Güler ve Bedros Zobyan tarafından çekilen Saroyan fotoğrafları da kitabın sayfaları arasında bulunabilir. Saroyan'ın Türkçe'ye çevrilerek çeşitli yayınevleri tarafından yayımlanmış olan diğer kitaplarının adları ise şöyle: Aram Derler Adıma, Ben Annemi Seviyorum, Tracy'nin Kaplanı ve Yoksul İnsanlar.
Bitlisli Saroyan  Adnan Binyazar Bitlisli Saroyan Cumhuriyet Gazetesi 21.12.2008
Yazar: Adnan Binyazar
Başlık: Bitlisli Saroyan
Yayın: Cumhuriyet Gazetesi
Tarih:  21.12.2008

Fikret Otyam’ı bilirim yürük dili, kara gözlü resimleri, fotoğrafının yüreğe bakan gözüyle dağı taşı yol eylemiştir. Kır röportajının piri kimdir deseler bir onu derim bir de Yaşar Kemal’i. Amerikalı yazarla Bitlis yollarına düşen de o…
Masamın üstünde Amerika’dan Bitlis’e William Saroyan adlı kitap (Aras Yayıncılık) var. Kitabın kapağında Otyam’ın fotoğrafı… Fotoğraf önünde zayıf öküzler, kara sabanla toprağı yaran iki köylüyü gösteriyor. Karşıdan da, başında ak şapkası, olgun yaşlarında bir adam geliyor.
Yürüyüşü Amerikan, -yakınında olsak göreceğiz- bakışları Anadolu…
Başka bir fotoğrafta, aynı adam, taş bir duvarın ortasından çıkan boruya ağzını dayamış su içiyor. O anda adam değil o, Anadolu serinliğini içine çeken bir efsane kahramanı sevinçten oradan oraya koşarken ne yapacağını bilemeyen bir çocuk...
Şapkasını başından alıp öküzün başına koyan da o…
Kim bu adam? William Saroyan…
1905 yılında Bitlis’ten Amerika’ya göç etmiş bir Ermeni ailenin, 31 Ağustos 1908’de Kaliforniya eyaletinin Fresno kasabasında dünyaya gelmiş bireyi.
Öyküler, romanlar, oyunlar yazmış Amerikalı ünlü bir sanatçı. Şarkıları bile dillerde.
Aziz Gökdemir’le Dickran Kouymjian’ın incelemeleri, Ara Güler’le David Stephen Calonne’un denemeleri, Fikret Otyam’la Bedros Zobyan’ın röportajları, Garig Basmadjian’ın Saroyan’la yaptığı yazın tarihine mal olacak konuşması… Atalarının yetiştiği yerleri görme umuduyla yollara koyulan büyük yazarı tanımamıza yetiyor.
Yaşadığı yer neresi olursa olsun, yazar, yetiştiği ortamın ürünüdür. Saroyan, yetimhanede büyümüş, on beş yaşında okulu bırakıp, aralarında “cenaze işleri”nin de bulunduğu birçok işte çalışmış. Yine de, kalemi, kendi iç serüveninin anlatıcısı olmuş. İngiliz dilinden, Amerika toprağındandır, ama ruhu Anadolu’dur. Yaratıcı dünyası, anlatı yalınlığı oradan beslenmiş.
Bunu kendisi de dile getiriyor: “Benim hikâyelerim bana anlatılmıştır. Yetimhaneden çıktığımda (8 yaşındayken) babaannem ve anneannemden, anemin amcası Garabed Saroyan’dan ve tüm yaşlı insanlardan, akrabalardan hikâyeler duymaya başladım.”
Anneanne anlatısının gücünü, 1938’de yazdığı bir öyküden aktarılan şu küçük alıntıda da görüyoruz.
“Kürtçe, dedi anneannem, kalbin dilidir. Türkçe, müziktir. Bir şarap deresi gibi akar, yumuşak, tatlı, parlak. Bizim dilimiz, diye bağırdı, acının dilidir. Ölümü tattık hep dilimizde nefretin, acının yükü var.”
Anneannenin, granite kazılması gereken bu sözünü okurken Saroyan’ın bir şarkı sözüne de rastladım.
“Benim evime gel evimde sana şeker veririm.
Benim evime gel ben sana elma, erik, kayısı veririm, heyy!
Benim evime gel evimde sana şeker veririm.
Benim evime gel evimde sana her şeyi veririm.”

Türkçe-Kürtçe-Ermenice bu dizeler, her toplumdan insanın aynı anlam çıkartacağı sözler…
56 yaşındaki Saroyan, Amerikan diliyle yazmış ama öykülerinin, romanlarının dibinde Anadolu’nun yeraltı suları kaynıyor. Amerika’dan Bitlis’e William Saroyan, işte böyle bir kardeşlik ruhunun kitabı.
Saroyan'ın Anısına Görkemli Bir Sergi  Miraç Zeynep Özkartal Saroyan'ın Anısına Görkemli Bir Sergi Milliyet Gazetesi 21.12.2008
Yazar: Miraç Zeynep Özkartal
Başlık: Saroyan'ın Anısına Görkemli Bir Sergi
Yayın: Milliyet Gazetesi
Tarih:  21.12.2008

'Yoksul İnsanlar' ve 'İnsanlık Komedisi'nin yazarı William Saroyan'ın, 100. yaşgününde açılan sergide fotoğraflar, müzikler ve metinlerle sanatçının ruh dünyasının kapıları aralanıyor...
Tophane’deki 150 yıllık Tütün Deposu’nda, dünya edebiyatının büyük isimlerinden birinin 100. yaşı kutlanıyor: “Yoksul İnsanlar”ın, “Aram Derler Adıma “nın, “İnsanlık Komedisi”nin yazarı William Saroyan’ın...
“Fresno-Bitlis-Yerevan/Neresi Gurbet Neresi Sıla?”, doğumunun 100. yıldönümünü UNESCO’nun da takvimine aldığı William Saroyan’ı anmak için Aras Yayıncılık, Anadolu Kültür ve Karşı Sanat işbirliğiyle hazırlanmış Mehmet Sinan Niyazioğlu tarafından tasarlanmış. “Neresi Sıla, Neresi Gurbet?”in dün akşam yapılan açılışında sergi alanı tıklım tıklım doluydu. Serginin metin yazarlarından Karin Karakaşlı, “Bu kadar hoyrat tartışmaların içinde burada bu kalabalığın toplanması çok önemli” diyerek başladı konuşmasına ve Saroyan’ın kişiliği kitaplarının önünde giden yazarlardan olduğunu söyledi.
Hem sıla hem gurbet
Saroyan’ın kökleri Anadolu’ya uzanıyor. 1905’te Bitlis’ten ABD’ye göçen bir Ermeni ailenin Fresno’da doğan ilk ferdi... Ancak hayatı boyunca Bitlis’e öyle büyük bir yakınlık duymuş ki Saroyan, hem 1964’te uzun uzun gezmiş aile memleketini hem de Bitlis’e yakın olabilmek için dört kez Erivan’a gitmiş. (Yazarın Bitlis ile olan ilişkisi, 100. yaş günü kapsamında Aras Yayıncılık tarafından yayımlanan “Amerika’dan Bitlis’e William Saroyan” adlı kitapta ayrıntılarıyla yer alıyor) “Neresi Sıla, Neresi Gurbet” de işte bu üç kent üzerine kurulu. Yazarın Fresno’daki gençlik yılları ile Anadolu ve Ermenistan seyahatlerini belgeleyen fotoğraflarla, eserlerinden yapılan çeşitli alıntılar bu üç kentin Saroyan’ın hem sılası hem gurbeti olabildiğini vurguluyor. Saroyan’ın kimliğini, aidiyet ve aidiyetsizliklerini bu üç kent üzerinden nasıl tanımladığını görüyorsunuz Tütün Deposu’nu gezerken.
Fotoğraflar ve müzik
Sergide yer alan fotoğraflar Ara Güler, Ermenistanlı fotoğrafçı Boğos Boğosyan, Saroyan’a Anadolu gezisinde eşlik eden Bedros Zobyan ile Fikret Otyam’a ait.
Açılışa Ara Güler ve Boğos Boğosyan da katıldılar. Bu akşam için özel olarak Ermenistan’dan gelen Boğosyan da kökleri Anadolu’ya uzanan biri. Anne babası Bilecik doğumlu. Sergiyi birlikte gezdiğimiz Boğosyan, Saroyan’ın kendisi için önemini şu sözlerle aktardı:
“Biz Ermeni bahtı diye bir söz kullanırız. Bizim bahtımız hep göç etmekten, dağılmaktan geçti. Saroyan bütün Ermenilerin bahtını, dramını kişiliğinde toplayan çok önemli bir sembol.”
Ara Güler ise ‘küçük insanları yazarken onların içindeki büyük özlemleri anlatan bir yazar’ dediği William Saroyan’ı okuduktan sonra dünyasının değiştiğini söyledi ve ekledi: “Herkes bir Saroyan olsa dünyanın hali muhakkak değişir.”.
Yalnızca fotoğraflardan oluşmuyor “Neresi Sıla, Neresi Gurbet?”
Saroyan’ın çeşitli eserlerinden yapılan alıntıların yanı sıra Karin Karakaşlı ve Rober Koptaş tarafından kaleme alınan üç metin var: “Pergelin Sabit Ucu Fresno”, “Bitlis’te Ocağım Tüter” ve “Yerevan Diye Bir Ütopya.” Ayrıca burada Saroyan’ın kronolojik ve fotoğraflı hayat hikâyesini okumak da mümkün.
Bununla da kalmıyor ‘Neresi Sıla, Neresi Gurbet?’te sergilenenler. Saroyan’ın İngilizce, Türkçe ve Ermenice kitapları Ayda Erbal’ın hazırladığı, Saroyan’ın sözlerini yazdığı ünlü “Common a-my house” şarkısının da yer aldığı müzikler, tiyatro sanatçısı ve radyo programcısı Eraslan Sağlam’ın Saroyan’ın ‘İnsanlık Komedisi’ adlı eserini okuyarak gerçekleştirdiği ses kaydı yazarın ruh dünyasının kapılarını aralıyor izleyenlere...
Sergi, 10 Ocak 2009’a kadar açık kalacak.
Ne Sahipsiz Suçlar Senindir,<br> Ne De Herhangi Birinin Masumiyeti  Alin Taşçıyan Ne Sahipsiz Suçlar Senindir,
Ne De Herhangi Birinin Masumiyeti
Star Gazetesi 20.12.2008
Yazar: Alin Taşçıyan
Başlık: Ne Sahipsiz Suçlar Senindir,
              Ne De Herhangi Birinin Masumiyeti
Yayın: Star Gazetesi
Tarih:  20.12.2008

Fresno-Bitlis-Yerevan, Neresi Sıla, Neresi Gurbet’ başlıklı William Saroyan sergisi bugün Tütün Deposu’nda açılıyor.

Aras Yayıncılık, Anadolu Kültür ve Karşı Sanat işbirliğiyle düzenlenen serginin açılışına, Saroyan’ın dostu olan iki fotoğrafçı, Ara Güler ve Boğos Boğosyan da katılacak. Mehmet Sinan Niyazioğlu’nun tasarımını yaptığı sergi Saroyan’ın Fresno’daki gençlik yıllarında, Ermenistan ve Türkiye’ye yaptığı yolculuklarda çekilen fotoğraflarından ve yazarın yapıtlarından oluşuyor.
Sergide Güler ve Boğosyan’ın yanı sıra Bedros Zobyan ve Fikret Otyam’ın fotoğrafları önemli bir yer tutuyor. Karin Karakaşlı ve Rober Koptaş’ın yazdığı ‘Pergelin Sabit Ucu Fresno’, ‘Bitlis’te Ocağım Tüter’, ‘Yerevan Diye Bir Ütopya’ başlıklı metinler, Saroyan kitapları, kronolojik yaşamöyküsü, tiyatro sanatçısı ve radyo programcısı Eraslan Sağlam’ın ‘İnsanlık Komedisi’ni okuduğu ses kaydı sergiyi tamamlıyor.
UNESCO’nun yüzüncü yaşı onuruna William Saroyan yılı ilan ettiği 2008 bitmeden, Türkiye’de bu sergiyle anılıyor ünlü yazar. ABD ve Ermenistan’da Saroyan’ı anmak için çeşitli etkinlikler düzenlendi. Saroyan için kimliğini oluşturan önemli bir bileşen kökeniydi. Türkiye’de yapılan etkinlik bu bağlamda anlamlı. Kültür ve Turizm Bakanlı Ertuğrul Günay’ın Bitlis’teki aile evinin tespit edilip Saroyan Müzesi’ne dönüştürülmesi niyetini açıklamasına milliyetçi bir refleks göstermişti.
1908 yılında Fresno’da doğan Saroyan’ın ailesi 1905’te Bitlis’ten ABD’ye göç etti. Gençliği Fresno’da göçmen ağırlıklı bir çevrede geçen, hümanizması ve edebiyatı büyük ölçüde Doğu’nun değerlerini Batı’ya taşımış olan bu çevre sayesinde biçimlenen Saroyan 1964 yılında Anadolu’yu dolaştı, Bitlis’e gitti. Erivan’a oraya yakın olmak için gittiğini söylerdi... Serginin içeriğine ve adına karar verilmesinde onun yaşadığı bu kimlik ve aidiyet sorunu belirleyici olmuş. Tanıtım metninde şöyle deniyor: ‘William Saroyan ismi ‘dünya vatandaşlığı’nı çağrıştırır. Onun kapsayıcı, çoğaltıcı bir aidiyet olarak kurgulanan dünya vatandaşlığı, aidiyetsizliğin diğer adıdır. Memleketini kaybetmiş bir sürgündür Saroyan. Memleketsizliğinin bilincine vardığı noktada da, köklerini üçlü bir sacayak üzerinde inşa eder. Fresno, Bitlis ve Yerevan, onun hem sılası hem gurbetidir’.
Saroyan’ın Amerikalıdan çok Anadolulu olduğunu anlatan en iyi metinlerden biri ‘Yaşamak Vakti’ adlı oyununa yazdığı giriş: ‘... Aşikar olan şeyleri boş ver gören gözler ve müşfik kalpleri meşgul etmeye değmez onlar. Ne kimsenin astı ol ne de kimsenin üstü. Unutma ki hiç kimse senden çok da farklı değildir. Ne sahipsiz suçlar senindir ne de kimsenin masumiyeti. Kötülüğü ve Allahsızlığı önemseme, ama Allahsızları ve kötüleri hafife alma. Bunları iyi anla. Müşfik ve nazik olmaktan utanma ama, öldürmen gereken bir an gelirse, öldür ve bundan pişmanlık duyma. Ömrünce yaşamın keyfini çıkarmaya bak ki dünyanın ıstırap ve kederine tuz biber ekmektense, onun sonsuz zevklerine ve gizemlerine gülümseyebilesin.’
Sergi, 10 Ocak 2009'a dek pazar hariç her gün 11:00 - 18:00 saatleri arasında Tophane’deki Tütün Deposu’nda gezilebilir.
Amerika’dan Bitlis’e William Saroyan  İhsan Yılmaz Amerika’dan Bitlis’e William Saroyan Hürriyet Gazetesi 19.12.2008
Yazar: İhsan Yılmaz
Başlık: Amerika’dan Bitlis’e William Saroyan
Yayın: Hürriyet Gazetesi
Tarih:  19.12.2008

Fikret Otyam, "Bizden bıyıklı bir 'gavur' olarak gördü onu Ankara Atpazarı’ndaki telden fare kapanı satan adam" diye anlatıyor William Saroyan’ı. 1964 yılında atalarının memleketi Bitlis’i görmek için gelen Saroyan’la dolaşmış Anadolu’yu Otyam ve bu gezisini yazı dizisi olarak da yayımlamış o yıllarda.
Kaliforniya’nın Fresno kasabasında 31 Ağustos 1908 yılında doğan William Saroyan, Bitlis’ten Amerika’ya göç etmiş Ermeni bir ailenin orada hayata gözlerini açan ilk ferdi.
1981 yılında Fresno’da öldüğünde arkasında altmışı aşkın kitap ve hızlı yaşanmış bir hayatla, Amerikan edebiyatının en iyi kısa öykü, oyun ve roman yazarları arasında anılan bir de isim bırakmıştı.
Köklerine ve atalarının kültürüne bağlılığını hiçbir zaman bırakmamış, Ermenistan’ı ve Türkiye’yi bu amaçla ziyaret etmiş, edebiyatını da bu tema üzerine oturtmuştu.
Amerika’dan Bitlis’e William Saroyan derlemesi ünlü yazarın 100’üncü yaşı için hazırlanmış bir kitap.
Kitapta yazarın son yıllarında kaleme aldığı Bitlis adlı oyunun yanı sıra Ara Güler, Aziz Gökdemir, Dickran Kouymjian, Bedros Zobyan, Fikret Otyam, Garig Basmadjian ve Stephen D. Calonne’un yazıları yer alıyor.
Bu arada Saroyan’ın 100’üncü doğum yılı etkinlikleri sadece bu kitapla da sınırlı kalmıyor.
Aras Yayıncılık, Anadolu Kültür ve Karşı Sanat işbirliğiyle "Fresno-Bitlis-YerevanNeresi Sıla, Neresi Gurbet?" başlıklı bir de sergi açılıyor. Tophane Tütün Deposu’nda yarın saat 17.00’de açılacak olan sergide Ara Güler, Bedros Zobyan, Boğos Boğosyan ve Fikret Otyam’ın çektiği Saroyan fotoğrafları sergilenecek.
Serginin davetiye metninde Saroyan’ın evreni şu sözlerle anlatılıyor: "William Saroyan ismi dünya vatandaşlığını çağrıştırır. Onun kapsayıcı, çoğaltıcı bir aidiyet olarak kurgulanan dünya vatandaşlığı aidiyetsizliğin diğer adıdır. Memleketini kaybetmiş bir sürgündür Saroyan. Memleketsizliğinin bilincine vardığı noktada da, köklerini üçlü bir sacayak üzerinde inşa eder. Fresno, Bitlis ve Yerevan, onun hem sılası hem de gurbetidir. Sergi, köklerini keşfetmek için yola düşen bir adamı, hep gülen yüzüyle hatırlanan ama daima karanlık, erişilmez bir yanı da olan William Saroyan’ı anlamaya dair bir öneri sunuyor."
Girişte Fikret Otyam’ın Atpazarı’ndaki insanların Saroyan’a nasıl baktıklarını tanımlarken 'bizden bıyıklı bir gavur' dediğini yazmıştım ya.
Hayır, yaşama sevinciyle, coşkusu ve tutkusuyla bizden bıyıklı bizden birine dönüyor onu tanıdıktan sonra bu tanımlama.
Saroyan’ın Aidiyetsizlik Memleketleri  Karin Karakaşlı Saroyan’ın Aidiyetsizlik Memleketleri Radikal Gazetesi 04.12.2008
Yazar: Karin Karakaşlı
Başlık: Saroyan’ın Aidiyetsizlik Memleketleri
Yayın: Radikal Gazetesi
Tarih:  04.12.2008

Türkiye ile Ermenistan arasındaki temaslar karşılıkı sürerken, ‘Saroyan’ın 100. doğum yılı dolayısıyla yayınlanan Amerika’dan Bitlis’e William Saroyan, iki komşu ülkenin bu temkinli yakınlaşma çabalarının ortasında, esas yürekli adımların nerede atılması gerektiğini gösterir nitelikte.
“Öncelikle ilişkilerimizin normalleşmesini, diplomatik ilişki kurulmasını, sınırlarımızın açılmasını bekliyoruz... İki ülke liderlerinin sorumluluğu üstleneceğini ve halklarımızın ve bölgemizin çıkarları için sıradışı kararlar alacağımızı düşünüyorum.”
Bu sözler, Ermenistan’ın Karadeniz Ekonomik İşbirliği (KEİ) örgütünün dönem başkanlığını devralması vesilesiyle, Kasım sonunda İstanbul’a gelen Ermenistan Dışişleri Bakanı Edvard Nalbandyan tarafından sarf edilmişti. Siyasilerin temkinli, kapalı ve lastikli açıklamalarında çoğunlukla insanı heyecanlandıran bir ayrıntı olmaz ama ben Bakan’ın “sıradışı karar” sözüne takılmıştım çünkü bir sıfat eşliğinde ancak yeni yeni girişilen diyalog sürecinin nasıl da olağanüstü koşullara bağlı olduğunu açık yüreklilikle itiraf ediyordu. Komşuluklarını kapalı bir sınır üzerinden belirsiz bir geleceğe havale eden iki ülkenin elbette tarihi de aşması mümkün değil. Tarih, paylaşılan bir bugün üzerinden ele alınmayı gerektirir ne de olsa. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün dünya kupası elemeleri çerçevesinde iki ülkenin milli takımlarının 6 Eylül’de Yerevan’da oynadığı maç seyretmek üzere Ermenistan’a gitmesi ile başlayan temaslar iki bakanın “güçlü bir siyasi iradeyle görüşmelerin devam edeceğini duyurmasıyla” ilerleyişini sürdürüyor.
Siyasetin binbir güçlükle sıradışı kararlar noktasına gelebildiği ve her an olağan kararsızlıklarla eski tıkanmışlıklara teslim olabileceği noktalarda insan, koşulsuz çıkış noktasını nerede bulur? Bence hakikatin şaşmaz kayıt tutucusu edebiyatta. Saroyan’ın 100. doğum yılı dolayısıyla Aras Yayıncılık tarafından hazırlanan Amerika’dan Bitlis’e William Saroyan kitabı, iki komşu ülkenin bu temkinli yakınlaşma çabalarının ortasında, essas yürekli adımların nerede atılması gerektiğini gösterir nitelikte. Kitapta yer alan ve almayan sayısız fotoğrafın sahibi Ara Güler ile Boğos Boğosyan’ın katılımıyla 20 Aralık Cumartesi günü Tophane’de Tütün Deposu’nda açılacak Fresno, Bitlis, Yerevan: Neresi Sıla, Neresi Gurbet? başlıklı Saroyan sergisi ise kitabın ruhuna daha da bir nüfuz etmeyi sağlayacak.
Ve Fresno ve Bitlis ve Yerevan
İyi de çok mu lazım Saroyan’ın dünyasına nüfuz etmek? Bunun yanıtı da Saroyan’dan ne anladığınıza bağlı... Çokları için William Saroyan, yalın anlatımı ile iz bırakmış dünyaca ünlü ABD’li bir yazardır. Hikâye buradan başlar ve biter.
Yok eğer klişe tanımların kolaycılığına sığınmayacaksanız William Saroyan sizi hayretlere düşürecek denli tanıdıklaşır, Anadolu’nun ta kendisi olur. Şaşar kalırsınız. Meğer dünya vatandaşı diye bildiğiniz o koca adam, Bitlis-Fresno-Yerevan üçgeninde kendisine bir aidiyet arayan memleket zengini bir yersiz yurtsuz değil miymiş?..
Bitlisli Ermeni bir ailenin çocuğu olarak ailecek göç ettikleri Fresno’da dünyaya gelen Saroyan için Bitlis hayalindeki kayıp vatandı. “Bitlis’i çok çalıp söyledim ben. Çünkü insanlarımın dağlık şehridir o ve bir anlamda başlı başına bir ülkedir. Şöyle ki orada yaşayan Ermeniler, Kürtler ve Türkler, kendilerini hemşehrileriyle diğer şehirlerde yaşayan soydaşlarından çok daha yakın akraba olarak görmüşlerdir” dedi Tesadüfi Karşılaşmalar’da. Nihayet kendisini hazır hissedip de 1964’te Anadolu’yu ziyaret ettiğinde şehrin o günkü gerçekliği ile kendi hayalindeki Ermeni köyü birbirine karıştı. İlk kez o an, hayalinin tekabül ettiği bir gerçek olmadığını gördü. Ve o ödeşme anında bir karar verdi. Bu acıyı, büyükannesi Lusi’nin ekmek pişirdiği yerde hâlâ yerli yerinde duran ocağın imgesiyle şifalandırdı. Şimdi bir Kürt kadın pişiriyordu ekmekleri. Ocağın tütmesi hayatın sürmesiydi. Acısında gülümsedi. Uzun yıllar sonra Bitlis adlı oyununda neden eski evini satın alıp da oralara yerleşmediğini şöyle anlatacaktı: “Şehirde hiç Ermeni yok, ben burada sadece tuhaf bir yerli olurum. Otuz yıllık başarısının sonucunda yeteri kadar para kazanan Amerikalı Ermeni bir yazar, Bitlis’e gelerek ailesinin evlerini yeniden inşa ettirmeye karar veriyor. Büyükannesinin kardeşlerinin -kuzenlerinin değil- evini zengin Kürt işadamından alarak, daktilosuyla bu eve yerleşiyor. Tepelerde uzun yürüyüşlere çıkıyor ve artık orada yaşıyor. Delirmiş bir Ermeni...” Aklını tam da delirme eşiğine gelişlerini bile yazabilmesine borçlu olan Saroyan, hayatını Bitlis-Fresno-Yerevan adlı, hepsi bir diğerini de barındıran ve asla kendi gerçeklikleri içinde yaşanamayan anısal ve düşsel memleketlere dağıttı. Sabit mekân Fresno’da aidiyet kurmasını sağlayan, Eye Caddesi’ndeki Aras Kahvehanesi’nde Anadolu’yu yaşatan yaşlı Ermeni mültecilerdi. Genç gazete satıcısı William elindeki gazetelerden birini alıp inceleyerek geri veren bu insanlara niçin kızamadığını anlatırken, yaşından bağımsız ortak bir bilincin ilk işaretlerini veriyordu aslında: “Birinin bana etrafta dolanıp konuşulanlara kulak kabartmam için bahane vermesine memnun olurdum, çünkü böyle bir yerde biraraya gelmiş, birbirine bağırıp çağıran, gelen zarların isimlerini Türkçe yüksek sesle söyleyen, iskambil kâğıtlarını karıştıran, dağıtan ve hızla masanın üstüne vuran bu kalabalıkta beni çeken bir şey vardı, benim için çok değerli, varlığıma anlam ve önem katan bir şey. Hatta bu benim için bir çeşit kıymetli önemsizlikti, kendini bir milletin, bir bütünün, ortak bir hafızanın, mücadelenin ve yenilginin içine yerleştirmenin taşıdığı kıymetli hiçlik...”
O kıymetli hiçlik duygusunun peşinden yollandığı Yerevan da zamansız bir mekândı. Bitlis kaybedilmişse, Yerevan da hiç sahip olunmamış olandı. Atalarının izini süren, engebeli arazide bisikleti üzerinde çocuklaşan, derken eski bir Khaçkar önünde yüzü o oymalı taş gibi kuntlaşan Saroyan, burayı da hayatın denenmemiş olasılıklarını simgeleyen bir ütopya olarak yaşadı.
Bir kitap ve bir sergi aracılığıyla nüfuz edebileceğimiz Saroyan’ın dünyası işte tek bir adamın çelişkileri eşliğinde aynı toprakta birbirinin uzağı kılınmış herkesi buluşturmaya talip. Yaşayan ve Ölü kitabında anneannesinin dediklerine kulak verelim: “Kürtçe, ‘dedi anneannem’, kalbin dilidir. Türkçe, müziktir. Bir şarap deresi gibi akar, yumuşak, tatlı, parlak. Bizim dilimiz, ‘diye bağırdı’, acının dilidir...”
Sonra da ekleyelim: Hepsi Anadolu’nun sesi olan bu diller en çok ve sadece birbirine seslenir. Aracısız duyulabildikleri, birbirlerine dokunabildikleri gün hiçbir siyasinin hiçbir sıradışı karar almasına da gerek kalmayacaktır. Saroyan’ın dünyası belki de en çok bir hayalin sıradanlaşması ihtimalini öğretir. Ve o ihtimal hepimize iyi gelir...
Yüzyıllık Şarkı  Ararat Şekeryan Yüzyıllık Şarkı Express Dergisi 01.12.2008
Yazar: Ararat Şekeryan
Başlık: Yüzyıllık Şarkı
Yayın: Express Dergisi
Tarih:  01.12.2008

Anadolu'nun medar-ı iftiharı, Bitlis kökenli Ermeni - Amerikalı yazar William Saroyan'ın yüzüncü yaşgünü, Aras Yayınları ve Anadolu Kültür'ün ortaklaşa düzenlediği "Fresno, Bitlis, Yerevan" başlıklı bir sergiyle kutlanıyor. 20 Aralık'ta, Tophane'de, Tütün Deposu'nda açılacak sergiye bir de şarkı eşlik edecek: Saroyan'ın kuzeni Ross Bagdasarian'la birlikte yazdığı, Ankara'da bir rakı sofrasında Türkiyeli dostlarına söylediği "Evime Gel" ...

"Yaptığım her şey bir tür şarkıdır, ilk tiyatro eserim olan 'Yüreğim Dağlardadır' bir şarkıdır aslında, en ünlü oyunum 'Yaşamak Vakti' de şarkılardan oluşur, yapısıyla okuyucuya tamamiyle yabancı gelen 'Rock Wagram' adlı kitabım da senfoniktir, müzikal biçimindedir. 'Bu da ne dernek?' diye soracak olursanız, cevabı çok basit: Eğer biçim olarak dil iletişimin kendisiyse, biçim dil olduğundan, müzikte hem dili hem biçimi bulursunuz biçim iletişimi sağlamaz, biçime giren kelimelerdir. Örneğin, kimse piyanoyu Chopin gibi çalamaz ve kimsenin onun yeteneğini eleştirmesine izin veremem. Frederic Chopin piyanoya her şeyi söyletebilmiş adamdır. Eserlerini dinlerseniz her şeyden bahsetmiş olduğunu görürsünüz komediden, kederden, delilikten, melankoliden, her şey her şeyden ...”
William Saroyan

Yüzüncü doğum yıldönümü dolayısıyla dünyanın dört bir yanında anısına düzenlenen etkinliklerle ve hakkında yayınlanan makaleler ve kitaplarla anılan William Saroyan'ın yazar kimliğini tanımlama aracı olarak müziği seçmiş olması hiç de şaşırtıcı olmamalı… İçine doğduğu küçücük dünya ve o küçük dünyanın insanlarının yoğrulduğu yersiz yurtsuzluk, "eski memleket"i anarak "yeni dünya" da yaşama tutunmaya çalışmak, acı, özlem, sevgi, hüzün, üzüntü, mutluluk... Sadece eserleri değil, hayatı da bir tür şarkı gibidir Sarayan'ın… 1930'ların Amerikasında kimsenin beklemediği bir anda edebiyat dünyasının semalarında beliren ve misyonunu haykıran parlak bir yıldızdı William Saroyan: "Ey insanlar, sizin için buradayım ben, sizi yazmak için, sizi yaşatmak için, birileri yazmalı, hakkında bir şeyler yazılmadan kimse göçüp gitmemeli bu dünyadan…

Bir “eski memleket” öyküsü
1905 yılında Bitlis'ten Amerika'ya göçmüş bir ailenin orada doğan ilk ferdi olarak tam yüz yıl önce, 31 Ağustos 1908' de kaydedilmeye başlanır bu yüz yıllık uzun şarkı. William çok küçük yaşlardan itibaren ninesinden ve annesinden dinlediği Bitlis manzaralarını beynine kazımaya başlar. Babasını üç yaşında kaybettikten sonra yetimhaneye verilmesinin ve çocukluğunun göçmen nüfusun yoğun olduğu California’nın Fresno’sunda geçmiş olmasının da etkisiyle “yersiz yurtsuzluk”, “göçmenlik” ve “eski memleket” (Anadolu) motifi Saroyan'ın birçok eserinin odak noktasını oluşturur. Saroyan'ın "eve dönüş" diye adlandırabileceğimiz Bitlis yolculuğunu gerçekleştirebilmesi, şarkının 56. yılına, 1964'e denk düşer. Ani bir kararla, cebinde sadece iki İstanbullu Ermeninin telefonu, plansız programsız kendini İstanbul'a atar Saroyan. "Eve dönüş" yolculuğu boyunca kendisine eşlik eden gazeteci Fikret Otyam'ın o dönemde Cumhuriyet gazetesinde yazdığı "Baba Ocağı" adlı yazı dizisinden de öğrendiğimize göre, Saroyan Bitlis'teki köyü, çeşmeleri, bahçeleri ninesinin anlattıklarıyla zihnine kazımıştır. Aziz Gökdemir'in Express'in ağustos sayısındaki söyleşide aktardıklarından bildiğimiz kadarıyla, Sarayan'ın Ankara'da, Fikret Otyam'ın evinde Türkiyeli gazeteci ve yazarlarla yediği bir akşam yemeğinin ses kayıtları da mevcut. Masadakilerin hepsi sarhoş olduğundan ne söyledikleri anlaşılmasa da, o kayıtlarda daha önemli bir şeyler var bizim için: 56 yaşındaki Saroyan'ın sesinden bir şarkı: "Come on-a My House…”

İki "çatlak" kuzen
Daha sonra David Seville sahne adıyla tanınacak olan küçük çatlak kuzen Ross Bagdasarian (Rostom Sipan Bagdasarian), kayıt cihazının kayıt hızını düşürerek kaydettiği, cihazı normal hızına getirdiğindeyse hızlı hızlı konuşan komik bir ses elde ettiği basit tekniğiyle yarattığı "novelty song"lar (komik efektlerle süslü, sözleri çoğu zaman anlamsız/saçma şarkı) ve animasyon müzik grubu Alvin and the Chipmunks'la 1950-60'ların Amerika'sında hatırı sayılır bir şöhret kazanır.
Saroyan, 1867'de yayınlanan ve sözleri George Leyboume' e, müziği Gaston Lyle-Alfred Lee'ye ait olan ve 19. yüzyılın en ünlü şarkılarından biri olan "The Daring Young Man on the Flying Trapeze"den (Uçan Trapezdeki Cesur Genç Adam) adını alan kısa öyküsünü de içeren ilk öykü kitabını yayınlattığında henüz yüz yıllık uzun şarkının 26. yılıdır. Her güne bir öykü sığdırarak 34 günde yazdığı "Uçan Trapezdeki Cesur Genç Adam ve Diğer Öyküler" 1934'te yayınlanır ve yılın en çok satan öykü kitabı olur. Saroyan, Amerikan edebiyatının ortasına bir bomba gibi düşmüştür. Şaşılası bir üretkenlikle kaleme aldığı eserlerindeki küçük insanlar, küçük dünyalar büyük bir başarı ve şöhret kazandırır Saroyan'a.

Gel, Benim Evime Gel
Yıl 1939, yüz yıllık uzun şarkı 31 yaşında, yaz, Amerika. Saroyan'ın -kabul ettiği- The New York Drama Critics' Circle (1939) -ve reddettiği- Pulitzer (1940) ödüllü 'The Time of Your Life" (Yaşamak Vakti) adlı oyununun ünlü Broadway tiyatrosunda sahnelendiği günlerden biri. O yıl yirmi yaşına basmış bir genç olan ve kuzeninin oyununda "müvezzi çocuk" rolünü canlandıran Ross Bagdasarian, Saroyan'la birlikte gece tiyatrodan dönüş yolunda, Saroyan'ın ünlü romanı "The Human Comedy" deki (İnsanlık Komedisi) bir diyalogdan esinlenerek otobüste yazar "Come on-a My House"un sözlerini. Bazı müzik otoritelerince "Armenian novelty song" olarak değerlendirilen "Gel, Benim Evime Gel" aslında "komik efektlerle süslü, sözleri anlamsız" bir şarkı olmanın da ötesinde, her iki göçmen gencin hala benliklerinde izlerini taşıdıkları "eski memleket" imgesinin ruhlarının derinliklerine işlediği sıcaklığın dışavurumu gibidir. Tanıdık bir Anadolu sıcaklığıdır her notasında kulağımıza çarpan samimi tonlar. Bir gün, işten eve dönüş yolunda rastladığı kıza oracıkta aşık olan "göçmen çocuk" ona "anayurdunda yaşayan insanların üslubuyla sıradışı şeyler söylemeye" başlar: "Gel, evime gel, sana elmalar, şekerler, bir noel ağacı, bir paskalya yumurtası, bir de evlilik yüzüğü vereceğim…" Yolda rastlayıp aşık olduğu kızı "masum" şeyler paylaşmak üzere evine davet eden "yalnız göçmen çocuk", "gel, sana kekler, şeftaliler vereceğim" derken laf arasında "Saçlarını da çok beğendim, gel bir ömür boyu karım ol" demekten de geri kalmaz, "masumca" ...
20. yüzyıl Amerikan müzik ve edebiyat dünyasında yer edinmiş ve milyonlarca insanın hayranlığını kazanmış olan bu iki "çatlak" kuzen "Come on-a My House" adını verdikleri şarkıyı seslendirir ve şarkı ilk kez 1950" de Saroyan'ın bir oyununda, "The Son"da kullanılır. Yalnız bir göçmen çocuğun yolda görüp aşık olduğu kızı evine davet etmesini anlatan şarkının tiyatro salonlarından çıkıp milyonların diline düşmesiyse, bugünün ünlü aktörü George Clooneyin halası Rosemary CIooneyin 1951'de prodüktör Mitch Miller'ın, şarkıyı söylemediği takdirde işine son verileceği yönündeki tehdidi sonucu istemeye istemeye seslendirmesiyle gerçekleşir. Şarkıyı ünlü aranjör, bestekar ve klavsen sanatçısı Stan Freeman eşliğinde kaydeden CIooney, tam 37 yıl sonra verdiği bir röportajda şarkıyı yüzlerce kez söylemesine rağmen ondan nefret ettiğini, şarkıyı seslendirmek zorunda bırakılmanın sebep olduğu kızgınlığı onu her dinleyişinde hissettiğini itiraf ederken, "Come on-a My House"un sonsuza dek adıyla ilişkilendirileceğini ve kendisine böylesi bir şöhret getireceğini aklının ucundan dahi geçirmediğini de ekleyecektir.
"Birini eve çağırarak ona şekerler, bir evlilik yüzüğü ve her şeyi" vaat etme fikrinin 1950'lerin Amerikasında bir tabu olarak kabul edebileceğini düşünebiliriz. "Yalnız göçmen çocuk" ve onun yolda rastladığı kızla ilgili olan bölümü çıkararak şarkıyı seslendiren Rosemary Clooneyin davetkar sesinin de etkisiyle beklenmedik bir ilgiyle karşılaşan şarkı, tam sekiz hafta boyunca Billboard müzik dergisinin listelerinde ilk sırada kalmayı başarır. Öyle ki, 1951'in sonlarına doğru MGM, dönemin ünlü şovmeni ve oyuncusu Robert Q. Lewis'in Clooneyin davetine icabet eder tonda seslendirdiği "cevabı şarkı", "Where's-a Your House?"u (Evin Nerede?) piyasaya çıkarır ve o şarkı da büyük bir ilgiyle karşılanır.
Dönemin ünlü şarkıcılarından biri olan Kay Starr’ın "Gel, benim evime gel, gelirsen karını da unutur ve bütün bir ömür benimle mutlu olursun" gibi "cömert" bir teklif daha ekleyerek seslendirdiği "Come on-a My House", caz sanatçısı ve oyuncu DeIla Reese'in ve daha sonra Ella Fitzgerald'ın kendi yorumlarını katarak seslendirmeleriyle iyiden iyiye dillerden düşmez hale gelir. "Gel, Benim Evime Gel", kariyerinin en parlak günlerini yaşayan Rosemary Clooneyin 1956'da çıkardığı bir başka hit parçası olan "Mangos"a ve daha sonra dönemin diğer şarkıcılarına ve bestekarlarına da ilham kaynağı olur ve "Yeni Dünya" insanları iki çatlak kuzenin bir gece otobüste kafa kafaya verip sırf laf olsun diye yazdıkları şarkıyla birbirlerini evlerine davet eder olurlar, "Gel, benim evime gel, sana şeker veririm…"

"Nasıl olsa öleceksiniz"
”Sanırım, bir yazarın en somut tavsiyesi şu olabilir: Derin nefes almayı, yediğiniz yemeğin tadına varmayı, uyuduğunuzda gerçekten uyumayı öğrenmeye çalışın. Bütün gücünüzü kullanın ve tamamıyla canlı kalabilmeyi deneyin, güldüğünüzde bir cehennem gibi gülün ve öfkelendiğinizde gerçekten öfkelenin. Yaşamaya çalışın, nasıl olsa bir gün öleceksiniz."
Eleştirmenlerce savruk olarak nitelenen "Saroyanesk" üslubunu "Bir Ermeniden bir İngiliz beyefendisi olmasını bekleyemezsiniz" diyerek savunan, "nasıl" yazdığından çok "niçin" yazdığına önem veren Saroyan 73 yıllık hayatı boyunca ilk kitabının önsözünde okuyucularına tavsiye ettiği gibi yaptı, "canlı kalmaya, yaşamaya" çalışın, yaşamak için, hala canlı olduğunu, yaşadığını hissedebilmek ve hissettirebilmek için yazdı. 18 Mayıs 1981'de ölmeden birkaç gün evvel bir gazeteciyi arayıp yorgun sesi ve kendine özgü muzipliğiyle "Evet, herkes ölmek zorunda, ama ben her zaman benim için bir istisna yaratılabileceğini düşünmüştüm, n'apıcaz şimdi?" derken aslında gerçek anlamda hiçbir zaman ölmeyeceğini, bundan yüz yıl sonra olsa bile iki yüzyıllık bir şarkı olarak insanları evine davet etmeye devam edeceğini çok iyi biliyordu.
William Saroyan ve Rafael de Nogales...  Oral Çalışlar William Saroyan ve Rafael de Nogales... Agos Gazetesi 28.11.2008
Yazar: Oral Çalışlar
Başlık: William Saroyan ve Rafael de Nogales...
Yayın: Agos Gazetesi
Tarih:  28.11.2008

"18 Haziran- Siirt'e öğle olmadan girdik. Çevrede sığırlar ve mandalar otluyordu. Bir grup tüylü deve de bir su kenarında uyuyordu. Bu kır manzarasının ruhuma verdiği sükûnet, şose kenarında gördüğüm manzarayla bozuldu. Bu yamaç binlerce yarı çıplak ve hala kanayan cesetlerle dolmuştu. Cesetler öbek halinde ya da ölüm halinde birbirine sarılmış olarak yatıyordu. Babalar, kardeşler, oğullar ve torunlar vuruldukları gibi yatıyorlardı. Akbabalar başlarına birikmişti. Köpekler bağırsakları parçalıyordu."
Bu alıntılar Rafael de Nogales'in 'Osmanlı Ordusunda Dört Yıl 1915-1919' (Yaba Yayınları) adlı kitabından. Nogales, Venezüellalı bir lejyoner. Almanya ve Belçika harp akademilerinde okumuş. Çeşitli ülkelerde savaştıktan sonra Osmanlı ordusuna da lejyoner olarak katılmış ve dört yıl boyunca bu orduda subaylık yapmış. Binbaşı rütbesiyle Van kuşatmasında bulunmuş. Daha sonra da Suriye ve Lübnan'daki savaşlarda yer almış.
Nogales, ünlü Ermeni Tehciri'nin de tanıklarından. Yukarıya aldığım satırlar, onun defterine aldığı notlardan. 1915 yılında Siirt ve ardından Bitlis'te gördüklerini anlatıyor. Günlük olarak tutulmuş notlardan oluşan bu kitap tam anlamıyla bir belgesel niteliğinde. Dünyada da o dönemde ne olup bittiğini anlatan en önemli kaynaklardan. Kitabı bir solukta okudum.
***
Ermeni asıllı Amerikalı yazar William Saroyan, Bitlisli bir ailenin çocuğu. Amerika'da doğup büyümesine rağmen, bütün çocukluğu atalarından dinlediği Bitlis öyküleri üzerine kurulmuş. Saroyan, 9-25 Mayıs 1964 tarihlerinde Türkiye'ye geliyor ve Anadolu'yu dolaşıyor.
Asıl merakı ise annesinden ve diğer büyüklerinden dinlediği Bitlis'tir. Bitlis'te kendisine bir karşılama düzenlenir. Dünyanın en ünlü yazarlarından birinin Bitlis kökenli olması, bu kentin insanları için bir övünç kabul edilir. O geziyi, Ara Güler, aralarında Fikret Otyam’ın da bulunduğu bir grup gazeteciyle birlikte izliyor.
Aras Yayınları, Saroyan’ın 100. doğum yıldönümü kapsamında, onun kitaplarını yayımlıyor. Bunlardan biri de 'Amerikan'dan Bitlis' e William Saroyan. Bir derleme bu. Kitabın kapağında, Saroyan'ın, ata yurdu Bitlis’i dolaşırken çekilmiş bir fotoğrafı yer alıyor. Karasabanın peşinde tarlasını sürmeye çalışan iki Bitlisli’nin yanında duruyor William Saroyan.
Saroyan, Bitlis'le karşılaşmasını şöyle dile getiriyor.
"Bitlis'in ana caddesinde, peynir ekmek yiyip çay içmek için geldiğimiz küçük bir Türk lokantasındayız bense burada olduğuma hala inanamıyorum, ailemin yüzyıllar boyunca yaşamış olduğu Bitlis’teyim… Babam Armenak’la annem Takuhi'nin, babamın babası Bedros'la, annesi Hıripsime'nin, annemin babası Minas'la annesi Lusıntak'ın doğdukları yerdeyim… Burada gördüğüm herkesi sevdim, onlar da uzun zamandır Bitlis'te yaşıyorlar buradaki hayatı umutsuz hale getirip, Minas'ın Lusıntak'a 'Burayı terk edip Amerika'ya gidelim, burası artık bize göre değil' dedirtenin, illa ki bu insanların büyükbabaları olduğunu düşünmüyorum. Sonra Minas öldü ve Lusıntak gerçekten de aileyi buradan götürdü ve böylece ben burada değil, Fresno'da doğdum. Yoksa bu insanları sevmemin nedeni, Ermenilerin burada yaşamasını imkânsız hale getirip ailemin Kaliforniya'ya gitmesine, böylece orada doğmama sebep olmaları mı? Kafam karışık değil, bir şey bilmiyorum. Ne olduğunu anlayamıyorum, çünkü en başta, en başta ne olduğunu bilmiyorum... "
İki kitabı yeniden önüme koydum. Ne olduğunu anlamaya çalışıyorum. Saroyan'ın ne dediğini kavramaya çalışıyorum.
Hayat ise akıp gidiyor...
İyi Ki Doğdun Willie!  Bülent Kale İyi Ki Doğdun Willie! Agos Kitap / Kirk 01.11.2008
Yazar: Bülent Kale
Başlık: İyi Ki Doğdun Willie!
Yayın: Agos Kitap / Kirk
Tarih:  01.11.2008

‘Fresno’da Doğmak’ isimli, anılarla örülü makalesinde, Saroyan, 2 yaşından kalan tuhaf, özel anılarının dışında, 8 yaşından önceki Fresno yıllarına dair bir şey hatırlamadığını söyler. O tuhaf, özel anılar, bir at arabasındaki maaile göçlerinden görüntülerdir. “Bütün bir aile” diye, özellikle vurgular Saroyan; belki de, çocukluğunda ve yetişkinliğinde ailenin tamamı çok az bir arada olabildiği için. Önde babası Armenak ve annesi Takuhi vardır. Arkada ise, içinde yatakların, ev ve mutfak eşyalarının olduğu denkler ve kutular ve bu kutuların üzerinde çocuklar: Bitlis’te doğan Cozette ve Zabe, yolda Erzurum’da doğan Henry, ve yeni vatanda, Fresno’da doğan Will, ya da Willie... Ve anılarında, küçük Willie arabaya koşulu atın melankolik adımlarını hâlâ duyar; “babasının Amerika’da bir başka yenilgi ya da başarısızlık hikâyesiyle kavgada olduğunu” hisseder. “Çünkü çocuklar hisseder” diye açıklar bunu.
Ama anıları çok daha eskilere, henüz hayatta olmadığı yıllara da uzanır Saroyan’ın. 1964 mayısında İstanbul’dan Bedros Zobyan ve Ara Altunyan eşliğinde yola çıkarak yaptığı ilk ve tek Bitlis ziyaretinde, babasının köyü Sapkor’a girerken, direksiyonda, tüm coşkusuyla, kollarını iki yana açıp “Bitlis, Bitlis, Bitlis” diye haykırışında ve babasının köyünde gezerken “Her şeyi tanıyorum. Şu ihtiyar ağaçları tanıyorum. Bitlisliyim ben! Babam bu yollarda yürüdü” deyişinde, Saroyan’ın hemen hemen bütün öykülerinde görülen, insanın sürekliliği ve kalabalıklığı vardır. Onun hayatı atalarıyla (ondan önce yaşayanlarla) başlar ve torunlarıyla (ondan sonra yaşayanlarla) devam eder: “Bugün hem babamın hem benim yaşadığımız ve benim bedenimde insanlığın bütün geçmişinin toplandığı doğru değil mi?” der ‘Ben, Dünyada’ adlı öyküsünde. Bir başka öyküsünde ise, ninesinden öğrendiği Ermeniceyi nasıl kolayca kavradığını şöyle açıklar: “Dili çok geçmeden kavradım, çünkü zaten içimde hatırlanmayı bekliyordu.”
Yıllardan 1916’ya gidip Fresno’ya dönersek, orada yeniden William Saroyan’la karşılaşırız. Artık 8 yaşındadır. Babası, 1911 yılında, atlı bir ambulansla hastaneye götürülürken ölmüştür. Kardeşleriyle beraber, 5 yıl Oakland’da bir yetimhanede kaldıktan sonra Fresno’ya ikinci yolculuğunu yapar; aile yeniden bir araya gelir (baba eksiktir) ve Saroyan, Fresno’da, eserlerinde önemli yer tutan iki izlekle karşılaşır: Ermeni olmak ve kutsal hayat.
Fresno, o dönemde, Amerika’da Ermenilerin en yoğun olduğu yerleşimdir. Saroyanlardan çok daha büyük olan ailesini, Ermenileri tanır küçük Willie, onlardan biri olduğunu fark eder ve bunu gururla sahiplenir. ‘Nereye Gidersen Git, Çığlığında Memleket’ öyküsünde şöyle anlatır bu keşfi: “Türkçe, yüksek sesle söyleyen, iskambil kâğıtlarını karıştıran, dağıtan ve hızla masanın üzerine vuran bu kalabalıkta beni çeken bir şey vardı; benim için çok değerli, varlığıma anlam ve önem katan bir şey…” O “koca gözlü, kara bıyıklı yabancılara” bakan ve kendini hem onların yanında hem de uzağında hisseden çocuk Willie, bütün büyük şairler gibi, şu cümleyi kurar: “Hoşlansam da hoşlanmasam da o yaşlı adamlar bendim. Ve Ermenistan başka ne olabilir ki, Ermenistan da bendim.”
Bahsi geçen makalesinde, 8 yaşındayken Fresno’ya döndüğünde “yetimhanedeki düzen ve disiplinle Fresno’daki baştan sona özgür ve bağımsız yaşam tarzı arasındaki tezatı şaşkınlıkla fark ettiğinden” bahseder Saroyan. Ve bir gün başını alıp San Fransisco’ya gittiği 18 yaşına kadar, kendi deyimiyle “hayatının muhtemelen en belirleyici on yılını” yaşar. Halkının hüznünü ve neşesini tanıyıp paylaşırken, kendisinin, arzularının ve kişiliğinin farkına varırken, yaşamanın büyüsünü de fark eder; artık, hayat onun için kutsaldır. ‘Onca İnsan’ adlı öyküsünde, sabah erkenden uyanıveren, aynı yaşlarda bir çocuğun yaşama keyfini anlatır: “Aylardan hazirandı ve çevrede birçok şey sonsuzluğa karışmasına rağmen, o bir haziran daha görmüş olduğu, hâlâ dünyanın orasında burasında gezinebildiği için tarifsiz bir mutluluk duyuyordu.”
İki dünya savaşını ve Ermeni trajedisini yaşamış bir Ermeni yazar olarak tüm varlığıyla karşı durduğu savaş da önemli izleklerdendir eserlerinde. “İğrenç 1918 savaşı geçmişte kaldı” diye başlar bir öyküsü. “On bin Hun (Alman) öldürüldü” diye bağıran gazete müvezzii çocuğun acısını anlatır bir başkasında. ‘Üçüncü Sınıfın Minik Vatandaşları’ adlı öyküsünde, dünyanın öteki ucundaki bir savaş yüzünden aynı sınıfta birbirine düşman kesilen İtalyan ve Afrika kökenli çocuklardan ve onları barıştırmaya çalışan idealist öğretmenin çaresizliğinden bahseder. Ama savaşın kendisidir nefretle andığı; ona karışan, sürüklenen insanlar değil.
Saroyan, bütün büyük sanatçılar gibi, tek başına kalabalık olmayı başarabilenlerdendir; bütün insanlığın acısını içinde hissedip, neşesini paylaşabilenlerden. Tüm yazdıklarında, hayatın çok daha güzel, çok daha adil olabileceğini vurgular. Öyküleriyle, yaşanan hiçbir şeyin boşuna olmadığını, gündelik hayatın şiirini anlatır. Hayata bir yerinden katılıyor olmanın tarifsiz hazzını paylaşır bizimle: “Bu çirkinliğin ve ihtişamın bir parçası olduğuma, incir ağacına tırmanan, dua etmeyen ama neşeyle dinine bağlı çocuğu hatırlayabildiğime, dünyaya, zamana, kutsal olsun ya da olmasın hayatın sonsuzluğuna, hiçliğe karıştığıma, öyle veya böyle ölümsüz olduğuma memnunum. Burada olmaktan çılgıncasına mutluyum. Öyle veya böyle, ölüm yok, asla olamaz.”
Bu yıl, ölüme inanmayan bu ölümsüz yazarın doğumunun yüzüncü yılı. Ben de bu satırları ölüme inanmayan bir ölümsüz okur olarak yazıyorum. Dolayısıyla, sevgili okurların, her satırı Anadolu kokan, yüzüne bıyıklarıyla ‘Ben Ermeni’yim yazan’ bu ölümsüz yazarı, ölümsüz bir okuru olarak kucaklamamı mazur göreceklerini düşünüyorum. Ölüme inanmayan ölümsüz bir yazarın doğumgününü kutlamaktan daha keyifli ne olabilir ki zaten? Şimdi, izninizle, kendim ve bu satırların okurları adına, bu koca Ermeni çınarını, Anadolululara özgü tarzımızla yanaklarından öpüyorum: İyi ki doğdun Willie!
Amerika’da Bitlisli Bir Nar Tanesi  Yeliz Kızılarslan Amerika’da Bitlisli Bir Nar Tanesi Agos Kitap / Kirk 01.11.2008
Yazar: Yeliz Kızılarslan
Başlık: Amerika’da Bitlisli Bir Nar Tanesi
Yayın: Agos Kitap / Kirk
Tarih:  01.11.2008

Bitlis’ten Amerika’ya göç eden Ermeni bir ailenin oğlu olarak Kaliforniya’da doğan Amerikalı yazar William Saroyan’ın asıl adı Aram Karaoğlanyan’dır. Göçmenliğin getirdiği köksüzlüğünü, özgürlüğü kutsayan yazınıyla ifade eden Saroyan, insan olmanın varoluşsal trajedisini, insanlık idealleri ve sevgisiyle tinsel bir anarşizm halinde yazar. Otobiyografik unsurlar taşıyan eserlerinde, Ermeni göçmenlerin dünyasını özgürlük, kardeşlik sevgisi ve umut temalarıyla anlatan Saroyan’ın en tanınmış eseri olan Benim Adım Aram (My Name is Aram, 1940), genç bir erkeğin ‘Amerikan rüyasını’ anlattığı kısa öykülerden oluşur.
Amerika’nın ‘Büyük Kriz’ döneminin yoksulluğunu temel alan eserin adı, yazarın, edebi yaşamında kullandığı William Saroyan adının ötesinde gizli Ermeni kimliğini, örtük bir biçimde kitabına yansıttığı bir simgedir. Türkçeye Aram Derler Adıma başlığıyla çevrilen ve Kasım 1953’te, ilk defa Varlık Yayınları tarafından yayımlanan kitaba, bugün ne yazık ki sahaflar dışında rastlanmıyor. Eleştirmenler tarafından “Herkesin en iyi dostu ve gerçek düşmanı” olarak tanımlanan yazar, isyankâr ve çoğulcu edebiyatını, evrensel bir yazar olarak bütün dünyaya kabul ettirir. Realistik, alegorik ve deneysel anlatısının gücüyle Dostoyevski’yi anımsatan Saroyan, edebiyatına yansıyan iyi adam ve yaratıcı kötülük imgesiyle, modern dünyanın kaosuna insancıl bir yaklaşım getirir. Yaşamı boyunca okurlarına neşeli bir edebiyatçı portresi çizen yazar, atak, cesur ve iyimser bir hava yaratan üslubuyla tanınır. Ancak, Saroyan’ın eserleri ve edebi kişiliği üstüne kapsamlı bir kitaba imza atan eleştirmen Harry Keyishian’ın ‘Saroyan’ın Karanlık Yüzü’ başlıklı makalesinde, yazarın fazla değinilmeyen bir yönü açığa çıkar. Okurlarına göstermeyi seçmediği bu yanıyla, Saroyan, karanlık, hüzünlü ve bulanık sularda yüzen bir ringa balığına benzer. Yaşamının ve geçmişinin muğlak kalan yanlarını edebi ifadenin, yaratıcı ve iyimser yanıyla değiştirmeyi başarmış bir yazar olan Saroyan’ın diyalektik yazınında umut ve hüzün, istekler ve korkular, neşe ve trajedi arasında salınan bir varoluş ortaya çıkar.
Bu yönüyle, med-cezirli dünyasının gerilimlerini değil, karamsarlıktan iyimserliğe geçişlerini, telaşlı ama emin adımlarla edebiyatına yansıtan bir savaşçıdır Saroyan. ‘Uçan Trapezdeki Cüretkâr Genç Adam’ (1934) hikâyesinden itibaren ‘Aram’ olarak, karamsar bir tavırla yola çıksa da, eğlenceli ve cesur anlatımıyla ‘Saroyanesk’ denen özgün üslubunu artık oluşturmuştur.
Saroyanesk karanlık
Ancak, 1950’lerden sonra yazdıklarında karanlık yönü yeniden ağır basar. Özellikle Yetmiş Bin Süryani’de (1934) başlayan ve Wagram Kayası (1951) ile Gülme Meselesi (1953) adlı eserlerinde belirginleşen, insanın yaşam karşısındaki evrensel ve trajik yenilgisi, kayıp duygusu ve yaşamın sonluluğu temaları güçlü bir biçimde görülür. Ölümlü olmanın getirdiği acılı idrak, ilk gençliğine dair hafızasızlığını, çocuklarıyla kurduğu ilişkide onarma yoluna götürür Saroyan’ı. Mesela, bisiklete binmek gibi basit bir eylemi anlatmaya başlar. Edebi benliğinin karamsar ve karanlık tarafına iyileştirici bir etki yapan, bu sıradan ama usta işi teknikler, gerçek yaşamını da etkiler, ve yazar, Aram adındaki oğluyla Paris’e gider. Burada hem kumar oynayan hem de yazan Saroyan, bir yandan ölümsüzlük meselesiyle uğraşırken, diğer yandan da kendi ölümüne takıntılı olduğu için yaşadığı depresyonu anlatır yazdıklarında. Bu dönemdeki davranışları yüzünden oğlu tarafından eleştirilir ve şu soruyla karşılaşır: “Nasıl iyi bir adam olduğuna inanabilirsin?” Saroyan, oğlunun bu sorusunu “ Sadece yazı yazarken, işlenmemiş bir kumaşa benzeyen yüzümün değiştiğini ve inceldiğini görüyorum” diyerek yanıtlar. Yazı yazarken iyi biri olduğunu, çünkü yazının iyi insanlar tarafından yazıldığını söyleyen Saroyan, yazmanın hem depresyonu hem de ölüm içgüdüsünü aşmasına iyi geldiğini bilir.
Paris gezisi sonrasında yazmayı bırakan Saroyan, bir süre sonra fikir değiştirir ve ailesine bakmak için para kazanması gerektiğinden, bir tiyatro oyunu yazacağını söyler. Böyle bir kaotik ruh hali ve gelgitlerle yazan Saroyan, 1976’da yazdığı Oğlanlar Gelip Geçici, Anneler Daima Kalıcı adlı kitabında, içindeki şeytanı nasıl kovduğunu anlatır. Uygarlaşmamış, karanlık yönünü itici bir güç olarak kullanan Saroyan, “Ben daima gülen biriyim, sadece yıkıcı insanlar gülmez” diyerek, gelgitli yaşamının karanlığını kahkahaya dönüştürür yazın serüveninde.
Saroyan’ın, ilk defa Benim Adım Aram kitabında kendini gösteren, yaşam, ölüm ve yazı arasındaki salınımları, ölümlülüğün reddedilmeyen gerçeği ile yaşamın enerjisi arasındaki gerilimleri açığa çıkarırken, 1983’te yazdığı Benim Adım Saroyan adlı kitabıyla bir nevi sonuca ulaşır. Saroyan’ın içsel mücadelesinin ürünü olan bu çelişkiler, bir edebiyat devini ve onun muhteşem edebiyatını yaratır. Saroyan’ın karamsarlık ile iyimserlik arasında gidip gelen bu çelişkili ve karanlık yönü, onun yazınını anlamlandırmak için bir kilit noktadır. Bu karanlık yön, sadece edebiyatına yüklenecek tek anlamlılıkta değil, esas olarak, yaşamın içinde karşılaştığı sırlarında ve geçmişinde saklıdır.
Saroyan ve Gomidas  Markar Esayan Saroyan ve Gomidas Taraf Gazetesi 20.10.2008
Yazar: Markar Esayan
Başlık: Saroyan ve Gomidas
Yayın: Taraf Gazetesi
Tarih:  20.10.2008

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, ailesi bir Anadolu göçmeni olan Ermeni asıllı Amerikalı yazar William Saroyan’ın (Aram Karaoğlanyan) Bitlis’teki evinin restore edilerek müze haline getirileceğini açıkladı. Biliyorsunuz, UNESCO 2008’i Saroyan yılı ilan etmiş, özellikle Amerika, Ermenistan ve Ermenilerin yoğun olarak yaşadığı diğer ülkelerde yıl boyunca çeşitli etkinlikler düzenlenmişti. Geçenlerde kültür ekimizde Saroyan’ı doğum günü münasebetiyle kapak yapmış, müze haberini de 17. sayfamızda genişçe görmüştük. Günay’ın bu girişimi gerçekten övgüye değer. Türkiye’nin Ermeni politikasında değişikliğe gitme sinyallerini verdiği, ancak sürecin ana hatlarının henüz “niyetli” olmaktan öte çok da kesin kontürlere sahip olmadığı bu günlerde, böyle bir girişim oldukça önemli. Çünkü, siyasi arenada devam eden çabalar bir yana, halkların kaybettikleri ortak dili ve tarihi bulmada ortak değerlerin hatırlanması ciddi bir terapi etkisine sahip. Saroyan 1964’te Türkiye’yi ve Bitlis’i ziyaret ettiğinde hemşerileri tarafından nasıl sıcak karşılandığını, Saroyan’ın ne denli mutlu olduğunu yakında Aras yayınevinden çıkacak ve gezinin yakın tanığı Fikret Otyam’ın izlenimlerini de içeren Amerika’dan Bitlis’e William Saroyan kitabında okuyabilir, şahit olabilirsiniz. Saroyan, bir Anadolulu yazar olarak yaşamın tüm hallerini insan denen imbikten geçirerek yorumlayan, halkları ırklar kümelerine ayrılmış parçalı bir resim değil, evrensel duygu, vicdan ve akıl mirasına göre bir bütünlük halinde algılayabilmiş bir yazar. Bir şans eseri olarak 1915’in hemen öncesinde ülkeden ayrılan ailesinin Amerika’da doğan ilk üyesidir. Ne Türkçe, ne de Ermenice bilir ama öz be öz Anadoluludur, Bitlislidir.
Günay’ın niyeti çok anlamlı ve güzel. Lakin Bitlis’te restore edilerek müze yapılacak bir ev henüz ortada yok. Çünkü ev ya kayıp, ya da yıkılmış olmalı. Bitlislilerin 1964’te kendisini coşkuyla karşılamalarından bu konuda istekli olacaklarını öngörebilsek de, ülkedeki malûm Ermeni ve diaspora alerjisi nedeniyle bu projenin arkasında durmak ciddi bir siyasi iradeyi gerektirebilir. Bu iradeye, Saroyan’ın barışçı kişiliği, tarihsel vakaları birer terime, sözcüğe indirgemeye karşı olan insani tutumu yardımcı olacaktır. Ancak paradoksal olarak, gerginliklerin sürmesinden yana ve Türkler ve Ermenilerin yeniden barışmasına dair sıkıntıları olanların, tıpkı Hrant Dink gibi, Saroyan’ın zehirden arınmış insani dilinin ne denli etkili olduğunu bilmediklerini varsayamayız. Hrant Dink Ermeni olduğu kadar, düşmanlıkları eriten, kalplerden kalplere kolayca yol bulan bu dili yeniden keşfedebildiği için öldürüldü çünkü.
Saroyan’ı doğum günü nedeniyle kapağımıza taşımıştık dedim. Bugün elinizde olan kültür ekimizin kapağındaki Gomidas Vartabed’e de, ölümünün 73. yıldönümü vesilesiyle yine kapağımızda yer verdik. Daha evvel “Paris’te Ermenilerin kin anıtı açıldı” haberleriyle adını ilk kez duyduğunuz, Ergenekoncuların heykelini bombayla patlattıkları Gomidas hem kederli ortak tarihimizin en önemli tanıklarından, hem de kurbanlarından. Öz be öz Anadolulu, tıpkı Saroyan ve isimsiz diğer yüz binlercesi gibi. 1915’te sadece Ermeni olduğu için alınıp meçhule götürülen yüzlerce Ermeni aydını arasında yer alıyordu. Onların çoğu Anadolu’nun ıssız köşelerinde İttihatçılar tarafından infaz edildiler. Gomidas, bir müzik adamıydı ve hayatını beste yapmaya, Anadolu ve Kafkaslarda söylence şeklinde yüzlerce yılı kat etmiş, lakin kaybolma tehlikesiyle yüz yüze kalmış mayaları, türküleri, Ermenice, Türkçe, Azerice, Kürtçe ayrımı yapmadan notaya geçirmişti. Avrupa’da tanınan, payitahtta da çok ciddi bir itibarı olan bir etnomüzikolog ve bestekârdı. Türk Ocak’ında konferanslar verir, Prens Abdülmecit ve dönemin Osmanlı entelijensiyasından büyük hürmet görürdü. Nitekim tutuklanıp infaz edilmek üzere Çankırı dolaylarına götürülürken, başta yakın dostu Halide Edip olmak üzere gösterilen yoğun çabalar sonucu ölüme ramak kala İstanbul’a getirilmişti. Ancak maalesef birlikte yola çıktıkları arkadaşlarının gözü önünde katledilmeleri ve yolda tanık olduğu nice vahşet Gomidas’ın ruhsal dengesini bozdu. Aslında, onun aklının bu korkunç “gerçekliği” bu şekilde reddettiğini, kabul etmediğini de söylemek mümkün. Birkaç sene İstanbul’da kalan Gomidas, kendisini yeniden götürecekleri korkusuyla gittikçe kötüleşince, eş dostun parasal yardımıyla Paris’e götürüldü. Ville de Juif adlı bir psikiyatri hastanesine yerleştirildi daha sonraları. Akli dengesi hiç düzelmedi. 22 Ekim 1935’te basit bir enfeksiyonun ilerlemesi sonucu vefat etti.
Gomidas evinden alındığı o uğursuz gün zaten ölmüştü.
Çok fazla örneğe gerek yok. Gomidas 1915’in bizler üzerinde nasıl bir yıkım yarattığının ortak hikâyesini barındırır. 1915’ten arta kalanların nasıl bir dram yaşadığını Saroyan ve Gomidas üzerinden rahatlıkla anlayabiliriz. Saroyan ve Gomidas, bize yabancı, düşman dünyaların değil, bu toprakların insanıydı. Sadece Ermenilere değil, hepimize karşı işlenmiş büyük bir suçun kurbanlarıydı onlar. Sevgili Hrant’ın söylediği gibi, iki kardeş halkın kaderini 1915 metrelik kör bir kuyuda tutsak tutacağımıza, ortak tarihimizi ortak değerlerimizin hayatları üzerinden konuşmaya başlayabilsek, çok daha anlamlı ve önemli mesafeler kat edebileceğiz.
Sayın Günay ve diğer yetkililere hatırlatalım: Gomidas Vartabed Kütahya doğumludur. Yeterli irade ve istek olursa, tarihin dumanı hâlâ tüten yıkıntıları arasından onun da evi kolayca bulunabilir.
Bu düşleri kurmaya dünden çok daha yakınız.
Oscar Ödüllü Bitlisli Yazar  Cahit Zülfikar Oscar Ödüllü Bitlisli Yazar bitlishaber.net 05.02.2008
Yazar: Cahit Zülfikar
Başlık: Oscar Ödüllü Bitlisli Yazar
Yayın: bitlishaber.net
Tarih:  05.02.2008

Ülkemizin gündemini işgal eden Ermeni konusu nedeniyle 1964'te Bitlis'e gelen Ermeni asıllı Amerikalı yazar William Saroyan'ı anımsadım. Fikret Otyam'ın fotoğrafları ile Aziz Gökdemir'in kaleme aldığı 1964 tarihli Cumhuriyet gazetesinden aldığım bazı alıntılarla yazarın ününü okurlarımla paylaşmak istiyorum.
William Saroyan Amerika'da tanınmış bir öykü yazarıdır. Tiyatro ve sinemaya uyarlanan eserleri ile de ün yapmıştır. Oscar ödüllü İnsanlık Komedisi, Pulitzer ödüllü Hayatını Yaşa, Trapezdeki Cesur Adam ve Nar Ağaçları onun en tanınmış yapıtlarındadır. Film yönetmenliği de yapan William Saroyan uluslararası sosyetenin ünlü isimlerinden Carol Marcus'la evlendi. Bundan iki de çocuğu oldu.
William Saroyan'ın babası Armenak Saroyanın II. Abdülhamit zamanda 1905 yılında zorlu bir yolculuktan sonra Amerika'nın Kaliforniya Eyaletinin Fresno kentine yerleşti. William Saroyan 1908 de burada ailenin, dünyaya gelen ilk çocuğudur. Baba Armenak genç yaşta öldü. William Saroyan ve kardeşleri bir yetimhaneye yerleştirildi. Okul çağında doğru dürüst dikiş tutturamayan William Saroyan ailesinin öykülerini dinleyerek ve halk kütüphanesindeki kitapları okuyarak kendisini yetiştirdi. İçinde yaşadığı göçmen topluluğunun söylemleri ve ritimleri de beynini kazıyordu. Bu da onun ilk yazılarının temellerini hazırlıyordu. Ailesi hem anne hem de baba tarafından Bitlisli idiler. Bir çok Ermeni de olduğu gibi Nerelisin? sorusunun yanıtı hep ikili oldu. Hem Fresnolu hem de Bitlisli. 56 yaşına dek göremediği Bitlis onun beyninde birinci sırayı işgal ediyordu. William Saroyan atalarının doğduğu ve uzun yıllar yaşadığı Bitlis'i görmek istiyordu. 1 Mayıs 1964'te ülkemize İstanbul'dan giriş yaptı. 9–25 Mayıs tarihleri arasında Anadolu yollarında maceralı bir yolculuk esnasında 17 Mayıs 1964'te Erzurum - Van istikametinden Bitlis'e vasıl oldu. Onunla beraber Cumhuriyet gazetesinden iki de gazeteci vardı. Saroyan henüz Van'da iken kendisine Bitlis'te bir karşılama hazırlığını öğrendi. Buna memnun oldu. Öykülerinde yarattığı sıradan insanlara benzeyen Türk ve Kürt köylülerinin içten olduğu belli olan konukseverlikleri onun yüzünü güldürmeye yetiyordu. Kendisini sarıp sarmalayan çocuklar için de Fikret Otyam'a söylediği gibi çocukların gelecekte iyi insanlar olabileceğine inancı tamdı. Onu büyüleyen bölge halkının ve Bitlis ilinin ileri gelenlerinin davranışları idi.
Bitlis'e Tatvan tarafından 10 km. mesafedeki karayolları levhası altında hatıra fotoğrafı çektirdi. Bitlis'in girişinde kent ileri gelenleri ve 500 kişilik konuksever Bitlisli grup ellerinde dağlardan toplamış oldukları çiçeklerle onu karşıladılar. Valiliği ziyaret ve Belediye binasındaki coşkulu kabulden sonra sıra Bitlis'in gezilmesine geldi.
Şehre tepeden bakan Sapkor mahallesi onun ata yuvasını barındırıyordu. Eskiden Ermeni nüfusun yoğun olarak yaşadığı bir yer olarak biliniyordu. William Saroyan belki de baba evini tam bulamadı. Ancak Saroyan ailesini tanıdığını ifade eden yaşlı bir Kürt'ün gösterdiğine göre onun annesinin evinin önünde duruldu. Evden geriye kala kala bir taş ocak, bir yarım yıkık duvar ve bir de pencere vardı. Saroyan cebinden bir mendil çıkardı. Pencere pervazının toprağını ve tozunu sildi. Etrafını saran çocuklar baka dursun, sessizce ağladı. Yanındakilere dönerek bu hayatımın en önemli gönüdür dedi.
Kalenin tepesinde kendisini bir türkü ile karşılayan kızıl saçlı Kürt ozanın dediği gibi " Hoş gelmişti". Ama bulduğu Bitlis neydi ne değildi. Belki de 1964’teki Bitlis'in o harabe haline ağlıyordu.
William Saroyan bir ara Bitlis'teki evlerden birisini satın alıp Bitlis' e yerleşmeyi bile düşündü. İsterse Belediye her türlü kolaylığı göstermeye hazırdı. Ancak dağlarda dolaşıp ailesinin hayalleri ile yaşayan garip bir Amerikalı yazar olmaktansa çocukluğunda ailesinin ona anlattığı öykülerle yaşamaya öncelik vermiş olacak ki geldiği gibi de gitti...
Bitlis'e bir "William Saroyan Kütüphanesi"... Neden Olmasın?  .. Bitlis'e bir "William Saroyan Kütüphanesi"... Neden Olmasın? gelawej.net 01.01.2006
Yazar: ..
Başlık: Bitlis'e bir "William Saroyan Kütüphanesi"... Neden Olmasın?
Yayın: gelawej.net
Tarih:  01.01.2006

William Saroyan, dünyaca ünlü Amerikalı bir tiyatro ve öykü yazarı. Türkçe’de “İnsanlık Komedisi”, “Aram Derler Adıma”,”Yüreğim Dağlardadır”, “Ödlekler Cesurdur”,”Paris-Fresno Güncesi”, “Ben Annemi Seviyorum”,“Yoksul İnsanlar”, “Yetmiş Bin Süryani” gibi eserleriyle tanınıyor. Birçok dile çevrilmiş, milyonlarca satan 60’a yakın eseri bulunmaktadır.1939 yılında “Amerika’nın Nobel’i” olarak kabul edilen Pulitzer ödülünü kazandı ama ödülü reddetti.
Yaşamı seven, insanlara karşı iyimserlikle yaklaşan, sade, konuşur gibi yazan “Saroyanesk” denen bir edebi üslup geliştirmiştir.
William Saroyan’ın bunlarla birlikte bizim için ayrı ve önemli bir yeri daha var.
O, bu toprakların sürgünlerinde büyüyen evlatlarından biridir.
Onun ailesi Bitlis’in Ermenilerindendi. Aile savaş tamtamların çalmaya başladığı yıllarda rahip olan babası Armenak Saroyan memleketini bırakarak Amerika’ya göç etti. Asıl adı Aram [Karaoğlanyan] olan William Amerika’da Kaliforniya’nın Fresno kasabasında doğdu. Ailesi ile beraber tüm göçmen çevresi, kopup geldiği toprakların, toplumun bir parçası olan William’ın yaşamını, eserlerini belirledi.
Ölene kadar sürgün ve göçmen halkların sorunlarını, yani bizi-bizleri anlattı.
Ait olduğu topraklara dönme tutkusu ve ülke özlemi adeta kalıtsal biçimde onda kalmıştı. 1964 yılında annesinin vasiyetini yerine getirmek için, Bitlis’teki evlerini görmek ve memleket havasını solumak için Türkiye’ye geldi. Fikret Otyam ve Yaşar Kemal ona ana vasiyeti memleketini gezdirdiler.
O dönemde Bitlis Belediye Başkanı olan rahmetli Adil Şerefhanoğlu, hemşerisine güzel bir karşılama töreni hazırladı.
“Bitlis'e Tatvan tarafından 10 km. mesafedeki karayolları levhası altında hatıra fotoğrafı çektirdi. Bitlis'in girişinde kent ileri gelenleri ve 500 kişilik konuksever Bitlisli grup ellerinde dağlardan toplamış oldukları çiçeklerle onu karşıladılar. Valiliği ziyaret ve Belediye binasındaki coşkulu kabulden sonra sıra Bitlis'in gezilmesine geldi.
Şehre tepeden bakan Sapkor mahallesi onun ata yuvasını barındırıyordu. Eskiden Ermeni nüfusun yoğun olarak yaşadığı bir yer olarak biliniyordu. William Saroyan belki de baba evini tam bulamadı. Ancak Saroyan ailesini tanıdığını ifade eden yaşlı bir Kürt'ün gösterdiğine göre onun annesinin evinin önünde duruldu. Evden geriye kala kala bir taş ocak, bir yarım yıkık duvar ve bir de pencere vardı. Saroyan cebinden bir mendil çıkardı. Pencere pervazının toprağını ve tozunu sildi. Etrafını saran çocuklar baka dursun, sessizce ağladı. Yanındakilere dönerek bu hayatımın en önemli günüdür dedi.
Kalenin tepesinde kendisini bir türkü ile karşılayan kızıl saçlı Kürt ozanın dediği gibi "Hoş gelmişti". Ama bulduğu Bitlis neydi ne değildi. Belki de 1964'teki Bitlis'in o harabe haline ağlıyordu.
William Saroyan bir ara Bitlis'teki evlerden birisini satın alıp Bitlis'e yerleşmeyi bile düşündü. İsterse Belediye her türlü kolaylığı göstermeye hazırdı. Ancak dağlarda dolaşıp ailesinin hayalleri ile yaşayan garip bir Amerikalı yazar olmaktansa çocukluğunda ailesinin ona anlattığı öykülerle yaşamaya öncelik vermiş olacak ki geldiği gibi de gitti.”
Gezi sonrasında William Saroyan'ın Bitlis gezisi izlenimlerini gazeteci Bedros Zobyan İstanbul'da yayınlanan Marmara gazetesinde tefrika etti.
Saroyan'ın fırtınalı yaşamı 1981 yılında noktalandı.
Şimdi UNESCO, yazarın 100. doğum yılı vesilesiyle 2008 yılını William Saroyan yılı ilan etmiş bulunuyor.
Saroyan’ı anmak için Amerika’da, Avrupa’da Ermenistan’da çeşitli kültürel etkinlikler düzenleniyor. Saroyan dallarını, çiçeklerini Amerika’da açsa da bu memleketin insanı ve ortak değerlerden biridir. Bu vesile ile bu büyük yazarı anmak, geçmiş ile gelecek arasına anlamlı bir iz bırakmak, bu toprakların evladına karşı bir vefa örneği olarak onu bizzat ata memleketi Bitlis'te anmak çok anlamlı bir davranış olur diye düşünüyorum.
O, 1920’li yılların Amerika’sında yetimhanelerde, yokluk içinde ayakta kalmaya çalışırken, bütün günü aç karnına Halk Kütüphanelerinde okuyarak, dünyanın Pulitzer ödüllü yazarlarından biri haline geldi. Tüm eserleri sevecen, hoşgörülü ve empati dersleriyle doludur.
Bu vesileyle Bitlis’te Belediye’nin girişimi olarak bir “William Saroyan Kütüphanesi” açılamaz mı? Belediye tarafından böyle bir proje yapılırsa UNESCO, bu girişimi destekleyebilir. PEN kulüpleri veya başka kültürel kurumlar da destekleyebilir.
“William Saroyan Kütüphanesi” genç nesillerin, bu toprakların insanları ile ilgili daha duyarlı olmalarını bir zamanların çok kültürlü, çok etnikli yaşamının neden ortadan kalktığına dair sorgulayıcı olmalarını sağlayabilir. Edebiyatın, sanatın, kültürün insanlığı kaynaştırıcı dili ile ortak acıların, sevinçlerin, düşünce ve hayal dünyasının ayırtına varabilirler.
Göç etmek zorunda kalan bu insanların bir kütüphane vesilesiyle ata topraklarına geri dönmeleri, onların ruhlarının biraz teselli bulması, manevi ve ahlaki açıdan da paha biçilmez bir değere sahip olacak.
O, sadece bir kez görebildiği baba memleketi Bitlis ziyaretinden sonra iç hüznünü “Van Gölü’ne” adlı şiirinde şöyle dile getiriyordu.

Van Gölü'ne

yanıyor gözleri babamın, bakışı buğulu
geride kalıyor Van gölü, ey keder küpü iç deniz,
babadan oğula yüreğimiz, dualarımız seninle şimdi.
sert, hoyrat bir vedayla koparıldığı vatanın
kıyısından, batıya doğru yüzünü çevrildiğinde babamın
duyduğu dehşet, huşu benim içimde yaşıyor simdi.
bizi rahat bırakmayan acıların simgesi,
doldukça dolan keder küpü, ey Van gölü.

toprağından dönmemecesine ayrıldı babam
efsanelerin beslediği o gökyüzünden uzak
ölüp gitti ama ardında beni, küçük hayaletini
bıraktı yas tutsun diye soğuk, sislere gömülü,
yağmurların yıkadığı o gölün, tüm ölümlü acıların,
toplandığı o havuzun kıyısında ağıdını yakıp ağlasın diye.”

Van Gölü’nün, kıyısında yaşamış ve yaşayan tüm evlatlarını acı ve özlemleriyle bağrına basacağına inanıyorum.
Bitlis’in yerel yönetim organlarına, Bitlisli aydın ve sanatçılara, Saroyan severlere, büyük yazarın 100. doğum yılı vesilesi ile onun anısına bir “William Saroyan Kütüphanesi” açılması önerisini yapıyorum.
Küçük de olsa böyle kültürel bir köprü kurmaya ne dersiniz?
  
William Saroyan, dünyaca ünlü Amerikalı bir tiyatro ve öykü yazarı. Türkçe’de “İnsanlık Komedisi”, “Aram Derler Adıma”,”Yüreğim Dağlardadır”, “Ödlekler Cesurdur”,”Paris-Fresno Güncesi”, “Ben Annemi Seviyorum”,“Yoksul İnsanlar”, “Yetmiş Bin Süryani” gibi eserleriyle tanınıyor. Birçok dile çevrilmiş, milyonlarca satan 60’a yakın eseri bulunmaktadır.1939 yılında “Amerika’nın Nobel’i” olarak kabul edilen Pulitzer ödülünü kazandı ama ödülü reddetti.
Yaşamı seven, insanlara karşı iyimserlikle yaklaşan, sade, konuşur gibi yazan “Saroyanesk” denen bir edebi üslup geliştirmiştir.
William Saroyan’ın bunlarla birlikte bizim için ayrı ve önemli bir yeri daha var.
O, bu toprakların sürgünlerinde büyüyen evlatlarından biridir.
Onun ailesi Bitlis’in Ermenilerindendi. Aile savaş tamtamların çalmaya başladığı yıllarda rahip olan babası Armenak Saroyan memleketini bırakarak Amerika’ya göç etti. Asıl adı Aram [Karaoğlanyan] olan William Amerika’da Kaliforniya’nın Fresno kasabasında doğdu. Ailesi ile beraber tüm göçmen çevresi, kopup geldiği toprakların, toplumun bir parçası olan William’ın yaşamını, eserlerini belirledi.
Ölene kadar sürgün ve göçmen halkların sorunlarını, yani bizi-bizleri anlattı.
Ait olduğu topraklara dönme tutkusu ve ülke özlemi adeta kalıtsal biçimde onda kalmıştı. 1964 yılında annesinin vasiyetini yerine getirmek için, Bitlis’teki evlerini görmek ve memleket havasını solumak için Türkiye’ye geldi. Fikret Otyam ve Yaşar Kemal ona ana vasiyeti memleketini gezdirdiler.
O dönemde Bitlis Belediye Başkanı olan rahmetli Adil Şerefhanoğlu, hemşerisine güzel bir karşılama töreni hazırladı.
“Bitlis'e Tatvan tarafından 10 km. mesafedeki karayolları levhası altında hatıra fotoğrafı çektirdi. Bitlis'in girişinde kent ileri gelenleri ve 500 kişilik konuksever Bitlisli grup ellerinde dağlardan toplamış oldukları çiçeklerle onu karşıladılar. Valiliği ziyaret ve Belediye binasındaki coşkulu kabulden sonra sıra Bitlis'in gezilmesine geldi.
Şehre tepeden bakan Sapkor mahallesi onun ata yuvasını barındırıyordu. Eskiden Ermeni nüfusun yoğun olarak yaşadığı bir yer olarak biliniyordu. William Saroyan belki de baba evini tam bulamadı. Ancak Saroyan ailesini tanıdığını ifade eden yaşlı bir Kürt'ün gösterdiğine göre onun annesinin evinin önünde duruldu. Evden geriye kala kala bir taş ocak, bir yarım yıkık duvar ve bir de pencere vardı. Saroyan cebinden bir mendil çıkardı. Pencere pervazının toprağını ve tozunu sildi. Etrafını saran çocuklar baka dursun, sessizce ağladı. Yanındakilere dönerek bu hayatımın en önemli günüdür dedi.
Kalenin tepesinde kendisini bir türkü ile karşılayan kızıl saçlı Kürt ozanın dediği gibi "Hoş gelmişti". Ama bulduğu Bitlis neydi ne değildi. Belki de 1964'teki Bitlis'in o harabe haline ağlıyordu.
William Saroyan bir ara Bitlis'teki evlerden birisini satın alıp Bitlis'e yerleşmeyi bile düşündü. İsterse Belediye her türlü kolaylığı göstermeye hazırdı. Ancak dağlarda dolaşıp ailesinin hayalleri ile yaşayan garip bir Amerikalı yazar olmaktansa çocukluğunda ailesinin ona anlattığı öykülerle yaşamaya öncelik vermiş olacak ki geldiği gibi de gitti.”
Gezi sonrasında William Saroyan'ın Bitlis gezisi izlenimlerini gazeteci Bedros Zobyan İstanbul'da yayınlanan Marmara gazetesinde tefrika etti.
Saroyan'ın fırtınalı yaşamı 1981 yılında noktalandı.
Şimdi UNESCO, yazarın 100. doğum yılı vesilesiyle 2008 yılını William Saroyan yılı ilan etmiş bulunuyor.
Saroyan’ı anmak için Amerika’da, Avrupa’da Ermenistan’da çeşitli kültürel etkinlikler düzenleniyor. Saroyan dallarını, çiçeklerini Amerika’da açsa da bu memleketin insanı ve ortak değerlerden biridir. Bu vesile ile bu büyük yazarı anmak, geçmiş ile gelecek arasına anlamlı bir iz bırakmak, bu toprakların evladına karşı bir vefa örneği olarak onu bizzat ata memleketi Bitlis'te anmak çok anlamlı bir davranış olur diye düşünüyorum.
O, 1920’li yılların Amerika’sında yetimhanelerde, yokluk içinde ayakta kalmaya çalışırken, bütün günü aç karnına Halk Kütüphanelerinde okuyarak, dünyanın Pulitzer ödüllü yazarlarından biri haline geldi. Tüm eserleri sevecen, hoşgörülü ve empati dersleriyle doludur.
Bu vesileyle Bitlis’te Belediye’nin girişimi olarak bir “William Saroyan Kütüphanesi” açılamaz mı? Belediye tarafından böyle bir proje yapılırsa UNESCO, bu girişimi destekleyebilir. PEN kulüpleri veya başka kültürel kurumlar da destekleyebilir.
“William Saroyan Kütüphanesi” genç nesillerin, bu toprakların insanları ile ilgili daha duyarlı olmalarını bir zamanların çok kültürlü, çok etnikli yaşamının neden ortadan kalktığına dair sorgulayıcı olmalarını sağlayabilir. Edebiyatın, sanatın, kültürün insanlığı kaynaştırıcı dili ile ortak acıların, sevinçlerin, düşünce ve hayal dünyasının ayırtına varabilirler.
Göç etmek zorunda kalan bu insanların bir kütüphane vesilesiyle ata topraklarına geri dönmeleri, onların ruhlarının biraz teselli bulması, manevi ve ahlaki açıdan da paha biçilmez bir değere sahip olacak.
O, sadece bir kez görebildiği baba memleketi Bitlis ziyaretinden sonra iç hüznünü “Van Gölü’ne” adlı şiirinde şöyle dile getiriyordu.

Van Gölü'ne

yanıyor gözleri babamın, bakışı buğulu
geride kalıyor Van gölü, ey keder küpü iç deniz,
babadan oğula yüreğimiz, dualarımız seninle şimdi.
sert, hoyrat bir vedayla koparıldığı vatanın
kıyısından, batıya doğru yüzünü çevrildiğinde babamın
duyduğu dehşet, huşu benim içimde yaşıyor simdi.
bizi rahat bırakmayan acıların simgesi,
doldukça dolan keder küpü, ey Van gölü.

toprağından dönmemecesine ayrıldı babam
efsanelerin beslediği o gökyüzünden uzak
ölüp gitti ama ardında beni, küçük hayaletini
bıraktı yas tutsun diye soğuk, sislere gömülü,
yağmurların yıkadığı o gölün, tüm ölümlü acıların,
toplandığı o havuzun kıyısında ağıdını yakıp ağlasın diye.”

Van Gölü’nün, kıyısında yaşamış ve yaşayan tüm evlatlarını acı ve özlemleriyle bağrına basacağına inanıyorum.
Bitlis’in yerel yönetim organlarına, Bitlisli aydın ve sanatçılara, Saroyan severlere, büyük yazarın 100. doğum yılı vesilesi ile onun anısına bir “William Saroyan Kütüphanesi” açılması önerisini yapıyorum.
Küçük de olsa böyle kültürel bir köprü kurmaya ne dersiniz?
 
 Yazarlar
Aras Yayıncılık
 İlginizi Çekebilir
Yalnızlar
9.75 TL





Yüreği Dağlarda Olan Adam
William Saroyan

Yoldaş Pançuni
Yervant Odyan'ın ölümsüz eseri

Stüdyo Osep – Tayfun Serttaş

 
 
Ana Sayfa |  Son Çıkanlar |  Kategoriler | Arama  |  Resim İndir
Fiyat Listesi  | Ürün Listesi  |  Haber Aboneliği  | Haberler
 
 Aras Yayıncılık İth. İhr. Ltd. Şti.
 Sorularınız için bize mail atabilirsiniz. info@arasyayincilik.com
Getron Bilişim Hizmetleri
Ermeni edebiyatı ve kültürüne açılan pencere olarak nitelenmesine yol açan bir yayın çizgisi izleyen,iki dilde Türkçe ve Ermenice yayın yapan yayınevi.