Aras Yayıncılık Editör Bölümü Aras Yayıncılık Editör Bölümü Aras Yayıncılık İth. İhr. Ltd. Şti.
Aras Yayıncılık İth. İhr. Ltd. Şti. Aras Yayıncılık İth. İhr. Ltd. Şti.
Türkçe  |  English
 Üye Hizmetleri
 Ara
 Kategoriler

19 Ünlü Sesten: "Tililili"
Ölümünün birinci yılında
19 ünlü ses, Hrant Dink’e
ses verdiler. Dinleyin..


Kızıl Afiş
Misak Manuşyan
bir özgürlük tutsağı
Dostu, sevgilisi ve yoldaşı
Mélinée Manuşyan'ın
kaleminden...

 Ana Sayfa   Bize Ulaşın   Hakkımızda   Arama   Ürün Listesi   Ürün Şeması 
   Sepetim |  Sipariş Takip |  Üyelik İşlem |  Sipariş İptali  | Yardım  |  Satın Al   


Çileli Ağavni
 
Anlatı
Hraç Norşen
 
Etiket Fiyatı (KDV Dahil) : 16.00 TL
Kazancınız % 25 (KDV Dahil) : 4.00 TL
İndirimli Fiyatı (KDV Dahil) : 12.00 TL
 
 
Özellikler
Kitap Dili  :   Türkçe
ISBN  :   978-605-5753-06-1
Kitap Özellikleri  :   2. hamur, 13 x 19.5 cm.
Basım Bilgisi  :   256 sayfa, 1. baskı, Ekim 2009

Sepete Ekle

arkadaşıma e-posta gönder Aras Yayıncılık Editör Bölümü
 
Açıklama

Aras Yayıncılık tarafından yayımlanan Çileli Ağavni, Sivas-Suşehri’ne bağlı Pürk köyünde yaşayan Ağavni Norşen’in yaşamını anlatırken, 1915 Felaketi sırasında binlerce benzeri yaşanan trajik bir hikâyeyi aktarıyor. Pürk’te öğretmenlik yaptığı sırada köyün erkeklerinin tutuklanıp öldürülmeleriyle kocası Avedis’i kaybeden, ardından çıkarıldığı tehcir yürüyüşünde annesini ve kızını yitiren Ağavni’nin, önce Karadaş adındaki bir Kürt köyüne, ardından Zara’ya ve nihayet İstanbul’a uzanan serüvenini, torunu Hraç Norşen anlatıyor.
Kanın, gözyaşının, tecavüzlerin, katliamların, çilelerin içinden geçip her defasında hayata tutunmayı başaran Ağavni’nin hikâyesi, kurbanların da birer iradesi ve çeşit çeşit direnme yolu olduğunu, tarihi zalimler de yazsa, geleceğe bir şeyler bırakma umudunun küçük insanları hayata bağlayabileceğini anlatıyor.
Yaşadığı bütün acı olaylara karşın, Ağavni de sıkışıp kaldığı çemberden çıkışın yolunu, yaşadıklarını başkalarına anlatmakta bulur. Defterler dolusunca yazdığı hatıralarını, yine bir şiddet olayının gölgesinde, 6-7 Eylül 1955 olaylarının ardından yakmak zorunda kalsa da, torunu Hraç Norşen sayesinde, başından geçenler, yıllar sonra bu kitapla ölümsüzleşir:
“Babaannemin anlattıklarını ilk dinlediğimde küçücük bir çocuktum. Onun hayat hikâyesini, köyü Pürk’ü, ailemin hiç tanımadığım fertlerine dair hatıralarını, her birinin yaşadığı acı olayları, yıllar yılı hiç bıkmadan dinledim. Bu kitabı, yaşadıklarının, çektiği çilelerin bilinmesini, duyulmasını çok isteyen babaanneme olan borcumu ödemek için yazdım.”

Kitaptan
Ağavni olduğu yerde donup kaldı. Dipsiz kuyuların en dibinde gibi hissediyordu kendini. Kör ve sağır olmuştu. Yaşıyor muydu, ölmüş müydü, haberi yoktu. Ağlamadı, kendini yerden yere vurmadı, haykırmadı. Sacını başını yolmadı, dövünmedi, ağıt yakmadı. Ayakta, öylece durdu. Boş gözlerle, ifadesiz bir yüzle, ağır ağır sallanarak durdu.
Magar da artık Ağavni’ye bakamıyordu.
“Bir gece hepimizi dışarı çıkardılar. Karanlığın içinde dağ bayır yürütmeye başladılar. Çavuşlardan biri benim çocukluk arkadaşımdı, Hasan. Evlenirken yardım etmişliğim de vardı ona. Yanıma yanaşıp sessizce sıranın en sonunda kalmamı söyledi. Dediğini yaptım. O da yanımda yürüdü.”
Heyecandan sesi titriyordu. Sanki o anı yeniden yaşar gibiydi.
“Bir süre sonra bana ‘yavaş yavaş geride kal, sonra da kimselere görünmeden ayrıl, kendini tepelere vur! Can pazarı bu!’ dedi. Söylediklerine inanamadım ama bu fırsatı bana herhalde Allah verdi deyip uygun bir anda bir taşın ardına gizlendim. İyice uzaklaştıklarına emin olunca da tepeye doğru kaçıp bir kayanın ardına saklandım. Biraz sonra arka arkaya silahlar patladı. Her şeyi gözlerimle gördüm. Günlerdir saklanıyorum. Ne yapacağımı bilmiyorum. Sıra köydekilere de gelecek. Kaçıp gitmek, güvenli bir yer bulmak gerek…”

Basından Kitap Hakkında
Konu açıklamalarını görmek için başlıkların üzerini tıklayınız lütfen
  Yazar Başlık Yayın Tarih
Kayda Geçmek de Suç!  Ragıp Zarakolu Kayda Geçmek de Suç! Evrensel Gazetesi 05.01.2010
Yazar: Ragıp Zarakolu
Başlık: Kayda Geçmek de Suç!
Yayın: Evrensel Gazetesi
Tarih:  05.01.2010

Pencere Yayınları, dostum Vasilis Kiratzopulos’un, “Kayıt Olunmamış Soykırım, İstanbul Eylül 1955” (çev. Sonya Özzakar, Pencere y., İstanbul 2009) adlı kitabını yayınladı. İyi de yaptı.
Ama yayıncısı Muzaffer Erdoğdu zaten, Mavi Kitap’ın önsözünde emekli sefir Elekdağ’a hakaret edildi gerekçesi ile, zat-ı şahanelerine tazminat ödemekteydi.
Anlaşılan mahut çevrelerde “Mavi Kitap” takıntısı devam ediyor ki, bu kez Vasilis’in kitabına takıldılar. “Talep” üzerine soruşturma açılmış.
Gerekçe, 6-7 Eylül olaylarının “soykırım” olarak nitelenmesi…
Yayıncı, oldukça öfkeli bir tepkiyle karşılaşmış.
TCK’da “soykırım” kavramını kullanmakla ilgili bir madde yok.
Fransa’ya tepki olarak böyle “özel” bir yasa çıkarılacaktı ama Fransa geri adım atınca bizimkiler de frene bastı.
Geçmişte, soykırıma ilişkin kitaplarda, TCK 312. maddeden dava açılırdı. Yani bir etnik grubu diğerine karşı kışkırtma iddiası. Ancak, 1997 Ayşe Zarakolu/Dadrian davasının beraatle sonuçlanmasından sonra bu tür davalar bir süre açılmadı.
Sonra 2006 yılında Hrant Dink ve Taner Akçam’a karşı yeni TCK’nın mahut 301. maddesi devreye sokulmaya çalışıldı ise de, bu da devreye girmedi sonuçta. Hassas konu ne de olsa!
Herhalde 6-7 Eylül, olayının “soykırım” olarak nitelenmesi, bir çeşit “hakaret” olarak algılanıyor. Bir çeşit takıntı.
Acaba böyle bir olayın olabilmesi mi, aslında bizi utandırıyor, yoksa bunun “soykırım” olarak nitelendirilmesi mi?
Acaba bu olayın “pogrom” olarak nitelenmesi mi daha az utandırıcı olacak?
Bunu akademik bir tartışma olarak yapabilirsiniz.
Eleştirel bir yazı yazabilirsiniz.
Arkadaş, sen de abartmışsın diyerek…
Bu 6-7 Eylül olayının bizler açısından utanç verici, dolayısıyla “asıl Türklüğü küçük düşürücü olayların bunlar olduğunu” gerçeğini değiştirir mi?
Bu durumda, asıl “Türklüğü küçük düşürmekten”, böylesi insanlık dışı olayları organize eden mahut yapıların yargılanması gerekmez mi? Hatta bazı politikacılar bundan dolayı Adalet Divanı’nda yargılanmadı mı? Neyse, meraklısı şu kaynağa bakabilir: Sait Çetinoğlu, “Özel Harp Dairesi’nin Bir İç Hat Manevrası: 6\7 Eylül 1955” Resmi İdeoloji Sözlüğü, Ed. Fikret Başkaya, Özgür Üniversite Kitaplığı, Ankara 2007.

Şu sıralarda, Aras Yayıncılık, son derece insani duygular uyandıran bir kitap yayınladı: Hraç Norşen, Çileli Ağavni, (Yayına Hazırlayan Rober Koptaş, İstanbul, 2009.)
Hraç Norşen’in babaannesi Ağavni’nin çileli yaşamını kendini güvende hissettiği yabancı topraklarda kaleme aldığı, Çileli Ağavni anlatısı, 1915 Soykırımından sağ kurtulan bir Ermeni kızının yaşamından hareketle, sürecinin son noktası Varlık Vergisi’ne ve 6/7 Eylül 1955 İstanbul Pogromuna dek devam eden süreçte devam eden zor ve çileli yaşamını resmeder. Bu uzun tarihsel süreçte, ölüm yolculuğu, ihtida ettirilenler, kurtarılan Ermeni kadınlarının ve çocuklarının Kürtler arasındaki esaretine, Koçgiri’de Topal Osman’ın zulüm ve katliamlarına, tek parti rejiminin ayrımcı politikalarına, 20 kur’a askerlik, Varlık Vergisi ve 6/7 Eylül 1955 pogromuna bizzat tanık olur Ağavni. Anlatı sanki Türkiye’nin gayri resmi tarihidir. (Bak: Ali Sait Çetinoğlu, Varlık Vergisi 1942-1944, Ekonomik ve Kültürel Jenosid, Y. Haz. Yasemin Gedik, Belge Y. 2009).
Ağavni’ye verilen öğütler ise: “Bak bacım, beni iyi dinle böyle şeyler yazma, nerede yaşadığımızı unutma… Sen de herkes gibi susacaksın, hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam edeceksin.” Öğüdü veren bakkal Zadig, Vasilis Kiratzopulos’un “Kayıt Olunmamış Soykırım, Yeni Dünya Düzeninin itinayla sakladığı utanç uygulaması” olarak nitelediği 6/ Eylül’ü şöyle değerlendirir: “Senin galiba dünyadan haberin yok. Yakında harp çıkacak, harp! Her tarafa ‘Ya Kıbrıs ya ölüm!’ diye bağırıyorlar işitmiyor musun? Yedikule sinemasının duvarına insan kanıyla Kıbrıs haritasını çizdiler. Bu ne demek? Patırtı başlarsa Rum’u, Ermeni’yi ayırırlar mı sanıyorsun?” Ağavni şom ağızlı dese de Zadig’in dediği çıkar. 6/7 Eylül 1955’te İstanbul’da Gayrimüslimlerin ev, işyeri, okul ve dini yapıları yerle bir edilir. “Kalabalık bir güruh sokağın altını üstüne getiriyordu. En önde, ay yıldızlı bayrak taşıyan bir adam vardı. Rum ve Ermeni evlerinin kapılarını kırıp içeri giriyor, ellerindeki sopalarla her yeri kırıp döküyor, eşyaları pencereden aşağı atıyorlardı… Akşamın bu saatinde bunca insan nereden gelmişti? Aralarında semtin tanıdığı tipler olsa da büyük çoğunluğu yabancıydı. Kiminde koca sopalar, kiminde balta vardı… Gözleri dönmüş, vurup kırmaya susamış bu insanlar, ellişer altmışar kişilik gruplar halinde dolanıyor, ne dükkân ne de ev bırakıyorlardı. Önlerine hangi gayrimüslimin evi ve dükkânı çıksa ‘Vurun!’ diye bağırıyor, kırdıkları dolapları, yatakları, aynaları camlardan dışarı atıyorlardı. Dükkânların vitrinlerini aşağı indiriyor, malları ortaya saçıyorlardı. Civardaki kiliseler ateşe verilmiş, sokakları yoğun bir duman kaplamıştı. ”
“Yaz Ağavni, yaz!”  Karin Karakaşlı “Yaz Ağavni, yaz!” Milliyet Kitap 01.12.2009
Yazar: Karin Karakaşlı
Başlık: “Yaz Ağavni, yaz!”
Yayın: Milliyet Kitap
Tarih:  01.12.2009

"Çileli Ağavni", onca zaman tabulaştırılmış ve hâlâ konuşmanın üslubunun bulunmaya çalışıldığı acılı bir zamanın tanıklığı.
Tarih, milletlerin soyut ve resmi kayıt dökümünde değil; daha ziyade, küçük hayatların insan hikâyelerinde saklı. O yüzden onu tarih kitaplarında değil edebi­yatta, biyografilerde, anlatılarda buluyoruz. Aras Yayıncılık tarafından yayımlanan "Çi­leli Ağavni" de böylesi yalın bir tarih tanıklı­ğı aslında. Hem de onca zaman susularak ta­bulaştırılmış ve hâlâ konuşmanın üslubunun bulunmaya çalışıldığı çok acılı bir za­manın tanıklığı.
Sivas-Suşehri'ne bağlı Pürk köyünde ya­şayan Ağavni Norşen'in yaşamını, kendisi dışında çağdaşları ve sonraki kuşaklar için anlamlı kılan 1915 Felaketi'ni "Ben" diye an­latabilmesi. Burada artık sloganvari cümle­lerin, gıyapta ön yargıların hükmü yok. Ya­şandığı haliyle gün be gün tanıklık var.
Delilik sınırı
"Yaz Ağavni, yaz! Sen öğretmendin ama diploman yok diye geçmedi burada öğret­menliğin. Bunca badireden sonra nereden bulacaksın diplomayı? Okul mu kaldı, kilise mi kaldı? Madem öğretmenlik yapamıyor­sun, başından geçenleri yaz. O da öğretme­nin bir yolu değil mi?"
Altmış yaşına geldiğinde Surpik Ni­ne'nin cesaretlendirmesiyle oturuyor ma­sanın başına Ağavni. Ve yazmaya başlıyor, mutlu genç kızlık yıllarını, âşık olduğu Ave­dis'le peri masalı evliliklerini.
Sonraki kâbusunu yazıyor derken sayfa­larca. Pürk'te öğretmenlik yaptığı sırada kö­yün tutuklanıp öldürülen erkekleriyle birlikte elinden alınan kocası Avedis'i ve ço­cukların açlıktan, hastalıktan ağladığı o ölüm yürüyüşünü. Bu yolda Ağavni, kundaktaki bebek kızı Varsenik'i bir ağacın altı­na bırakmak zorunda kalışıyla delilik sınırı­na dayanıyor...
"Ağavni o an kararını verdi. Çıktıkları ormanlık tepede gözünü kestirdiği bir çam ağacının dibine küçük bebeği bıraktı. İyice sarıp sarmaladı, etrafını da çaputlarla, bez­lerle işaretledi. Böylece, tesadüfen oradan geçen biri bebeği görebilir diye umuyordu. Ağavni bebeğinin başından bir türlü ayrıla­mıyor, 'ya kurtlar kuşlar parçalarsa' diye dü­şünüyordu. Az önceki asker yanı başında bi­tiverdi. Ağavni kalktı, üç beş adım attı, son­ra birden hüngür hüngür ağlayarak geri döndü... Yürürken, kendi kendine konuşu­yordu: 'Yaşayacaksam sadece Suren'im için yaşayacağım, başka kimsem kalmadı'..."
Kıyafet gibi değişen isimler
Önce Karadaş adındaki bir Kürt köyün­de, Koçgiri Kürt aşiretine sığınılarak geçen yıllar var. Varsenik ismi verilerek sevilen bir diğer öksüz-yetim kız Maryam... Ama Ağav­ni'yi hep kökleri çağırır. Avedis'in yaşıyor olabileceği, kurtulmuş olabileceği umudu. Varsenik diye sevilen Maryam, Ziynet olarak başka bir ocağa evrilir. Din ve isimle­rin kıyafet gibi değiştiği, malların mülklerin sürekli el değiştirdiği zamanlardır bunlar.
Ama Ağavni yılmaz. Zara'ya da, İstan­bul'a da ulaşır. Suren'i için yaşar, torunu ile içindeki Avedis'i yaşatır. "Çileli Ağavni", bir kalbi önümüze açı­yor. Oradan yol aldığımızda artık dün de bu­gün de başka gözükecek gözümüze. Söz bundan başka neye yarar ki?.. Kitabın yazarı Ağavni'nin torunu Yazar Hraç Norşen, Zaralı Verjin Hosikyan ile Sivas-­Suşehri'ne bağlı Pürk köyünden Suren Norşen'in oğlu. 1935'te Zara'da dünyaya geldi. Norşen'in ilkokul öğrenimi yarıda kaldı. 1961'de Verjin Kapu ile evlendi. 1964'te işçi olarak Avusturya'ya gittiler, çiftin iki erkek çocukları oldu. Burada 21 yıl kamyon şoförlüğü yaptı, 1996'da da emekli oldu. 74 yaşında babaannesi Ağavni'nin hatıralarını "Çileli Ağavni"de topladı.
6-7 Eylül’de bütün defterlerini yaktı
Elimizdeki kitap, Ağavni’nin doğrudan yazdıkları değil, torunu Hraç Norşen’in anlattıkları: “Babaannemin anlattıklarını ilk dinlediğimde küçücük bir çocuktum. Onun hayat hikâyesini, köyü Pürk’ü, ailemin hiç tanımadığım fertlerine dair hatıralarını, her birinin yaşadığı acı olayları, yıllar yılı hiç bıkmadan dinledim. Bu kitabı, yaşadıklarının, çektiği çilelerin bilinmesini, duyulmasını çok isteyen babaanneme olan borcumu ödemek için yazdım.”
İyi de neden onca defter dolduran Ağavni’den okuyamadık bunları?.. Çünkü 6-7 Eylül 1955’te bir provokasyon sonucu gayrimüslim evleri, kiliseleri, dükkânları yağmalanırken; Ağavni, geçmişin tüm zulmünü yeniden yaşayıp elleriyle yakmış defterleri.
Sadece içinden çekip kurtardığı rastgele bir kâğıdı torununun gözüyle okuyoruz bir an: “Varsenik daha altı aylıktı. Onu terk edeceğimi anladığı için mi bu kadar ağlıyordu? Bir ağacın dibine, topraktan dışarı fırlamış iki kökün arasındaki boşluğa bıraktım onu. Tanrım bu günahı hangi kefaret affettirir?”
‘Çileli Ağavni’nin Hikâyesi...  Pakize Barışta ‘Çileli Ağavni’nin Hikâyesi... Taraf Gazetesi 08.11.2009
Yazar: Pakize Barışta
Başlık: ‘Çileli Ağavni’nin Hikâyesi...
Yayın: Taraf Gazetesi
Tarih:  08.11.2009

Ya edebiyat olmasaydı!
Acıya katlanmak için insanın alınyazısından başka sığınabileceği başka bir şey olamazdı herhalde. Ki, acıyı da insan yaratıyor zaten.
Yazı, hayatı tahammüllü kılar tek çaredir hatta. Yazıyor ve okuyor olmaktan söz etmiyorum. Yazının var olması yeterlidir aslında dalga dalga yayılır zira yazı.
“Ağavni o an kararını verdi. Çıktıkları ormanlık tepede gözünü kestirdiği bir çam ağacının dibine küçük bebeği bıraktı. İyice sarıp sarmaladı, etrafını da çaputlarla, bezlerle işaretledi. Böylece, tesadüfen oradan geçen biri bebeği görebilir diye umuyordu. Varsenik birden yüksek sesle ağlamaya başladı. Ağavni bebeğinin başından bir türlü ayrılamıyor, ‘ya kurtlar kuşlar parçalarsa’ diye düşünüyordu. Az önceki asker yanı başında bitiverdi. Ağavni kalktı, üç beş adım attı, sonra birden hüngür hüngür ağlayarak geri döndü. (…) Öz bebeğini, parmak kadar Varsenik’ini canlı canlı ormanın kenarına bırakmış, iki yaşındaki oğluyla bir başına kalmıştı. Yürürken, kendi kendine konuşuyordu: ‘Yaşayacaksam sadece Suren’im için yaşayacağım, başka kimsem kalmadı.’ (…)”
Çileli Ağavni, Hraç Norşen’in bir anlatı kitabı. Hayatın bir dönem mutlu aktığı Sivas, Suşehri’ne bağlı Pürk köyünde doğup büyüyen Ermeni kızı Ağavni’nin aşk dol mutlu evliliğinin daha başlangıcında, bu coşkunun hemen peşine takılan, tehcir öncesi yaşananlara rahmet okutacak, tanımı neredeyse imkânsız bir acıdan geçişinin, yani tehciri yaşayışının ve tehcirden sonra devam eden, peyderpey gelen acılardan geçerek, oğlu dışında bütün ailesini kaybedişinin çileli hikâyesini anlatıyor bu kitap.
Ağavni ve oğlu Suren’in, tehcir sırasında mutlak görünen ölümleri, Koçgiri aşireti beyi sayesinde önlenir. Takkı Bey, Ağavni’nin içinde bulunduğu Ermeni grubunu, -subayların karşı koymasına rağmen- kafileden ayırıp, aşiretinin himayesi altına alır: “(…) ‘Bana Takkı Bey derler, Koçgiri aşiretinden. Biz Kürdüz, Aleviyiz. Bizim inancımızda insan ayırmak yoktur, herkes birdir, hangi dinden olursa olsun insanlar kardeştir. Her can azizdir. Kim verdiyse canı da o alır. Biz bunu bilir, bunu söyleriz. Gözümü z gördü, kulaklarımız duydu. Size reva görülenlere gönlümüz el vermedi. Onun için oğlum Dursun’u gönderdim, sizi buraya getirttim. Burada işlerimiz çok, isteyen burada kalır, çalışır, bizimle birlikte yer içer, istemeyen de canının çektiği yere gider. Serbestsiniz, kalmak da gitmek de sizin elinizde.’ (…)” Ağavni, oğlu Suren’le, Kürt Aleviler arasında yaşamaya karar verir ve Takkı Bey’in konağına yerleştirilir. Eğitim görmüş, okuma yazma bilen, köyünde öğretmen adayı olarak yetiştirilmiş bir Ermeni kızıdır çünkü o. Konakta on yıl kadar Takkı Bey’in karısı Dilber Hatun’un himayesinde yaşar ve ona hizmette bulunur. Ama aklı fikri, tehcirden sonra arta kalan az sayıdaki Ermeni’nin bir araya geldiği Zara köyüne kaçmaktır. Çünkü tehcirden önce öldürülmüş olan kocası Avedis’in öldüğüne bir türlü inanmak istemez. İz sürecek, araştıracak ve belki de kocasını bulacaktır.
Ve bin bir acı, bin bir macera.
Tehcirden sonra Fransız ve Amerikalı misyonerler köy köy dolaşıp öksüz Ermeni çocuklarını toplayıp, Amerika’ya ve Fransa’ya götürmeye başlarlar. Bu arada Ağavni’ye de başvurup, oğlu Suren’i ve himayesine aldığı öksüz Varsenik’i de götürmek isterler. Ağavni’nin cevabı şöyle olur: “Ben her şeyimi kaybettim. Kimim, neyim varsa, hepsi ardımda kaldı. Anamı, kocamı, kuzenimi, bütün köyümü kaybettim altı aylık bebeğimi ormanın ortasında bıraktım. O zaman neredeydi Fransa, Amerika? Olan oldu, aradan dört sene geçti, şimdi mi akıllarına düştü birden Ermeni koruyucusu kesilmek?”
Hraç Norşen, profesyonel bir yazar değil. O, son derece duyarlı bir anlatıcı. Demircilik, çinicilik, tuğlacılık, oto tamirciliği ve yirmi bir yıl süren kamyon şoförlüğü var. Diyor ki, “Babaannemin anlattıklarını ilk dinlediğimde küçücük bir çocuktum. Onun hayat hikâyesini, köyü Pürk’ü, ailemin hiç tanımadığım fertlerine dair hatıralarını, her birinin yaşadığı acı olayları, yıllar yılı hiç bıkmadan dinledim. Burada anlattıklarım ondan duyduklarımdır. Onları hikâye etmeye çalışırken, kulağımdan sesi hiç eksik olmadı. (…) Bu kitabı, yaşadıklarının, çektiği çilelerin bilinmesini, duyulmasını çok isteyen babaanneme olan borcumu ödemek için yazdım.”
Çileli Ağavni, sadece bir tehcir trajedisiyle ilgili bir çileli insanlık figürü değil, tüm zamanların mezalimlerini, kimliğinde ve kişiliğinde biriktirmiş bir insanlık sembolü bence aynı zamanda.
  
Ya edebiyat olmasaydı!
Acıya katlanmak için insanın alınyazısından başka sığınabileceği başka bir şey olamazdı herhalde. Ki, acıyı da insan yaratıyor zaten.
Yazı, hayatı tahammüllü kılar tek çaredir hatta. Yazıyor ve okuyor olmaktan söz etmiyorum. Yazının var olması yeterlidir aslında dalga dalga yayılır zira yazı.
“Ağavni o an kararını verdi. Çıktıkları ormanlık tepede gözünü kestirdiği bir çam ağacının dibine küçük bebeği bıraktı. İyice sarıp sarmaladı, etrafını da çaputlarla, bezlerle işaretledi. Böylece, tesadüfen oradan geçen biri bebeği görebilir diye umuyordu. Varsenik birden yüksek sesle ağlamaya başladı. Ağavni bebeğinin başından bir türlü ayrılamıyor, ‘ya kurtlar kuşlar parçalarsa’ diye düşünüyordu. Az önceki asker yanı başında bitiverdi. Ağavni kalktı, üç beş adım attı, sonra birden hüngür hüngür ağlayarak geri döndü. (…) Öz bebeğini, parmak kadar Varsenik’ini canlı canlı ormanın kenarına bırakmış, iki yaşındaki oğluyla bir başına kalmıştı. Yürürken, kendi kendine konuşuyordu: ‘Yaşayacaksam sadece Suren’im için yaşayacağım, başka kimsem kalmadı.’ (…)”
Çileli Ağavni, Hraç Norşen’in bir anlatı kitabı. Hayatın bir dönem mutlu aktığı Sivas, Suşehri’ne bağlı Pürk köyünde doğup büyüyen Ermeni kızı Ağavni’nin aşk dol mutlu evliliğinin daha başlangıcında, bu coşkunun hemen peşine takılan, tehcir öncesi yaşananlara rahmet okutacak, tanımı neredeyse imkânsız bir acıdan geçişinin, yani tehciri yaşayışının ve tehcirden sonra devam eden, peyderpey gelen acılardan geçerek, oğlu dışında bütün ailesini kaybedişinin çileli hikâyesini anlatıyor bu kitap.
Ağavni ve oğlu Suren’in, tehcir sırasında mutlak görünen ölümleri, Koçgiri aşireti beyi sayesinde önlenir. Takkı Bey, Ağavni’nin içinde bulunduğu Ermeni grubunu, -subayların karşı koymasına rağmen- kafileden ayırıp, aşiretinin himayesi altına alır: “(…) ‘Bana Takkı Bey derler, Koçgiri aşiretinden. Biz Kürdüz, Aleviyiz. Bizim inancımızda insan ayırmak yoktur, herkes birdir, hangi dinden olursa olsun insanlar kardeştir. Her can azizdir. Kim verdiyse canı da o alır. Biz bunu bilir, bunu söyleriz. Gözümü z gördü, kulaklarımız duydu. Size reva görülenlere gönlümüz el vermedi. Onun için oğlum Dursun’u gönderdim, sizi buraya getirttim. Burada işlerimiz çok, isteyen burada kalır, çalışır, bizimle birlikte yer içer, istemeyen de canının çektiği yere gider. Serbestsiniz, kalmak da gitmek de sizin elinizde.’ (…)” Ağavni, oğlu Suren’le, Kürt Aleviler arasında yaşamaya karar verir ve Takkı Bey’in konağına yerleştirilir. Eğitim görmüş, okuma yazma bilen, köyünde öğretmen adayı olarak yetiştirilmiş bir Ermeni kızıdır çünkü o. Konakta on yıl kadar Takkı Bey’in karısı Dilber Hatun’un himayesinde yaşar ve ona hizmette bulunur. Ama aklı fikri, tehcirden sonra arta kalan az sayıdaki Ermeni’nin bir araya geldiği Zara köyüne kaçmaktır. Çünkü tehcirden önce öldürülmüş olan kocası Avedis’in öldüğüne bir türlü inanmak istemez. İz sürecek, araştıracak ve belki de kocasını bulacaktır.
Ve bin bir acı, bin bir macera.
Tehcirden sonra Fransız ve Amerikalı misyonerler köy köy dolaşıp öksüz Ermeni çocuklarını toplayıp, Amerika’ya ve Fransa’ya götürmeye başlarlar. Bu arada Ağavni’ye de başvurup, oğlu Suren’i ve himayesine aldığı öksüz Varsenik’i de götürmek isterler. Ağavni’nin cevabı şöyle olur: “Ben her şeyimi kaybettim. Kimim, neyim varsa, hepsi ardımda kaldı. Anamı, kocamı, kuzenimi, bütün köyümü kaybettim altı aylık bebeğimi ormanın ortasında bıraktım. O zaman neredeydi Fransa, Amerika? Olan oldu, aradan dört sene geçti, şimdi mi akıllarına düştü birden Ermeni koruyucusu kesilmek?”
Hraç Norşen, profesyonel bir yazar değil. O, son derece duyarlı bir anlatıcı. Demircilik, çinicilik, tuğlacılık, oto tamirciliği ve yirmi bir yıl süren kamyon şoförlüğü var. Diyor ki, “Babaannemin anlattıklarını ilk dinlediğimde küçücük bir çocuktum. Onun hayat hikâyesini, köyü Pürk’ü, ailemin hiç tanımadığım fertlerine dair hatıralarını, her birinin yaşadığı acı olayları, yıllar yılı hiç bıkmadan dinledim. Burada anlattıklarım ondan duyduklarımdır. Onları hikâye etmeye çalışırken, kulağımdan sesi hiç eksik olmadı. (…) Bu kitabı, yaşadıklarının, çektiği çilelerin bilinmesini, duyulmasını çok isteyen babaanneme olan borcumu ödemek için yazdım.”
Çileli Ağavni, sadece bir tehcir trajedisiyle ilgili bir çileli insanlık figürü değil, tüm zamanların mezalimlerini, kimliğinde ve kişiliğinde biriktirmiş bir insanlık sembolü bence aynı zamanda.
 
 Yazarlar
Aras Yayıncılık
 İlginizi Çekebilir
Panasdeğdzutyunner
37.50 TL





Yüreği Dağlarda Olan Adam
William Saroyan

Yoldaş Pançuni
Yervant Odyan'ın ölümsüz eseri

Stüdyo Osep – Tayfun Serttaş

 
 
Ana Sayfa |  Son Çıkanlar |  Kategoriler | Arama  |  Resim İndir
Fiyat Listesi  | Ürün Listesi  |  Haber Aboneliği  | Haberler
 
 Aras Yayıncılık İth. İhr. Ltd. Şti.
 Sorularınız için bize mail atabilirsiniz. info@arasyayincilik.com
Getron Bilişim Hizmetleri
Ermeni edebiyatı ve kültürüne açılan pencere olarak nitelenmesine yol açan bir yayın çizgisi izleyen,iki dilde Türkçe ve Ermenice yayın yapan yayınevi.