Aras Yayıncılık Editör Bölümü Aras Yayıncılık Editör Bölümü Aras Yayıncılık İth. İhr. Ltd. Şti.
Aras Yayıncılık İth. İhr. Ltd. Şti. Aras Yayıncılık İth. İhr. Ltd. Şti.
Türkçe  |  English
 Üye Hizmetleri
 Ara
 Kategoriler

19 Ünlü Sesten: "Tililili"
Ölümünün birinci yılında
19 ünlü ses, Hrant Dink’e
ses verdiler. Dinleyin..


Kızıl Afiş
Misak Manuşyan
bir özgürlük tutsağı
Dostu, sevgilisi ve yoldaşı
Mélinée Manuşyan'ın
kaleminden...

 Ana Sayfa   Bize Ulaşın   Hakkımızda   Arama   Ürün Listesi   Ürün Şeması 
   Sepetim |  Sipariş Takip |  Üyelik İşlem |  Sipariş İptali  | Yardım  |  Satın Al   


Balkan Savaşı
 
Tarih
Aram Andonyan
 
Etiket Fiyatı (KDV Dahil) : 32.00 TL
Kazancınız % 25 (KDV Dahil) : 8.00 TL
İndirimli Fiyatı (KDV Dahil) : 24.00 TL
 
 
Özellikler
Kitap Dili  :   Türkçe
ISBN  :   978-975-7265-21-7
Çevirmen  :   (Ermeniceden) Zaven Biberyan
Kitap Özellikleri  :   2. hamur, 13 x 19.5 cm.
Basım Bilgisi  :   527 sayfa, 2. baskı, Ekim 2002

Sepete Ekle

arkadaşıma e-posta gönder Aras Yayıncılık Editör Bölümü
 
Açıklama

Balkan Savaşı, gazeteci-yazar Aram Andonyan'ın 1912-1913 yıllarında İstanbul'da basılan, Ermenice Badgerazart Intartzag Badmutyun Balkanyan Baderazmin [Balkan Savaşı'nın Resimli Mufassal Tarihi] adlı eserinin Zaven Biberyan tarafından kısaltılarak yapılmış çevirisi.
Balkan Savaşı'nın sürdüğü tarihlerde, İstanbul'da bir gazeteci olarak, iç ve dış kaynaklardan yararlanıp, yabancı ajans, gazete ve dergilerle bağlantı kurarak olayları yaşayan Andonyan, günü gününe, savaşın içinde yazdığı eserini, bol fotoğraf ve haritayla zenginleştirdi.
Yazar, eserinde sadece savaşı değil, yüzyıllar boyunca söz konusu topraklarda ve Avrupa'da süregelen siyasi olayları inceleyerek, savaşa nelerin yol açtığı konusuna ışık tutmaya çalışmış, bunu yaparken de Osmanlı, Balkan ve Avrupa ülkelerinin siyasi ve diplomatik tarihlerini, sosyal, ekonomik ve dini şartlarını göz önünde bulundurmuştur. Osmanlı İmparatorluğu'nun çalkantılı son yıllarına da büyük ölçüde ışık tuttuğu eserinde Andonyan, çöküşü hızlandıran nedenleri, hataları tanımlamaya çalışırken, devleti kurtarmanın yollarını da arıyor.

Basından Kitap Hakkında
Konu açıklamalarını görmek için başlıkların üzerini tıklayınız lütfen
  Yazar Başlık Yayın Tarih
Zor Yıllar  İbrahim Tenekeci Zor Yıllar Milli Gazete 17.04.2008
Yazar: İbrahim Tenekeci
Başlık: Zor Yıllar
Yayın: Milli Gazete
Tarih:  17.04.2008

Köşemizde ara sıra kitap ve dergi tanıtımları yapıyoruz. Bazen de okuma listeleri yayımlıyoruz. Bugün de öyle yapacağız. Son yıllarda Osmanlı’yı konu edinen yayınların sayısında ciddi bir artış oldu. Üstelik bu kitapların çoğu, birden fazla baskı yapıyor. Bugün, Osmanlı’nın son elli yılını ve cumhuriyetin ilk on yılını konu edinen kitapları köşeme konuk edeceğim. 1860 yılında doğmuş ve yetmiş yaşında vefat etmiş bir Osmanlı vatandaşının ömrüne neler sığdırdığına bir bakın: Türk-Rus Savaşı, Türk-Yunan Harbi, Girit İsyanı, Türk-İtalyan Savaşı, Birinci ve İkinci Balkan Savaşı, Birinci Dünya Savaşı, son olarak da İstiklal Harbi... Sultan Abdülaziz, İkinci Abdülhamit, Sultan Reşat, Vahdettin gibi padişahları Halife Abdülmecit Efendi, Enver Paşa, Sait Halim Paşa, Cemal ve Talat Beyler, Mustafa Kemal gibi şahsiyetleri ayrıca Meşrutiyet, 31 Mart Vakası gibi olayları ve Ermenilerinki başta olmak üzere onlarca isyanı, yüzlerce beldenin elden çıkmasını görmüş, yaşamış. Tabii cumhuriyet devrimleri ve İstiklal Mahkemeleri’ni de... İşte bu dönemi çok merak ediyor, okumalarımı bu yönde yapıyorum. Bu dönem, Müslüman Türk milleti için Malazgirt‘ten, İstanbul‘un fethinden bile daha kritik geliyor bana... Bu dönem o kadar yıkıcı geçmiştir ki, yaraları hâlâ sarılamamıştır. Milli bellekte öyle izler bırakmıştır ki, bu izler kıyamete kadar kalacaktır. Belki de bu yüzden, düşman kelimesinin karşılığı bölgelerimize göre değişmektedir. Dünyada buna benzer başka bir örnek var mıdır, bilmiyorum. Mesela Trakya‘da düşman kelimesinin karşılığı Bulgar‘dır. Ege bölgesinde Yunan‘dır. Doğu illerimizde Rus‘tur (Moskof).
Şimdi, kısaca bu dönemi anlatan ve okuyup beğendiğimiz, önemli bulduğumuz kitapları köşemize konuk edelim.
İz yayınlarından çıkan Başımıza Gelenler, Mehmet Arif Bey‘in Türk-Rus Savaşı (93 Harbi) izlenimlerini anlatıyor. M. Ertuğrul Düzdağ‘ın yayına hazırladığı 756 sayfalık bu önemli eser, söz konusu savaşı en iyi anlatan, üstelik cepheden anlatan çalışmalardan biri, belki de birincisi... 93 Harbi’nden sonraki en yıkıcı savaş, Balkan Savaşı’dır. Bu konudaki en tarafsız kitabın Aram Andonyan‘a ait olduğunu düşünüyorum. Balkan Savaşı adını taşıyan ve Aras Yayınlarından çıkan 522 sayfalık bu eser, Türk tarafının yenilgisini tüm çıplaklığı ve ayrıntısıyla anlatıyor. Bir nevi, ikinci Başımıza Gelenler vakası... Yazarın savaş sırasında İstanbul’da olması ve gelenleri, gidenleri takip etmesi, önemli şahsiyetlerle savaş hakkında görüşmeler yapması, kitabın artılarından biri...
Giriş, Gelişme, Sonuç  İbrahim Tenekeci Giriş, Gelişme, Sonuç Milli Gazete 12.07.2005
Yazar: İbrahim Tenekeci
Başlık: Giriş, Gelişme, Sonuç
Yayın: Milli Gazete
Tarih:  12.07.2005

Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı tarafından yayına hazırlanan ve 1984 yılında basılan Balkan Harbi'nde Yanya Savunması ve Esat Paşa isimli kitabı okurken, 'giriş' bölümündeki şu satırlar dikkatimi çekti: 'Olaylar ve felaketler hiçbir zaman oluştukları zamanlara ait sebeplere dayanmazlar. Tarihten kopup gelen olayların derinliklerine inilmez ve gerekli dersler alınmazsa, yakın bir gelecekte, aynı acı sahnelerle er veya geç karşılaşılabilir.' Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı tarafından yayına hazırlanan ve 1984 yılında basılan Balkan Harbi'nde Yanya Savunması ve Esat Paşa isimli kitabı okurken, 'giriş' bölümündeki şu satırlar dikkatimi çekti: 'Olaylar ve felaketler hiçbir zaman oluştukları zamanlara ait sebeplere dayanmazlar. Tarihten kopup gelen olayların derinliklerine inilmez ve gerekli dersler alınmazsa, yakın bir gelecekte, aynı acı sahnelerle er veya geç karşılaşılabilir.'
Burada, bu cümlelerden yola çıkarak, Genelkurmay'ın son yirmi yılda yaptıklarını masaya yatırmaya, bazı çelişkilerini ortaya çıkarmaya hiç niyetim yok. Zaten, yazının amacı bu değil.
Atlas Dergisi'nin Aralık sayısında, Balkanlarla ilgili önemli bir dosya var. Kemal Tayfur ve Tijen Burultay'ın ta oralara giderek ortaklaşa hazırladıkları dosyada, birazdan okuyacağınız satırlar hem yazının girişine aldığımız tesbiti doğrular, hem de Bosna faciasının gerçek nedenini gözler önüne serer nitelikte.
'Osmanlı'nın zaferiyle sonuçlanan Kosova Savaşı , Priştine yakınlarındaki genişçe bir ovada gerçekleşti. Yenilgi, 19. yüzyılda Sırpların ulusça kutladığı milli bir güne dönüştü. Sırplar , 1980'li yıllarda, Sultan Murad'ın türbesinin bir iki kilometre ötesine, Gazi Mestan mevkiine bir anıt diktiler. Kaidede Sırp Prensi Lazar'ın şu sözleri yazılıydı: 'Her kim ki Sırp ve Sırp kökenlidir ve Kosova ovasına Türklerle savaşmaya gelmez onun ne erkek, ne dişi, zürriyeti olmasın. Onun hasadı olmasın.'
Sırp lider Miloseviç , Kosova Savaşı'nın 600. yılı anısına 1989'da burada bir miting düzenledi. Mitinge bir milyondan fazla Sırp katıldı. Önce Bosna'yı, ardından Kosova'yı kana boğan süreç böyle başladı.'
Demek ki, bugün başımıza gelen felaketlerin, uğraşmak zorunda kaldığımız sıkıntıların nedenlerini iyi okumamız için, tarihin derinliklerine inmemiz gerekiyor. Sözgelimi, Girit'in tarihini iyi bilmeden, Kıbrıs sorununu tam olarak anlayıp adlandırmamızın imkanı yok.
Osmanlı Devleti'nin çöküşünün sebeplerinden biri olan borçlar meselesini öğrenmeden, bugünkü dış borcumuzun ne anlama geldiğini bilemeyiz.
Birinci Dünya Savaşı sırasında Doğu illerimizde cereyan eden Ermeni Olayları'nı okumadan bugünkü olayları doğru olarak okuyamayız. Bunlar gibi onlarca örnek...
Böylece, Türk milletini tarihinden koparmaya çalışanların niyeti de ortaya çıkmış oluyor: Amaçları, hafızasız bir toplum oluşturmak. Olayları doğru olarak tahlil edemeyen, sağlıklı yorumlarda bulunamayan, gelişmeleri okuyamayan, geçmişten ders almasını bilmeyen bir toplum...
Peki, bu konuda başarısız olduklarını söyleyebilir miyiz?
Müslümanlara yapılanlar
Bazı aydınlarımız hala Ermenilere uygulanan techiri konuşurken, hatta onların tezlerini desteklerken bizler, Kemal Tayfur'un kaleme aldığı şu satırları okuyalım: 'Balkanlar'da 19. yüzyılda, Müslümanlar hemen her yerde kent nüfusunun çoğunluğunu oluşturuyordu. Bosna , Kosova , Arnavutluk gibi yerlerde kırsal nüfusta da üstünlük onlardan yanaydı. Bu durum, Osmanlı hakimiyetinden bağımsızlığını kazanan her Balkan devletinin, etnik bakımdan homojen bir toprak oluşturma isteğini kamçıladı. Yüzyıllardır bu topraklarda yaşayan Türk ve Müslüman nüfusun sürülüp atılması hedeflendi. Balkan Savaşları'ndan önce Bulgaristan , Doğu Trakya ve Bosna'da savaştan sonra da Kosova , Manastır ve Selanik vilayetlerinin oluşturduğu Makedonya ile Edirne vilayetinde tam bir etnik temizlik süreci yaşandı. Şehirler, kasabalar, köyler zorla boşaltıldı, yakılıp yıkıldı, yağmalandı. Yüz binlerce insan yollara düştü. İki milyondan fazla insan yer değiştirdi, bunun 900 bine yakını katledildi. Sonu gelmez kafileler halinde yollara düşen muhacirler dağları ve vadileri aştılar. Bir hayaletler ordusu gibi kentlerden süzülerek geçtiler ve acılarıyla birlikte unutuldular.'
İmparatorluğun Öteki Çocukları<br>Gayrimüslim Vatan Şehitleri-2  Mehmet Gündem İmparatorluğun Öteki Çocukları
Gayrimüslim Vatan Şehitleri-2
Milliyet Gazetesi 03.03.2005
Yazar: Mehmet Gündem
Başlık: İmparatorluğun Öteki Çocukları
             Gayrimüslim Vatan Şehitleri-2
Yayın: Milliyet Gazetesi
Tarih:  03.03.2005

Aram Andonyan, Balkan Savaşı tarihi konulu kitabında şunları anlatıyor: "Savaşın çeşitli cephelerinde ve Yanya'da olduğu gibi görevlerini fedakârane yerine getiren Ermeni askerler, aynı şekilde batı ordularında da bu görevlerini ifa ederek Türk komutanlar tarafından cesaret ve sadakatleri takdire şayan oldular".
İstanbul'da yayımlanan Alman yayın organı Osmanischer Lloyd'un muhabiri şöyle yazmaktaydı: "Yanya savunmasında bulunan askerler arasındaki birkaç yüz Ermeni cesaretle savaştılar. Ermeni askerlerden biri subayını selamladığı esnada o kadar yorgundu ki, ayakta durmakta zorlanıyordu. Zorlukla silahına dayanmış, dizleri titremekteydi.
- 'Neyin var? Ayakta duramıyor musun?' diye sordu subay.
- 'Gücüm kalmadı, ancak önemi yok. Hiçbir acı çekmeden ölebilirim, yeter ki imparatorluğumuz, Osmanlı İmparatorluğu ayakta kalsın' diye cevapladı.
Ermeni askerlere övgü
Askerliğinin 4. yılını ifa eden başka bir Ermeni asker de, 4 yıl daha memnuniyetle askerlik yapabileceğini söylüyordu, yeter ki Osmanlı kılıcı sürekli parlasın."
Aram Andonyan'ın anlattığına göre, Yanya'da ünlü olan Ermeni subaylarından biri de Eskişehirli Dikran Efendi'dir. Delvino'nun kuvvetlerinde görevliyken, savaşın başlarında Vizani çevresinde Arnavut güçlerini 2. mülazım olarak komuta eder. Gösterdiği cesaret ve başarıdan dolayı Esat Paşa kendisini herkesin önünde överek, doğrudan savaş alanında kendisine Mülazım-ı Evvel görevini tevdi eder.
Yüzbaşı kucakladı
Yüzbaşı Baba Zühtü, Yanya'da, Vizani taraflarında savaşan Eskişehirli 2 Ermeni askerin kahramanlıklarını anlatıyordu. Bu askerler ateş altında yılmayıp Arnavut arkadaşlarına güzel birer örnek olmuşlardı. Yüzbaşı, "Ermeni soyunun sadakatine ve fedakârlığına çok şey borçluyuz" diyordu. Kendisini dinleyenler arasında 2 Ermeni'nin bulunduğunu görünce yüzbaşı onları kucaklayarak öptü.
'Seni de mi kaybettik!'
Yüzbaşı Sokrat İncesu 1964'te "I. Dünya Savaşı'nda Çanakkale-Arıburnu Hatıralarım" kitabını yayımladı. Rum olan İncesu, kitaba şu cümlelerle başlıyor: "Kafkasya'da, Filistin'de, Arabistan çöllerinde ve nihayet -dünyayı yenenlerin yenildiği yer- olarak tarihe geçen Çanakkale'deki harplere iştirak etmiş, değerli silah arkadaşlarımla sevinçli ve elemli günler yaşamış bir Türk zabiti olarak, hatıralarımı bu minik eserimde toplayıp nazarlarınıza arz etmeyi zevkli bir vazife telakki etmekteyim." Sokrat İncesu, savaşın bütün dramlarına tanık oldu. Gözünün önünde binlerce Türk askeri şehit düştü. İncesu, pek çok cephede savaştı. Kirte cephesinde yaralandı. Sıhhiye erleri tarafından cephe gerisine getirildiğinde Kaymakam Ali Rıza Bey'in 'Vah yavrum, evladım Sokrat'ım. Seni de mi kaybettik' sesi hayal gibi geliyordu. Ancak 3 gün sonra gözlerini açtı. İncesu, ölümü cephe gerisine erteleyenlerden olarak savaştı. Cemal Paşa'nın teftişinden geçti. Kendini 'Makineli tüfek kumandanı Sokrat' diye takdim etti. Filistin cephesinde 23. Piyade Alayı'nın 12. Makineli Bölüğü'nü kumanda ederken Mustafa Kemal'i gördü, onun askeri olma mutluluğunu yaşadı. Komutanlarından takdir gördü. Bir teftiş esnasında Enver Paşa, Mülazım Tahsin Efendi ve Yüzbaşı Sokrat'ı çağırdı: "Kahraman evlatlarım; bilhassa son harekâtta göstermiş olduğunuz fedakârlıktan dolayı ordu sizi harp madalyasıyla taltif etmiştir" diyerek madalyaları takıp gözlerinden öptü.
'Düşman ilerlemesin'
Kitapta, 8. Bölük Kumandanı Sokrat Efendi'ye gönderilen bir emir şöyle: "Mevzilerinizi sıkı tutunuz, bulunduğunuz ara siperin yanlarına siper kazarak askeri bu siperlere yerleştiriniz. Düşmanın bir adım ileri atmasına eldeki tüm kuvvetle karşı koyunuz. Sizi Allah'a emanet ederim. Tabur kumandanı Mithat."
İncesu, kitabı şu sözlerle bitiriyor: "Çanakkale, Gelibolu, Kanlısırt, Arıburnu, Kitre, Seddülbahir ve I. Dünya Savaşı'na sahne olan Çanakkale harp sahalarını gezmek ve binlerce isimsiz vatan şehidinin yattığı bu mübarek toprakları ziyaret ederek ruhlarına bir Fatiha okumak her Türk'ün bir vecibesi ve yurt vazifesi olmalıdır."
Vatanperver gayrimüslimler
Osmanlı Teşkilatı Mahsusası'nın başında bulunan Eşref Kuşcubaşı der ki: Şu gerçeği tarih önünde tekrarlamak isterim; Osmanlı İmparatorluğu'nun sınırları içinde yaşayan bütün Rumlar, Ermeniler, Yahudiler asla hain değillerdir. Aralarında öz ve halis Türk kadar bu topraklara bağlı, hatta bu topraklar için seve seve ölecek insanlar çıkmıştır. En nazik ve buhranlı günlerde birçok Ermeni ve Rum vatandaşlarımızdan, en vatanperver Türkleri gıpta ettirecek yakınlık görmüşüzdür... Bu, ahlak sahibi kadirşinas insanlar bizlerle beraber gülmüş, beraber ağlamışlardır. Malta sürgünleri içinde Rumlar, Ermeniler, Yahudiler vardır.
Atatürk ne dedi?
"Unsur-u hakim olan Türklerle tevhid-i mukadderat (kader birliği) etmiş sadık bazı unsurlarımız vardır ki, bilhassa Museviler, bu millete ve bu vatana sadakatlerini ispat ettiklerinden, şimdiye kadar müreffehen imrar-ı hayat (hayat sürmek) etmişler ve bundan böyle de refah ve saadet içinde yaşayacaklardır." (İzmir İktisat Kongresi, 2 Şubat 1923) Serdarı Ekrem ve Harbiye Nazırı İzzet Paşa: "Her hususta Yahudi askerlerimizden fevkalade memnun olduk."
Galatasaraylı şehitler
Galatasaray Lisesi'nin içinde "Vatan Uğruna Şehitlerimiz" diye bir bölüm var. Mermer bir kitabe üzerine isimler yazılmış. Kitabenin sağ ve solunda ise şehitlerin fotoğrafları var. Galatasaraylı bu şehitlerin içinde gayrimüslimler de var.
Abdurrahman Robenson: Türkiye'de izcilik hareketinin kurucusu. Gönüllü olarak gittiği I. Dünya Savaşı'nda, 11 Nisan 1915'te Erzurum'da şehit oldu. Galatasaraylı futbolcu olan Robenson cepheye sevk edilirken Ali Sami Yen'e yazdığı mektupta, göğsünde Galatasaray flaması taşıdığını, ölürse onunla gömülmek istediğini söyler.
Yakup Robenson: Gönüllü olarak I. Dünya Savaşı'na katıldı. Abisi Abdurrahman Robenson'un cephede ölümünden bir yıl sonra, 16 Aralık 1916'da Sina Çölü'nde şehit düştü.
Mıgırdiç Dikranyan: Mekteb-i Sultani II. sınıf talebesi ve kulübün I. takım futbolcularından olduğu halde I. Dünya Savaşı'na gönüllü olarak katılır. Temmuz 1916'da Bitlis'te şehit olur.
Agop Elmasyan: 1880 Mekteb-i Sultani mezunudur. 60 yaşında olmasına rağmen I. Dünya Savaşı'na gönüllü doktor olarak katılır. Çanakkale'de yaralıları tedavi ettiği sırada, bombardıman sonucu 23 Şubat 1918'de şehit düşer.
Kurtuluş Savaşı'nda Yahudilerin tutumu
İspanya sürgününden kaçıp Osmanlı'ya sığınan Yahudiler, Osmanlı ve Cumhuriyet'le tevhid-i mukadderat (kader birliği) etmişler. Çanakkale Savaşı'nda olduğu gibi Kurtuluş Savaşı'nda da bunun birçok örneği var. İzmir'de Yunan ordusunun çektiği bayrağı indiren Yahudi genci Nesim Navaro'dur. Yunan ordusunun İzmir'i işgalinden sonra bölgeye gelen Yunan Kralı Konstantin, dini cemaat heyetleriyle görüşür. Yahudilerden de 'Yunan yönetiminden memnun olduklarını' ifade eden bir beyan talep eder. Yahudi cemaati, baskılara rağmen bu isteği yerine getirmez.
İzmir'de, Boaz Efendi Menaşe, Bayındır'da Jak Uziyel, Bergama'da Benjamen Katan, Çeşme'de Salamon Tuvi, Aydın'da Behor İsak Halegua, Bursa'da David Saba, İstanbul'da Albert Kohen, Dr. Jak Behar ve Dr. Robert Behar, Becerano... Türklerin yanında yer alır, sürekli Türk tezini savunurlar.
Balkanlar’ın Hiç Bitmeyen Savaşı  H. Temel Akarsu Balkanlar’ın Hiç Bitmeyen Savaşı Radikal Gazetesi 20.04.2001
Yazar: H. Temel Akarsu
Başlık: Balkanlar’ın Hiç Bitmeyen Savaşı
Yayın: Radikal Gazetesi
Tarih:  20.04.2001

Tarihimizin en trajik olaylarından biri hiç kuşkusuz Balkan Savaşı'dır. Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılışındaki büyük etkisi bir yana, milyonlarca insanın felaketlere düşmesine neden olmuş, sayısız faciaya yol açmıştır Balkan Savaşı. Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılmasından bu yana çok geniş bir coğrafyayı kaplayan 'artçı şoklar' aradan geçen seksen yıllık süreye rağmen sona ermiş gibi gözükmemektedir. Sadece son on yılda neredeyse yarım düzine daha Balkan savaşı yaşadık. Slovenya ve Hırvatistan'ın Yugoslavya'dan kopmasıyla başlayan süreç, 90'lı yıllar Avrupa’sının kana bulandığı Bosna Savaşı ile zirve yaptı. Ardı sıra patlak veren Kosova Savaşı ise tüm dünyanın yüreklerini ağzına getirdi. Çünkü okyanus ötesi süper güç ABD'nin de büyük bir hava harekâtıyla katıldığı savaş son ana kadar nereye varacağı bilinemeyen bir kaostu aslında. Sonunda Miloseviç yönetiminin teslim bayrağını çekmesiyle herkes derin bir 'oh' çektiğinde her şey sona eriyor sanmıştık, olmadı. Yine olmadı ve geçen ay, bu sefer Makedonya karıştı.
Makedonya'nın karışması şimdilik sinmiş gibi gözükmekte. Lakin bölgenin özelliklerini bilenler bunun geçici olduğundan da eminler. Çünkü Osmanlı İmparatorluğu'nun en son kaybettiği topraklardan olan Makedonya tüm bölge ülkelerinin ideallerinin çakıştığı garip bir coğrafyaya sahip. Bulgarların, Yunanların, Sırpların, Arnavutların ve Türklerin bölgede nüfusları, mazileri ve iddiaları var.
Peki de biz bu meseleleri ve kökenlerini ne düzeyde biliyoruz?..
İtiraf etmek gerekirse uzmanları bir yana bırakırsak, toplum olarak bu konuda pek de bilgili olduğumuz söylenemez. Büyük bir imparatorluğun tüyler ürperten görkemli mirası üzerinde yaşayan insanlar gibi davranmadığımız çok açık. Ancak, bu alandaki açığımızı kapatmamıza yarayacak, son derece nitelikli bir kitap çıktı. Aras Yayınları'ndan çıkan 'Balkan Savaşı' adlı kitap birçok açıdan çok öğretici ve ibret verici öğelerle dolu.
'Balkan Savaşı' adlı kitabın en önemli özelliği, bir tarih kitabı olmasına rağmen, tarihin içinde yazılmış olması. Aram Andonyan söz konusu kitabı tam da savaş sırasında yazmış. 1913'te de tamamlamış. Kitabı, çok önemli bir kaynak kitap haline getiren en önemli özelliklerden biri buysa diğeri de şu ki dönemin sosyal, ekonomik ve entelektüel analizini yapmakta üstün çaba sarf eden Andonyan bugünümüze bile ışık tutacak bulguları ve değerlendirmeleri ayaklarımızın altına seriyor. Örneğin, dönemin gerektirdiği ekonomik, sosyal, teknik ıslahatları yapmakta ayak direyen Osmanlı yönetiminin nasıl Avrupalıların karşısında güç kaybettiğini ve eski vilayetlerinin ittifakı karşısında büyük trajediler yaşamak durumuna düştüğünü gözlerimizi yaşartacak ifadelerle aktarıyor. İstibdat'ı deviren İttihat ve Terakki'nin de bu ıslahatları yapmak yerine çocukça ideallere ve duygulara kapılarak koca imparatorluğu hangi hazin noktalara taşıdığını yürek burkan bir şekilde anlatıyor Andonyan.
Doğrusu, 'Balkan Savaşı' her yurtsever için büyük kederlere gömülmek pahasına olsa da okunması gereken bir kitap. Sayısız talihsizlik, dramatik başarısızlık ve ihanete rağmen Türk ordusu'nun savaşın en zor ve umulmadık anlarında gösterdiği kahramanlıklar ise gerçekten yürek paralayıcı, göz yaşartıcı.
Balkan Savaşı, günümüzde Balkanlar'da neler olduğuna dair fikir sahibi olmak isteyenlerin referans edinecekleri kaynak bir kitap olarak değerlendirilebilir. Sadece tarih bilinci edinmek isteyen okurlarca değil, tarihçiler tarafından da dikkatle analiz edilmelidir. Kitapta, etnik yapılarıyla, dönemin siyasi güç dengeleriyle, ordu teçhizatları ve ekonomik yapılarıyla analiz edilerek anlatılan siyasi çatışmalar, paylaşılamayanın ne olduğu hakkında da fikirler veriyor. Ortaya çıkan en sarih gerçeklerden biri de Osmanlı'nın gerçekten de bir Avrupa devleti olduğu.
Balkan Savaşları ya da Çözümsüzlükte İnadın Sonu  Ragıp Zarakolu Balkan Savaşları ya da Çözümsüzlükte İnadın Sonu Bakış Gazetesi 05.09.1999
Yazar: Ragıp Zarakolu
Başlık: Balkan Savaşları ya da Çözümsüzlükte İnadın Sonu
Yayın: Bakış Gazetesi
Tarih:  05.09.1999

Aras Yayınları'nın gerçekten büyük bir hizmette bulunarak, Zaven Biberyan'ın çevirisi ile yeni basımını yaptığı Aram Andonyan'ın "Balkan Savaşı" adlı kitabı, yine eski anılara dalmama neden oldu. Neleri hatırlamadım ki. Hem Ermenice hem Türkçeyi üstün bir başarı ile kullanan bir edebiyat adamı olan Zaven Biberyan'ı, Türkçe yazılıp yayınlanmış ilk ve son romanını basan Payel Yayınlan'nın bürosuna bir uğrayışımdan hayal meyal hatırlıyorum. Ne yazık ki bu roman hak ettiği ilgiyi görememişti o zamanlar. Biberyan bizler gibi TİP'li idi o günlerde. Hatta bu partinin milletvekili adayı olmuş, 1968 yılında TİP listesinden Belediye Meclisi üyeliğine seçilmiş, AP'lilerin üyelikleri bir hataları nedeniyle iptal edilince, Belediye Meclisi başkan yardımcısı olmuştu. Biberyan bir basın emekçisi idi. 1945 sonrası canlanan demokratik, sol basının, Ermeni basınının umut vaat eden kalemlerinden biri idi. Bugün çıkmayan "Nor Lur" (Yeni Haber) gazetesinde çıkan, "Artık Yeter" başlıklı ayrımcılığı eleştiren yazısından dolayı mahkûm olup hapis yatacaktı. Bir süre yurtdışında gazetecilik yaptıktan sonra ülkeye dönüp yine mesleğini sürdürecekti. 1970'lerin başında Türkiye'nin önemli kültür adamlarını bünyesinde toplayan Meydan Larousse Ansiklopedisi'nin redaktörleri arasında o da vardı. Aras yayınları, onun Ermenice olarak 1970'te Jamanak gazetesinde tefrika edilen "Karıncıların Günbatımı" adlı romanını, "Babam Aşkale'ye Gitmedi" adıyla Türkçeye çevirtip yayınlayarak anlamlı bir hizmette bulundu. 1984 yılında yitirdiğimiz bu dostumuzun diğer yapıdan da yayınlansa, dergi ve gazetelerde kalan öykü ve yazılan derlense ne kadar iyi olur.
Bir kültür odağı: Sander
"Balkan Savaşı"nın ilk basımını ise, 1975 yılında Necdet Sander yapmıştı. O da erken sayılacak bir yaşta ayrıldı aramızdan. Yanılmıyorsam, Necdet Bey de Balkan kökenli, Selanikli idi. Osmanbey ve Galatasaray'daki Sander Kitabevleri, 60'lı ve 70'li yıllarda hepimizin yabancı dildeki literatüre ulaşmamıza olanak sağlayan en önemli yerlerdendi. Necdet Bey, birlikte çalıştığı nitelikli elemanlarla, Batıda çıkan en yeni yayınları sıcağı sıcağına izlememize olanak sağlardı. Kitapçılığın hala bir zevk ve kültür işi olduğu günlerdi o zaman. Necdet Bey, aynı zamanda nitelikli yayıncılığı ile birçok güzel kitaba Türkçe olarak ulaşmamıza olanak sağladı. Dido Sotiriyu'yu, Marquez'i, İsmail Kadere'yi, Benerci'yi Türkiyeli okura ilk kez o tanıttı.
Andonyan'ın öyküsü
''Balkan Savaşı" müellifi Aram Andonyan'ı ise ne yazık ki tanımadım. Ama onun son derece ilginç olan sağ kalma öyküsünü ise yine TİP'deki ağabeylerimizden, sevgili Sarkis Çerkesoğlu'ndan dinleme şansına sahip oldum. Ayrıca, 1951 yılında vefat ettiği sırada başında, bulunduğu ve uzun yıllar yöneticiliğini yaptığı Paris 'teki Nubaryan Paşa Kütüphanesini, bir kaç yıl önce ziyaret etme fırsatı buldum. Eski Mısır Başbakanlarından Nubaryan Paşanın servetini vakfetmesi sonucu oluşan kütüphanenin zengin koleksiyonu gözlerimi kamaştırmıştı doğrusu. Yalnız son yüzyıl Ermeni tarihine değil, Osmanlı tarihine, aynı coğrafyayı bölüşen Kürtlere, Rumlara, Süryanilere, Yahudilere vb. ilişkin tarih araştırması yapmak isteyenler için son derece önemli, mutlak uğranması gereken bir yerdir burası.
1915 Nisan'ında tüm aydınları hedef alan operasyondan mucize kabilinden kurtulmuştu Andonyan. Sarkis Usta, bana onun "mecnun" rolü yapıp, sürgün yollarındaki Ermeni köylülerinin arasına karışarak sağ kalmayı başardığını anlatmıştı. Aydın olduğu anlaşılsa, diğerleri gibi katledileceği kesindi. Suriye çöllerindeki kamplarda, deli rolü yaparak sağ kalacak, mütakereden sonra, soykırıma ilişkin en önemli tanıklardan, ilk dökumantasyon yapanlardan biri olacaktı. Bu belgelerden bazılarının geçerliliği, Türk tarihçilerinin ilginç itiraz ve tartışmalarına yol açacaktı.
Ve "Balkan Savaşı" kitabı
Aram Andonyan Efendi, Meşrutiyet dönemi basınının en ilginç kalemlerinden biri idi. Ve en önemli çalışması ise, hiç şüphesiz, orijinali 1000 sayfayı aşan, harita, kroki ve resimlerle bezenmiş, tam bir Babil Kulesini andıran nüfus oranlarını toparlamış ve savaşın tam göbeğinde yayınlanmaya başlanmış "Balkan Savaşı" adlı yapıtıdır. Bu yapıt; sadece tarihin tozlu sayfalarında kalmış öyküleri anlatmıyor. Bugünü anlamak, Balkanlar’daki bitmek bilmeyen çelişkileri çözmek, etnik arındırma ve kökünü kavramak bakımından da, elden düşürülemeyecek ve bir roman gibi yakanızı bırakmayacak çekiciliğe sahip. Andonyan aynı zamanda, Balkanlardaki "ulus devletlerin" oluşma sürecinin kavranmasına da olanak sağlıyor. Ve Osmanlı devletinin Balkanlardaki çok renkli yapıya uygun bir siyasal yenilenmeyi başaramayışının, emperyalist güçler arasındaki pis rekabetin, kerameti kendinden menkul hanedanların birbirinden pay kapma hırslarının, yüzyıl başında parlak bir ekonomik sıçramanın eşiğinde bulunan tüm Balkanları nasıl bir yıkıma, yüz yıllık bir geriliğe mahkûm ettiğini dersler çıkararak görüyorsunuz. Çözümsüzlükte ısrarın, insanları birbirine karşı kullanan çirkin "denge" politikalarının, nasıl daha büyük yıkım ve felaketlerin yolunu açtığını bir kez daha anlıyorsunuz.
Andonyan şöyle diyor: "Reformun bir gereklilik olduğu ilan edileli bir yüzyıl geçmişti; ama bütün reform girişimleri başarısızlığa uğramış ve imparatorluk, unsurlarının şikâyet ettikleri kötü yönetime son vereceğine, onu daha da sağlamlaştırmıştır... Osmanlı imparatorluğunun, özellikle reformun kendi varlığını sürdürmek için şart olduğunu anladığında, modern bir devlete dönüşmesi gerekirdi. Düne kadar Jön-Türkler de yapabilirdi bunu. Olmadı, yapılamadı. Çünkü mümkün değildi... Reformun temeli eşitliktir. Oysa, din farkı ve millet-i hâkime prensipleri baki kaldıkça, eşitlik asla kurulamazdı. Ve rejim de temelden anayasal olma imkanını kaybederdi." Anlaşılan aynı dilemmayı hala aşamamış vaziyetteyiz. "Siyaset duygularla yürütülen bir nesne değildir" diyor Andonyan, "Savaş sadece sonucuna göre değerlendirilir... Tasfiye anı gelip çattığında, şu veya bu tarafın niçin yenilgiye uğradığı sorunuyla ilgilenmez kimse. Zihinleri tek bir soru kurcalar: Ne olacak bu yenilginin sonucu? Yenilen ne kaybedecek? Ondan ne kalacak arda... Bugünü en iyi şekilde kavrayabilmenin şartı, dünü derinlemesine inceleyip araştırmaktır. Bugün şimşek hızıyla birbirini izleyen ve yarattıkları siyasi gelişmeler ile bizleri şaşkına çeviren olayları tabii bulmak için geçmişteki bir takım ilginç olayları hatırlamamız gerekir... ", Andonyan bu yaklaşımını, kitabında başarıyla uyguluyor. Kitabı bugün de anlamlı, aktüel kılan yan bu.
Öyküde John Reed ve Troçki'nin de yeri var
Balkan Savaşı, iki ünlü gazeteci tarafından daha savaşın tam bağrında izlenmişti. Bunlardan biri "Dünyayı Sarsan 10 Gün"ün, "İhtilalci Meksika"nın yazan Amerikalı gazeteci John Reed'dir. Onun ''Balkan Savaşları" kitabının yakında Pencere yayınları tarafından yayınlanacağını biliyoruz. Ekim devriminin önderlerinden biri olan Troçki de Balkan Savaşlarını, bir savaş muhabiri olarak izlemişti. Tanışma fırsatları oldu mu bilmiyorum, ama Ekim devriminden önce onlar, Balkan Savaşları’nda buluştular. Troçki’nin “Balkan Savaşları” adlı kitabı, 1995 yılında Arba Yayınları tarafından yayınlandı. Ne yazık ki hak ettiği ilgiyi gördüğü söylenemez. Bu kitap da, tüm Balkan devletlerinin, “ötekilere” karşı uyguladığı, “etnik arındırma”nın örnekleri sergileniyor. Troçki’ye göre 1908 Devrimi, tüm Balkanlar açısından son bir umuttu ve son şansı sunmuştu. 1908 Devriminden hemen sonra Troçki şöyle yazmıştı: "Geniş ve ekonomik olarak birleşmiş bir toprak parçası endüstriyel kalkınmanın zorunlu önkoşuludur. Bu sadece Türkiye için değil, bir bütün olarak Balkan Yarımadası için de geçerlidir. Balkanların üzerine bir lanet gibi ağırlığı çöken şey, buradaki ulusal çeşitlilik değil, yarımadanın pek çok devlete bölünmüş olmasıdır. Gümrük duvarları Balkanları yapay olarak parçalara ayırmaktadır. Kapitalist güçlerin çevirdikleri dolaplar, Balkan hanedanlarının kanlı entrikalarla iç içe geçmiştir. Bu koşullar böyle devam ederse, Balkın Yarımadası bir Pandora kutusu olmayı sürdürecektir. Ancak bütün Balkan milliyetlerinin İsviçre veya ABD modelinde, demokratik, federal bir temel üzerinde kuracakları tek bir devlet, Balkanlara iç barışı getirebilir ve üretici güçlerin esaslı bir gelişimi için gerekli koşullar yaratabilir... (1908 Devrimi sonrası) Türkiye'de nelere tanıklık edeceğiz? Bunun hakkında tahminler yürütmek boşunadır. Sadece tek bir şey kesindir, o da şudur: 1908 Devriminin zaferi, demokratik bir Türkiye demektir; demokratik bir Türkiye bir Balkan Federasyonunun temelini sağlayacaktır; bir Balkan Federasyonu da, yakın Doğu'nun 'bela yuvası'nın, sadece talihsiz yarımada üzerinde değil, bütün Avrupa üzerinde kara fırtına bulutları gibi duran kapitalistlerin ve hanedanların entrikalarından kesin olarak temizleyecektir."
Bu şans yakalansa, belki Cihan Harbi bile olmayabilirdi. Şimdi yine bir dönüm noktasındayız: "Birlikte yaşamak" için, adına ister "demokratik cumhuriyet" diyelim, ister başka bir şey, tüm farklılıklarımızla beraber, demokratik bir toplum kurmayı başaracak mıyız, başaramayacak mıyız? Bunu hep birlikte göreceğiz. İşte tam da bu zaman diliminde, Andonyan'ın "Balkan Savaşı"nı okumak çok anlamlı.
Balkanları Anlamak  Gül Dirican Balkanları Anlamak Milliyet Gazetesi 27.07.1999
Yazar: Gül Dirican
Başlık: Balkanları Anlamak
Yayın: Milliyet Gazetesi
Tarih:  27.07.1999

Aram Andonyan Balkan Savaşı'nı yaşamış bir yazar. İstanbul'da siyasi gelişmeleri günü gününe izleyerek, aynı tarihlerde (1912–1913) bin sayfayı aşkın kitabını yayınlıyor. Haritalar, istatistikler ve fotoğraflarla bezediği bu kitap, inanılmaz özeniyle farklılaşan bir yapıt.
İki önemli öngörüsü var bu kitabın. Daha o günlerde "Beyler bu imparatorluk çöküyor" diyor, ayrıca İttihat ve Terakki'ye ve özellikle de "berbat" Balkan politikalarına verip veriştiriyor. Daha şaşırtıcı olanı ise bu gelişmelerin bu kadarla kalmayıp, daha büyük bir savaşın ufukta göründüğünü tahmin ediyor. Dört Balkan Devleti'nin birbirlerinin yıllarca gözünü oymuş bu milletlerin nasıl olup da bir ittifak kurabildiklerini "anlamaya" çalışıyor yazar. "Bulgaristan'la Sırbistan, bağımsızlıklarına kavuşur kavuşmaz birbirleriyle savaşmışlardı ve Sırplar son yıllara varıncaya dek yenilgilerini unutmuşa benzemiyorlardı. Yunanlılarla Bulgarlar daha birkaç yıl öncesine kadar düpedüz birbirlerini boğazlıyorlardı. Karadağlılarla Sırplar, aralarındaki kan bağlarına rağmen, sürekli olarak birbirleriyle çatışır, hatta vuruşurlardı. Nasıl oldu da birbirlerinden nefret eden bu bağdaşmaz devletler tek bir gaye etrafında birleşebildiler... Bir kin nedeninden bir milli ülkü oluşturmayı başarabildiler?" diye soruyor.
Berlin Kongresi'yle Osmanlı hala bir Avrupa devleti olarak kalabiliyordu belki ama ''Avrupa Türkiyesi"nde çizdikleri sınırların Balkanlarda yaşayan toplulukları hiç de memnun etmediği açıktı. Hiçbir ülke gerçek doğal sınırlarına kavuşamıyor ve her zaman "belalı" olarak tanımlanan yarımada, sonuçları daha da büyük olacak yeni bir karışıklığa doğru gidiyordu. Andonyan "Berlin Antlaşması karanlık bir gelecek vaat ediyordu ve Osmanlı İmparatorluğu'nu yağmalama fikri onları büyülüyordu" diyor. Andonyan, Osmanlı'nın Balkanların her kıpırdanışında neden toprak kaybettiğini sorguluyor.
Yine Osmanlı'nın bu topraklarda beklenen reformları gerçekleştirmemekteki inadını tartışıyor. "Yapamazdı" diye cevaplıyor bu soruları. Reformun gerekli olduğunu neredeyse bir "yüzyıldır" kabul eden Osmanlı, Andonyan'a göre "Modern devlete" dönüşmenin fırsatlarını kaçırıyor.
Bu kitap Balkan Savaşı'nı tüm adımlarıyla izliyor. Oldukça ayrıntılı bir araştırma. Gazeteci diliyle yazılmış ve her tür okurun ilgisini çekmesi hedeflenmiş. Bu yüzden de bugünleri anlamak için önemli bir başvuru kitabı.
Balkanların Tarihine Yolculuk  .. Balkanların Tarihine Yolculuk Agos Gazetesi 23.07.1999
Yazar: ..
Başlık: Balkanların Tarihine Yolculuk
Yayın: Agos Gazetesi
Tarih:  23.07.1999

Geçtiğimiz hafta haberini verdiğimiz Aram Andonyan'ın "Balkan Savaşı" adlı yapıtını bu hafta köşemize konuk ediyoruz. Ermenice özgün adı "Badgerazart Intartzag Badmutyun Balkanyan Baderazmin" (Balkan Savaşı'nın Resimli Mufassal Tarihi) olan eser, ilk olarak 1912–1913 yıllarında İstanbul'da Arzuman basımevinde basıldı. Türkçe olarak ise çağdaş Ermeni edebiyatının usta yazarlarından Zaven Biberyan'ın çevirisiyle Kasım 1975'te Sander Yayınları'ndan "Balkan Harbi Tarihi" başlığıyla çıktı. Kapsamlı yapıt şimdi Aras Yayınları'ndan çıkan ikinci baskısıyla okurların karşısında.
İstanbullu yazar ve gazeteci Aram Andonyan, Balkan Savaşı’nın karışık siyasi ortamını İstanbul'da yazdığı haber ve değerlendirmeleriyle günü gününe izledi. Aydın bir gazetecinin tanıklıklarından oluşan yapıt, bir belgesel niteliği taşıyor.
Yapıtın ilgi çeken yönlerinden biri görsel malzemenin bolluğu. Sander baskısındaki resimler yerine, Ermenice orijinalinden başka resimlerin kullanıldığı, 522 sayfalık bu yeni baskıda çeviri dili de güncelleştirilmiş. Özellikle ayrıntılı ve özenli dizin bölümü bir bilim eserine yakışan kapsamı ile dikkat çekiyor.
"Bugünü en iyi şekilde kavrayabilmenin şartı, dünü derinlemesine inceleyip araştırmaktır" diyen yazar Aram Andonyan, kitabının ana izleğini şu sözlerle ifade ediyor:
"Savaş sadece sonucuna göre değerlendirilir. Oysa bugün sonuç Türkiye'nin aleyhinedir. Tasfiye anı gelip çattığında, şu veya bu tarafın niçin yenilgiye uğradığı sorunuyla ilgilenmez kimse. Zihinleri bir soru kurcalar: Ne olacak yenilginin sonucu? Yenilen ne kaybedecek? Ondan ne kalacak arda? Bu eserde, bütün bu kaygılandırıcı soruların cevaplarını araştıracağız. Bu kitapta, içinde bulunduğumuz savaşın siyasi sonuçlarını ve uluslararası komplikasyonlarını, aynı zamanda Türkiye'nin benimseyebileceği yeni idari sistemi tahmin etmeye çalışacağız."
Kitabı Türkçe'ye kazandıran Zaven Biberyan da yazar ve eserinin önemine ilişkin şu değerlendirmede bulunuyor: "Aram Andonyan, çeşitli unsurların kaçınılmaz şekilde bağımsızlığa kavuştuğu veya kavuşmak emeliyle eyleme giriştiği bir imparatorluğun çökmek üzere olduğunu gören ve bunu açıkça söyleyen bir aydın. Çöküşü hızlandıran nedenleri, hataları tanımlamaya çalışırken, ülkeyi -ülkenin bugününü değil yarınını- kurtarmanın yollarını da arıyor; çünkü Avrupa' da siyasi ufkun tehlikeli bir biçimde karardığını görüyor. Hatta 1914 savaşını önceden sezer gibi oluyor. İttihat ve Terakki'nin ülkeyi uçuruma sürüklediğini düşündüğü için de sık sık İttihatçılara çatıyor. Bu kitabın ilgiyle karşılanacağını ve önemli bir boşluğu dolduracağını, imparatorluğun çöküşüne olduğu kadar, birçok bakımlardan günümüzün bazı olaylarına da ışık tutabileceğini sanıyoruz."
Balkan Yarımadası'nın geçmişini ve tarihi Ayestefanos ile Berlin Anlaşmaları'nın hassas dengeler üzerine kurulu Balkanlar üzerindeki etkisini ele alan yapıtın ilk iki kesimi "Bütün Avrupa'da, belki tüm yeryüzünde, Balkan yarımadasından daha belalı bir bölge yoktur" saptamasıyla başlıyor. Balkan ülkelerinin birbiriyle çelişen amaçlarının ayrıntılarıyla incelenmesinin ardından, patlayan Balkan Savaşı'nın bölge bölge aktarımına geçiliyor. Cephelerdeki durumun ve arka plandaki siyasi ortamın anlatıldığı bölümler Karadağ Savaşları, Sırbistan, Yunanistan Savaşları ve Bulgaristan Savaşları başlıklarını taşıyor.
Dönemin önde gelen siyasi, askeri ve ruhani önderlerinin yazışma, rapor, mektup ve belgelerine de yer verilen yapıtta Selanik'in teslimini Selanik Ermenilerinin Ruhani Reisi Rahip Tuhmanyan mektubunda şöyle anlatıyor: "Şehrin muazzam kışlaları 16 Ekim'den beri boşalmıştı. Selanik'in şık bulvarlarında ve birahanelerinde, bir zamanlar şehrin görkemini oluşturan parlak üniformalı subaylar seyrek görülüyordu. Uçsuz bucaksız kışlalar, parmak üzerinde sayılacak kadar az sayıda Ermeni erlerin muhafazasına terk edilmişti. Her tarafta işsizlik ve kararsızlık hüküm sürüyordu. Savaş ve ölüm, hayalet gibi dolaşıyordu havada... " Andonyan'ın kitabı çatışmaların hiç dinmediği Balkanların hareketli tarihine ışık tutarken güncel dramların da daha iyi kavranmasını sağlıyor.
  
Geçtiğimiz hafta haberini verdiğimiz Aram Andonyan'ın "Balkan Savaşı" adlı yapıtını bu hafta köşemize konuk ediyoruz. Ermenice özgün adı "Badgerazart Intartzag Badmutyun Balkanyan Baderazmin" (Balkan Savaşı'nın Resimli Mufassal Tarihi) olan eser, ilk olarak 1912–1913 yıllarında İstanbul'da Arzuman basımevinde basıldı. Türkçe olarak ise çağdaş Ermeni edebiyatının usta yazarlarından Zaven Biberyan'ın çevirisiyle Kasım 1975'te Sander Yayınları'ndan "Balkan Harbi Tarihi" başlığıyla çıktı. Kapsamlı yapıt şimdi Aras Yayınları'ndan çıkan ikinci baskısıyla okurların karşısında.
İstanbullu yazar ve gazeteci Aram Andonyan, Balkan Savaşı’nın karışık siyasi ortamını İstanbul'da yazdığı haber ve değerlendirmeleriyle günü gününe izledi. Aydın bir gazetecinin tanıklıklarından oluşan yapıt, bir belgesel niteliği taşıyor.
Yapıtın ilgi çeken yönlerinden biri görsel malzemenin bolluğu. Sander baskısındaki resimler yerine, Ermenice orijinalinden başka resimlerin kullanıldığı, 522 sayfalık bu yeni baskıda çeviri dili de güncelleştirilmiş. Özellikle ayrıntılı ve özenli dizin bölümü bir bilim eserine yakışan kapsamı ile dikkat çekiyor.
"Bugünü en iyi şekilde kavrayabilmenin şartı, dünü derinlemesine inceleyip araştırmaktır" diyen yazar Aram Andonyan, kitabının ana izleğini şu sözlerle ifade ediyor:
"Savaş sadece sonucuna göre değerlendirilir. Oysa bugün sonuç Türkiye'nin aleyhinedir. Tasfiye anı gelip çattığında, şu veya bu tarafın niçin yenilgiye uğradığı sorunuyla ilgilenmez kimse. Zihinleri bir soru kurcalar: Ne olacak yenilginin sonucu? Yenilen ne kaybedecek? Ondan ne kalacak arda? Bu eserde, bütün bu kaygılandırıcı soruların cevaplarını araştıracağız. Bu kitapta, içinde bulunduğumuz savaşın siyasi sonuçlarını ve uluslararası komplikasyonlarını, aynı zamanda Türkiye'nin benimseyebileceği yeni idari sistemi tahmin etmeye çalışacağız."
Kitabı Türkçe'ye kazandıran Zaven Biberyan da yazar ve eserinin önemine ilişkin şu değerlendirmede bulunuyor: "Aram Andonyan, çeşitli unsurların kaçınılmaz şekilde bağımsızlığa kavuştuğu veya kavuşmak emeliyle eyleme giriştiği bir imparatorluğun çökmek üzere olduğunu gören ve bunu açıkça söyleyen bir aydın. Çöküşü hızlandıran nedenleri, hataları tanımlamaya çalışırken, ülkeyi -ülkenin bugününü değil yarınını- kurtarmanın yollarını da arıyor; çünkü Avrupa' da siyasi ufkun tehlikeli bir biçimde karardığını görüyor. Hatta 1914 savaşını önceden sezer gibi oluyor. İttihat ve Terakki'nin ülkeyi uçuruma sürüklediğini düşündüğü için de sık sık İttihatçılara çatıyor. Bu kitabın ilgiyle karşılanacağını ve önemli bir boşluğu dolduracağını, imparatorluğun çöküşüne olduğu kadar, birçok bakımlardan günümüzün bazı olaylarına da ışık tutabileceğini sanıyoruz."
Balkan Yarımadası'nın geçmişini ve tarihi Ayestefanos ile Berlin Anlaşmaları'nın hassas dengeler üzerine kurulu Balkanlar üzerindeki etkisini ele alan yapıtın ilk iki kesimi "Bütün Avrupa'da, belki tüm yeryüzünde, Balkan yarımadasından daha belalı bir bölge yoktur" saptamasıyla başlıyor. Balkan ülkelerinin birbiriyle çelişen amaçlarının ayrıntılarıyla incelenmesinin ardından, patlayan Balkan Savaşı'nın bölge bölge aktarımına geçiliyor. Cephelerdeki durumun ve arka plandaki siyasi ortamın anlatıldığı bölümler Karadağ Savaşları, Sırbistan, Yunanistan Savaşları ve Bulgaristan Savaşları başlıklarını taşıyor.
Dönemin önde gelen siyasi, askeri ve ruhani önderlerinin yazışma, rapor, mektup ve belgelerine de yer verilen yapıtta Selanik'in teslimini Selanik Ermenilerinin Ruhani Reisi Rahip Tuhmanyan mektubunda şöyle anlatıyor: "Şehrin muazzam kışlaları 16 Ekim'den beri boşalmıştı. Selanik'in şık bulvarlarında ve birahanelerinde, bir zamanlar şehrin görkemini oluşturan parlak üniformalı subaylar seyrek görülüyordu. Uçsuz bucaksız kışlalar, parmak üzerinde sayılacak kadar az sayıda Ermeni erlerin muhafazasına terk edilmişti. Her tarafta işsizlik ve kararsızlık hüküm sürüyordu. Savaş ve ölüm, hayalet gibi dolaşıyordu havada... " Andonyan'ın kitabı çatışmaların hiç dinmediği Balkanların hareketli tarihine ışık tutarken güncel dramların da daha iyi kavranmasını sağlıyor.
 
 Yazarlar
Aras Yayıncılık
 İlginizi Çekebilir
Ben Topik Değilim!
Yerevan Güncesi
12.00 TL





Yüreği Dağlarda Olan Adam
William Saroyan

Yoldaş Pançuni
Yervant Odyan'ın ölümsüz eseri

Stüdyo Osep – Tayfun Serttaş

 
 
Ana Sayfa |  Son Çıkanlar |  Kategoriler | Arama  |  Resim İndir
Fiyat Listesi  | Ürün Listesi  |  Haber Aboneliği  | Haberler
 
 Aras Yayıncılık İth. İhr. Ltd. Şti.
 Sorularınız için bize mail atabilirsiniz. info@arasyayincilik.com
Getron Bilişim Hizmetleri
Ermeni edebiyatı ve kültürüne açılan pencere olarak nitelenmesine yol açan bir yayın çizgisi izleyen,iki dilde Türkçe ve Ermenice yayın yapan yayınevi.