Aras Yayıncılık Editör Bölümü Aras Yayıncılık Editör Bölümü Aras Yayıncılık İth. İhr. Ltd. Şti.
Aras Yayıncılık İth. İhr. Ltd. Şti. Aras Yayıncılık İth. İhr. Ltd. Şti.
Türkçe  |  English
 Üye Hizmetleri
 Ara
 Kategoriler

19 Ünlü Sesten: "Tililili"
Ölümünün birinci yılında
19 ünlü ses, Hrant Dink’e
ses verdiler. Dinleyin..


Kızıl Afiş
Misak Manuşyan
bir özgürlük tutsağı
Dostu, sevgilisi ve yoldaşı
Mélinée Manuşyan'ın
kaleminden...

 Ana Sayfa   Bize Ulaşın   Hakkımızda   Arama   Ürün Listesi   Ürün Şeması 
   Sepetim |  Sipariş Takip |  Üyelik İşlem |  Sipariş İptali  | Yardım  |  Satın Al   


Bir Adalet Feryadı
Osmanlı'dan Türkiye'ye
Beş Ermeni Feminist Yazar
 
İnceleme
Melisa Bilal
Lerna Ekmekçioğlu
 
Etiket Fiyatı (KDV Dahil) : 27.00 TL
Kazancınız % 25 (KDV Dahil) : 6.50 TL
İndirimli Fiyatı (KDV Dahil) : 20.50 TL
 
 
Özellikler
Kitap Dili  :   Türkçe
ISBN  :   978-975-7265-84-5
Kitap Özellikleri  :   2. hamur, 15 x 21 cm.
Basım Bilgisi  :   416 sayfa, 2. baskı, Mart 2010

Sepete Ekle

arkadaşıma e-posta gönder Aras Yayıncılık Editör Bölümü
 
Açıklama

Bir Adalet Feryadı, Osmanlı/Türkiye Ermeni toplumunda kadın haklarıyla ilgili talepleri gündeme getirip bu hakların elde edilmesi için dernekler, gazeteler kuran, romanlar, öyküler, şiirler yazan beş öncü kadın olan, Elbis Gesaratsyan, Sırpuhi Düsap, Zabel Asadur (Sibil), Zabel Yesayan ve Hayganuş Mark’ın kaleme aldığı eserlerden bölümler ile onlar hakkında yapılmış incelemeleri içeriyor. Kitapta yer alan Ermeniceden çeviri metinler,  bu kadın yazarların nasıl bir dünya tahayyül ettiği; adalet, eşitlik ve özgürlük fikirlerinin onlar için hangi anlamları taşıdığı; bunları hangi yollarla elde etmeyi düşündükleri gibi sorulara kendi kalemlerinden verilen yanıtlar olarak dikkate değer. Bu örnek metinler ve incelemeler aracılığıyla, yazarların Ermeni ve kadın kimlikleri üzerinden oluşturdukları siyasi duruşların yanı sıra, dönemin Osmanlıcılık, milliyetçilik, sosyalizm gibi toplumsal projelerine olan ilgilerine ve Müslüman/Türk kadınlarla olan ilişkilerine uzanan bir bakış açısı geliştirmek mümkün. Beş Ermeni feminist yazarın ve çağdaşlarının fotoğraflarından oluşan fotoğraf albümü kitabı görsel açıdan da zenginleştiriyor.

Basından Kitap Hakkında
Konu açıklamalarını görmek için başlıkların üzerini tıklayınız lütfen
  Yazar Başlık Yayın Tarih
Sırpuhi Düsap: Ermeni Kadın Edebiyatının Başlangıcı  Maral Aktokmakyan Sırpuhi Düsap: Ermeni Kadın Edebiyatının Başlangıcı Agos Kitap / Kirk 01.03.2009
Yazar: Maral Aktokmakyan
Başlık: Sırpuhi Düsap: Ermeni Kadın Edebiyatının Başlangıcı
Yayın: Agos Kitap / Kirk
Tarih:  01.03.2009

Sırpuhi Düsap (1841-1901), ilk Osmanlı-Ermeni kadın yazar… Şüphesiz, onu önemli kılan, bir ilke imza atmasının yanı sıra romanlarıyla Ermeni edebiyatında bir çığır açmış olması. Yaşadığı dönemde, denemeleri ve romanlarıyla tüm dikkatleri üstüne çekecek konular işlemiş, o güne kadar sorgulanmamış kadın kimliğini gündeme taşımıştı. Erkekleri ve erkek egemen Ermeni toplumunu eleştirdiği kadar, Ermeni kadınını sosyal, ekonomik ve kültürel açıdan ele almış ve gerektiğinde Ermeni kadınının eksikliklerini dile getirmekten de kaçınmamıştı. Eserlerindeki radikal söylemi ve duruşu, ‘yeni Ermeni kadını’nın doğuşunu ilan eder niteliktedir. Düsap’ın, Ermeni edebiyatında kadın edebiyatını başlatan üç romanı, Mayda (1883), Siranuş (1884) ve Araksiya ya da Mürebbiye (1887) o dönemde olduğu kadar günümüzde de kadının sosyal konumu, maruz kaldığı baskılar ve cinsel politikalar hakkında pek çok şey söylemekte.
Üç ‘kadın’ romanı ve Düsap’ın sesi
İlk romanı Mayda, Düsap’ın başeseri olmasının yanı sıra radikal söylemiyle de ön plana çıkar. Düsap, Mayda’da, dul kalmış, annesini ve babasını kaybetmiş, tek kızıyla yapayalnız kalmış bir kadının sosyal ve ekonomik olarak ayakta kalma çabasını ele alır. Mektuplardan oluşan roman, büyük ölçüde, Sira Hanım ile Mayda’nın yazışmalarıyla akar. Okur, olayları bu iki temel kadın karakterin mektupları üzerinden takip ederken, zaman zaman ikincil karakterlerin mektuplarıyla diğer sesleri de dinleme fırsatını bulur. Sira Hanım, ümitsizliğe düşen Mayda’yı karşı teselli eder, ona ayakta kalmanın önemini anlatır. Aslında bunlar, Ermeni kadınına verilen nasihatlerdir. Onun gibi bir akıl hocasıyla, Mayda, önce hayatına çeki düzen verecek, sonra da özgür aşkı tecrübe etmenin sıkıntısı ve mücadelesi içinde, daima kendi olmaya çalışacaktır.
Yazarın ikinci romanı Siranuş, daha baskın bir şekilde, kadınlar üzerinden kurulan sosyal yapı ve ataerkil kuralları ele alır. Kendinin de mensubu olduğu yüksek sınıfı, özellikle de, Ermeniler içindeki büyük tüccar ve bürokrat sınıfını oluşturan amiraları hedef alarak eleştiren Düsap, zorla ve sadece sınıfsal düzenin korunması için yapılan bir anlaşma ile evlendirilen Siranuş’un hikâyesini anlatır. Görücü usulü veya ‘düzenlenmiş’ evliliğin yaygın ve ‘doğal’ olduğu o dönemde, Düsap, bu meseleyi doğrudan doğruya, tüm yönleriyle sergilemiş, sınıfsal farklılıkların kadını sadece öldüreceğinin altını çizmiştir.
İlk iki romanının kadın kahramanları düzene karşı kendi dengelerini, dillerini, istedikleri varoluş şekillerini gerçekleştirmek adına bir mücadele içerisindedirler. Son romanı Araksiya ya da Mürebbiye ise, başlı başına ‘yeni Ermeni kadını’nın portresidir. Araksiya karakterinde hayat bulan ‘yeni Ermeni kadını’, koşullar ne olursa olsun çalışan, toplumda cinsel kimliğini, sosyal ve ekonomik konumunu oluşturmuş, dolayısıyla hem maddi hem manevi yönden birey olabilmiş kadını temsil eder. Tabii, kadınların eğitimi, bunun için önkoşuldur. Düsap’ın diğer romanlarındaki karakterlerden farklı olarak, Araksiya, romanın başında olduğu kadar sonunda da ‘özgür’ ve kendini gerçekleştirmeyi başarmış bir kadın olacak, ölümle veya yenilgiyle sonlandırmayacaktır kendini. Araksiya, alt-orta sınıfa mensup bir ailenin tek çocuğudur. Babasının iflas etmesi ve hemen arkasından felç olması nedeniyle ailenin geçimini üstlenir. İyi bir eğitim almıştır ve kendine en uygun mesleği seçip, istemeyerek de olsa mürebbiyelik yaparak ailesini geçindirecektir. Yaşanan iflasla birlikte sosyal sınıf farkının altında ezilen ve burjuva endişeleri içinde yakınan annesinin aksine, Araksiya çalışmak zorunda kalmaktan ne utanç duyar, ne de yakınır. Mürebbiyelik yaptığı ailenin büyük oğluna âşık olması, ama her koşulda sınıfsal bir çıkar yerine yeni kadın tipinin peşinde olduğu aşk evliliği, özgür irade ve ekonomik olarak ayaklarının üzerinde durması, onu romanın olduğu kadar ikincil karakterlerin de ‘kahraman’ı yapar. Tipik bir modern ve kesinlikle erken feminist göndermeleri olan bir Pamuk Prenses hikâyesidir anlatılan. Kötü kraliçe, büyük oğlun üvey annesi önlerine sürekli engellerle çıksa da, Araksiya iyilik meleği olmaktan ödün vermez. Ödün vermediği bir başka şey de kişiliğidir. Böylece, Pamuk Prenses’in temelleri, Ermeni kadının dilinde yeni bir platforma oturtulur. Başka bir deyişle, kendi cinsel, sosyal ve ekonomik aidiyetini ezdirmeden de evdeki melek olur. Böyle bir denge, hem Düsap hem de Ermeni kadın edebiyatı için gayet iddialı bir başlangıçtır. Roman ve makalelerinin arkasındaki “Çalış!” düsturu Kadının ekonomik ve sosyal hayat içindeki yerini, romanlarının yanı sıra makalelerinde de (‘Kadınların Eğitimi’, 1880; ‘Kadınların Çalışması İlkesi’, 1881; ‘Kadınların Çalışmamasına Dair Birkaç Söz’, 1881) ele alan Düsap, Ermeni kadınlarının pasifize edilip kaybolmalarından yakınır. Ayrıca, hangi sınıfa ait olursa olsun kadının içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal koşulların esiri olup tembelleşmesi ve kendi kendini etkisizleştirmesi üzerinden ağır eleştirilerde bulunur. Düsap’ın en büyük düsturu ve kadınlara yönelik en önemli mesajı çalışmak olmuştur. Araksiya romanı, Düsap’ın makalelerinin esas dayanağı olan ‘her alanda özgürlük’ fikri ekseninde düşünüldüğünde yarattığı yeni kadının önemi bir kez daha gözler önüne serilir.
Ve eleştiriler…
Düsap, çağdaşları tarafından, özellikle dili ve izlediği edebi akım nedeniyle yoğun eleştiriler almıştı. Bu eleştirilerin başında, üç romanının da ‘romantik’ olması geliyordu. Düsap’ın, dönemin akımı realizmi değil de romantizmi seçmiş olmasının nedenleri vardı hiç şüphesiz. Özellikle ilk romanı Mayda, alttan alta özgür ve romantik aşkı savunduğu için Krikor Zohrab ve Hagop Baronyan gibi aydınlar tarafından ağır şekilde eleştirilmiş, eserde savunulan romantik aşk kavramına indirgemeci bir tavırla yaklaşılmıştı. Halbuki, kadınların şikâyetlerini, baskı ve acılarını, kısaca Ermeni kadınların duygularını dillendirme teşebbüsü, kadın edebiyatına ve bunun için yaratılacak dile doğru atılmış bir ilk adımdan başka bir şey değildi.
Diğer bir açıdan, eleştiri oklarını sakınmayan bazı Ermeni aydınlar, Düsap’ı belli bir sınıfa mensup Ermeni kadınları betimlemekle eleştirmiş ve onu Ermeni kadınını anlamamakla suçlayacak kadar ileri gidebilmişti. Arpiar Arpiaryan’ın bu eleştirisi karşısında, Ermeni kadın edebiyatı üzerine çalışmaları olan Victoria Rowe’un sözlerini ödünç alarak “Bir erkeğin Ermeni bir kadına, Ermeni kadını hakkında hiçbir şey bilmediğini söylemesi son derece ironiktir” demek, sanırım bu noktada verilebilecek uygun cevap olacak.
Ne büyük gürültü koparan eleştiriler, ne de yazarlık kariyerinin ağırlığı Düsap’ı pes ettirebilmişti. Düsap, 1891’de, on sekiz yaşındaki kızı Dorin’in veremden ölmesinden sonra, ‘çığlıklar atmaya devam edecek’ nice yazıya hayat vermekten vazgeçti ve suskunluğunu on sene boyunca, ölümüne dek korudu. Fakat her şeye rağmen, onun ışığını izleyecek edebiyat dünyasındaki ‘kız’ları Zabel Yesayan ve Zabel Asadur gibi kadın yazarların yetişmesini sağladı, modern Ermenicenin olduğu kadar modern Ermeni kadınının dillenmesinde de milat oldu.
***
Birçok açıdan önemli olan Sırpuhi Düsap’ın Türkçeye –ve diğer dillere– çevrilmemiş olması ne yazık ki büyük bir kayıp. Fakat, bir Düsap eserinin Türkçeye kazandırılacağı güne kadar, Aras Yayıncılık’tan çıkmış olan Bir Adalet Feryadı: Osmanlı’dan Türkiye’ye Beş Ermeni Feminist Yazar adlı derlemede, onun yanı sıra, döneme damgasını vurmuş, Türkiye’nin ilk Ermeni kadın gazetecisi sayılan Elbis Gesaratsyan, şair ve yazar Zabel Asadur (nam-ı diğer Sibil), yazar ve aktivist Zabel Yesayan ve ilk aktif feminist Ermeni kadın sayılan Hayganuş Mark hakkında bilgi edinebilir, bazı eserlerinin kısa çevirilerini okuyarak fikir sahibi olabilirsiniz.
Sırpuhi Düsap’ın edebiyat dünyasındaki yeri üzerine
Sırpuhi Düsap’ın yazarlık kariyerinde, üç isim önemli rol oynamıştır. Öncelikle, annesinin yetiştirme tarzı ve duruşu Sırpuhi’nin hayatındaki birincil etki olmuştu. Yüksek sınıftan Katolik bir ailenin tek kızı olarak doğan Sırpuhi, küçük yaşta babasını kaybedince, annesi tarafından büyütülmüştü. Bir amira kızı olan annesi Nazlı Vahan, Ermeni cemaati içinde, kız çocuklarının okuması gibi hemcinslerine ilişkin birçok aktiviteye öncülük etmiş veya katkıda bulunmuş biriydi. Geleneksel kadınlık halinden uzak bir annenin etkin ve bilinçli yetiştirmesiyle, Sırpuhi çok genç yaşta toplumsal hayat hakkında fikir sahibi olmaya, kendini sarmalayan entelektüel çevrenin etkisiyle belli değerler edinip olgunlaşmaya başlamıştı.
İkinci önemli isim ise, eşi Paul Düsap’tı. Sırpuhi Düsap, Abdülhamit döneminde Mızıka-i Hümayûn’un şefliğini yapmış ve paşa unvanı almış olan Fransız bestekâr Paul Düsap ile evlendikten sonra, onun da desteğini gördü.
Evi dönemin aydınlarıyla dolup taşan Düsap’ı Ermeni edebiyatına hazırlayan üçüncü önemli figür ise Mıgırdiç Beşiktaşlıyan’dı. Dönemin romantik şairlerinden olan Beşiktaşlıyan, Sırpuhi’yi anadiliyle barıştıran ve yeni yeni oluşmakta olan modern Ermenicenin savunucusu yapan isimdi. Sırpuhi Düsap’ın eğitim hayatı tümüyle Batı ve özellikle de Fransız kültürünün etkisinde gelişmiş olsa da, Beşiktaşlıyan sayesinde anadiline geri dönüş yapmıştı.
Düsap, Ermeni kültürü ve edebiyatında ‘uyanış’ (zartonk) olarak tanımlanan bir tür ‘Rönesans’a tanıklık eden ve başlamasında önemli rol oynayan isimlerden biri oldu. Hocası Beşiktaşlıyan gibi, Klasik Ermenicenin (krapar) günlük hayatta ve edebiyatta gereksinimleri karşılamadığını savunarak, yeni ve Modern Ermenicenin (aşkharapar) gelişmesini destekledi. Kadını ezen, ikincil gören, sessizleştirip etkisizleştiren ataerkil sisteme karşı, kadın kimliğine ilişkin sorun ve baskıları eserlerinde dile getirerek sergilediği tavır, tutum ve tepkiselliği bir kadın dili ve edebiyatının doğuşuna öncülük etti. Dildeki yenilikçi tavrı eserlerine amaçladığı ölçüde yansımamış ve bu konuda başarısızlığa uğradığı yönünde eleştiriler almış olsa da, bu eleştirileri haksız çıkarırcasına, bir sonraki kuşakta Zabel Yesayan gibi isimler aracılığıyla meyvesini vermiştir.
Feminizm: Bir Adalet Feryadı  Feza Kürkçüoğlu Feminizm: Bir Adalet Feryadı Birgün Gazetesi 09.03.2008
Yazar: Feza Kürkçüoğlu
Başlık: Feminizm: Bir Adalet Feryadı
Yayın: Birgün Gazetesi
Tarih:  09.03.2008

Osmanlı kadınlarının özgürleşme mücadelesi 19. yüzyılın ortalarından itibaren başladı. Aile, eğitim ve çalışma hayatında eşitlik mücadelesi veren kadınlar arasında Ermeni kadınlar da bulunmaktaydı.
"İlk aktif feminist Ermeni kadını" olarak anılan Hayganuş Mark da onlardan biriydi. 1885'te İstanbul Ayaspaşa'da doğdu. Eseyan Okulu'ndan mezun olduktan sonra Yedikule Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi Yetimhanesi'nde öğretmenlik yaptı. 1905 ile 1909 yılları arasında eşi Vahan Toşigyan ile birlikte Dzağig (Çiçek), Arşaluys (Şafak) ve Artzakank (Yankı) isimli gazeteleri çıkardı.
Hayganuş Mark, 1919'da Hay Gin (Ermeni Kadını) isimli haftalık bir dergiyi yayınlamaya başladı. 1932 yılında yayınına son vermek zorunda kalana dek, on üç yıl boyunca Hay Gin'i, dünyaca tanınan bir kadın hakları dergisi yapmak için uğraşan Hayganuş Mark, 1966'da Yedikule Ermeni Hastanesi'nde öldü, Şişli Ermeni Mezarlığı'na gömüldü.
Yaşamı boyunca kadın örgütlerinde çalışan Hayganuş Mark, feminizmin aktif bir savunucusu oldu. Aras Yayınları'nın yayınladığı "Bir Adalet Feryadı - Osmanlı'dan Türkiye'ye Beş Ermeni Feminist Yazar" isimli kitaptan Hayganuş Mark'ın feminizm ile tanışmasını kendi kaleminden okuyalım: "Hayatın dengesiz dalgalanmaları, toplumsal mekanizmaların haksız ve baskıcı uygulamaları beni çok erken bir yaşta uyandırdı. Bir kadın olarak yüklendiğim sorumlulukların altında ezilirken, bunun karşılığında bana verilen haklar yok denecek kadar azdı. Feminizmin bir adalet feryadı olduğuna iyiden iyiye inanmıştım. Hakları istemek çocukluk olacaktı, onları kendi ellerimle almalıydım. Temel ilkem bu oldu.
İşte bir gün ruhumda hissettiğim müthiş uyanış.”
Ermenileri Unutmak  Gökhan Akçura Ermenileri Unutmak Star Gazetesi 16.12.2007
Yazar: Gökhan Akçura
Başlık: Ermenileri Unutmak
Yayın: Star Gazetesi
Tarih:  16.12.2007

Aras Yayınları’yla gerçek anlamda tanışmam biraz geç oldu. Birkaç yıl önce Takuhi Tovmasyan’ın Ermeni mutfağı ve çevresindeki yaşam öykülerini anlattığı muhteşem kitabı Sofranız Şen Olsun’u almıştım tesadüfen. Çamaşır günleri pişirilen fasulyenin öyküsünü okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Oradaki tariflerden yemekler yapmadım ama okuduklarım ve onları samimiyetle anlatan yazarı Takuhi Hanım beni çok etkiledi. Onunla ve yayınevi ile böylece tanışmış oldum. O zamandan beri Aras Yayınları’nı izliyorum.
Tokatlı Ermeniler
Bu yıl bastıkları kitaplar arasında Agop Arslanyan’ın Adım Agop Memleketim Tokat’ı bence çok önemli. Bana ait bir öyküsü bile var. Seksenli yılların başında askerliğimi Tokat’ta yapmıştım. Hafta sonları izne çıktığımda, eskici dükkanlarının tıka basa Ermeni damgalı gümüş ve bakır eşyalarla dolu olduğunu görürdüm. Ama Tokat’la ilgili kitaplarda, Ermeni nüfus hakkında doğru dürüst bir bilgi bulamamıştım. Arslanyan, Tokat tarihinin Ermenilerden söz etmeden yazılamayacağını kanıtlıyor. Yine geçtiğimiz yıl içinde çıkan Ermeni Kültürü ve Modernleşme, Ermenilerin Türkiye’nin batılaşma sürecindeki rollerini ortaya koyuyor. Aynı tezi destekleyen bir diğer yapıt da, Osmanlı dönemindeki feminist kadın yazarları tanıtan Bir Adalet Feryadı başlıklı kitap. Görülüyor ki, feministlerimiz tarihlerine genellikle Türk/İslam bir pencereden baktıklarından, bu öncü isimleri es geçmişler.
Aras Yayınları’nın yeni yayınladığı İzi Kalır Hatıraların’da ise, Mayda Saris’in Agos gazetesinde yaptığı röportajların geniş halleri yer alıyor. Tahmin edileceği gibi, röportaj yapılanların büyük çoğunluğu Ermeni. Kitapta başka yerde bulamayacağınız birçok ilginç bilgi var. İzi Kalır Hatıraların’da otuz kişiyle yapılmış söyleşiler var. Bunlardan sanırım pek azının adını duydunuz. Nuri İyem, Sarkis, Raffi Portakal ve Ara Güler dışında, belki tiyatroyla ilişkiniz varsa Agop Ayvaz adını duymuş olabilirsiniz. Ama Ermeni değilseniz diğer isimlere aşina olduğunuzu sanmam. Bu uzaklık önce bir zaaf gibi gelse de, sayfaları çevirdikçe zaaf sandığınız şey bir üstünlük haline geliyor. Yeni bilgiler edinmenin keyfini yaşıyorsunuz.
Herkes kendine göre ilginç bölümler bulacak kitapta. Kimi yıllar sonra Ermeni olduğunu öğrenip hatıralarının izine düşen insanların öykülerine merak duyacak. Kimi de Sakıp Sabancı ile Raffi Portakal’ın yollarının nerede, nasıl kesiştiğini öğrenmekten hoşlanacak. Ben küçük ayrıntıların peşindeydim her zaman olduğu gibi. Sadece ikisini aktarabileceğim burada...
Birincisi rakının tarihiyle ilgili. Geçen yıl Türkiye’de rakıların tarihi üstüne bir makale yazmıştım. Tekelden önceki dönemde sayısı ellilere uzanan rakı markası çıkmıştı karşıma. Bunlar arasında öne çıkan isimlerden biri de Bilecik Rakısı’ydı. Bercuhi Berberyan’la yapılan röportajda gördüm ki kayınpederi Stepan Berberyan kurmuş bu rakıyı. 1928’de Fransa’da düzenlenen yarışmada dünyanın en iyi içkisi seçilmiş ve şeref diplomasıyla ödüllendirilmiş. Ne yazık ki ellerinde tek şişe bile kalmamış.
Bu bizim tarihimiz
İkinci ayrıntı ise caz tarihiyle ilgili. Kısa bir süre önce, tam 102 yaşında aramızdan ayrılan Hermine Kalfayan Sayınar, eşini de anlatıyor. 1968’de ölen Eduard Krikoryan Sayınar, 1930’lu yılların ünlü bir caz bateristi ve dans hocasıymış. Kitabın aktardığı bu türden ilginç bilgiler, milliyetçilik damarlarımız kabardıkça neler kaybettiğimizi daha açık gösterdi bana. Ermenilerin Türkiye tarihindeki yerleri ve toplumsal yaşama katkıları o denli güçlü ki, onları görmezden gelmek kendi tarihini de inkar etmek anlamına geliyor. Tarihi tüm genişliğiyle anlamak için, bu genişliği oluşturan tüm unsurları dikkate almamız gerekiyor. Sanırım, hatıraların izi ancak böyle kalıcı olabilecek...
Feminizmin Ermenicesi  Kürşad Oğuz Feminizmin Ermenicesi Chronicle Dergisi 01.07.2007
Yazar: Kürşad Oğuz
Başlık: Feminizmin Ermenicesi
Yayın: Chronicle Dergisi
Tarih:  01.07.2007

“Çoğu kez tanık olmuşsunuzdur, kendi erkeğinden daha düşünceli, daha öngörülü ve daha işbilir kadınlar vardır ama bilerek, yol yordam bilmez erkeğe körü körüne boyun eğmek zorunda kalırlar çünkü kurallar gereği, kadın dili kesilmiş kuş olmalıdır ve erkek, karga da olsa, kendi ötmeli, kurum kurum hükmetmelidir... Evet, sevgili kız kardeşim, işte benim düşüncelerim böyle. Bizim fikirlerimiz çiçek açmalı. Yetenekli kişiler bunu görev edinmeli, uyuşuk kafaları meşru yollarla harekete geçirmeli, uyanık olup özgürlüklerine sahip çıkmalı, eğitim çağrısı yapmalıdır. Okuma salonları, meclisler oluşturup yüreklere ve beyinlere seslenen bilgiler öğrenmeli ki ilerleme yolunda adımlar atabilelim ve insan sayılabilelim...” Bugün olsa kötücül beyinlerin biraz zorlamayla 301’e bile konu edebileceği bu satırlar 1879 yılından, Elbis Gesaratsyan’ın Eğitimsever Ermeni Kadına Mektuplar adlı kitabından. Gesaratsyan, Bir Adalet Feryadı adlı kitaba konu olan Ermeni feminist yazarlardan biri. Kitapta 19. ve 20. yüzyıllarda yaşamış İstanbullu beş Ermeni feminist yazar hakkında yapılmış incelemeler ve onların eserlerinden bölümler var. Kitabı Lerna Ekmekçioğlu ve Melissa Bilal hazırlamış. Onlar da İstanbul doğumlu, Getronagan Ermeni Lisesi ve Boğaziçi Sosyoloji mezunu. Amaçları, 19. yüzyıldan itibaren Osmanlı kadınlarının verdiği özgürleşme mücadelesinin bir parçasının da Ermeni kadınlar olduğunu söylemek: “Bu Ermeni feministler nasıl bir dünya tahayyül ediyorlardı onlar için eşitlik ve özgürlük ne ifade ediyordu hangi yollarla elde edilecekti? Bu kitap, İstanbul’da doğan ve etkileri Anadolu, Balkanlar, Ortadoğu ve Kafkasya coğrafyasına yayılan Ermeni kadın hareketinin beş öncü aktivist yazarının hayat hikâyeleri, faaliyetleri ve yazdıklarına odaklanarak, bu ve benzeri sorulara yanıt bulma yolunda bir girişimdir.”
İsimlerini verelim: Elbis Gesaratsyan, Sırpuhi Düsap, Zabel Asadur, Zabel Yesayan, Hayganuş Mark. Bu beş ismin seçilmelerinin nedeni, Osmanlı Ermeni toplumunda kadın haklarıyla ilgili talepleri gündeme getirip bu hakların elde edilmesi için cemiyetler, dergiler, gazeteler kurmaları, romanlar, öyküler, şiirler yazıp öncü olmaları. Ayrıca hepsi Fransızca bildiği için Fransız feminist literatürünü yakından takip etmişler.
Yazının başında tek kitabından bir bölüm alıntıladığımız Elbis Gesaratsyan 1830’da Beşiktaş’ta doğmuş. 1862-63’te ilk Ermenice kadın dergisi olan Gitar’ı yayımlamış. Ancak yedi sayı çıkan Gitar’da Gesaratsyan kadınların toplum hayatına karışmalarını, eğitim görmelerini, böylece aile içindeki görevlerini daha iyi yerine getireceklerini savunan yazılar kaleme almış. Bahis konusu kitabın gelirini Milletperver Ermeni Kadınlar Cemiyeti’ne bağışlayan Gesaratsyan 1905-1907 döneminde Kadıköy’de ikâmet ediyormuş. 1910’larda İskanderiye’de öldüğü sanılıyor.
Sırpuhi Düsap 1841, Ortaköy doğumlu. annesi de sıkı bir kadın hakları savunucusu olan Düsap, 1870’te Fransız orkestra şefi Paul Dussap’le evlendi, iki çocuğu oldu. 1879’da Okulsever Ermeni Kadınlar Cemiyeti başkanlığını üstlendi. Aşk, evlilik ve aileyle ilgili, kadınların özgürleşmesini savunan ilk romanı Mayda 1883’te yayımlandı ve büyük ilgi gördü. Bu eserin geleneksel aile yapısına zarar verdiği eleştirilerini kulak arkası eden Düsap ertesi yıl yayımlanan Siranuş ve 1887 tarihli Araksiya ya da Mürebbiye romanlarında da aynı şeyleri savundu. 1901’de ölen Düsap, Feriköy Latin Katolik Mezarlığı’nda yatıyor.
Ermeni edebiyatının önde gelen şairlerinden ve Milletperver Ermeni Kadınlar Cemiyeti’nin kurucularından biri olan Sibil (Zabel) Asadur 1873, Üsküdar doğumlu. Taşra ve İstanbul’daki Ermeni okullarında öğretmenlik yapan Sibil, dönemin ünlü gazetelerinde şiir ve yazılar yayımladı. İkinci evliliğini yaptığı Hrand Asadur’la birlikte Ermenice ders kitapları hazırladı. Bunlardan “Tankaran” (Hazine) İstanbul’daki Ermeni okullarında edebiyat ders kitabı olarak kullanılmaya devam ediyor. 1934’te ölen Sibil, Şişli Ermeni Mezarlığı’nda yatıyor
Zabel Yesayan da Üsküdar doğumlu (1878). 1895’te Paris’e gidip Sorbonne’da edebiyat ve felsefe okudu. 1900’de burada İstanbul doğumlu ressam Dikran Yesayan’la evlendi. 1902’de döndüğü İstanbul’da Ermenice gazetelerde yazdı. 1905’te Ermeni aydın portrelerinin hicvedildiği Sahte Dahiler adlı tefrika romanı tepkiler nedeniyle yarım kaldı. 1909’da Adana’da Ermenilerin öldürülmesini inceledi 1911 tarihli Yıkıntılar Arasında adlı kitabında bu izlenimlerini anlattı. Daha sonra savaş ve şiddet karşıtı bir söylem benimseyen Yesayan 1933’te Sovyet Ermenistanı’na yerleştiyse de burada mutlu olamadı. Stalin kovuşturmaları sırasında Sibirya’ya sürüldü, 1943’te orada öldüğü sanılıyor.
Hayganuş Mark beş kadın arasında en uzun yaşayanı. 1885 Beyoğlu doğumlu. 1905-1907’de eşi Vahan Toşigyan’la birlikte Dzağiğ (Çiçek) gazetesinin yönetimini üstlenip onu bir kadın gazetesine dönüştürdü. 1907’de İzmir’de gazetecilik faaliyetlerini sürdürdüler. 1909’da döndükleri İstanbul’da Hayganuş Ermeni yardım derneklerinde görev aldı. 1919’da yayımlamaya başladığı Hay Gin (Ermeni Kadını) adlı iki haftalık derginin yayın hayatı 1933’e kadar sürdü. 1954’te edebi faaliyetlerinin 50. yılı için adına bir kitap yayımlanan Hayganuş Mark 1966’ya kadar İstanbul’da yaşadı. Mezarı, Şişli Ermeni Mezarlığı’nda.
Detaylar ise Bir Adalet Feryadı’nda...
Feminizmin Ermenicesi  Stefo Benlisoy Feminizmin Ermenicesi Virgül Dergisi 01.10.2006
Yazar: Stefo Benlisoy
Başlık: Feminizmin Ermenicesi
Yayın: Virgül Dergisi
Tarih:  01.10.2006

Osmanlı dönemi kadın hareketleri ve feminizm üzerine incelemelerin sayısı ve niteliğinde son yıllarda önemli bir artış görüldü. Yine de asıl olarak Türkçe kaynaklara dayandığından, bu araştırmaların ağırlıklı kısmı kaçınılmaz biçimde Osmanlı/Türk feminizmi üzerine yoğunlaşıyor. Ama Osmanlı feminizrni hakkında daha bütünlüklü bir resme sahip olmak için, Osmanlı toplumunu oluşturan farklı dinsel/etnik/dilsel topluluklar çerçevesinde gelişen kadın hareketinin deneyim ve temsilcilerini de incelemek gerekiyor. Üstelik Osmanlı feminizminin inşasında Osmanlı gayri Müslimlerinin kilit rolü göz önünde tutulduğunda, bu toplulukların "kadın sorunu"nu tartışma biçimine eğilen çalışmalar daha elzem hale geliyor. İşte Bir Adalet Feryadı, tam da bu eksikliği giderme yolunda önemli bir adım. Aynı zamanda da, Müslüman/Türk olmayan kadınların hikâyelerinin Osmanlı-Türkiye kadın hareketi tarihyazımındaki eksikliğiyle, yani "basit bir unutmadan çok, (...) aktif fakat kasıtlı olmayan bir tarihsel sessizleştirme" ile yaratılmış olan bu "yoklukla" bir hesaplaşma girişimi. (s. 327)
Kitabın önemli özelliklerinden biri, incelenen beş Ermeni feminist yazara dair, farklı araştırmacılar tarafından kaleme alınmış makalelerin yanında, bu yazarların eserlerinden özellikle "kadınlık davasına" ilişkin bölümlere de yer verilmesi. Böylelikle okurun, bu yazarların sesine doğrudan kulak vermesine imkân tanıyor; üstelik bu parçaların belge niteliği de konunun araştırmacıları için kitaba ayrı bir önem kazandırıyor. İstanbul Ermeni toplumsal ve entelektüel yaşamından kesitlerin yanı sıra, bu toplumun tarihine aşina olmayanların, metinde karşılaştıkları terimler ve isimler karşısında kaybolmalarını engelleyen açıklamalar da, kitabın titiz bir çalışmanın ürünü olduğunu teyit ediyor.
XIX. yüzyılın ikinci yarısında, "kadın sorunu," yani hızla değişen toplumsal yapıda kadının konum ve görevinin ne olması gerektiği, Osmanlı toplumunda da yoğun biçimde tartışılır. Özellikle imparatorluğun büyük kentlerinde okuryazar kesimlerin genişlemesi ve üst-orta sınıflar içerisinde eğitimli kadınların sayısının artması, kadınların gelişen yazın dünyasına girişine olanak verir. Kadınların fikirleri, deneyimleri, arzuları ve toplumsal hayat üzerine yazmaları, kendilerine dayatılan "sessizliğin" ve toplumsal normların başlı başına ihlalidir. Fakat başlangıçtaki varlıkları cılız da olsa, Ermeni kadın yazarlar giderek Ermeni yazınında ve özellikle edebiyatında kendilerine hatırı sayılır bir konum elde ederler. Kitapta konu edilen beş feminist yazar; Elbis Gesaratsyan, Sırpuhi Düsap, Zabel Asadur (Sibil), Zabel Yesayan ve Hayganuş Mark, Batı Ermeni kadın yazın ve yayıncılığında öncü bir konuma sahiptirler. Victoria Rowe'un kitaptaki makalesinde vurguladığı gibi, bu dönemin Ermeni edebiyatının büyük bölümü ideolojik ve didaktik bir işleve sahiptir. Böylesi bir işlev taşıyan edebiyat içerisinde feminist yazarlar da, eserlerinde çağdaş dünyada kadının yerini tanımlama ve kurgulamaya girişirler.
Kadın yazarların artan varlığına rağmen Ermeni edebiyatı bir "erkek" alanı olarak kalmaya ve yeni kadın yazarlar sert biçimde eleştirilmeye devam eder. Kendisinden sonraki kadın yazar kuşağı için model oluşturan Sırpuhi Düsap'ın "bir erkek vasat bir yazar olabilir, ama bir kadın asla," sözleri bu gerçeğe işaret eder. (s. 45) Yine de yazma deneyimi, kadınların kendi varlıklarını ortaya koymaları ve mahkûm edildikleri konuma itiraz etmelerinde önemli bir işleve sahiptir. Düsap, bir Ermeni kadın tarafından yazılan ilk roman olan Mayda adlı eserinde, bu durumu şöyle ifade eder:
Toplumdaki şu ya da bu önyargıları gördükçe uzun zamandır yüreğim dağlanıyordu. Gördükçe üzülüyor, söz ile protesto ediyordum, bugün artık kalemimle protesto ediyorum. (s. 222)
Gerçekçilik akımını izleyen ilk Ermeni kadın yazar olan Zabel Yesayan'ın yazma deneyimine ait görüşlerinde de aynı kaygıyı buluruz:
Edebiyatın bir süs, bir gösteriş değil, (...) aksine, adaletsizlik saydığım her şeye karşı mücadele etmek için sahip olmak istediğim güçlü bir araç, bir silah olduğunu iyice hissediyordum. (s. 182)
Osmanlı feminizminin ana eğilimi, "patriarkal" ya da "ailesel feminizm" çerçevesindedir. Bu anlayışta kadına atfedilen toplumsal cinsiyet rolü sorgulanmayarak doğallaştırılır; ama tam da bu geleneksel role yeni bir anlam yüklenerek kadının toplumsal yaşamda daha güçlü bir konuma sahip olması sağlanır. Özellikle "ulusal uyanış" söylemi çerçevesinde, kadınların annelik rolü yüceltilerek, onlara ulus inşası sürecinde ulusun ilk eğitmeni konumu verilerek, toplumsal cinsiyet rolleri yeniden üretilir. Kendisi için feminist unvanını diğer yazarlardan çok daha rahatlıkla kullanan Hayganuş Mark'ın sözleri bu yaklaşımı yansıtır:
Erkeklere öykünerek, Ermeni kadınının sokağa inmemesi taraftarı oldum her zaman. Kadın ev hanımlığını sürdürsün ama hor görülmesin, zihnen ve manen erkeğe denk, sorumluluklarının yanı sıra ihtiyaçlarının da farkında (...), yüksek öğrenim görme özgürlüğüne ve olanağına sahip, olumlu veya olumsuz sonuçlarına tabi kalacağı kanunları denetleme hakkına sahip olsun istedim. Anneliğin, kadının yüceliğinin göstergesi ve askerlik hizmeti olduğuna inandım. (s. 304)
Ermeni feminist yazarlar, kadının kurtuluşu için en önemli adımlardan birinin, evlilik hayatında kadının tabi konumunun ortadan kaldırılması olduğuna inanırlar. Gerek edebi gerekse diğer metinlerinde mevcut görücü usulünü, kadınların erkeğin mülkü sayıldığı ekonomik işleve sahip evlilik kurumunu eleştirerek, evliliği eşlerin dostluğu, anlayışı, tamamlayıcılığı ve eşitliğine dayanan bir birliktelik olarak kavrarlar. Romantik aşk, karşılıklı dostluğa dayalı evliliklerin oluşmasında önemli bir faktör olarak ortaya çıkar. Evlilik Düsap, Sibil ve Yesayan'ın romanlarında önemli bir temadır. Romanlarının kadın kahramanları, toplumsal normların dayattığı davranış kalıplarının dışına çıkarak, evlilikte erkek ile kadının birbirine uyumunu ararlar, ama ataerkil normları sorgulamaları, çevrelerinin ve hâkim ahlak anlayışının tepkilerini üzerlerine çekmelerine ve mutsuz bir sonla karşılaşmalarına neden olur. Yani romanlarda kendisine biçilen role isyan eden kadın, bu isyanın sonucunda genelde acı bir sona maruz kalır.
Osmanlı kentli toplumunda XIX. yüzyılın ortalarından itibaren yaşanan cemiyet patlaması, "kadın sorunu"nun ortaya konulmasında önemli bir zemin işlevi görür. Kentli, eğitimli Ermeni kadınlar, diğer Osmanlı hemcinsleri gibi, kamusal alana ilk olarak hayır ve eğitim amaçlı cemiyetler aracılığıyla adım atar, örgütlenir ve kimliklerini kamusal alana taşıma imkânına sahip olurlar. Bu cemiyetler, hayata geçirdikleri toplumsal hizmetlerle bir yandan kadınların kamusal alana girmelerini meşrulaştırıcı işlev görmekte, diğer taraftan da kadınların kamusal alana özgü beceriler edinmelerine yol açar. Kadının kamusal alanda daha etkin bir rol alması da, aslında ona atfedilen toplumsal rollerin uzantısını teşkil eder. Kentli okuryazar kadınların yoğunlaştıkları eğitim ve yardım cemiyetleri, kadının sahip olduğu şefkat, yardımseverlik ve duygusallık gibi "doğal hasletlerin" doğrudan bir yansıması olarak değerlendirilir.
Kitapta değinilen Ermeni feminist yazarların neredeyse tümünün yazarlık faaliyetlerinden önce ya da bunun yanı sıra öğretmenlik ve yardım faaliyetlerinde aktif olarak yer alması, bu anlamda bir rastlantı değil. Bunlar, başta Ermeni cemaatinin en büyük iki kadın örgütü olan, biri kız okullarına öğretmen yetiştiren Okulsever Kadınlar Cemiyeti ve diğeri "taşralı kız kardeşleri" için okullar açan Milletperver Ermeni Kadınlar Cemiyeti olmak üzere birçok cemiyete aktif biçimde destek verirler. Hayganuş Mark bu dönemi özlemle anar:
Hayatımın en canlı dönemiydi. Özel ders veriyordum, Milletperver Ermeni Kadınlar Cemiyeti dışında birçok yardım kuruluşuna üyeydim. Deli gibi bir toplantıdan diğerine koşuyordum. (s. 282)
Kadının çalışması meselesi, dönemin basınında yoğun biçimde tartışılan bir konudur ve feminist yazarlar bu tartışmada özellikle orta sınıflarda yaygın olan, "kadını alçaltan bir unsur olarak kabul edilmesi" anlayışına karşı çıkarak, çalışmanın erdemini vurgularlar. Sırpuhi Düsap'ın kadınlara çağrısı, çalışmanın kadının özgürleşmesiyle ilintisini açıklayıcı niteliktedir:
Kadınlar çalışın, çalışın ki önyargılar ayaklarınızın altında paramparça olsun; ayağa kalkın, çalışmaktan utanmayın, insanlığın çağrısı budur. Çalışanlar özgürleşirler, mutlulukları kendi eseridir. (s. 113)
Fakat bu konuda Sibil'in, alt sınıftan kadınların çalışmasını desteklerken, kendilerine ayrılan işler genelde toplumsal pozisyonlarına denk düşmediğinden orta ve üst sınıf kentli kadınların çalışmasına sıcak bakmadığını görüyoruz. Sibil'in Bir Kızın Kalbi adlı romanının kahramanı Pupul, üst sınıf mensubu üvey babasının, evlenmesini istediği kişiyle evlenmeyi reddedip evden kovulunca, "ilk kez geçimini sağlamak zorunda kalan bir kadının nelerle karşılaşabileceğini, para kazanmak zorunda kaldığı için ne tür aşağılamalara maruz kalabileceğini fark" eder. (s. 140) Sibil'in bu tavrını eleştiren Zabel Yesayan ise, çalışmanın tüm insanların zekâlarını kullanmalarına ve yeteneklerini hayata geçirmelerine olanak sağladığını vurgular.
Meslek sahibi kadınların kamusal alana çıkışlarında öğretmenlik belirleyici olacak, "ulusun öğretmenleri" tanımlaması önemli bir meşrulaştırıcı rol oynayacaktır. Ulusçu söylemin, öğretmenlerin ulusun yeniden uyanışındaki rolüne ilişkin algısı, kadın öğretmenlere bir meşruiyet halesi sağlar. Kadının, başta anne olarak çocuklarının ilk eğitimini, dinsel ve ulusal değerleri içselleştirmelerini sağladığından, öğretmenlik vasfına doğal olarak sahip olduğu varsayılır. Öğretmenlik, koşulları zor ve maaşı düşük olsa da, edindiği toplumsal ve ulusal işlev nedeniyle kadınların sosyal statüsünde yükselme ve saygınlık sağlayan neredeyse yegâne iştir. Öğretmenlik, benliğini ulusa adamayla eşanlamlı yüksek ahlaki standartlar gerektiren bir ulusal görev olarak algılanır. Taşra Ermeni cemaatlerini eğitim aracılığıyla aydınlatma ve ulusal bütüne entegre etme çabası, öğretmenliğe bir misyon duygusu kazandırır. "Taşraya gitmek... ve insanlarımız gibi yaşamak" ve "taşralı kız kardeşlerimize" hizmet etme isteği, kadın öğretmene yol gösterir. (s. 172) Bu anlamda kadınlar, kadının geleneksel konumunu sorgular, kadının toplumsal yaşama daha etkin katılımını savunurken, "ulusun yeniden doğuşu" çerçevesinde ulusçu ideolojinin kadına atfettiği rol ve misyondan istifade ederek, kadının kurtuluşuyla ulusun yeniden doğumunu ilişkilendirirler.
Kadının toplum içerisindeki rolüne dair tartışmalarda sürekli olarak kadınların eğitimi temasına rastlamaktayız. XIX. yüzyıldaki, eğitimin özgürleştirici ve toplumsal sorunları giderici rolüne duyulan yoğun inancın bir yansıması olan bu anlayış, kadın sorununu öncelikle bir eğitim sorunu olarak tespit eder. Kadınların mevcut olumsuz durumunun asıl müsebbibi, onların eğitimsizlikleridir. Fakat artık -kitapta da Ermeni yazarların sıkça kullandıkları bir metafora başvurursak- "uyanış" gerçekleşmektedir. Çocuklarının ilk öğretmeni ve dolayısıyla ulusal kültürün taşıyıcıları ve yeniden üreticileri olarak anne/eğitmenlerin eğitimi, bir anlamda erkek eğitiminden bile daha hayatidir. Söz konusu olan ister kadının, isterse ulusun ya da her ikisinin uyanışı olsun, bunu gerçekleştirecek olan en önemli araç eğitimdir. Tam da bu sebeple, kitapta söz konusu edilen beş yazar, Ermeni cemaati içerisindeki eğitim faaliyetlerine yoğun biçimde katılırlar. Aynı zamanda Milletperver Ermeni Kadınlar Cemiyetinin başkanlığını da yapan Sibil'in vurgusu nettir:
Ermeni kadınının eğitime değil ekmeğe ihtiyacı olduğunu söyleyenleri ilk ve son kez bu kürsüden kesinkes yanıtlıyorum:
Ermeni kadını ekmek kadar ve hatta daha çok muhtaçtır eğitime; o, cehennem zebanilerinin bile kapılarını zorlayamayacağı yurdumuzu üzerine inşa edeceğimiz anavatanın kalbi ve temel taşıdır. (s. 154)
Kadın eğitimiyle ilgili en önemli mesele, kuşkusuz bu eğitimin içeriğinin ne olacağıydı. İçeriğe ilişkin tartışmalarda çoğunlukla savunulan, kadın eğitiminin kadının "doğal yönelimine" uygun olmasıydı. Ulusun gelişimiyle irtibatlandırılan annelik vasfının aktarılması (Düsap'ın vurguladığı gibi, "ulus dediğimiz zaten insanlığın büyük aileleri değil midir?") eğitimin temel amacıydı. Düsap Mayda adlı romanında, insan yetiştirmek gibi yüce bir görevi yerine getirmek için kadına ne ölçüde eğitim verildiğini sorar. Düsap'a göre, "kadını eğitimsiz bırakıp köleliğe mahkûm etmek, toplumsal yapının temellerini bütünüyle tehlikeye maruz bırakır." (s. 105)
Eğitimi kadın-erkek eşitliğini sağlayacak temel unsur olarak değerlendirenlerin aksine, Zabel Yesayan gibi, eğitimin dönüştürücü gücüne şüpheyle ve toplumsal adaletsizlik sorununa daha derinlikli bakanlar da vardır:
Kadınların özgürleşmesi sorununun toplumsal bir sorun olduğu ve çözümünün toplumsal düzenin kökten değişiminde olduğu fikrine o zamanlar çok uzaktırn, ( ... ) fakat sezgilerimle, öne sürülenlerin içi boş şeyler olduğunu hissediyordum. (s. 175)
Elbette Yesayan'ın bu görüşlerinde, kitapta ele alınan diğer kadın yazarlardan farklı olarak giderek radikalleşmesi ve sosyalizmi benimsemesi pay sahibidir. Dolayısıyla Düsap ve Sibil gibi kadın yazarlar kadın eğitimini örgütlemek için çalışırken, Yesayan bundan kısmen uzak durur. Ermeni feminist yazarlar arasında Hayganuş Mark'ın özel bir konumu vardır. Bahsi geçen yazarlar arasında kendisini "aktif feminist Ermeni kadını" olarak adlandıran tek kişi olan Mark, Osmanlı Ermeni feminizmini cumhuriyet dönemine taşıyan bir geçiş figürüdür aynı zamanda. 1919'daki kuruluşundan 1933'teki kapatılışına kadar on dört yıl boyunca, on beş günde bir yayımlanan kadın dergisi Hay Gin'i (Ermeni Kadın) çıkarmaya devam eder. Burada ilginç olan, derginin, cumhuriyet döneminin köklü değişiklikleri ve Ermeni toplumunun milletten azınlığa dönüşümü sürecinde hayatta kalabilmesidir. Bu dönüşüm sırasında dergi, "Ulusal Rönesans" içerisinde Ermeni kadınlarının rolünü artırma misyonundan cemaat içi bir çizgiye yönelerek, cemaat yönetiminde kadınlar lehine değişiklikleri savunur. Mark, kendisini "İstanbul Ermeni Feminizmi" silsilesinin bir parçası olarak addeder. Bu silsile, Mark'a göre, 1862'de ilk Ermenice kadın dergisini yayımlayan Elbis Gesaratsyan' dan kendi dönemine ulaşır. Kitapta konu edilen beş Ermeni kadın yazar, Mark'ın bu silsilesinin parçalarını oluşturur ve bu anlamda kitap, Mark'ın çerçevesini çizdiği anlatıyı geliştirir.
Kitapta, Osmanlı kadın hareketinin farklı etnik/dini toplulukları bünyesinde ne ölçüde barındırabildiği sorusu beliriyor. Kitapta da aktarıldığı gibi, tüm Osmanlı kadınlarını dini ve etnik ayrım gözetmeden bir araya getirmeye yönelik çabalar, özellikle 1908 devrimi sonrasında mevcuttu. Ancak kadın hareketi, asıl olarak ulusçu söylemin meşrulaştırıcı çerçevesinde geliştiğinden, Osmanlı' da farklı feminizmlerden bahsetmek de mümkün. Yine de ortak temalar ve karşılıklı etkileşimlerin izleri mevcut. Bu etkileşimin ortaya çıkarılması için gösterilecek çabaysa, kitapta da vurgulandığı gibi, mevcut Osmanlı kadın hareketi tarihyazımının, kronolojisinden önkabullerine kadar gözden geçirilmesi ve yeniden oluşturulmasını gerektirecektir.
Ekmekçioğlu'nun, kitabın sonsözünde vurguladığı gibi, "bugünle ilgili kaygılar, geçmişin hangi bölümünü nasıl hatırlayacağımızı veya unutacağımızı belirler." (s. 336) Dolayısıyla, "farklılıkları görmezden gelmeyip onları tarihselleştiren daha demokratik bir ortak geçmiş hayal edebilmek ve bunu yeniden yazabilmek için, Osmanlı/Türkiye kadın hareketi tarihini Türk veya Müslüman olmayan kadınlara açma" kaygısı (s. 336), bir koleksiyoncu zihniyeti veya nostalji değil, Türkiye toplumunun bugünü ve geleceğine ilişkin nasıl bir tahayyüle sahip olunduğuyla ilintili bir çabadır. Bunun için de, hem anlamlı hem de güncel bir müdahaledir.
Aşık Kemiği Meselesi  Mıgırdiç Margosyan Aşık Kemiği Meselesi Evrensel Gazetesi 17.09.2006
Yazar: Mıgırdiç Margosyan
Başlık: Aşık Kemiği Meselesi
Yayın: Evrensel Gazetesi
Tarih:  17.09.2006

Aşık kemiği meselesi Kirvem,
Yüce Tanrı önce tüm evreni, ardından da buharla toprağı karıp çamuru, çamurdan da Adem Baba’mızı, onun da kaburga kemiğinden Havva Ana’mızı “kendi sureti”nde yaratıp böylece yedinci gün istirahata çekilirken, erkek ve dişi olarak yaratıp mübarek kıldığı bu ilk insanlara dönüp şunu buyurmuş: “Semereli olun, ve çoğalın, ve yeryüzünü doldurun, ve onu tabi kılın ve denizin balıklarına, ve göklerin kuşlarına, ve yer üzerinde hareket eden her canlı şeye hâkim olun…”
Kirvem yukarıda bir bölümünü Kitabı Mukaddes’ten aktardığım bu “varoluş” senaryosunun ya da “bilmece”sinin ardından geçen bilmem kaç milyar ay, kaç trilyon güneş, kaç katrilyon yıldız yılı veya insan “aklı”nın, “bilim”in henüz kesin rakamlar belirtmekte zorlandığı “zaman” dilimi süresince Tanrı buyruğu mucibince çoğalıp gele gele geldiğimiz noktada Saatli Maarif Takvimi’nin solgun yapraklarına bakılırsa, “insan” nesli olarak “uzun-ince” yolları tepe tepe nihayet teknolojinin her alanda cirit attığı milenyumlu yıllara toslamışız elhamdülillah!
Nitekim işin bu faslına kadar olan bölümünü “ulema” takımına, “mümin”lere, “bilim adamları”na ya da herkesin kendi kavlince sürdürdüğü “inanç”larına bırakırken, öte taraftan dünya ahvalinin geçmişten günümüze varıncaya kadar uzanıp gelen tatsız-tuzsuz çizgisinde süregelen kavga, patırtı, hır-gür, didişme, çekişme, kan, gözyaşı seline bakılırsa anlaşılan o ki, bu “düzen”in temelinde bir yampirilik var!
Kirvem senin de bildiğin gibi bozuk, yandan çarklı, kokuşmuş düzenlerin hüküm sürdüğü kulvarlarda genellikle “egemen” güçler allem kalem edip veya bir başka ifadeyle hacıyatmazlara taş çıkartırcasına her şeye rağmen ayakta kalmayı “becerirken”, beri yandan bu entipüften düzenin bataklığında debelenip şu ya da bu şekilde bunun ağır faturasını ödeyip ceremesini sineye çekenlerin çığlıkları, feryadları Arş-i âlâ’ya kadar yükselir ama, duyanı koydunsa bul!
İşte Kirvem, kimi erkek taifesince nedense “saçı uzun aklı kısa” kategorisinde nitelenip bir bakıma tepeden bakılıp horlanan kadınların isyanını dile getiren bir kitap, geçenlerde Aras Yayıncılık tarafından “Bir Adalet Feryadı” adıyla yayınlandı. “Osmanlı’dan Türkiye’ye Beş Ermeni Feminist Yazar, 1862-1933” alt başlığıyla okuyucuların dikkatine sunulan kitabın sunuş bölümünden kısa bir alıntı:
“Osmanlı kadınlarının, aile, eğitim, çalışma ve siyaset alanlarındaki özgürleşme mücadelesi 19. yüzyıl ortalarından itibaren başladı. Bu mücadeleyi veren kadınlardan bazıları Ermeni’ydi…
Bu Ermeni feministler nasıl bir dünya tahayyül ediyorlardı onlar için eşitlik ve özgürlük ne ifade diyordu hangi yollarla elde edilecekti? Bu kitap, İstanbul’da doğan ve etkileri Anadolu, Balkanlar, Ortadoğu ve Kafkasya coğrafyasına yayılan Ermeni kadın hareketinin beş öncü aktivist yazarının (Elbis Gesaratsyan (1830, İstanbul-1911, Kahire) Sırpuhi Düsap (1841, İstanbul-1901, İstanbul) Zabal Asadur (SİBİL) 1863, İstanbul-1934, İstanbul) Zabel Yeseyan (1878, İstanbul-1942, ?): Hayganuş Mark (1885, İstanbul-1966, İstanbul) hayat hikayeleri, faaliyetleri ve yazdıklarına odaklanarak, bu ve benzeri sorulara yanıt bulma yolunda bir girişimdir.”
Kirvem dört yüz sayfayı aşkın bir kitaptan uzun uzadıya bahsetmek bu sütunların sınırlarını hayli zorlar, bu nedenle kısa da olsa yine de bir fikir edinmek babında bizatihi yazarlarına kulak vermek galiba daha doğru üstelik özellikle içinde yaşadığımız şu günlerde ülkemizde sürüp giden kaos, karmaşa ortamında evlat acılarına daha fazla katlanmak istemeyen “ana”ların “barış” adına yükselen feryadları her geçen gün daha da artarken, işte bu bağlamda mesela Zabel Yeseyan’ın o yıllarda, yani 8 Haziran 1911’de kaleme aldığı “Kadın…Barış İçin” makalesi sanki bugün için yazılmış gibi:
“…Belli ki evrensel barışı gerçekleştirmek birkaç yıllık mesele değil. Belirsiz kalan tartışmaların bir sonuca ulaşması, siyasi ve toplumsal pek çok adaletsizliğin giderilmesi, halkların ve cemaatlerin bütün haklarının tanınması gerekiyor. Milletler arasındaki farklılıklar karşılıklı düşmanlığa sebebiyet vereceğine, her millet ve her unsur kendine has özelliklerini koruyarak ve özgürce gelişerek genel bir uyum unsuru haline gelmeli.”
Kirvem, kabul edelim ya da etmeyelim gerçek olan şu ki, dünya ahvalinde ezelden beri “ataerkil” bir düzenin hegemonyası sürüp gidoor, daha da açıkçası erkeklerin borusu ötöör, hatta Tanrı Baba’mız da erkeğin kaburgasından dişiyi yaratırken bu hususta kendi “adalet” terazisinin kefesini bir anlamda erkeklerden yana ayarlayıp “öncü”lüğü “erkek milleti”ne tanırken, öte taraftan yine dünya ahvalinde ortalık hemen her anlamda bugün bu saat nerden bakarsanız bakın affedersiniz ama dingonun ahırına dönüşmüşse adalet, hak, hukukun esamesi bile okunmazken bunun sorumlusu her halükârda sevabıyla, günahıyla “saçı uzun”ların mı, yoksa ne pahasına olursa olsun dizginleri elden bırakmamaya sanki yeminliyken tümüyle saçları dökülüp kabak kafaları ortaya çıkan erkek taifesinin mi?..
Kirvem laf uzadı ama, olmayan aklıma gelip takılan şu soruyu da sormadan edemeyeceğim:
Hani deeroom ki tövbe tövbe, Yüce Tanrı erkeğin “kaburga” kemiğinden dişiyi yaratacağına tam aksine önce Havva Ana’mızı, onun da “aşık” kemiğinden Adem Baba’mızı yaratsaydı, o zaman feleğin çarkı acaba daha da mı düzgün, daha mı tıkırında dönerdi, kim bilir...
Bir Adalet Feryadı  .. Bir Adalet Feryadı Beyoğlu Gazetesi 08.09.2006
Yazar: ..
Başlık: Bir Adalet Feryadı
Yayın: Beyoğlu Gazetesi
Tarih:  08.09.2006

Osmanlı'dan Türkiye'ye beş Ermeni feminist yazarın hayat hikayelerini derleyen genç isimlerin hazırladığı kitap Türkiye'de Ermeni kadınının duruşuna farklı bir açıdan bakıyor.

Bir kadın olarak yüklendiğim sorumlulukların altında ezilirken, bunun karşılığında bana verilen haklar yok denecek kadar azdı. Feminizmin "bir adalet feryadı" olduğuna iyiden iyiye inanmıştım.
Hayganuş Mark
Aras Yayıncılık, Osmanlı ve Türkiye Ermeni toplumunun beş öncü kadın yazarına bir nevi saygı ifadesi olarak, eserlerinden örnekler ve haklarında kaleme alınmış incelemelerden oluşan 'Bir Adalet Feryadı'nı yayımladı. Lerna Ekmekçioğlu ve Melissa Bilal tarafından seçilen metinlerden oluşan kitapta ele alınan İstanbul doğumlu beş Ermeni feminist yazar, Elbis Gesaratsyan, Sırpuhi Düsap, Zabel Asadur (Sibil), Zabel Yesayan ve Hayganuş Mark, yaşadıkları dönemde, kadın haklarıyla ilgili talepleri gündeme getirip, bu hakların elde edilmesi için dernekler, dergiler, gazeteler kuran, romanlar, öyküler, oyunlar, şiirler yazan öncü kişiliklerdi.
Elbis Gesaratsyan (1830–1911), 1862'de İstanbul'da, ilk Ermenice kadın dergisi olan Gitar'ı yayımladı. Yazılarında, cinsler arasındaki eşitsizliğin nedenlerini çözümledi ve toplumun ilerlemesi için kadının özgürleşmesi gerektiğini savundu.
Sırpuhi Düsap (1841 – 1901) romanlarında aşk, evlilik ve aileyle ilgili yenilikçi fikirleri ve kadınlar üzerindeki toplumsal baskıları dillendirdi. Eserleriyle geleneksel aile kurumuna zarar verdiği gerekçesiyle yoğun tepkiler aldı ancak hiçbir zaman yılmadı.
Zabel Asadur (1873–1934) önemli bir yazar, şair ve aktivistti. Kadınlar arasında örgütlü dayanışmayı savundu daha on yedi yaşındayken kurduğu kadın örgütüyle taşradaki kız çocuklarının eğitilmesi için çaba gösterdi öğretmenlik yaptı, ders kitapları hazırladı.
Zabel Yesayan (1878–1942) öykü, roman ve makalelerinde cinsler arasındaki toplumsal adaletsizliği dile getirdi. Toplumu çözümlemede sınıf kategorisinden yararlanmasının yanı sıra, savaş karşıtı tavrıyla dönemin aydınları arasında kendine özgün bir yer edindi.
Hayganuş Mark (1885–1966), 1919'da çıkarmaya başladığı Hay Gin (Ermeni Kadını) adlı kadın dergisini on dört yıl boyunca aralıksız yayımlayarak, Türkiye kadın hareketinde en uzun soluklu kadın dergisini çıkardı. Hay Gin, zamanla her türlü kadın sorununun dile getirildiği bir kürsüye dönüştü.
Kitapta yer alan Ermeniceden çeviri metinler, Gesaratsyan, Düsap, Asadur, Yesayan ve Mark’ın yeni bir dünya tahayyülleri adalet, eşitlik ve özgürlük fikirlerinin onlar için hangi anlamları taşıdığı bunları hangi yollarla elde etmeyi düşündükleri gibi sorulara kendi kalemlerinden verilen yanıtlar olarak değerlendirilebilir. Bu örnek metinler ve incelemeler aracılığıyla, yazarların Ermeni ve kadın kimlikleri üzerinden oluşturdukları siyasi duruşların yanı sıra, dönemin Osmanlıcılık, milliyetçilik, sosyalizm gibi toplumsal projelerine olan ilgilerine ve Müslüman / Türk kadınlarla olan ilişkilerine uzanan bir bakış açısı geliştirmek hedefleniyor.
Kitabın sonuna eklenen ve çeşitli kişi, kurum ve kavramlarla ilgili detaylı bilgiler içeren açıklamalar bölümü okurun ilgili metinlere ve döneme daha kolay nüfuz etmesini sağlarken, hazırlanan seçilmiş kaynakça daha derinlemesine okumalar için yol gösteriyor. Beş Ermeni feminist yazarın ve çağdaşlarının fotoğraflarından oluşturulan fotoğraf albümü ise kitabı görsel açıdan zengin bir kaynak haline getiriyor. 416 sayfadan oluşan Bir Adalet Feryadı’nı Rober Koptaş yayına hazırladı, kapak tasarımını ise Mehmet Sinan Niyazioğlu üstlendi.
Ermeni Feminizminin Tarihi Kitap Oldu  Sema Aslan Ermeni Feminizminin Tarihi Kitap Oldu Milliyet Gazetesi 29.08.2006
Yazar: Sema Aslan
Başlık: Ermeni Feminizminin Tarihi Kitap Oldu
Yayın: Milliyet Gazetesi
Tarih:  29.08.2006

Elbis Gesaratsyan, Sırphuhi Düsap, Sibil (Zabel Asadur), Zabel Yesayan ve Hayganuş Mark. Her biri Ermeni kadınının kültürel, politik ve sosyal hayattaki konumunun iyileştirilmesi için mücadele etmiş kadınlar. Ancak bu kadınların mücadeleleri ve hatta varlıkları, bugün pek bilinmiyor. Getronagan Ermeni Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü mezunu iki arkadaş Melissa Bilal ile Lerna Ekmekçioğlu, bu kadınların görünür olması için sürdürdükleri çalışmalarını kitaplaştırdılar:
“Bir Adalet Fermanı.”
Üniversite yıllarında bir araya gelen Bilal ve Ekmekçioğlu, bu dönemde arkadaşlarıyla birlikte bir kadın grubu oluşturmuş ve Ermeni kadının tarihiyle ilgili çalışmalara başlamışlar. Çalışmaları hâlâ devam ediyor Bilal, Chicago Üniversitesi Etnomüzikoloji Bölümü’nde ninniler aracılığıyla toplumsal cinsiyetin Ermeni kimliğine etkilerini araştırıyor.
Ekmekçioğlu ise New York Üniversitesi Ortadoğu İslam Çalışmaları ve Tarih bölümlerinde devam ettiği doktorasında 1920’li yıllarda İstanbul Ermeni cemaatini toplumsal cinsiyet yönünden inceliyor. Kitabı Bilal ile konuştuk. Türkiye’deki kadın hareketiyle ilişkilerini korumaya özen gösteren Bilal ve Ekmekçioğlu, oluşturdukları kadın grubunda paylaştıkları sorunlarını akademik bir zemine taşımaya karar vermişler. Bilal süreci şöyle anlatıyor:
Dertlerimizi tartışıyorduk
“Türkiye’de Ermeni olmak, kadın olmak, Ermeni ve kadın olmak gibi dertlerimizi anlatıyorduk. Bu dertleşmelerin sonucunda birlikte hareket etmemiz gerektiğine karar verdik. Temel meselemiz Türkiye Ermeni toplumunun ataerkil yapısından kaynaklanan sorunları saptamaktı. Bu kararı verdikten sonra cemaat içinde küçük etkinlikler gerçekleştirmeye başladık kadınlarla bir araya geliyor, okuma etkinlikleri düzenliyorduk.”
Agos gazetesi yazarı Yervant Gobelyan’ın ellerine tutuşturduğu Hayganuş Mark’ın kitabıyla 19. yüzyıldaki Ermeni kadın hareketini akademik anlamda incelemeye başlamışlar. “Feminist olduğumuzu söylediğimizde cemaatin tepkisiyle karşılaştık” diyen Bilal, Mark’tan cesaret aldıklarını söylüyor:
“Kendimize bir tarih yazmaya başladık taleplerimiz böylece daha meşru bir hale geldi. Bizden yaşça büyük olan kadınların getirdiği öneriyle her kesimden Ermeni kadına ulaşmamızı sağlayacak bir platformun adımları da atıldı Haygin Ermeni Kadın Platformu kuruldu böylelikle.”
'Milliyetçilikleri normal’
İstanbul’daki diğer kadın gruplarıyla birlikte çeşitli toplumsal eylemlere de katılan bu grup, üyelerinin yurtdışına gitmesi nedeniyle dağılmış. Dönemin feminist kadınlarının söyleminde aynı zamanda milliyetçi bir ton da var. Bilal, bunun o dönemin koşullarında normal olduğunu söylüyor:
”Bütün Ortadoğu ve 3. Dünya’da feminist hareket milliyetçilik terimleriyle dile gelmiş ve milliyetçi harekete eklemlenmiştir. O dönemin milliyetçiliğiyle bugününkü aynı değil tabii. Ermeni kadınların kendilerini ulusal bir projenin içinde gördükleri çok doğru ama birçok yerde milliyetçiliği anti - emperyalizm ve direnişle tanımlıyorlar. Türk kadınlarıyla diyalog kurmayı da çok önemsiyorlar. Ermeni milliyetçiliğini, ezilen bir halkın milliyetçiliğine eşitleyebiliyorlar. Bu kadınlar, önce feministtiler. Benim için en can alıcı soru şu: Nasıl oldu da sonunda milliyetçilik kazandı? Yesayan’ın Osmanlı Kadınları Barış Birliği Girişimi var Ermeni ve Müslüman kadınlarının savaşa dur diyebileceklerine inanıyor.”
Ermeni ve kadın olmanın zorlukları neler? Bilal şunları söylüyor:
“Bir kere çok zor koşullar altında bir kimliği ve kültürü yaşatmaya çalışmanın güçlüğü söz konusu. Bunu yaparken üzerinizde gayri ihtiyari bir sorumluluk hissediyorsunuz bu sorumluluk cemaatte daha çok kadına yükleniyor. Cemaatin her türlü yeniden üretimi kadının görevi olarak görülüyor.”
Beş Ermeni Feminist Kadın  Oral Çalışlar Beş Ermeni Feminist Kadın Cumhuriyet Gazetesi 28.08.2006
Yazar: Oral Çalışlar
Başlık: Beş Ermeni Feminist Kadın
Yayın: Cumhuriyet Gazetesi
Tarih:  28.08.2006

"Bir Adalet Feryadı" (Aras Yayıncılık) kitabıyla yakın tarihimize farklı bir yolculuk yaptım. Bu topraklarda yaşamış beş İstanbullu kadının feryadıydı bu kitap. İki genç akademisyen, Lerna Ekmekçioğlu ve Melissa Bilal önemli bir tarihi çalışmaya imza atmışlardı.
Bu beş kadın hakları savunucusu kadın, 1862 ile 1933 yıllan arasında yaşamışlardı. Bilal ve Ekmekçioğlu ise onlar öldükten yıllar sonra doğmuşlar. Zabel Yesayan'ın yaşamı üzerine yapılmış bir araştırmayı, ünlü "Ermeni Konferansı"nda Elif Şafak'tan dinlemiş ve çok etkilenmiştik.
Elbis Gesaratsyan 1830 yılında İstanbul’da doğmuş, 1911 yılında Kahire'de yaşama veda etmişti. Ölümünün üzerinden neredeyse 100 yıl geçmiş bu kadından acaba neler kalmıştı? Kitapta "Eğitim sever Ermeni Kadınlara Mektuplar" yer alıyordu. İlk Ermenice kadın dergisi Gitar'ı 1862–1863 yıllarında yayımlamıştı. Ancak yedi sayı yayımlanabilen bu dergide Gesaratsyan, kadınların toplum hayatına karışmalarını, eğitim görmelerini istiyor, böylece aile içindeki görevlerini de daha iyi yerine getireceklerini savunuyordu.
"Sevgili kız kardeşim" başlıklı mektuplarının birinde "Bizim cinsimize neden zayıflık yakıştırılır" sorusuna cevap arıyordu. "Neden kadının meşru özgürlüğü elinden alınıp, Amerika'daki siyahlar ve beyazlar arasındaki ayrım gibi, erkek ve kadın cinsi arasında büyük bir ayrım süregelmiş, böylece kadın cinsi bütün yeteneklerinden mahrum kalarak eli kolu bağlanmış ve zavallı bir konuma itilmiştir?"
1879 yılında İstanbul’da dile getirilen bu sözlerin üzerinden 127 yıl geçmiş. Hala güncelliğini koruyan bu düşüncelerin yeniden gün yüzüne çıkmasının, ülkemizin tarihini anlamak, kadın mücadelesinin geçmişini anlamak bakımından önemli olduğunu düşünüyorum.
İkinci Ermeni kadın feminist Sırpuhi Düsap (1841–1901) bütün ömrünü İstanbul’da geçirmişti. Düsap varlıklı bir ailenin kızıydı. Kadının kurtuluşu sorununu, Ermeni edebiyatında ilk kez, 1880'den itibaren yayımladığı üç makaleyle gündeme getirdi. 1883'te ilk romanı Mayda yayımlandı. Bu romanla, kadının erkeğe olan ekonomik bağımlılığını irdeledi, bunun psikolojik ve toplumsal etkilerini ortaya çıkarıp çözüm üretmeye çalıştı.
Kimi erkek eleştirmenler bu romandan hoşlanmadılar. Ondan biraz daha genç olan ve 1943'te Sibirya'da sürgünde yaşamını yitiren Zabel Yesayan, Düsap'ı ziyaret etmiş ve onun söylediklerini şöyle aktarmıştı: "Bayan Düsap, edebiyat dünyasına atılmaya aday olduğumu duyduğunda, bu yolda kadınları defne yapraklı taçların değil, dikenlerin beklediği konusunda beni uyardı. Bizim gerçekliğimizde, bir kadının ortaya çıkıp kendisine bir yer edinmek istemesine tahammül edilmediğini, bunu aşabilmek için, vasatın çok üzerine çıkmak gerektiğini söyledi ve ekledi:
Bir erkek vasat bir yazar olabilir, ama bir kadın asla!.."
Asadur da 1863 yılında İstanbul’da doğmuş ve 1934 yılında İstanbul’da yaşamını yitirmişti. Bir kadın aktivistti. Ermeni kızlarının eğitimi için örgütler kurdu, öğretmenlik yaptı, kitaplar yazdı. Aynı zamanda şair ve öykücüydü.
1899 yılındaki bir yazısında şunları söylüyordu: "Bir şeyi anlamadan önce yargılamayı alışkanlık edinen toplumlar için yeni kadın, geleceği karanlık, doğru yoldan sapmış, asi, gözden düşmüş, birtakım hayali haklar peşinde koşup şan şöhretle kendine bir yer edinmeye çalışan kişidir doğanın kendisine bahşettiği haklara ve sorumluluklara layık olmadığından, onları inkâr edip erkek olmak isteyen biri! O, tek kelimeyle bir zevzek, aykırı bir mahluktur bu yüzden de saygın ailelerden dışlanır... "
Zabel Yesayan, 1878'de İstanbul’da doğmuş, 1943'te Sibirya'da meçhul bir yerde kaybolmuştur. Tehcirden kurtulmuş, Stalin'in zulmünden kaçamamıştır. Bir roman gibi geçen hayatı çarpıcı öykülerle doludur. Onun başına gelenlerin nedeni şöyle anlatılır kitapta: "...Döneminin alışıldık kalıplarının dışındaki bir yaşam biçimini seçmiş olması, ardında müthiş bir edebi miras bırakması ve birçok farklı alandaki toplumsal ve siyasi etkinliğidir."
Kitaptaki beşinci kadın Hayganuş Mark (1885–1966) Ermeni Kadın (Hay Gin) adlı dergiyi 1919'dan 1933 yılına kadar aralıksız yayımladı. Türkiye kadın hareketinin en uzun soluklu dergisini çıkarıp yönetti.
"Osmanlı’dan Türkiye’ye Beş Ermeni Feminist Yazar" önemli bir araştırma. Yakın tarihimizi bir başka boyuttan anlamak için dikkate değer bir çalışma…
Mangal Yürekli Beş Ermeni Feminist Kadın  Necla Bayraktar Mangal Yürekli Beş Ermeni Feminist Kadın Akşam Gazetesi 27.08.2006
Yazar: Necla Bayraktar
Başlık: Mangal Yürekli Beş Ermeni Feminist Kadın
Yayın: Akşam Gazetesi
Tarih:  27.08.2006

Şu anda ABD `de doktora çalışmalarına devam eden, Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü mezunu iki kadın akademisyen, Lerna Ekmekçioğlu ve Melissa Bilal Osmanlı döneminde diğer kadınlarla birlikte özgürleşme mücadelesi veren beş Ermeni feminist yazarın hayatını ve yazılarından bir kısmını `Bir Adalet Feryadı ` (Aras Yayınevi ) adlı kitapta bir araya getirdi. Beş Ermeni feminist kadının yaklaşık bir asır önce hem kendi cemaatleri içinde hem de birer Osmanlı aydını olarak tavizsiz tavırları, cesur ve ilerici yaklaşımları günümüz feminist hareketine örnek olacak nitelikte. Yazarlardan Melissa Bilal hem kitabın oluşum sürecini hem de kadının Ermeni cemaati içindeki tarihsel rolünü anlattı. Bu çalışmayı yapmaya nasıl karar verdiniz?
1998`de kurduğumuz bir kadın grubumuz vardı. Bazı etkinliklerde kitapçıklar hazırlamıştık. Daha sonra Hay Gin adlı Ermeni Kadın Platformu oluştu. Bu çalışmalara Lerna ile birlikte katılıyorduk. Daha üniversitede öğrenciyken hem Ermeni edebiyatında hem de Türkiye `de kadın hareketinde Ermeni kadının tarihine dair kaynak yoktu. Bu çalışmalar esnasında yurtdışında Ermeni kadınlarla ilgili çalışma yapan kişilerle de tanıştık ve yeni olan bu alanın verimli olduğunu düşündük. Lerna ile Sosyoloji `de okuyorduk, zaten akademik olarak ilgileniyorduk bu konuyla. Sonra oturup yarı akademik bir kitap hazırlamaya karar verdik. Ve zorlu yolculuk başladı...
Kitabı hazırlamanız uzun zaman aldı mı?
Evet. Bu kitabın içinde yayınlanan her bir parça çok değerli. Çünkü Türkiye `de kaynak yok. Olanlar da kişisel arşivlerde. O insanları bulmak, o arşivlerden bunların çıkması çok zordu. Birçok belgeyi şans eseri bulduk. Bazı belgelerin izini Fransa `da, Lübnan `da sürdük. Kaynakların büyük çoğunluğu yurtdışından, bir kısmı da İstanbul `daki okulların kütüphanelerinden çıktı. Neden bu beş kadın seçildi?
Kadın hakları mücadelesi içinde olan veya bu beş kadının kurdukları derneklerde aktif olarak çalışan, öğretmen olarak Anadolu `ya kız okullarında çalışmaya giden birçok kadın var. Bu beş kadının seçilmesinin sebebi bu kadınlar dernek kuran , lider, dönemin Ermeni aydınları arasında ismi olan insanlar. Biz İstanbul `da başlayan ve Anadolu `da etkisi büyük olan dernekleri ve kadınları ele aldık. Kitabın açıklamalar bölümünde diğer kadınların kısa hayat öykülerine yer verdik. Ayrıca tüm eserlerini bibliyografyaya ekledik. Türkiyeli okur için daha ilginç olacak, İstanbul `da doğmuş, büyümüş, faaliyet göstermiş kadınlara yer verdik. TALEPLERİ AYNI
Ermeni kadın hareketini Müslüman Türk kadınların hareketinden ayrı mı tutuyorsunuz?
Ermeni kadın hareketinin Osmanlı `dan koparılmasına karşı çıkıyoruz. Yurtdışında Ermeni kadınlarıyla ilgili yapılan çalışmalarda bu kadınları ya Ermeni edebiyatı ya da Ermeni milliyetçi hareketi içinde, daha çok Ermeni tarihine yedirilerek ele alıyorlar. Biz bu meseleyi Osmanlı tarihinin içine oturtmak ve `Ermeniler de vardı` demek istiyoruz. Fakat şöyle bir şey var, Osmanlı `nın yapısı gereği her millet kendi kompartımanında yaşıyor. Tek bir Osmanlı kadın hareketinden bahsetmek mümkün değil. O yüzden Ermeni kadınlar kendi cemaatinin kadınlarına, Rum kadınlar da kendi cemaatlerine seslendiler. Bu yüzden Ermeni kadın hareketi demek gerekiyor. Ama kesinlikle kopuk, izole bir hareket değildi. Aynı coğrafyada yaşıyorlardı. Onlar aynı zamanda birer Osmanlı aydınıydı. Kendi cemaatlerine karşı birtakım eleştirileri vardı. Ama bu kadınlar milliyetlerini aşarak diğer kadınlarla yan yana gelme ihtiyacı içindeydi. Müslüman kadınlarla Ermeni kadınların sıkıntıları farklı mıydı?
Ermeni kadınlar kendilerini ezilmiş bir halkın kadınları olarak görüyorlar. Ermeniler`in o dönem çektiği acılardan dolayı kadınlara yüklenen çok büyük bir misyon var. En büyük fark şu, cemaatte erkek yok. Erkekler öldüğü için kadınlar cemaati yeniden kurmak, yeniden üretmek için çalışıyorlar. Kadınlara biçilen roller var ve bu roller bugüne kadar geliyor. Osmanlı toplumunun sistemi gereği, gayrimüslim toplulukların yönetimleri kendilerine ait. Medeni yasası, eğitimi gibi. Mesela Türk kadını seçme seçilme hakkı için mücadele verirken Ermeni kadını kendi yönetimi içindeki hakkı için uğraşıyor. Ortak talepler neler?
Ermeni kadınlarının hem kendi cemaatlerinden hem Osmanlı olarak talepleri var. Bir de Ermeni kadınlar yazar olmaya Müslüman kadınlardan daha önce başlıyorlar, çünkü eğitim seferberliği başlamış. Dönemin Müslüman kadınları Ermeni kadınlarını model olarak alıyor. O zamanki kadınların eğitimli olması kadınların kurtuluşu anlamına gelmiyor. Öğretmen oluyorlar ama yine cemaat içinde annelik vazifelerini devam ettiriyorlar. Bugüne geldiğinizde çok değişiklik yok yani. Her iki grup da benzer taleplerde bulunuyor, temel olarak özgür aşk, görücü usulü evliliğe karşı çıkmak, eğitim, çalışma hakkı...
Hala aynı şeyleri talep ediyoruz yani? Çünkü kadınlar aynı şekilde eziliyor. Farklı olan şeyler de etnik kimlikten, siyasi yapıdan kaynaklanan birtakım farklılıklar. Ermeni kadınlar sürekli yetimhaneler kurmak, devamlılığı sağlamak zorunda kalıyorlar. Neler hissettiniz yazma sürecinde?
Çok heyecan vericiydi. Bir ara deli gibi okuyorduk ve okuduğumuz şeylere inanmakta zorluk çekiyorduk. Heyecanımız geçmedi ama ilk şokumuz geçti. Dine, hukuka karşı çıkıyor bu kadınlar. O dönemde yükselen, çok radikal talepleri olan bir Türk Müslüman kadın hareketi de vardı. Fakat bu Cumhuriyet ile birlikte söndü. Çünkü onlara `sen artık uğraşma, çünkü özgürsün, git evine otur ` denildi: `Seçme seçilme hakkını aldın yeter!` TEMSİL EDİLMİYORUZ
Ermeni kadınların yaşadığı sorunlar şimdi değişti mi?
O dönem bu kadınlar Fransızca bilen, eğitimli kadınlar. Ama her kesimden kadın için yazılar yazdılar. O zamanlar, daha çok aydın , daha çok yazan, felsefe yapan kadınlar var. Osmanlı `nın bir parçası olmuş kadınlar. Şimdi zaten cemaat azaldı, kadınlar da daha içe kapalı, sessiz.
Siyasi olumsuzluklar nedeniyle mi kadınlar içlerine kapandı?
Tabii, ondan kaynaklanan bir sessizlik, durgunluk, bir donukluk var. Biz kadın grubunu kurduğumuzda Türkiye `de on yıllar sonra örgütlü bir grup kalkıp Ermeniler`le ilgili birtakım laflar etmeye başladı. Aydınlarımız var ama bir grup olarak siyasetin içinde olan bir biz vardık. Ermeni kadınlarının sorunları nasıl çözülecek?
Ermeni kadınlarının dertleri Türkiyeli kadın hareketi içinde çözülecek. Ama bizim ayrıca sorunlarımız var. Cemaat içinde demokrasinin olmaması, kadınların temsil edilmemesi çok önemli. Bize hep şu söylenir: `Senin daha namuslu, daha terbiyeli, daha çalışkan olman gerekir, çünkü sen Ermenisin! Bu yüzden laf gelir.` Bu kadınların döneminde daha siyasi sorunlar vardı, belki daha büyük acılar vardı. Şu anda bizim üzerimizdeki en büyük baskı `Sen Ermenisin, daha daha olmasın` şeklinde aile baskısı. Bu tür sorunları diğer kadınlar da yaşıyor ama bizim bunu aşmamız daha zor. Çünkü eğer terbiyeli olmazsam ayrıca bir şeye daha ihanet etmiş olacağım ben! Ermeni genç kızlara anlatmamız gereken şu: Bunun Ermenilik `le hiç alakası yok! Bu büyük bir kandırmaca! Biz sorunumuzu cemaat içinde çözemeyiz, sorunlarımızın Türkiye `deki kadın hareketi içinde çözüleceğine inanıyoruz. İçe kapalı bir cemaatiz ama ufak bir aralık olsa insanlar dışarıya akacaklar. Çünkü kimse cemaat içinde kapalı kalmak istemiyor.
Zabel Yesayan
1878`de Üsküdar `da doğdu. İlk yazıları Dzağiğ (Çiçek) gazetesinde yayınlandı. 1895 yılında Paris `e gitti ve Sorbonne `da edebiyat ve felsefe derslerini takip etti; üniversiteye giden ilk Ermeni kadın oldu. Ressam Dikran Yesayan`la evlendi. İki çocuk annesi olan Yesayan 1902`de İstanbul `a döndü. Yazıları dönemin önemli gazetelerinde yayınlandı. Uzun yıllar Mısır , Beyrut ve Kafkasya `da Ermeni yetim ve göçmenleriyle ilgilendi. 1933 yılında Sovyet Ermenistanı`na yerleşti. 1837`de Stalin yönetimi tarafından tutuklanıp Sibirya `ya sürüldü. 1943`te orada öldü.
Hayganuş Mark
1885`te İstanbul Ayaspaşa `da doğdu. Bir Fransız rahibeler okulunda ve Esayan `da öğrenim gördü. Öğrencilik döneminde edebi çalışmalarına başladı. 1905-07 yıllarında eşiyle birlikte Dzağiğ gazetesinin yönetimini üstlenerek onu bir kadın gazetesine dönüştürdü. 1907`de İzmir `e yerleşerek iki gazete yayınladı. Önemli derneklerde önemli görevler üstlendi. 1919`da Hay Gin (Ermeni Kadını) adlı bir dergi çıkarmaya başladı. Bu dergide kadınların her türlü sorunlarına yer verdi. Dergi 1933 yılında kapanmak zorunda kaldı. 1966 yılında İstanbul `da öldü.
Sırpuhi Düsap
1841`de İstanbul Ortaköy `de doğdu. Kadınların eğitim hakkını savunan Nazlı Vahanyan`ın kızı olan Düsap 1869-70 yılında Fransız bestekar ve orkestra şefi Paul Dussap ile evlendi. Bu evlilikten Edgar ve Dolin adlı iki çocuğu oldu. 1879 yılında Okulsever Ermeni Kadınlar Cemiyeti başkanlığını üstlendi. 1883 yılında yayınladığı Mayda adlı romanı geleneksel aile yapısına zarar verdiği gerekçesiyle eleştirildi. Kızı Dorin`in ölümüyle yıkılan Sırpuhi Düsap evine kapandı ve 1901 yılında hayatını kaybetti.
Elbis Gesaratsyan
1830`da İstanbul Beşiktaş `ta doğan Elbis Gesaratsyan 1862-63`te ilk Ermenice kadın dergisi olan Gitar`ı çıkardı. Ermeni Kızlarına Davet sloganıyla çıkan dergi maddi imkansızlıklar nedeniyle ancak yedi sayı çıktı. Gesaratsyan dergide kadınların toplum hayatına karışmalarını, eğitim görmelerini savunan yazılar kaleme aldı. 1911 yılında İskenderiye `de bulunan Gesaratsyan`ın hayatını orada kaybettiği sanılıyor.
Sibil (Zabel Asadur)
1873`te Üsküdar `da doğdu. Arkadaşlarıyla birlikte Milletperver Ermeni Kadınlar Cemiyeti `ni kurdu. Ateşli bir kadın hakları savunucusuydu. İstanbul ve taşradaki Ermeni okullarında öğretmenlik yaptı. Masis , Vatan gibi dönemin önemli gazetelerinde şiir ve yazıları yayınlandı. Mutsuz bir evliliğin ardından Hrand Asadur `la evlendi. Eşi Asadur ile birlikte Ermenice ders kitapları hazırladı. Tankaran adlı kitabı halen İstanbul `daki Ermeni okullarında ders kitabı olarak okutuluyor. 1934 yılında hayatını kaybeden Sibil Şişli Ermeni Mezarlığı `na gömüldü.
Beş Ermeni Feminist Yazar Osmanlı’da<br>Kadının Sözcüsü Oldu  Vercihan Ziflioğlu Beş Ermeni Feminist Yazar Osmanlı’da
Kadının Sözcüsü Oldu
Referans Gazetesi 25.08.2006
Yazar: Vercihan Ziflioğlu
Başlık: Beş Ermeni Feminist Yazar Osmanlı’da
             Kadının Sözcüsü Oldu
Yayın: Referans Gazetesi
Tarih:  25.08.2006

1862–1933 yılları arasında yaşamış İstanbul doğumlu beş Ermeni feminist yazar, kadınların sözcüsü oldu. Kadın haklan savunucularının kitabı Aras Yayınları' ndan çıktı.

Gün geçmiyor ki basında kadına yönelik şiddete ilişkin bir haber yer almasın. Daha anne karnındayken sırf cinsiyeti yüzünden hayatına son verilen kız çocuklarından tutun da töre cinayetlerine kadar tüm dünyada on binlerce kadın sesini duyurmaya bile fırsat bulamadan son yolculuklarına uğurlanıyor. Kadınların hayatları hakkında son kararı "erkekler" veriyorlar. Kadın “namus” oluyor, kadın “korunmaya muhtaç bir yaratık", kadın "doğrulmaması gereken varlık", kadın "miras hakkı olma yan", kadın "recm cezasına çarptırılarak taşlanan”. Bu nedenlerle ki kadın toplum içerisindeki yerini sorgulamaya başladı. İşte bu sorgulamalar “Feminizm” kavramının doğumuna zemin hazırladı…
Aras Yayınları'ndan çıkan "Bir Adalet Feryadı: Osmanlı'dan Türkiye'ye Beş Ermeni Feminist Yazar" kitabında, 180ü'lü yıllarda yaşamış olan bu kadınların Osmanlı İmparatorluğu'nda o günün Türk aydınları ile birlikte seslerini duyurmayı başarmaları ve kadın haklarının ateşli savunucuları olmalarının serüvenini anlatıyor.
Kitabın Türkçe yayımlanması önemli
Kitabı yayıma hazırlayan ve bunun için üç senelik yoğun bir çalışma süreci geçiren Melisa Bilal ve Lerna Ekmekçioğlu ile kitap üzerine konuştuk. Şu noktanın altını özellikle çizmekte fayda var ki bu beş yazar her ne kadar Ermeni toplumuna ait aydınlar olsalar da yaşadıkları dönemde
Osmanlı-Müslüman kadınlarıyla da ortak çalışmalar yürütüp Ermeni kimliklerinin ötesinde, sadece "kadın" kimlikleriyle ön plana çıkmışlar. Melisa Bilal ve Lerna Ekmekçioğlu, Osmanlı Ermeni kadınıyla ilgili kaynakların yetersizliğinden yola çıkarak bu kitabı hazırlamaya karar vermiş. Var olmasına karşın çeşitli nedenlerle İstanbul'daki kimi kaynakların kullanımı için izin alamayan ikili, yılmadan yollarına devam etmişler. Öğrenci harçlıklarıyla Türkiye (kişisel arşivler, Ermeni Öğretmenler Derneği) Lübnan, Ermenistan, Amerika ve Budapeşte'de akademisyenlerle internet ve telefon aracılığıyla bağlantı kurarak, kimi zaman bir araya gelerek bu çalışmanın sonuçlanmasını sağlamışlar. Bu kitabın Türkçe olarak yayımlanmasının kendileri için önemine değinen Melisa Bilal, bu kadınların Ermeni toplumuna ait yazarlar olmaktan öte, Osmanlı kadınının sesi olduğunu ve bu beş yazarın da İstanbul'da doğan aydınlar olduğunu belirtiyor.
Melisa Bilal, aynı coğrafyayı paylaştığımız bu topraklarda bu beş öncü feminist kadın yazarı Türk aydınına tanıtına misyonunu üstlenmenin keyfini yaşadıklarına değiniyor. Lerna Ekmekçioğlu, konunun bir diğer boyutuna işaret ederek düşüncelerini şu sözlerle dile getiriyor: “Kadınların görünür kılınma davası var, azınlıkların da aynı şekilde. Azınlık-kadın olanlar en görünmeyenler. Hem şimdi hem geçmişte bir kadın olarak gösterdikleri çabayı dile getirmek istedik."
Ermeni Kadın Tarihi ile ilgili dokümanların yok denecek kadar az olduğunu belirten Melisa, bu kaynakların da İngilizce olduğunu belirtiyor. Sınırlı sayıdaki bu kaynakların da gereken ihtiyaca yanıt vermediğini belirten Melisa Bilal "Umarım bizim yaptığımız bu çalışma bir basamak ve araştırmacılar için başvuru kaynağı olur" diyor. Melisa Bilal ve Lerna Ekmekçioğlu zorlu geçen üç sene sonucunda hazırladıkları kitap için "Bu kadınlar 100 yıl önce bunları söyleyebilmişlerse biz bugün daha neler yapabiliriz, yakınmamalıyız ve sesimizi duyurmayı bilmeli ve haklarımızın arkasında sonuna kadar durmayı bilmeliyiz" diyor. Bilal, derlemede beş yazarın edebi eserlerini değil de siyasi ve kadın haklarıyla ilgili yazılarını kitaba dâhil ettiklerini belirtiyor.
Azınlık olarak değerlendirilmemeliler
Lerna Ekmekçioğlu şu noktanın altını özellikle çiziyor: "Müslüman kadınlar yeri geldiğinde aynı paydada birleşmişler, dayanışma yapmışlar. Hayganuş Mark'ın Hay Gin (Ermeni Kadın) dergisinde editoryal yazısını kitaba aldık. 'Türk kadınının rolü' adında. Orada Türk kadınlarının oy hakkını almalarıyla ilgili görüşleri var yazarın."
Araştırmacılarımız Rum, Ermeni, Çerkez bu topraklarda doğan herkesin bu toprağın öz evladı olduğunu ve onların Türk kimliklerinin göz ardı edilip azınlık kavramı içerisinde sıkıştırılmamaları gerektiğini dile getiriyor. "Kitabın sonuna eklenen ve çeşitli kişi, kurum ve kavramlarla ikili detay ve açıklamalar bölümü okurun ilgili metinlere ve döneme daha kolay nüfuz etmesini sağlarken hazırlanan seçilmiş kaynakça daha derinlemesine okumalar için yol gösteriyor" diyor Lerna ve Melisa. Beş Ermeni feminist yazarın ve çağdaşlarının fotoğraflarından oluşturulan fotoğraf albümü ise kitabı görsel açıdan zengin bir kaynak haline getiriyor.
Kitapta da yer alan Hayganuş Mark'ın sözleri durumu özetliyor aslında: "Bir kadın olarak yüklendiğim sorumlulukların altında ezilirken bunun karşılığında bana verilen haklar yok denecek kadar azdı. Feminizmin 'bir adalet feryadı' olduğuna iyiden iyiye inanmıştım."
Bir Adalet Feryadı  Çiğdem Mater Bir Adalet Feryadı BİA Haber Merkezi 19.08.2006
Yazar: Çiğdem Mater
Başlık: Bir Adalet Feryadı
Yayın: BİA Haber Merkezi
Tarih:  19.08.2006

Türkiye'de son bir iki yıldır feminizmin sadece 1970'lerden sonra keşfedilen bir şey olmadığını, hatta cumhuriyet öncesinde bile bu konuda yazıp çizenler olduğunu anlatan, açıkları kapatan değerli kitaplar yayınlanıyor.
Geçtiğimiz hafta piyasaya çıkan "Bir Adalet Feryadı Osmanlı'dan Türkiye'ye beş Ermeni Feminist Yazar, 1862-1933" de bu kitaplardan biri.
İstanbul'da son zamanlarda Ermeni kadınlarla ilgili çalışmalar yapan bir grup genç kadın olduğunu biliyordum. Ancak bu çalışmaların hiç bilmediğim bir alanda yapılacak ciddi bir derlemeyle devam edeceğini, ciddi bir akademik kaynak haline gelebileceğini bilmiyordum. İşte biraz da bundan "Bir Adalet Feryadı" beni çok heyecanlandırdı.
Kitap geçtiğimiz sene gerçekleştirilen Osmanlı Ermenileri Konferansı'nda köksüzlük üzerine su gibi bir sunuş yapan sosyolog Melissa Bilal ve Boğaziçi Üniversitesi'nden yine sosyolog Lerna Ekmekçioğlu'nun ortak derlemesi.
Metinlerin orijinal dillerinden Zülal Kılıç, Satenik Alanyan, Anjel Selver Çekem, Takuhi Yovmasyan, Melissa Bilal, Maral Aktokmakyan, Payline Tovmasyan, Talal Şilelyan ve Sirpuhi Bilal tarafından Türkçeleştirilen kitap, Osmanlı'nın son dönemlerinden Cumhuriyetin ilk on yılına kadar ki dönemde feminist eserler vermiş beş Ermeni kadın yazarın yazdıkları ve hayatları üzerine olağanüstü titiz ve değerli bir çalışma.
Kamusal alan, eğitim, eşitlik, beklentiler aynı...
Kitap 1830'da İstanbul Beşiktaş'ta doğan, 1862-1863'te ilk Ermenice kadın dergisi olan Gitar'ı yayınlayan, ve İskenderiye'de hayatını kaybeden Elbis Gesaratsyan ile başlıyor. Kadınların toplum hayatına karışmalarını, eğitim görmelerini savunan yazılar kaleme alan Gesaratsyan'ın aile hayatıyla ile ilgili görüşlerine katılmasam da, aradan geçen 100 küsur yıllık zamanda kadınların toplumsal hayatlarına dair gelişmelerin çok da Gaseratsyan'ın ve elbette bizim istediğimiz kadar olmaması insanın canını sıkıyor elbette. Hani bundan yüzyıl önce de aynı fikirde olan kadınlar olması sevindirici, ancak yüzyılda alınan arpa boyu kadar yol üzücü...
Kitabın ikinci ismi 1841'de doğan Sırpuhi Düsap. Fukaraperver Kadınlar Cemiyeti'nin kurucularından olan Düsap 1883'te yayınlanan ilk romanı Mayda'nın aile kurumuna zarar verdiği gerekçesiyle erkek entelektüellerden aldığı tepkilere rağmen daha sonraki iki romanı "Siranuş" ve "Araksiya ya da Mürebbiye" de de kadınların kurtuluşuna dair temaları işlemeyi sürdürmüş. Ben nedense Düsap'ın aldığı tepkileri yakın zamanda kaybettiğimiz kıymetli yazar Duygu Asena'nın "Kadının Adı Yok" kitabıyla birlikte yaşadıklarına benzettim...
1873'te doğan Sibil kitabın üçüncü kadını. Milletperver Ermeni Kadınlar Cemiyeti kurucularından olan Siil ateşli bir kadın hakları ve kadın eğitimi savunucusuymuş. Çalıkuşu gibi taşra okullarında da öğretmenlik yapan Sibil'in eşi Hrand Asadur birlikte hazırladığı Ermenice ders kitaplarından Tankaran (Hazine) günümüzde de İstanbul Ermeni okullarında edebiyat ders kitabı olarak okutulmaya devam ediyor. Sibil'in en önemli eseri ise 1891'de yayınlanan "Bir Kızın Kalbi" adındaki kitabı. Romanlarında evlilik, aşk, kadınların kamusal alana girmesi ile ilgili önemli tahliller yapan Sibil 1934'te İstanbul'da hayatını kaybetmiş.
Geçen yıl Osmanlı Ermenileri Konferansı'nda Elif Şafak'ın hayatına dair şahane bir sunum yaptığı Zabel Yesayan ise kitabın dördüncü ismi. Sorbonne üniversitesinde edebiyat ve felsefe derslerini takip eden, böylelikle üniversiteye giden ilk Ermeni kadın olan Yaseyan savaş ve şiddet karşıtı söylemleriyle dikkat çekmiş. 1914'te güç koşullar altında yurtdışına çıkmayı başaran Yesayan 1933'ten sonra Sovyet Ermenistan'ına yerleşmiş, 1937'de Stalin kovuşturmaları sırasında tutuklanıp Sibirya'ya sürülmüş, 1942 ya da 1943'te bilinmeyen koşullar altında Sibirya'da hayatını kaybetmiş.
Feminizmi var eden kadınlar, makyaj, abartılı kıyafetler
Kitabın son ismi ise Türkiye kadın hareketinin en uzun soluklu kadın dergisi Hay Gin'i (Ermeni Kadını) yayınlayan Hayganuş Mark. Feminizmin bir adalet feryadı olduğunu söyleyen ve kendisini ilk feminist aktivist Ermeni kadını olarak tanımlayan Mark 1926'da Hay Gin'de yazdığı Feminizm başlıklı makalesine şöyle başlıyor:
"Kadınlar itirazlarını yükseltmek için her adım attığında, hemen umulmadık bir köşeden kocaman bir taş fırlatılır feminizme. Günün cart renkleri, berbat kıyafetler, çıplaklık, bayağılık kokan tavırlar, hayasızca abartılan makyaj... Feminizmi var eden kadınların böyle şeyler yaptıkları vaki mi?"
Bir Adalet Feryadı" benim için bu yazın cidden keyifli okumalarından biri oldu. Utanarak söylemeliyim ki ne yazık ki varlıklarından bile haberdar olmadığım kadınların, kız kardeşlerimizin bundan 100 yıl önce şimdi söylediklerimize benzer şeyleri zaten söylemiş olduklarını görmek, hem rahatlatıcı, hem de ilerlemedeki yavaşlık nedeniyle üzücü.
Mücadele eden kadınlardan bazıları Ermeni'ydi..."
Kitabın sunuşunda haklı olarak bugüne kadar çok da varlıkları bilinmeyen bu kadınlarla ilgili sitemkar bir duruş sergileyen Melissa Bilal ve Lerna Ekmekçioğlu şöyle diyorlar: "Osmanlı kadınlarının aile, eğitim, çalışma ve siyaset alanlarındaki özgürleşme mücadelesi 19.yüzyıl ortalarından itibaren başladı. Bu mücadeleyi veren kadınlardan bazıları Ermeniydi..."
Şimdi biz, o Ermeni kadınların hikayelerini bundan yıllar sonra tıpkı onlar gibi anılacak genç kadınlardan öğrendik, ben kendi adıma teşekkür ediyorum. Ancak şunu da eklemeleyim ki, biz Osmanlı dönemindeki öncü kız kardeşlerimizi öğrenmeye de zaten daha yeni başladık... Nezihe Muhiddin ile Hayganuş Mark'ı aynı dönemde öğreniyoruz. Ondadır ki aslında bu yüzyıllık süreçte sadece Ermeni kadınları değil, bütün kadınlar yok sayıldı, bunu anımsamak lazım...
Bir Zamanlar Feminizm...  Sennur Sezer Bir Zamanlar Feminizm... Evrensel Gazetesi 19.08.2006
Yazar: Sennur Sezer
Başlık: Bir Zamanlar Feminizm...
Yayın: Evrensel Gazetesi
Tarih:  19.08.2006

Kadın haklarının, toplumsal ve sınıfsal haklardan ayrışarak, yalnızca cinsel kimlikle ifadesi, tarihin belirli bir dönemecinde kadın hakları savaşçıları ile işçi sınıfı savaşçılarının yollarını ayırmıştır. Avrupa’da. Bu yol ayrımının hâlâ sürdüğü de bütünüyle söylenemez. Kadın hakları savunucularının ya da feministlerin ideolojilere göre örgütlenip etkinlik gösterdikleri, yalnız kendi ülkelerinde değil, kendi ideallerine uygun başka ülkelerde de etkinlik gösterdikleri, sağır sultan dışında herkesçe biliniyor. Örneğin Belçika’da Amazone adlı bir feminist örgüt, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki kadınların din ve geleneklerle ilişki ve çelişkilerini irdeliyor. Toplantılardan biri de Türkiye’de yapıldı.
Bu topraklardaki kadın hakları savaşımının tarihinin bütününü yeni yeni öğrendiğimiz söylenebilir. Genç bilim kadınları Osmanlı döneminde hak arama ve kadınları aydınlatma ile uğraşan örgüt, kurum ve kuruluşların bilgilerini kütüphane kazılarıyla ulaştırıyorlar bize. Bu konuda daha çok Müslüman kadınların kurumlarının sözü ediliyor elbet. Bugünlerde yayımlanan bir kitap “Bir Adalet Feryadı”, Osmanlı topraklarında birlikte yaşayan halkların kadınlarının yazgısının birbirinden pek farklı olmadığını kanıtladı. Görücülükle evlenme, evlendikten sonra ilk çocuğu olana kadar kaynana ve kayınvalideyle konuşamama (gelinlik etmek / munç bahel), istemediği birine verilme bu kitaptan anlaşıldığına göre yalnızca Müslüman kadınların yazgısı değilmiş. Çünkü, ”Bir Adalet Feryadı” “Osmanlı’dan Türkiye’ye Beş Ermeni Feminist Yazar”la ilgili.
Kitabı derleyen Lerna Ekmekçioğlu ve Melissa Bilal, “Feminizmin Ermenicesi” başlıklı sunuşta kitabı özetle şöyle tanıtıyorlar: “Osmanlı kadınlarının, aile eğitim, çalışma ve siyaset alanlarındaki özgürleşme mücadelesi 19. Yüzyıl ortalarından itibaren başladı. Bu mücadeleyi veren kadınlardan bazıları Ermeniydi... Bu Ermeni feministler nasıl bir dünya tahayyül ediyorlardı; onlar için eşitlik ve özgürlük ne ifade ediyordu; hangi yollarla elde edilecekti? Bu kitap İstanbul’da doğan ve etkileri Anadolu, Balkanlar, Ortadoğu ve Kafkasya coğrafyasına yayılan Ermeni kadın hareketinin beş öncü aktivist yazarının (Elbis Gesaratsyan,Sırpuhi Düsap, Zabel Asadur (Sibil), Zabel Yesayan, Hayganuş Mark) hayat hikayeleri, faaliyetleri ve yazdıklarına odaklanarak, bu ve benzeri sorulara yanıt bulma yolunda bir girişimdir.”
Bu girişim bu beş kadınla birlikte, onların siyasi duruşlarını, bu siyasal tavırların dönemin Osmanlıcılık, Milliyetçilik ve Sosyalizm gibi toplumsal projeleriyle ilişkilerini de aydınlatacak belgeleri gün yüzüne çıkarmayı deniyor. Kitabın çevirileri bir elbirliği/güç birliği örneği: Zülal Kılıç, Satenik Alanyan, Anjel Selver Çekem, Takuhi Tovmasyan, Melissa Bilal,Maral Aktokmakyan, Payline Tovmasyan, Talar Şilelyan, Sırpuhi Bilal... Albüm ve kaynakça titizlikle hazırlanmış. Başka titiz bir çalışma sonucu da Dizin. İşçi sınıfı tarihimize, kadın emekçiler açısından baktığımızda İslam ve Hıristiyan kadınların sınıf kardeşliğiyle, ortak direniş ve eylemlerle karşılaşıyoruz. Bu tür çalışmaların emek tarihine de yönelmesini diliyorum. Halk şarkılarında sevdiğine verilmediği için ağlayan: “Beni sevdiğime verseydiniz, onunla kümeste bile mutlu olurdum” diyen Ermeni gelinle, “Yiğidim yiğit olsun, konağım çalı dibi” diyen Türk gelinin ortak emek macerası da dinlenilmeye değer.
Ermeni ve Kadın Olmak  Anita Kazeroğlu Ermeni ve Kadın Olmak Agos Gazetesi 18.08.2006
Yazar: Anita Kazeroğlu
Başlık: Ermeni ve Kadın Olmak
Yayın: Agos Gazetesi
Tarih:  18.08.2006

Kadınların "kadınlara dair" sorunlarını dile getirmesi ve bu yöndeki talepleri hep bir heves, bazen de yardım kuruluşlarında geçirilecek olan zamana alternatif yeni bir ilgi alanı olarak algılanır genellikle. Dolayısıyla da günümüzde kadınlarla ilgili çalışmalar belli bir mesafe katetse de, süren ayrımcı ve cinsiyetçi politikaların kadın çalışmalarını yeterli oranda etkin hale dönüştürdüğü söylenemez.
Aras Yayınları'ndan Çıkan "Bir Adalet Feryadı" isimli kitap, 19. yüzyılın sonuyla 20. yüzyılın başında yaşamış beş Ermeni Feminist kadının, o dönemde aldıkları yoğun tepkilere rağmen büyük bir cesaretle seslerini yükselterek, kadın haklarıyla ilgili taleplerini gündeme getirdiklerini belgeliyor.
Önemli bir proje geliştirerek, bu öncü kadınların hayatlarını ve eserlerini okurla buluşturmak üzere "Bir Adalet Feryadı"nı yayına hazırlayan Lema Ekmekçioğlu ve MeIisa Bilal'!e gerçekleştirdiğim röportaj öncesi kitaba göz gezdirdiğimde, dönemine göre oldukça ilerici ve ciddi politik söylemleri olan bu beş kadının trajik yaşam öykülerinden son derece etkilendim. Yüzyıl öncesi var olan sorunların günümüzde de güncelliğni yitirmemiş olması, gerçekten düşündürücüydü. Başarılı genç akademisyenlerimizden Lema Ekmekçioğlu ve Melisa Bilal, yönelttğim soruları samimiyetle cevapladılar.
Bize kendinizi tanıtır mısınız?
L. Ekmekçioğlu- Istanbul doğumluyum. Getronagan Ermeni Lisesi'ni ve Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nü bitirdim. Halen New York Üniversitesi Ortadoğu Islam Çalışinaları ve Tarih bölümlerinde doktora adayıyım.
M Bilal- Lema ile aynı lise ve aynı üniversite bölümünden mezunuz. Yüksek lisans tezim ise "Kayıp Ninni Ve Türkiye'de Ermeni Olmakla llgili Diğer Hikayeler" başlığını taşıyordu. Ben farklı bir alanda doktora öğrencisiyim, Chicago Üniversitesi Müzik Bölümü Etnomüzikoloji Programı'nda çalışmalarımı sürdürüyorum.
Kadın sorunlarını ele almaya nasıl karar verdiniz? Beş Ermeni Feminist'e ve eserlerine ulaşma serüveninizi anlatır mısınız?
L. Ekmekçioğlu- Üniversitede Folklor kulübünde faaliyet yürütüyordurn. Folklor Kulubü' ndeki kadın arkadaşlar Feminist Kadın Çevresi'ndendi (FKÇ) ve ben de bu çevre ile tanışmış oldum. 1998 yılında 4 Ermeni kız arkadaş bir araya geldik, ben, Melisa, Neda Bebüroğlu ve Delal Dink. Liseden gelen arkadaşlığımız ve aynı üniversitede öğrenci olmamız farklı bölümlerde de olsak bizi bir araya getirdi. Cemaatte kadınlarımızın durumunu incelemeye başladık. Bu da bizi beş Ermeni feministe götürdü. 1999 yılında "Dünden Bugüne Ermeni Kadını" başlıklı bir sergi ve panel düzenledik. Etkinik ses getirdi. Çalışmaları yaparken kendimize bir türlü isim bulamamıştık, gün geçtikçe sayımız artıyordu. Daha sonra Hay Gin de bize katılınca herkes bizi bu isimle tanımaya başladı. Şunu özellikle belirtelim; biz Hay Gin üyesi değiliz. Araştırmalar sırasında bu kadınlara ulaştık. Sadece feminist olarak ele almak haksızlık olurdu bu kadınları… Ne yazık ki onların geride bıraktıkları edebi eserlerden bi haberdiik. Mesela Hayganuş Mark, 13 yıl aralıksız iki haftada bir yayınlanan Hay Gin kadın dergisini tek başına çıkartmıştır.
M. Bilal- Bu kadınlar Osmanlı'nın 19.yüzyıl ortalarından itibaren birçok alandaki özgürleşme mücadelesinde, aydın kimliği ile ön plana çıkıyor. Osmanlıcılık, milliyetçilik ve sosyalizm gibi toplumsal projelerle yakından ilişkililer. Elbis Gesaratsyan, Sırpuhi Düsap, Zabel Asadur (Sibil), Zabel Yesayan ve Hayganuş Mark'ın hayat hikayeleri, faaliyetleri ve yazdıkIarına odaklanarak, pek çok soruya yanıt bulabilirsiniz. Gesaratsyan, Düsap, Asadur, Yesayan ve Mark' ın Ermeni ve kadın kimlikleri üzerinden geliştirdikleri siyasi duruşları, bu duruşların ve ilişkilendikleri siyasi durumların çözümlenmesine olanak sağlayacak kaynakların su yüzüne çıkarılmasıdır bir bakıma bu çalışma. Metinlere bu sebeple edebi kimliklerinden ziyade, kadınlık davasına dair siyasi söylemlerini ve duruşlarını yansıtan yazılar dahil edildi. Kadınlardan tek tek bahsedecek olursak Elbis Gesaratsyan 1862' de ilk Ermenice kadın dergisi olan Gitar'ı yayımladı. Türkiye’deki ilk kadın gazeteci olarak kabul edilir. Yazılarında, kadınların özgürleşmesi gerektiğini savundu, cinsler arasındaki eşitsizliğin nedenlerini araştırdı. Ayrıca bu kadınlar yazılı eserler verse bile birçok kadın dernekleri kurdu ya da derneklere üye oldu. Gesaratsyan da kitabının gelirini bu derneklerden birine bağışlamıştı.
O dönemde çok tepki almışlar mı?
M. Bilal- Sırpuhi Düsap daha çok romanlarında aşk, evlilik, yenilikçi fikirlerin kadınlar üzerindeki toplumsal baskılarını dillendirmiştir. Dolayısıyla da romanları geleneksel aile kurumuna zarar verdiği gerekçesiyle çok tepki görmüştür. İlk romanı "Mayda" ile büyük başarı sağlamış ancak kızını kaybetmesiyle hayata küsmüştür Düsap. Fakat yine de dönemin edebiyatçıları ile evinde gerçekleştirdiği salon toplantılarından vazgeçmemiştir. Zabel Asadur (Sibil) ise da ha özel bir yerde öğrtetmen olduğu için, kız çocuklarının eğitimiyle uğraşmış, henüz on yedi yaşında kurduğu kadın örgütüyle taşradaki kız çocuklarının eğitim görmesi için çaba harcamış ve kadınlar arasında örgütlü dayanışmayı savunmuştur. Sibil, döneminde ekoldü. Birçok öğrencisi ünlü birer sanatçı olmuştur. Eşi ile birlikte Ermenice ders kitapları hazırlamıştır. Bu kitaplardan, Tankaran (Hazine) adını taşıyan edebiyat derlemesi, günümüzde İsranbul' daki Ermeni okullarında edebiyat ders kitabı olarak kullanılıyor. Zabel Yesayan'ın, diğerlerinden farklı olarak siyasi bir tavrı da vardı. Savaş karşıtı duruşuyla dönemin aydınları arasında özgün bir yer edinmişti. Üniversiteye giden ilk Ermeni kadınıydı. Adana'da yaşanan katliamın sonuçlarını bir kitapta topladı. Eserlerinde savaş karşıtı bir söylem geliştirdi.1918'den sonra uzun yıllar Ermeni yetimleri ve göçmenleriyle ilgili yardım Faaliyetlerini örgütledi.1937' de Stalin kovuşturmaları sırasında tutuklanıp Sibirya'ya sürüldü.1942-1943'te orada, tam olarak bilinmeyen koşullar altında öldü.
Soracağım birçok soruyu cevaplamış oldun Melisa, peki bu kadınların edebi eserlerini Türkçeye çevirmeyi düşünüyor musunuz?
L. Ekmekçioğlu- M. Bilal- Çok isterdik ama Ermenice’ den çeviri çok zor. Bu kitabın çevrilip hazırlanması 2 yıl sürdü. Çeviriler için birçok arkadaşımız gönüllü destek sundu. Onlara sizin aracılığınızla reşekkür etmek istiyoruz. Kitapta annelerimize de teşekkür etmeyi unutmuşuz... Sonsuz desrekledikleri için, Röne Ekmekçioğlu ve Slrpuhi Bilal'e çok teşekkür ederiz. Konumuza dönecek olursak, beş kadına ait eserlerin Türkçeye çevrilip tanıtılması projesini, yayınevlerinin ciddiye almalarını isteriz.
Günümüz Ermeni toplumunda kadınlarla ilgili düşüncelerini ve düşündürdükleri nelerdir?
Toplumumuzda, kadınlarımıza burjuva kültürünün etkisiyle belirli roller biçilmiş olduğundan farklı davranan dışlanıyor. Kadınların kadın kollarında faaliyet yürütmesi, yardım kuruluşlarında aktif olmaları bekleniyor. Yönetim ve karar mekanizmalarında yoklar. Kilise yönetimlerinde kadın "tağagan"lar yok. Kadınlarımız ancak fakirlere yardım kollarında faaliyet gösteriyorlar. Düzenlediğimiz panelde bu konuların üzerine gittik. İlk önce tepkiler aldık, ama şu anda birçok kilisede kadın yöneticiler olduğunu görüyoruz. Kadınlar talepleri ile gerçek birer yönetici olarak bulundukları yerde kendilerini ispatladılar. Bu hiç de kolay olmadı. Bu beş kadının edebi eserlerinin ders aralarında okutulması konusunda öğretmenlerimize ısrar ettik, birkaçı bu eserlere yer veriyor. Bunlar çok küçük adımlar ama gene de geri dönüşüm için umut vaat ediyor.
Bu kadınların etkilendikleri yabana akımIar var mı, diğer uluslardan kadınlarla ilişkileri ne düzeyde?
L. Ekmekçioğlu-M Bilal- Batı'ya yönelmiş olan pek çok Ermeni aydını gibi bu kadınlar da Fransızca biliyordu; dolayısıyla Fransız feminist literatürünü yakından takip ediyorlardı. Aynı zamanda birer "Osmanlı" aydını olan bu kadınlar, Osmanlı toplumunun Ermeni olmayan aydınlarıyla da zaman zaman ilişki kuruyorlardı. Bu bağlamda, Ermeni kadınların feminizm anlayışının pek çok farklı kaynaktan beslendiği söylenebilir.
Neden bu beş ermeni feminist kadın?
L. Ekmekçioğlu-M. Bilal- Seçilen metinlerde de görüleceği gibi, bu kadınların cinsler arası güç eşitsizliğini çözümlemede kullandıkları kavramsal araçlar ve çözüm önerileri, dünyada yükselmekte olan “Birinci Dalga Feminist Hareket”in kuramsal çevresiyle paralellik gösterir. Derlemede özellikle bu beş kadına yer verilmesinin en önemli nedeni, Osmanlı Ermeni toplumunda kadın haklarıyla ilgili talepleri gündeme getirip, bu hakların elde edilmesi için cemiyetler, dergiler gazeteler kuran, romanlar, öyküler, oyunlar, şiirler yazan öncü kişiler olmalarıdır.
Zamanına göre öncü ve politik kimlikler taşıyan bu beş feminist kadını gün ışığına çıkaran Lerna ve Meisa'ya çok teşekkür ediyoruz. Yaşamlarını kadın hakları mücadelesiyle geçiren bu öncü kadınların deneyimlerini hayatlarımıza aktarmak, ya da yaşamlarımızı bize biçilen kadın rolleriyle sürdürmek… Hayatlarımıza ve kimliğimize sahip çıkalım. Burada Duygu Asena'yı anımsamamak mümkün değil: "Ozgürsünüz… gücünüzü bilin"
Beş Kadının Kalbi Bir Kitapta Birleşti  Jiyan Akbay Beş Kadının Kalbi Bir Kitapta Birleşti Gündem Gazetesi 13.08.2006
Yazar: Jiyan Akbay
Başlık: Beş Kadının Kalbi Bir Kitapta Birleşti
Yayın: Gündem Gazetesi
Tarih:  13.08.2006

İstanbul'da doğan, yaptıklarıyla Anadolu, Balkanlar, Ortadoğu ve Kafkasya coğrafyasını etkileyen beş Ermeni kadının yazınları, mücadeleleri, hayat hikayeleri ve kadın cinsi adına yaptıkları örgütlenmeleri, Aras Yayıncılık tarafından derlenerek 'Bir Adalet Feryadı' adıyla yayımlandı. Osmanlı ve Türkiye dönemlerinde yaşayan beş farklı kadının, Osmanlıcılık, milliyetçilik ve sosyalizm gibi ana akımlarından etkilenmelerini inceleyen kitap, mücadele farklılıklarını gözetmeksizin kadın cinsinin erkek cinsine karşı aciz durumda olduğunu vurgulayan Elbis Gesarastyan, Sırpuhi Düsap, Zabel Asadur, Zabel Yesayan, Hayganuş Mark'ın portrelerini çiziyor. Yaşadıkları dönemde kadın haklarıyla ilgili talepleri gündeme getirip bu hakların elde edilmesi için dernekler kuran, dergiler, gazeteler çıkaran, romanlar, öyküler, oyunlar, şiirler yazan beş azınlık kadının azınlık kalmış hikayeleri kronolojik bir sırada ele alınıyor. Ermeni kadınlarının seslerinin duyulması, 1930-1911 yılları arasında yaşamış Elbis Gesaratsyan'ın öncülüğünde çıkan Gitar dergisi ile başlar. Yazılarında cinsler arasındaki eşitsizliği çözümlemek için tahlillerde bulunan Gastaratsyan'ın öne sürdüğü toplumun ilerlemesi için kadının özgürleşmesi' fikri, geniş olarak ele alınmış. Gastaratsyan'ın mektuplarının derlenerek oluşturulduğu metinlerle anlatılmak istenen, Osmanlı'da birinci dalga feminizm etkilerinin belirmesi, kadın cinsinin yeteneklerinin irdelenmesi olarak ortaya çıkıyor. Kitap, yaşamı hakkında net bilgilere sahip olunmayan Gesaratsyan'ın 'Ermeni Kızlarına Davet' sloganına denk düşen yazı ve mektuplara yer veriyor. Kalemin başkaldırışı Ermeni kadınlar 19. ve 20. yüzyıl başlarında kalemi ellerine alıp yazmaya başladıklarında, kadın yazarlar için hangi konunun uygun olacağını belirlemek üzere kendilerine diğer kadınları örnek almışlardı. Bir kadının yayımladığı yapıtlarda düşüncelerini, duygularını kamuoyuna açıklaması, toplumda kabul gören kadınlık ve edep fikirlerine tehdit oluşturuyordu. Ermeni çevrelerinde de kadınların yazması ahlaksızlık damgasını beraberinde getiriyordu. Böyle bir dönemde kalemi eline alıp, düşüncelerini yazmaya başlayan bir başka Ermeni kadın ise Sırpuhi Düsap... Romanlarında aşk, evlilik ve aile ile ilgili yenilikçi fikirler ve kadınlar üzerindeki toplumsal baskıyı dillendiren Düsap'ın yazılarının derlendiği kitapta, yazdığı yazılarla geleneksel aile yapısına zarar verdiği düşünülen Düsap'ın feminist düşüncelerine de yer verilmiş. Kadınların çalışmaması hakkında düşüncelerinin, kadın namusu üzerine yorumlarının yer aldığı bölümde en dikkat çekici noktayı Düsap'ın kadın cinselliği üzerine yazdığı yazılar ve kadınlara bulundukları durumdan kurtarabilmeleri için kullandığı ajitatif bir dil oluşturuyor. 'Sorunun çözümü eğitim' Kitapta yer verilen bir diğer isim Zabel Asadur on yedi yaşındayken kurduğu kadın örgütüyle taşradaki kız çocuklarının eğitilmesi için mücadele eden, öğretmen, şair, yazar ve politik bir kadın. Kadınlar arasındaki örgütlü dayanışmayı savunan ve örgütlülük bilincinin oluşması için gerekli olanın eğitim olduğunu düşünen Asadur'un, Milletperver Kadınlar Cemiyeti'nde yaptıklarını içeren kitapta, dönemin Ermenice öğretme politikasının kızlara ulusal kimlik kazandırma amaçlı olduğu ve Asadur'un güçlü bir ulus yaratma çabası işleniyor. Kendine ait bir feminizmKitapta en dikkat çeken karakterlerden biri olan Zabel Yaseyan ise, yaptıklarıyla, feminizm kelimesinin duyulmasını sağlayan ilk kadınlardan biri. 1890'lı yıllarda yaşanan Ermeni katliamları ardından Avrupa gitmek zorunda kalan Yaseyan, üniversite okuyan ilk Ermeni kadın unvanına da sahip. Meşrutiyet ilan edilene dek Avrupa'da kalan Yaseyan, ilanın ardından İstanbul'a döner. 1933'de Sovyet Ermenistanına yerleşir ancak Stalin kovuşturmaları sırasında yakalanarak Sibirya'ya sürülür. Ölümü hakkında net bir bilgi olmayan Yaseyan, kitabın satır aralarından kendisini feminist olarak nitelendirmediğini, kendi feminizmin özgün kuralları olduğunu belirtiyor. Bir adalet feryadı Cesaretli tutumuyla tanınan Hayganuş Mark da, kitapta yer alıyor. Kitabın sayfalarından okuyucuya sunulan en ilginç noktalardan biri, Mark'ın eşi ile yönetimini üstlendiği Dzağig (Çiçek) gazetesini yavaş yavaş kadın gazetesine dönüştürme çabasıdır. Sonucunda Dzağig gazetesi karşımıza bir kadın gazetesi olarak çıkmaktadır. Kitabın Mark ile ilgili kısmının başlangıcında yer alan Mark'ın fotoğrafı ile özdeşleşen cesaret ve kararlılık, Mark'ın dudaklarında belli belirsiz fark edilebilen tebessüm ile birleşiyor. Kitabın sonunda yer alan albüm tarihin tozlu sayfalarından günümüze ulaşmış, kaybolmayan anlar olarak karşımıza çıkıyor.
Bir Kitapta Beş Ermeni Feminist Kadın  .. Bir Kitapta Beş Ermeni Feminist Kadın Agos Gazetesi 11.08.2006
Yazar: ..
Başlık: Bir Kitapta Beş Ermeni Feminist Kadın
Yayın: Agos Gazetesi
Tarih:  11.08.2006

Türkiye Ermeni toplumunun beş öncü kadın yazarının eserlerinden örnekler ve haklarında kaleme alınmış incelemelerden oluşan "Bir Adalet Feryadı, Osmanlı'dan Türkiye'ye Beş Ermeni Feminist Yazar" başlıklı kitap, Aras Yayıncılık aracılığıyla okurlarla buluştu.
Lerna Ekmekçioğlu ve Melissa Bilal tarafından seçilen metinlerden derlenen kitapta, yaşadıkları dönemde kadın haklarıyla ilgili talepleri gündeme getirip, bu hakların elde edilmesi için dernekler, dergiler, gazeteler kuran, romanlar, öyküler, oyunlar, şiirler yazan öncü kadınlardan, Elbis Gesaratsyan, Sırpuhi Düsap, Zabel Asadur, Zabel Yesayan ve Hayganuş Mark'ın kaleme aldığı eserlerden bölümler ile onlarla ilgili yapılan incelemeler yer alıyor.
1830–1911 yılları arasında yaşayan Elbis Gesaratsyan, ilk Ermenice kadın dergisi olan Gitar'ı yayınladı. Yazılarında, cinsler arasındaki eşitsizliğin nedenlerini çözümledi ve toplumun ilerlemesi için kadının özgürleşmesi gerektiğini savundu. 1841–1901 yılları arasında yaşayan Sırpuhi Düsap ise romanlarında aşk, evlilik ve aileyle ilgili yenilikçi fikirleri ve kadınlar üzerindeki toplumsal baskıları dillendirdi. Eserleriyle geleneksel aile kurumuna zarar verdiği gerekçesiyle yoğun tepkiler aldı ama hiçbir zaman yılmadı.
Kadınlar arasında örgütlü dayanışmayı savunan ve henüz 17 yaşındayken kurduğu kadın örgütüyle taşradaki kız çocuklarının eğitilmesi için çaba gösteren Zabel Asadur ise 1873–1934 yılları arasında yaşadı. Asadur aynı zamanda öğretmenlik yaptı ve ders kitapları hazırladı.
Öykü, roman ve makalelerinde cinsler arasındaki toplumsal adaletsizliği dile getiren Zabel Yesayan (1878–1942) toplumu çözümlemede sınıf kategorisinden yararlandı. Yesayan ayrıca, savaş karşıtı tavrıyla dönemin aydınları arasında kendine özgü bir yer edindi. Kitapta yer alan 5. feminist yazar olan Hayganuş Mark ise (1885–1966) 1919'da çıkarmaya başladığı Hay Gin (Ermeni Kadını) adlı kadın dergisini 14 yıl boyunca aralıksız yayınlayarak, Türkiye'de kadın hareketiyle ilgili en uzun soluklu kadın dergisini çıkardı.
Bir saygı niteliğinde
Kitapta yer alan metinler, bir dönemin feminist kadın yazarlarının nasıl bir dünya tahayyül ettiği; adalet eşitlik ve özgürlük fikirlerinin onlar için hangi anlamları taşıdığı; bunları hangi yollarla elde etmeyi düşündükleri gibi sorulara kendi kalemlerinden verilen yanıtlar olarak son derece dikkate değer anlamlar taşıyor.
Bu metinler aracılığıyla yazarların Ermeni ve kadın kimlikleri üzerinden oluşturdukları siyasi duruşların yanı sıra, dönemin Osmanlıcılık, milliyetçilik, sosyalizm gibi toplumsal projelerine olan ilgilerine ve Müslüman/ Türk kadınlarla olan ilişkilerine uzanan bir bakış açısı geliştirilmesi hedefleniyor.
Rober Koptaş'ın yayına hazırladığı "Bir Adalet Feryadı"ndaki çevirileri, Payline Tovmasyan, Takuhi Tovmasyan, Zülal Kılıç, Satenik Alanyan, Anjel Selver Çekem, Melissa Bilal, Maral Aktokmakyan, Talar Şilelyan, Surpuhi Bilal tarafından gerçekleştirdi. Kapak tasarımı ise Mehmet Sinan Niyazioğlu'na ait.
Osmanlı ve Türkiye Ermeni toplumunun bu beş öncü kadın yazarına bir nevi saygı ifadesi olarak nitelendirilebilecek kitabın son bölümünde çeşitli kişi, kurum ve kavramlarla ilgili detaylı bilgiler içeren açıklamalar yer alıyor. Bu sayede okur, ilgili metinlere ve döneme daha kolay nüfuz edebiliyor. Kitapta ayrıca 5 Ermeni feminist yazarın ve çağdaşlarının fotoğraflarından oluşturulan bir fotoğraf albümünü de bulmak mümkün.
Görünür Olma Feryadı  Karin Karakaşlı Görünür Olma Feryadı Amargi Dergisi 01.08.2006
Yazar: Karin Karakaşlı
Başlık: Görünür Olma Feryadı
Yayın: Amargi Dergisi
Tarih:  01.08.2006

Hayatı ne yazık ki en çok da ders kitaplarına ve müfredatlara yansımayan kısımlarından öğreniyoruz. Bir kuşaktan diğerine bu tablonun değişmesini çok arzulardım. Misal, benden sonrakilere "Ne şanslısınız, biz bu isimleri hep kendi çabamızla bulmak zorunda kaldık" demek isterdim ama bazı şeyleri değiştirmeme konusunda tarifleri aşan bir inat mevcut. Dolayısıyla hala ters sağlama üzerinden gidiyoruz: Müfredat dışı karşımıza çıkıp da gözümüzü parlatan kitaplar, asıl ihtiyaç duyduğumuz kaynaklardır.
Bütün bunları bana bir kez daha hissettiren kitap Aras Yayınları'ndan çıkan ve Lerna Ekmekçioğlu ile Melissa Bilal tarafından derlenen Bir Adalet Feryadı- Osmanlı'dan Türkiye'ye Beş Ermeni Feminist Yazar başlıklı kapsamlı inceleme oldu. Alanında ve Türkçede bir ilk olan çalışma, bu topraklarda ne kadar ilham verici kadınlar yaşamış olduğuna dair ibretlik bir hikâye. Tabii, bu ibreti neden bu kadar geç keşfediyor oluşumuz açısından da benzersiz bir hesaplaşma aracı. Kitabın ortaya çıkış temelini şu ifadelerle ortaya koymuş Ekmekçioğlu ve Bilal: "Osmanlı kadınlarının, aile, eğitim, çalışma ve siyaset alanlarındaki özgürleşme mücadelesi 19. yüzyıl ortalarından itibaren başladı. Bu mücadeleyi veren kadınların bazıları Ermeni’ydi... Bu Ermeni feministler nasıl bir dünya tahayyül ediyorlardı onlar için eşitlik ve özgürlük ne ifade ediyordu hangi yollarla elde edilecekti? Bu kitap, İstanbul'da doğan ve etkileri Anadolu, Balkanlar, Ortadoğu ve Kafkasya coğrafyasına yayılan Ermeni kadın hareketinin beş öncü aktivist yazarının (Elbis Gesaratsyan, Sırpuhi Düsap, Zabel Asadur [Sibil], Zabel Yesayan, Hayganuş Mark) hayat hikâyeleri, faaliyetleri ve yazdıklarına odaklanarak, bu ve benzeri sorulara yanıt bulma girişimidir."
Bir yandan söz konusu yazarların feminizm bağlamındaki yazı ve faaliyetlerini gözler önüne sererek Türkiye feminist hareketinin bugüne kadar suskun kalmış bir yönünü aydınlatan yapıt, diğer yandan da soruları çoğaltan yapısıyla bambaşka bir değer arz ediyor: Sahi, bunca benzersiz ve yalnızca zamanına göre değil bugün açısından da bakıldığında öncü çalışmalarda bulunan kadın neden görmezden gelindi?..
Belki ilk önce bu kadınların ait oldukları ve büyük de emek verdikleri Ermeni kimliği üzerinden bir değerlendirme ile başlamak gerekiyor. Yalnızca feminizm tarihinde değil, kendi dönemlerinin Ermeni dilinin modernleşmesi, Anadolu'da Ermeni kızlarına yönelik eğim kurumlarının ve kırımlar sonrası sahipsiz kalan Ermeni çocukları için yetimhanelerin açılması, kadın dergilerinin çıkarılması gibi birbirinden zorlu işlerinde de ön saflarda yer alan bu kadınları, Türkiye toplumundan önce günümüz Türkiye Ermeni toplumu da tanımaz. Sebebi de, bu kadınların alışılageldiği üzere her yıl ölüm ya da doğum yıldönümü dolayısıyla adına törenler düzenlenen aydınlar listesinde olmamalarıdır. Eğer çok özel bir çabayla eski zamanların kaynaklarına bakmazsanız, onlarla karşılaşma imkânınız yoktur.
Yoktu... Ta ki bundan yaklaşık sekiz yıl önce bir grup üniversiteli genç Ermeni kadın, feminizm çalışmaları çerçevesinde Ermeni kaynaklarına yönelip bu isimleri, savundukları görüşleri ve gerçekleştirdikleri işleri ortaya çıkarana kadar. Onlar buldukları bu ilham gücünü önce dernek faaliyetleri ile toplumla paylaştılar, sonra da giderek konuyla akademik boyutta ilgilenip kişisel tutkularını Türkiye feminist tarihinin bir parçası haline getirdiler. Ben işin bu yanını doğrusu çok mucizevî buluyorum. Sanki geçmişten bugüne zaman boyutunu tamamen aşan bir akıl, yürek ve ruh birliği kuruldu ve bu beş kadın, tam da en ihtiyaç duyulan bir zamanda ülkenin feministlerine meram anlatmak üzere ses verdiler. Ya da şöyle diyelim, uzun bir zaman sonra yeniden işitilir oldular.
İyi de bu suskunluğun sebebi ne? Dönemlerinde bu denli göze batan, hatta kimi öncü çalışmaları mevcut aile ve toplum yapısını tehdit eder göründüğü için ağır eleştirilere maruz kalan, siyasi kimlikleriyle de muhalif kanatta yer alan bu kadınlar Türkiye feminist tarih yazımında nasıl görmezden gelindi? "Bir kadın olarak yüklendiğim sorumluluklar altında ezilirken, bunun karşılığında bana verilen haklar yok denecek kadar azdı. Feminizmin 'bir adalet feryadı' olduğuna iyiden iyi ye inanmıştım" gibi bir söylemi 1920'li yıllarda dillendiren Hayganuş Mark nasıl oldu da hiç bilinemedi? Bu soruların yanıtını aradığı "Bir Yokluğun Anatomisi" başlıklı makalesinde Lerna Ekmekçioğlu, Michel Rolph Trouillot'nun tarih yazımında sessizleştirme mekanizmalarından yararlanarak dönemsel bir analiz yapıyor. Dört aşamalı sessizleştirme mekanizması, Ermeni kadın hareketinin sınırlarını aşarak farklıyı "öteki"leştiren boyutuyla çıkıyor karşımıza. Bu bağlamda öncelikle farklının kültürel mirası arşivlerden dışlanır, Trouillot'nun ifadesiyle "bir yokluk yaratılır", yaratılmayan olgular anlatıya dönüşemez ve yazılmayan anlatılardan araştırma üretilemez.
Bu kitapla birlikte bugüne kadar süregelen yok sayışın çıplak değerlendirilmesi de sunulduğundan, artık bu öncü kadınları yok sayma imkânı yok. Dolayısıyla beynimize üşüşen ve bizi Osmanlı ve Türkiye kadın tarih yazımında gördüğümüz suskun boşluktan öteye götüren sorulardan kaçmanın da mümkünü yok. Sürekli tosladığımız "ötekileştirme" duvarları, halen temiz bilimsel araştırmalar adına aşılması gereken ne çok zihinsel engel olduğunun da kanıtı. O tuğlalar yıkıldığında karşılaştığımız zenginliğe en çarpıcı örnek bu beş Ermeni feminist yazar olsa gerek.
Onların deneyimleri ve görüşleriyle artık Türkiye kadın hareketi biraz daha zengin. Ve kim bilir daha "görünür olma" feryadıyla inleyen kimler var... Bir el de siz vermeye ne dersiniz? Sonrasında yaşayacağımız o ortak bereket duygusuna hepimizin ihtiyacı var.
  
Hayatı ne yazık ki en çok da ders kitaplarına ve müfredatlara yansımayan kısımlarından öğreniyoruz. Bir kuşaktan diğerine bu tablonun değişmesini çok arzulardım. Misal, benden sonrakilere "Ne şanslısınız, biz bu isimleri hep kendi çabamızla bulmak zorunda kaldık" demek isterdim ama bazı şeyleri değiştirmeme konusunda tarifleri aşan bir inat mevcut. Dolayısıyla hala ters sağlama üzerinden gidiyoruz: Müfredat dışı karşımıza çıkıp da gözümüzü parlatan kitaplar, asıl ihtiyaç duyduğumuz kaynaklardır.
Bütün bunları bana bir kez daha hissettiren kitap Aras Yayınları'ndan çıkan ve Lerna Ekmekçioğlu ile Melissa Bilal tarafından derlenen Bir Adalet Feryadı- Osmanlı'dan Türkiye'ye Beş Ermeni Feminist Yazar başlıklı kapsamlı inceleme oldu. Alanında ve Türkçede bir ilk olan çalışma, bu topraklarda ne kadar ilham verici kadınlar yaşamış olduğuna dair ibretlik bir hikâye. Tabii, bu ibreti neden bu kadar geç keşfediyor oluşumuz açısından da benzersiz bir hesaplaşma aracı. Kitabın ortaya çıkış temelini şu ifadelerle ortaya koymuş Ekmekçioğlu ve Bilal: "Osmanlı kadınlarının, aile, eğitim, çalışma ve siyaset alanlarındaki özgürleşme mücadelesi 19. yüzyıl ortalarından itibaren başladı. Bu mücadeleyi veren kadınların bazıları Ermeni’ydi... Bu Ermeni feministler nasıl bir dünya tahayyül ediyorlardı onlar için eşitlik ve özgürlük ne ifade ediyordu hangi yollarla elde edilecekti? Bu kitap, İstanbul'da doğan ve etkileri Anadolu, Balkanlar, Ortadoğu ve Kafkasya coğrafyasına yayılan Ermeni kadın hareketinin beş öncü aktivist yazarının (Elbis Gesaratsyan, Sırpuhi Düsap, Zabel Asadur [Sibil], Zabel Yesayan, Hayganuş Mark) hayat hikâyeleri, faaliyetleri ve yazdıklarına odaklanarak, bu ve benzeri sorulara yanıt bulma girişimidir."
Bir yandan söz konusu yazarların feminizm bağlamındaki yazı ve faaliyetlerini gözler önüne sererek Türkiye feminist hareketinin bugüne kadar suskun kalmış bir yönünü aydınlatan yapıt, diğer yandan da soruları çoğaltan yapısıyla bambaşka bir değer arz ediyor: Sahi, bunca benzersiz ve yalnızca zamanına göre değil bugün açısından da bakıldığında öncü çalışmalarda bulunan kadın neden görmezden gelindi?..
Belki ilk önce bu kadınların ait oldukları ve büyük de emek verdikleri Ermeni kimliği üzerinden bir değerlendirme ile başlamak gerekiyor. Yalnızca feminizm tarihinde değil, kendi dönemlerinin Ermeni dilinin modernleşmesi, Anadolu'da Ermeni kızlarına yönelik eğim kurumlarının ve kırımlar sonrası sahipsiz kalan Ermeni çocukları için yetimhanelerin açılması, kadın dergilerinin çıkarılması gibi birbirinden zorlu işlerinde de ön saflarda yer alan bu kadınları, Türkiye toplumundan önce günümüz Türkiye Ermeni toplumu da tanımaz. Sebebi de, bu kadınların alışılageldiği üzere her yıl ölüm ya da doğum yıldönümü dolayısıyla adına törenler düzenlenen aydınlar listesinde olmamalarıdır. Eğer çok özel bir çabayla eski zamanların kaynaklarına bakmazsanız, onlarla karşılaşma imkânınız yoktur.
Yoktu... Ta ki bundan yaklaşık sekiz yıl önce bir grup üniversiteli genç Ermeni kadın, feminizm çalışmaları çerçevesinde Ermeni kaynaklarına yönelip bu isimleri, savundukları görüşleri ve gerçekleştirdikleri işleri ortaya çıkarana kadar. Onlar buldukları bu ilham gücünü önce dernek faaliyetleri ile toplumla paylaştılar, sonra da giderek konuyla akademik boyutta ilgilenip kişisel tutkularını Türkiye feminist tarihinin bir parçası haline getirdiler. Ben işin bu yanını doğrusu çok mucizevî buluyorum. Sanki geçmişten bugüne zaman boyutunu tamamen aşan bir akıl, yürek ve ruh birliği kuruldu ve bu beş kadın, tam da en ihtiyaç duyulan bir zamanda ülkenin feministlerine meram anlatmak üzere ses verdiler. Ya da şöyle diyelim, uzun bir zaman sonra yeniden işitilir oldular.
İyi de bu suskunluğun sebebi ne? Dönemlerinde bu denli göze batan, hatta kimi öncü çalışmaları mevcut aile ve toplum yapısını tehdit eder göründüğü için ağır eleştirilere maruz kalan, siyasi kimlikleriyle de muhalif kanatta yer alan bu kadınlar Türkiye feminist tarih yazımında nasıl görmezden gelindi? "Bir kadın olarak yüklendiğim sorumluluklar altında ezilirken, bunun karşılığında bana verilen haklar yok denecek kadar azdı. Feminizmin 'bir adalet feryadı' olduğuna iyiden iyi ye inanmıştım" gibi bir söylemi 1920'li yıllarda dillendiren Hayganuş Mark nasıl oldu da hiç bilinemedi? Bu soruların yanıtını aradığı "Bir Yokluğun Anatomisi" başlıklı makalesinde Lerna Ekmekçioğlu, Michel Rolph Trouillot'nun tarih yazımında sessizleştirme mekanizmalarından yararlanarak dönemsel bir analiz yapıyor. Dört aşamalı sessizleştirme mekanizması, Ermeni kadın hareketinin sınırlarını aşarak farklıyı "öteki"leştiren boyutuyla çıkıyor karşımıza. Bu bağlamda öncelikle farklının kültürel mirası arşivlerden dışlanır, Trouillot'nun ifadesiyle "bir yokluk yaratılır", yaratılmayan olgular anlatıya dönüşemez ve yazılmayan anlatılardan araştırma üretilemez.
Bu kitapla birlikte bugüne kadar süregelen yok sayışın çıplak değerlendirilmesi de sunulduğundan, artık bu öncü kadınları yok sayma imkânı yok. Dolayısıyla beynimize üşüşen ve bizi Osmanlı ve Türkiye kadın tarih yazımında gördüğümüz suskun boşluktan öteye götüren sorulardan kaçmanın da mümkünü yok. Sürekli tosladığımız "ötekileştirme" duvarları, halen temiz bilimsel araştırmalar adına aşılması gereken ne çok zihinsel engel olduğunun da kanıtı. O tuğlalar yıkıldığında karşılaştığımız zenginliğe en çarpıcı örnek bu beş Ermeni feminist yazar olsa gerek.
Onların deneyimleri ve görüşleriyle artık Türkiye kadın hareketi biraz daha zengin. Ve kim bilir daha "görünür olma" feryadıyla inleyen kimler var... Bir el de siz vermeye ne dersiniz? Sonrasında yaşayacağımız o ortak bereket duygusuna hepimizin ihtiyacı var.
 
 Yazarlar
Aras Yayıncılık
 İlginizi Çekebilir
Hağtanagi Campan
13.50 TL





Yüreği Dağlarda Olan Adam
William Saroyan

Yoldaş Pançuni
Yervant Odyan'ın ölümsüz eseri

Stüdyo Osep – Tayfun Serttaş

 
 
Ana Sayfa |  Son Çıkanlar |  Kategoriler | Arama  |  Resim İndir
Fiyat Listesi  | Ürün Listesi  |  Haber Aboneliği  | Haberler
 
 Aras Yayıncılık İth. İhr. Ltd. Şti.
 Sorularınız için bize mail atabilirsiniz. info@arasyayincilik.com
Getron Bilişim Hizmetleri
Ermeni edebiyatı ve kültürüne açılan pencere olarak nitelenmesine yol açan bir yayın çizgisi izleyen,iki dilde Türkçe ve Ermenice yayın yapan yayınevi.