Aras Yayıncılık Editör Bölümü Aras Yayıncılık Editör Bölümü Aras Yayıncılık İth. İhr. Ltd. Şti.
Aras Yayıncılık İth. İhr. Ltd. Şti. Aras Yayıncılık İth. İhr. Ltd. Şti.
Türkçe  |  English
 Üye Hizmetleri
 Ara
 Kategoriler

19 Ünlü Sesten: "Tililili"
Ölümünün birinci yılında
19 ünlü ses, Hrant Dink’e
ses verdiler. Dinleyin..


Kızıl Afiş
Misak Manuşyan
bir özgürlük tutsağı
Dostu, sevgilisi ve yoldaşı
Mélinée Manuşyan'ın
kaleminden...

 Ana Sayfa   Bize Ulaşın   Hakkımızda   Arama   Ürün Listesi   Ürün Şeması 
   Sepetim |  Sipariş Takip |  Üyelik İşlem |  Sipariş İptali  | Yardım  |  Satın Al   


Balıkçı Sevdası
 
Öykü
Yeruğan
 
Etiket Fiyatı (KDV Dahil) : 10.00 TL
Kazancınız % 25 (KDV Dahil) : 2.50 TL
İndirimli Fiyatı (KDV Dahil) : 7.50 TL
 
 
Özellikler
Kitap Dili  :   Türkçe
ISBN  :   978-975-7265-34-9
Çevirmen  :   (Ermeniceden) Ani Baronyan
Kitap Özellikleri  :   2. hamur, 13 x 19.5 cm.
Basım Bilgisi  :   88 sayfa, 1. baskı, Kasım 2000

Sepete Ekle

arkadaşıma e-posta gönder Aras Yayıncılık Editör Bölümü
 
Açıklama

Gerçekçilik akımı, 19. yüzyılın son yirmi yılından itibaren, Ermeni edebiyatında yön belirleyici bir hareket halini almıştır. Özellikle İstanbul'da bir grup genç yazar, 1884 yılında kurulan Arevelk (Doğu) gazetesinin çatısı altında, geniş halk kitlelerinin verdiği yaşam mücadelesini, sosyal çelişki ve eşitsizlikleri, İstanbul'da, gurbette yaşayan taşralı Ermenilerin çektikleri zorlukları, toplumsal sömürünün boyutlarını eserlerinde ele almış, bu sorunları toplumsal gerçekçi bir çerçevede dile getirmişlerdir.
Yervant Sırmakeşhanlıyan (Yeruhan), eserlerinde, toplumun en alt kademesindeki insanların, "insanca" yaşam adına, ellerinde avuçlarında ne varsa, hayat denilen o kumar masasına sürmekten çekinmemelerini, biraz acı biraz alayla, kısacası ironiyle vermiştir.
Balıkçı Sevdası ise yazarın, yine alt tabakadan bir grubun, balıkçıların yaşantılarıyla ilgili, birbirinden sıcak, dram yüklü öykülerinden oluşuyor. Kitapta, 20. yüzyıl başlarındaki, payitaht İstanbul'un balıkçıları, balıkçı semtleri, eğlence yerleri resmigeçit yapıyor adeta.

Basından Kitap Hakkında
Konu açıklamalarını görmek için başlıkların üzerini tıklayınız lütfen
  Yazar Başlık Yayın Tarih
Balıkçı Sevdası  Rahim Gür Balıkçı Sevdası Küçük Menderes Gazetesi 29.05.2001
Yazar: Rahim Gür
Başlık: Balıkçı Sevdası
Yayın: Küçük Menderes Gazetesi
Tarih:  29.05.2001

Oylum küçük, içerik deryalar denli geniş, deniz derya emekçilerinin önemsiz görünen ama o küçük (!) insanın dünyasını dünya yazınına tanıtmış.
Kuşkusuz Ernest Hemingway, Sait Faik'te anlattı balıkçıları. Ama Yeruhan'ı okuyunca "cuk oturmuş!" diyorsunuz. Özünde Yeruhan'la Sait Faik aynı konuların yazarı. Yeruhan kısa, çarpıcı, insanın yürek tellerini koparan, "yapacak bir şey olmadığı ve elinden bir şey gelmediği için" sersemleten öykülerin yazarı.
Öyküler konu olarak o denli gündelik ve sıradan ki, biz her an yaşıyoruz onları. Dil yine öyle, her yerde konuşuverdiğimiz, her kesimden insanla iletişimi kurduğumuz kıvraklık. Ustalık kurgu ve anlatımda. Şiir mi yazıyor, düz yazı mı? Okuyan karar versin.
Öykünün gücü Anadolu'dan, Anadolu insanının denizle ilişkilerinin uyum ve çelişkilerinden, sözlü Anadolu yazınının gücünden, insanı yürekten sevmenin gücünden geliyor.
Özellikle dikkat çeken, bütün öykülerde insanlar evde yaşamıyorlar, derme-çatma barakalar, balıkçı kulübeleri hep birbirine dayalı. İnsanların yaşama düzeyi aynı. Hepsi de birbirlerine karşı zaman zaman kırıcı, ama gizli kaçamaklı yardımlaşıyorlar. Geleceğe yönelik bir tasarımları yok, günü kurtarmaya çalışıyorlar. Ortak öğe, geçimlerini bin bir güçlükle denizden sağlamaları ve ilkel yaşamda içgüdüsel dayanışma, cemaat kültürü. Küçük sürtüşmelere karşın vazgeçilmez birliktelik...
Karides satıcısının genç ve güzel bayana göl düşürmesi, Hampik'le Siranuş'un umutsuz aşkı, Surpik-Husep aşkı, Guınik-Paruz aşkı, Vartuk-Hovak yangısı, yaşlı Samik için anne Sep-Arus'un çocukça duygusal yaklaşımları...
İnsanın yüreğinden geldiği gibi aşkını söyleyivermesi… beni alır mısın?.. Kızı bana ver… gel evlenelim… çok zayıfsın al şu on kuruşu kendine yemiş al... saf, yürekten, ön yargısız, içten pazarlıksız oluşu veren aşklar bence soruyorum kendi kendime:
"Aşk bu denli güzel anlatılır mı?
Okuyacak olanları üzmek istemiyorum, ama söylemeden geçemeyeceğim. O bütün güzel başlayan aşklar deniz tarafından başlatılıp deniz tarafından ölümle bitiriliyor. O güzel aşkların ölümle bitmesine gönlümüz olur vermiyor bir türlü. Hiç bir eğitim alma olanağı bulamamış sıradan deniz emekçilerinin yüreklerine insancıl duyguları gönül yüceliği aşk derinliği nereden geliyor.
Çocukluğumuzun kitapları iç sayfa desenleri ile süslenirdi. Hem elle resim çizme hem de öyküyü-kitabı anlamamıza yardım ederdi. Kitapta Aram Dzaduryan çizgileriyle bu güzel duyguyu yeniden yaşadım.
Yeruhan, tüm öykü kahramanlarını öldürürken gelecekten haber vermek mi istemişti?
1870'de İstanbul Hasköy'de başlayan yaşam, Bulgaristan ve Mısır'da sürerken 1908'de İstanbul'a yeniden neden döndü?
Liseyi hastalık nedeniyle son sınıf ta bırakıp, kendini yazına ve Fransızcaya adayan insan, 1915'de, eşi ve iki çocuğu ile Harput'tan Diyarbakır'a götürülürken, Mastar Dağı- Deveboynunda neden öldürüldü?
Neden köklerini Fransız gerçekçi akımından alan iyi bir yazardan kırk beş yaşında dünya yazını yoksun kaldı?
Pir Sultan'a, Nesimi'ye, Yunus Emre'ye, Sabahattin Ali'ye, 36 Sivas yakılmışına dayanamayan yüreğime bir de Yeruhan'ın acısı eklendi.
Dayan yüreğim! Erdem bayraklaşana değin ne acılar çekeceksin daha...
Kesintiye Uğrayan Kültür  Oşin Çilingir Kesintiye Uğrayan Kültür Agos Gazetesi 17.11.2000
Yazar: Oşin Çilingir
Başlık: Kesintiye Uğrayan Kültür
Yayın: Agos Gazetesi
Tarih:  17.11.2000

Söylesem hüzün olur, söylemesem de hüzün
Zaten sözler de bezgin... kime ne anlatılsın?
Hilmi Yavuz

1915'te Harput'tan tehcir edilen Yeruhan (Yervant Sırmakeşhanlıyan) eşi, iki çocuğu ve bir grup yakın arkadaşıyla birlikte Elazığ-Diyarbakır yolu üzerindeki Mastar Dağı'nda Deveboynu adıyla anılan mevkide katledilmemiş olsaydı sonraki kuşaklara hiç kuşkusuz daha çok öykü, daha çok roman, daha çok deneme, daha çok oyun bırakacaktı. 1915 trajedisi yüzlerce Yeruhan'ı en verimli dönemlerinde alıp götürdü ve kökleri Anadolu topraklarına dal budak salmış bir halkın kültürünü kesintiye uğrattı.
Bu trajedi, Anadolu'nun çok renkli ve çok sesli kültürel geleneğine bir hançer gibi saplandı, yüzyıllar boyunca karışa yoğrula, incele süzüle ve pişe olgunlaşa biçimlenen Anadolu mozaiğinin parçalarından biri yerinden sökülüp atıldı. Bir kez daha mal-mülk için, ihtiras uğruna, dinsel ve ulusal kimliklerin egemenliği adına Kabil Habil'i katletti. Kesintiye uğrayan salt Habil'in kültürü değil Kabil'in de kültürüdür. Yeruhan'dan günümüze kalan, Mastar Dağı'nda kanayan bedeni değil, kesintiye uğramış bu ortak kültürün ürünleridir. Yeruhan'ın Aras Yayınları'ndan çıkan Balıkçı Sevdası adlı öykü kitabı bu ürünlerden biri.
* * *
Yeruhan, kısa öykülerinin toplandığı bu yapıtında, 19.yy'ın 20.yy'a evrildiği yılların İstanbul'undan bir kesit sunuyor. Öykülerinin mekânı kentin varoşları, kıyı kesimleridir. Yazarımız, bu mekânlarda yaşayan Ermeni balıkçıların, tayfaların ve sokak satıcılarının yoksul yaşamlarına tanıklık ediyor. Toplumun bu en alt tabakasının yaşam biçimini, insanlarının dünyayı algılayışlarını, değer yargılarını, sevdalarını, gelenek ve göreneklerini yansıtıyor. Okur, bu öykülerde İstanbul Ermenilerinin 'en alttakiler'inden ve günlük yaşamları bu sınıfla kesişen orta sınıftan insan manzaraları bulacaktır.
* * *
Yeruhan, Ermeni edebiyatına 19.yy'ın son çeyreğinden başlayarak damgasını vuran 'gerçekçilik ekolü'nün bir üyesidir. Bilindiği gibi, 'gerçekçilik' akımının bütün dünyada yaygınlık kazanarak felsefi temellere oturması pozitivizmin kurulduğu yüzyıla, 19.yy'a rastlar. Bu akım, doğayı, insanları ve olayları günlük yaşamları içinde ayrıntıya inerek konuşma diliyle canlandırır. Yeruhan da tüm gerçekçi yazarlar gibi, Ermeni toplumunun 'en alttakiler'ini konu aldığı öykülerinde onları günlük yaşamları içinde üslup kaygısı gütmeden basit konuşma diliyle canlandırmaktadır.
Öte yandan, her gerçekçi yazar gibi yazarımız da, öykülerinde nesnelliğe özen göstermekte, ne var ki hiçbir zaman tam nesnel olamamakta, kendi duygu ve düşüncelerini yapıtlarına yansıtmaktan kendini kurtaramamaktadır. Bu öznellik, Yeruhan'ı gerçeği iyi-kötü, güzel- çirkin, olumlu-olumsuz, doğru-yanlış gibi karşıt değer yargılarıyla yazmaya itmekte kahramanları ve olayları sorgulayan bir çizgiye taşımaktadır.
Yeruhan'ın gerçekçiliği, daha çok 19.yy'ın sonlarına doğru filizlenen ve 20.yy'ın ikinci çeyreğinde ayrı bir ekol olarak biçimlenen 'toplumcu gerçekçiliğe' yakındır. Çevrenin ve toplumun insan üzerindeki etkisini önemseyen, bunun için de kahramanlarının görüş ve psikolojilerine uyumlu betimlemelere geniş yer veren yazarımız, diğer toplumcu gerçekçi yazarlardan dramatik öğeye ve olay örgüsüne verdiği önemle ayrılır. Yeruhan'ın çok kısa öykülerinde dahi gerek dramatik öğeye ve gerekse olay örgüsüne özel bir önem verdiği görülmektedir. Ne var ki, öykü sonlarındaki 'abartılı trajik bitiş'lerin okuru gerçeklik duygusundan uzaklaştırdığını belirtmek isterim.
Yeruhan'ı yaşadığı dönemin şartları içinde değerlendirmek gerekir. Onu günümüz öykücülüğünün ölçütleriyle eleştirmek haksızlık olur. Örneğin dünya öykücülüğünün doruklarından Guy de Maupassant'ı bir an için çağdaş öykü anlayışı çerçevesinde değerlendirdiğimizde Yeruhan için yapılabilecek eleştirilerin Mauppasant için de geçerli olduğu görülecektir.
Yeruhan ilk öykülerini kaleme aldığında, Osmanlı'da Tanzimat Edebiyatı yerini yeni bir döneme Edebiyat-ı Cedide'ye (Servet-i Fünun) bırakmıştı. Osmanlı edebiyatındaki gerçekçilikle Ermeni edebiyatındaki gerçekçilik hemen hemen eş zamanlıdır. Eğer bir kıyaslama yapılacaksa, Yeruhan'ın öykücülüğü sorgulanacaksa, onu çağdaşı Servet-i Fünun'la kıyaslamak doğru olur. Böylesi bir kıyaslamanın, Türk ve Ermeni edebiyatlarının karşılıklı etkileşimini göstereceğine inanıyorum.
* * *
'Balıkçı Sevdası', dokuz kısa öykü içeriyor. Yeruhan'ın bu öykülerde 'en alttaki' insanların dünyasıyla ilgili vermek istediği mesajı yine kendi kaleminden izleyelim. Bu mesajı 'Küçük Sep'in Hikayesi' adlı öyküsünün kahramanı Midyeci Serko'nun betimlenen kişiliğinde bulmak olanaklıdır:
"Hareketlerinde, alt tabakadan insanlara özgü, kendini beğenmiş bir pehlivan edası vardı. Bu insanların denizde, güneşin altında, sokaklarda sürdükleri çilekeş hayat, güçlerini kuvvetlerini daha da arttırır sanki. Kaba saba yaşamlarında, üst tabakadan insanların konforlu yaşantılarında kesinlikle bulamadıkları bir mutluluk bulur bu insanlar. Bu işte Tanrı'nın bir parmağı olsa gerek."
  
Söylesem hüzün olur, söylemesem de hüzün
Zaten sözler de bezgin... kime ne anlatılsın?
Hilmi Yavuz

1915'te Harput'tan tehcir edilen Yeruhan (Yervant Sırmakeşhanlıyan) eşi, iki çocuğu ve bir grup yakın arkadaşıyla birlikte Elazığ-Diyarbakır yolu üzerindeki Mastar Dağı'nda Deveboynu adıyla anılan mevkide katledilmemiş olsaydı sonraki kuşaklara hiç kuşkusuz daha çok öykü, daha çok roman, daha çok deneme, daha çok oyun bırakacaktı. 1915 trajedisi yüzlerce Yeruhan'ı en verimli dönemlerinde alıp götürdü ve kökleri Anadolu topraklarına dal budak salmış bir halkın kültürünü kesintiye uğrattı.
Bu trajedi, Anadolu'nun çok renkli ve çok sesli kültürel geleneğine bir hançer gibi saplandı, yüzyıllar boyunca karışa yoğrula, incele süzüle ve pişe olgunlaşa biçimlenen Anadolu mozaiğinin parçalarından biri yerinden sökülüp atıldı. Bir kez daha mal-mülk için, ihtiras uğruna, dinsel ve ulusal kimliklerin egemenliği adına Kabil Habil'i katletti. Kesintiye uğrayan salt Habil'in kültürü değil Kabil'in de kültürüdür. Yeruhan'dan günümüze kalan, Mastar Dağı'nda kanayan bedeni değil, kesintiye uğramış bu ortak kültürün ürünleridir. Yeruhan'ın Aras Yayınları'ndan çıkan Balıkçı Sevdası adlı öykü kitabı bu ürünlerden biri.
* * *
Yeruhan, kısa öykülerinin toplandığı bu yapıtında, 19.yy'ın 20.yy'a evrildiği yılların İstanbul'undan bir kesit sunuyor. Öykülerinin mekânı kentin varoşları, kıyı kesimleridir. Yazarımız, bu mekânlarda yaşayan Ermeni balıkçıların, tayfaların ve sokak satıcılarının yoksul yaşamlarına tanıklık ediyor. Toplumun bu en alt tabakasının yaşam biçimini, insanlarının dünyayı algılayışlarını, değer yargılarını, sevdalarını, gelenek ve göreneklerini yansıtıyor. Okur, bu öykülerde İstanbul Ermenilerinin 'en alttakiler'inden ve günlük yaşamları bu sınıfla kesişen orta sınıftan insan manzaraları bulacaktır.
* * *
Yeruhan, Ermeni edebiyatına 19.yy'ın son çeyreğinden başlayarak damgasını vuran 'gerçekçilik ekolü'nün bir üyesidir. Bilindiği gibi, 'gerçekçilik' akımının bütün dünyada yaygınlık kazanarak felsefi temellere oturması pozitivizmin kurulduğu yüzyıla, 19.yy'a rastlar. Bu akım, doğayı, insanları ve olayları günlük yaşamları içinde ayrıntıya inerek konuşma diliyle canlandırır. Yeruhan da tüm gerçekçi yazarlar gibi, Ermeni toplumunun 'en alttakiler'ini konu aldığı öykülerinde onları günlük yaşamları içinde üslup kaygısı gütmeden basit konuşma diliyle canlandırmaktadır.
Öte yandan, her gerçekçi yazar gibi yazarımız da, öykülerinde nesnelliğe özen göstermekte, ne var ki hiçbir zaman tam nesnel olamamakta, kendi duygu ve düşüncelerini yapıtlarına yansıtmaktan kendini kurtaramamaktadır. Bu öznellik, Yeruhan'ı gerçeği iyi-kötü, güzel- çirkin, olumlu-olumsuz, doğru-yanlış gibi karşıt değer yargılarıyla yazmaya itmekte kahramanları ve olayları sorgulayan bir çizgiye taşımaktadır.
Yeruhan'ın gerçekçiliği, daha çok 19.yy'ın sonlarına doğru filizlenen ve 20.yy'ın ikinci çeyreğinde ayrı bir ekol olarak biçimlenen 'toplumcu gerçekçiliğe' yakındır. Çevrenin ve toplumun insan üzerindeki etkisini önemseyen, bunun için de kahramanlarının görüş ve psikolojilerine uyumlu betimlemelere geniş yer veren yazarımız, diğer toplumcu gerçekçi yazarlardan dramatik öğeye ve olay örgüsüne verdiği önemle ayrılır. Yeruhan'ın çok kısa öykülerinde dahi gerek dramatik öğeye ve gerekse olay örgüsüne özel bir önem verdiği görülmektedir. Ne var ki, öykü sonlarındaki 'abartılı trajik bitiş'lerin okuru gerçeklik duygusundan uzaklaştırdığını belirtmek isterim.
Yeruhan'ı yaşadığı dönemin şartları içinde değerlendirmek gerekir. Onu günümüz öykücülüğünün ölçütleriyle eleştirmek haksızlık olur. Örneğin dünya öykücülüğünün doruklarından Guy de Maupassant'ı bir an için çağdaş öykü anlayışı çerçevesinde değerlendirdiğimizde Yeruhan için yapılabilecek eleştirilerin Mauppasant için de geçerli olduğu görülecektir.
Yeruhan ilk öykülerini kaleme aldığında, Osmanlı'da Tanzimat Edebiyatı yerini yeni bir döneme Edebiyat-ı Cedide'ye (Servet-i Fünun) bırakmıştı. Osmanlı edebiyatındaki gerçekçilikle Ermeni edebiyatındaki gerçekçilik hemen hemen eş zamanlıdır. Eğer bir kıyaslama yapılacaksa, Yeruhan'ın öykücülüğü sorgulanacaksa, onu çağdaşı Servet-i Fünun'la kıyaslamak doğru olur. Böylesi bir kıyaslamanın, Türk ve Ermeni edebiyatlarının karşılıklı etkileşimini göstereceğine inanıyorum.
* * *
'Balıkçı Sevdası', dokuz kısa öykü içeriyor. Yeruhan'ın bu öykülerde 'en alttaki' insanların dünyasıyla ilgili vermek istediği mesajı yine kendi kaleminden izleyelim. Bu mesajı 'Küçük Sep'in Hikayesi' adlı öyküsünün kahramanı Midyeci Serko'nun betimlenen kişiliğinde bulmak olanaklıdır:
"Hareketlerinde, alt tabakadan insanlara özgü, kendini beğenmiş bir pehlivan edası vardı. Bu insanların denizde, güneşin altında, sokaklarda sürdükleri çilekeş hayat, güçlerini kuvvetlerini daha da arttırır sanki. Kaba saba yaşamlarında, üst tabakadan insanların konforlu yaşantılarında kesinlikle bulamadıkları bir mutluluk bulur bu insanlar. Bu işte Tanrı'nın bir parmağı olsa gerek."
 
 Yazarlar
Aras Yayıncılık
 İlginizi Çekebilir
Kravarjutyun 2
8.25 TL





Yüreği Dağlarda Olan Adam
William Saroyan

Yoldaş Pançuni
Yervant Odyan'ın ölümsüz eseri

Stüdyo Osep – Tayfun Serttaş

 
 
Ana Sayfa |  Son Çıkanlar |  Kategoriler | Arama  |  Resim İndir
Fiyat Listesi  | Ürün Listesi  |  Haber Aboneliği  | Haberler
 
 Aras Yayıncılık İth. İhr. Ltd. Şti.
 Sorularınız için bize mail atabilirsiniz. info@arasyayincilik.com
Getron Bilişim Hizmetleri
Ermeni edebiyatı ve kültürüne açılan pencere olarak nitelenmesine yol açan bir yayın çizgisi izleyen,iki dilde Türkçe ve Ermenice yayın yapan yayınevi.