Aras Yayıncılık Editör Bölümü Aras Yayıncılık Editör Bölümü Aras Yayıncılık İth. İhr. Ltd. Şti.
Aras Yayıncılık İth. İhr. Ltd. Şti. Aras Yayıncılık İth. İhr. Ltd. Şti.
Türkçe  |  English
 Üye Hizmetleri
 Ara
 Kategoriler

19 Ünlü Sesten: "Tililili"
Ölümünün birinci yılında
19 ünlü ses, Hrant Dink’e
ses verdiler. Dinleyin..


Kızıl Afiş
Misak Manuşyan
bir özgürlük tutsağı
Dostu, sevgilisi ve yoldaşı
Mélinée Manuşyan'ın
kaleminden...

 Ana Sayfa   Bize Ulaşın   Hakkımızda   Arama   Ürün Listesi   Ürün Şeması 
   Sepetim |  Sipariş Takip |  Üyelik İşlem |  Sipariş İptali  | Yardım  |  Satın Al   


Adım Agop Memleketim Tokat
 
Tanıklık
Agop Arslanyan
 
Etiket Fiyatı (KDV Dahil) : 16.00 TL
Kazancınız % 25 (KDV Dahil) : 4.00 TL
İndirimli Fiyatı (KDV Dahil) : 12.00 TL
 
 
Özellikler
Kitap Dili  :   Türkçe
ISBN  :   978-975-7265-76-4
Kitap Özellikleri  :   2. hamur, 13 x 19.5 cm.
Basım Bilgisi  :   224 sayfa, 4. baskı, Mart 2008

Sepete Ekle

arkadaşıma e-posta gönder Aras Yayıncılık Editör Bölümü
 
Açıklama

Agop Arslanyan 1930’larda doğduğunda, 1915’te yaşananlardan sonra Tokat'ın Ermeni ahalisinin nüfusu büyük ölçüde azalmış, okulları, kiliseleri kapanmış, o canlı sosyal yaşantıdan geriye soluk bir hayalden ve yaşama tutunmaya yarayan geleneklerden başka pek bir şey kalmamıştı. Arslanyan daha on iki yaşında ailesini ardında bırakarak, okumak için memleketinden ayrılıp pek çokları gibi İstanbul’a göçse de, yüreğinde doğduğu kente olan özlem hiç dinmedi. Tokat Ermenilerinin bu son temsilcilerinin yaşantısı, komşularıyla olan ilişkileri, siyasi gelişmelerin gölgesinde hissettikleri, korkuları, sevinçleri, tadına doyum olmaz yiyecekleri, müzikleri, eğlenceleri, piknikleri, zanaatları, hep canlı, renkli, duygulu ayrıntılar olarak belleğinin bir köşesinde işli kaldı. Adım Agop Memleketim Tokat bu anıların, özlemin, bugün artık yok olmuş farklı bir zaman dilimini kaydetme arzusunun dışavurumu. Yüzyıl ortalarında bir Anadolu şehrinin zaman zaman eğlenceli, hüzünlü, ama hep içten, hep sıcak, hep samimi hikâyesini anlatan bu kitap, diplomatik-politik çekişmelerden uzak, basit halk kitlelerinin yaşantısıyla örülmüş, aşağıdan yazılmış bir tarihin meraklılarına göz kırpıyor.

Basından Kitap Hakkında
Konu açıklamalarını görmek için başlıkların üzerini tıklayınız lütfen
  Yazar Başlık Yayın Tarih
Tokat’ta Utanç Manzarası  Amberin Zaman Tokat’ta Utanç Manzarası Taraf Gazetesi 11.07.2008
Yazar: Amberin Zaman
Başlık: Tokat’ta Utanç Manzarası
Yayın: Taraf Gazetesi
Tarih:  11.07.2008

Geçenlerde Türkiye’nin gıda deposu olarak da bilinen, yemyeşil, misler misi Tokat’taydım. Tokat, özellikle 1915 öncesi Ermeni nüfusunun yoğun olduğu bir kentti. Tarihçi Osman Köker’in derlediği altın değerindeki “Yüz Yıl Önce Türkiye’de Ermeniler” adlı esere göre 1914’te yapılan nüfus sayımında Ermeni nüfusu kent merkezinin üçte birini teşkil ediyormuş. Tokat Sancağı’nın tümünde ise sayıları 22.733 imiş. Yedi tane Ermeni kilisesi varmış, bir tane de manastır. 1910 ile 1912 arasında İris adında ilk zamanlar haftalık, sonra da aylık çıkan bir dergileri varmış. 1960’lara kadar
-çok da olmasa- yine de Ermeni varmış buralarda. Ancak bugünlerde izlerini bulmak neredeyse imkânsız. Kiliseleri, evleri, okulları, yıkılmış. Geriye kalan nüfus Müslüman kimliği ile hayatını sürdürmeye gayret ediyor. Tabii herkes Ermeni olduklarını biliyor.
Sayıları bilinmeyen Tokat’ın bu ‘gizli’ Ermenileri dertli. İsmini kullanmama koşuluyla görüştüğümüz, iki kimlik arasında sıkışmış vatandaşlardan birisi, sorunların başında oğullarına hanım bulmayı sayıyor. “Kızlarımızı Türkler kapış kapış alıyor, zira bizim kızlarımız çok marifetli” diyor Mösyö X. “Ancak erkeklerimize kız yok, çünkü Müslümanlar Ermeni diye kızlarını vermiyorlar.” (İslamiyet’te yaygın bir yoruma göre gayrimüslim kız almak caizken erkek almak değil.) Peki kendi cemaatlerinden kız bulamazlar mı diye sorunca, Mösyö X başını sallıyor. Bunun sebebi ise Ermeniler arasında son derece çağdaş biçimde yedi kuşak geçmeden önce akraba evliliği olamıyor. “Bizim sayımız az olduğu için hepimiz akrabayız, o yüzden aramızda kız alıp veremiyoruz,” diyor Mösyö X. Hal böyle olunca da erkekler göçüyor, kızlar da iyice asimile oluyor.
Son yıllarda beliren bir diğer sorun ise Belediye’den iş alamama. Birçoğu el emeği gerektiren mesleklerle uğraşan Ermeniler, eskiden ihale yoluyla Belediye’den verilen bazı işleri alabilirken, AKP iktidara geldiğinden beri artık hiç alamamaktan şikâyetçi. “Sadece kendi taraflarına veriyorlar,” diye yakınıyor birisi. Ermeniler dışında da dillendirilen bu iddiayı araştırma, somutlaştırma imkânımız olmadı. Ancak AKP’li Belediye’nin bir büyük ayıbı var ki Tokat’a giden herkes görebilir.
Ermenilerin varlığının neredeyse tek açık kanıtı olan Ermeni mezarlığının durumu tam bir rezalet. Açık duran paslı demir kapısından girer girmez insan pislikleri, kırık bira şişeleri ve envaiçeşit çöp karşınıza çıkıyor. Fotoğraflarla da belgelediğimiz üzere, mezarların hali ise içler acısı. Çoğu otlara boğulmuş. Aradan gözüken mezarlar ise kırılmış. Bazıları tümüyle yıkılmış bir taş yığını şeklinde duruyor. “İnsanlar halen burada altın arıyor” diyor bize Tokat’ta rehberlik yapan Pir Sultan Abdal Derneği’nin yöneticilerinden Muharrem Erkan (Alevilerin sorunları da bir başka yazıda).
Kâğıt üstünde Ermeni vakıfları mı belediye mi mezarlığın bakımından sorumlu, kanunlar, yönetmelikler ne diyor, araştırma fırsatımız olmadı. Ama hiç önemli değil. İslamiyet’in temel ilkelerinden birinin diğer dinlere hoşgörü göstermek olduğunu dindar olmayan Müslümanlar dahi bilir. Bu insanlık ayıbını Tokat’ın AKP’li Belediye Başkanı Adnan Çiçek mutlaka düzeltmeli. Mezarlığın kapısına kilit koydurtmalı, boyatmalı, pislikleri temizletmeli, otları kestirmeli ve Allah aşkına bir iki çiçek, ağaç diktirmeli. Yılın Belediye Başkanı ödülüne lâyık görülmüş, Sayın Çiçek’in bunu kolaylıkla başarabileceğini biliyoruz, zira kenti pırıl pırıl, çok düzenli. Gidenler için artık çok geç, ama bari geri kalan Ermeni yurttaşlarımız için biraz saygı gösterelim. LÜTFEN! HEMEN!
Not: Tokat’ın eski günlerini merak edenlere Aras Yayıncılık tarafından yayınlanan Agop Arslanyan’ın kaleme alınan anıları, Adım Agop Memleketim Tokat’ı hararetle tavsiye ederim.
Ermenileri Unutmak  Gökhan Akçura Ermenileri Unutmak Star Gazetesi 16.12.2007
Yazar: Gökhan Akçura
Başlık: Ermenileri Unutmak
Yayın: Star Gazetesi
Tarih:  16.12.2007

Aras Yayınları’yla gerçek anlamda tanışmam biraz geç oldu. Birkaç yıl önce Takuhi Tovmasyan’ın Ermeni mutfağı ve çevresindeki yaşam öykülerini anlattığı muhteşem kitabı Sofranız Şen Olsun’u almıştım tesadüfen. Çamaşır günleri pişirilen fasulyenin öyküsünü okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Oradaki tariflerden yemekler yapmadım ama okuduklarım ve onları samimiyetle anlatan yazarı Takuhi Hanım beni çok etkiledi. Onunla ve yayınevi ile böylece tanışmış oldum. O zamandan beri Aras Yayınları’nı izliyorum.
Tokatlı Ermeniler
Bu yıl bastıkları kitaplar arasında Agop Arslanyan’ın Adım Agop Memleketim Tokat’ı bence çok önemli. Bana ait bir öyküsü bile var. Seksenli yılların başında askerliğimi Tokat’ta yapmıştım. Hafta sonları izne çıktığımda, eskici dükkanlarının tıka basa Ermeni damgalı gümüş ve bakır eşyalarla dolu olduğunu görürdüm. Ama Tokat’la ilgili kitaplarda, Ermeni nüfus hakkında doğru dürüst bir bilgi bulamamıştım. Arslanyan, Tokat tarihinin Ermenilerden söz etmeden yazılamayacağını kanıtlıyor. Yine geçtiğimiz yıl içinde çıkan Ermeni Kültürü ve Modernleşme, Ermenilerin Türkiye’nin batılaşma sürecindeki rollerini ortaya koyuyor. Aynı tezi destekleyen bir diğer yapıt da, Osmanlı dönemindeki feminist kadın yazarları tanıtan Bir Adalet Feryadı başlıklı kitap. Görülüyor ki, feministlerimiz tarihlerine genellikle Türk/İslam bir pencereden baktıklarından, bu öncü isimleri es geçmişler.
Aras Yayınları’nın yeni yayınladığı İzi Kalır Hatıraların’da ise, Mayda Saris’in Agos gazetesinde yaptığı röportajların geniş halleri yer alıyor. Tahmin edileceği gibi, röportaj yapılanların büyük çoğunluğu Ermeni. Kitapta başka yerde bulamayacağınız birçok ilginç bilgi var. İzi Kalır Hatıraların’da otuz kişiyle yapılmış söyleşiler var. Bunlardan sanırım pek azının adını duydunuz. Nuri İyem, Sarkis, Raffi Portakal ve Ara Güler dışında, belki tiyatroyla ilişkiniz varsa Agop Ayvaz adını duymuş olabilirsiniz. Ama Ermeni değilseniz diğer isimlere aşina olduğunuzu sanmam. Bu uzaklık önce bir zaaf gibi gelse de, sayfaları çevirdikçe zaaf sandığınız şey bir üstünlük haline geliyor. Yeni bilgiler edinmenin keyfini yaşıyorsunuz.
Herkes kendine göre ilginç bölümler bulacak kitapta. Kimi yıllar sonra Ermeni olduğunu öğrenip hatıralarının izine düşen insanların öykülerine merak duyacak. Kimi de Sakıp Sabancı ile Raffi Portakal’ın yollarının nerede, nasıl kesiştiğini öğrenmekten hoşlanacak. Ben küçük ayrıntıların peşindeydim her zaman olduğu gibi. Sadece ikisini aktarabileceğim burada...
Birincisi rakının tarihiyle ilgili. Geçen yıl Türkiye’de rakıların tarihi üstüne bir makale yazmıştım. Tekelden önceki dönemde sayısı ellilere uzanan rakı markası çıkmıştı karşıma. Bunlar arasında öne çıkan isimlerden biri de Bilecik Rakısı’ydı. Bercuhi Berberyan’la yapılan röportajda gördüm ki kayınpederi Stepan Berberyan kurmuş bu rakıyı. 1928’de Fransa’da düzenlenen yarışmada dünyanın en iyi içkisi seçilmiş ve şeref diplomasıyla ödüllendirilmiş. Ne yazık ki ellerinde tek şişe bile kalmamış.
Bu bizim tarihimiz
İkinci ayrıntı ise caz tarihiyle ilgili. Kısa bir süre önce, tam 102 yaşında aramızdan ayrılan Hermine Kalfayan Sayınar, eşini de anlatıyor. 1968’de ölen Eduard Krikoryan Sayınar, 1930’lu yılların ünlü bir caz bateristi ve dans hocasıymış. Kitabın aktardığı bu türden ilginç bilgiler, milliyetçilik damarlarımız kabardıkça neler kaybettiğimizi daha açık gösterdi bana. Ermenilerin Türkiye tarihindeki yerleri ve toplumsal yaşama katkıları o denli güçlü ki, onları görmezden gelmek kendi tarihini de inkar etmek anlamına geliyor. Tarihi tüm genişliğiyle anlamak için, bu genişliği oluşturan tüm unsurları dikkate almamız gerekiyor. Sanırım, hatıraların izi ancak böyle kalıcı olabilecek...
“Söyle Agop… Dünyada<br>en ucuz şey nedir?”  Selahattin Duman “Söyle Agop… Dünyada
en ucuz şey nedir?”
Vatan Gazetesi 15.03.2007
Yazar: Selahattin Duman
Başlık: “Söyle Agop… Dünyada
             en ucuz şey nedir?”
Yayın: Vatan Gazetesi
Tarih:  15.03.2007

Küçük Agop, kendisine sorulan bu sorunun cevabını yıllar sonra İstanbul’da bulacaktır… Soruyu soran Kayane Dudu hayatta olmasa bile… Varsın olsun… Kayane Dudu “Ben bu dünyada olmasam bile bu soruya verdiğin cevabı bileceğim…” dememiş miydi?

O şarkıyı dinleyen kim yüreğinden vurulmaz ki...
"Gesi bağlarından gelsin geçilsin... / Kurulsun masalar rakı, şarap içilsin..."
Kendimizi unutalı çok oldu…
O yüzdendir ki bizi hislendiren nice şarkının, nice türkünün hikâyesini bilmeyiz...
Niye hislendiğimizi de bilmeyiz...
Belki de genlerimize bazı sırların şifresi işlendi...
Belki bilinçaltına terk ettiğimiz bir şeylerin ucu dokunuyor hissiyatımıza...
"Gesi bağları... " dendi mi nereden söz edildiğini, haritanın neresine parmak basıldığını bilmesek bile...
Şarkılara geçmiş o yerler Kayseri'nin en ünlü, en verimli üzüm bağlarıdır...
Tokat da şarap üreticilerinin bir başka gözdesi ilimiz...
Diren, Kaşıkçıoğlu, Malkaya, Sepetçioğlu ve Bey bağları... Birbirinden leziz ev şaraplarının yapıldığı bu bağlar şimdi ayakta mı yoksa çoktan müteahhitlere teslim mi oldu?
Bugünü bilmiyorum...
Ama dünden haberimiz oldu... Kayseri'nin Garmir Köyü'nden Tokat'a göçen Ohannes Ağa, bin bir zorlukla getirdiği altı adet kökle "Gesi bağları"nın 1930'lu yıllardaki görkemini Tokat'ta ihya etmiş...
Hem de "Avşar Dudağı" denilen üzümden...
Altı üzüm kökü ile şenlenen Tokat'ın eskileri o üzümün Kayseri'de kaybolan tadını yeniden almışlar...
Ohannes Ağa sayesinde ''Ağza attın mı kabuğu ile birlikte eriyen..." tarifi Tokat ahalisinin tekelinde kalmış...
***
Ohannes Ağa, tarihe tanıklık eden bu kitabın içinden rast gele seçme bir Tokatlı... Nefo emmi, Zepür ana, Nano bacı, Ayransever Manuk usta, Kirkoroslu Varjabet emmi, Aklıevvel Azniv ana gibi…
Tarihi tartışımıyoruz... Tehcirdi, mukatalaydı... Bu sözcükleri kullanmadan da eski dostlukları anmanın yollarına bakıyoruz...
Tanıklık etmek
Bu kitabın yazarı, Tokat'ın eski hemşerisi Agop Arslanyan'ın kıvrak, keyifli kaleminden bir ilin çok değil elli, altmış sene önceki hayatını öğreniyoruz...
İsimlerini şöyle bir yâd edip geçtiğimiz bu insanlar o günleri yaşadı...
İkinci Dünya Savaşı yıllarında "Yirmi sınıf askerliğe" çağırıldı...
Evlendiler, torun torba sahibi oldular, öldüler...
Geçmişin tanıklığından öğreniyoruz ki çoğu dininden döndü... Türkçe isim seçti... Müslümanlığı kabul edip aramıza karıştı...
Elimizde onların durumunu gösteren esaslı bir demografik çalışma yok. Zaten geçmişe "tanıklık" eden kitaplar, anılar bu yüzden değerlidir...
"Meydanda arzuhalcilik eden bir Burhan Bey vardı, aslı Ermeniydi..." cümlesinin uluslararası hukukta bir değeri yok ama ruhlarda ve zihinlerdeki karşılığı büyük...
Belki de bu tür kitapları o yüzden çok seviyorum... Geçmişi bir tarihçi didaktikliği ile didiklemek değil, canlı kanlı insanların gözünden izleyip, ağzından dinlemek bana başka türden bir keyif veriyor... Şimdilerde Kanada'da yaşayan Agop Arslanyan'ın tanıklığını bu yüzden ciddiye alıyorum... Bugün sosyal olarak geldiğimiz yerin izleri taa o günlerin anılarında var...
İstanbul öğretir
Tokat'ın ele avuca sığmaz çocuğu Deli Agop okumak için İstanbul'a gidecektir... Ailesi o büyük yolculuğun hazırlığındayken Küçük Agop, bir daha asla yaşayamayacağı o mutlu çocukluk günlerinin son demlerindedir...
Bir oyun çocuğu olarak sokakların tadını çıkarırken İzmir'den Tokat'a göç etmiş Kayane Dudu ile karşılaşır...
Seferberlik görmüş, tehcir görmüş Kayane Dudu, küçük Agop'un İstanbul'a gideceğini öğrenince "Sana bir soru soracağım" der...
Ardından "Ama cevabını şimdi verme..." diye ekler...
Sorusu küçük bir çocuğun dimağının taşıyamayacağı kadar ağırdır...
"Cevabı yıllar sonra versen de olur... Ben bu dünyada olmasam bile duyarım..."
Bunları söyledikten sonra merak içinde yüzüne bakan çocuğa sorar: "Dünyada en ucuz şey nedir? İstanbul bunun cevabını öğretir sana... "
***
Agop Arslanyan o zaman bir anlam veremediği sorunun cevabını yıllar sonra bulup, kitabına yazmış…
"İstanbul'a yerleştikten kısa bir süre sonra bu soruya vereceğim cevabı buldum... Dünyada en ucuz şey insan canıydı..."
Tokat'ın küçük hemşerisi kendi cevabını bulmuş... Sizin de aklınıza takılan sorular varsa bir kısmının cevabını bu kitapta bulabilirsiniz...
Hem de keyifle...
Ankaralı Haydar Çetin’den<br>Agop Arslanyan’a İkinci Mektubu  Haydar Çetin Ankaralı Haydar Çetin’den
Agop Arslanyan’a İkinci Mektubu
Marmara Gazetesi 27.01.2006
Yazar: Haydar Çetin
Başlık: Ankaralı Haydar Çetin’den
             Agop Arslanyan’a İkinci Mektubu
Yayın: Marmara Gazetesi
Tarih:  27.01.2006

Geçen hafta Haydar çetin adlı bir okuyucunun Hagop Arslanyan'a “Adım Agop Memleketim Tokat” adli kitabını okuduktan sonra yazdığı mektubu yayınlamıştık. Geçen süre içinde Tokat'ı ziyaret eden Haydar Çetin bu ziyaretinin ardından Agop Arslanyan'a aşağıdaki ikinci mektubu gönderdi.
***
Dilimde;
Yes mi garip bilbulig em, vartaranits heratsel em
Trakhdi bes hodov anus purasdanits heratsel em
Gobid, ankut, anherades aykebanits heratsel em
Dunis-degis ender togads amen panits heratsel em
Türküsü,
yanımda bir Çerkez dedesi,
Tokat'ı gezdim.
Fark ettim ki; Tokat'ı bugüne kadar hiç görmemişim.
Tokat bir başka memleketmiş meğer.
Çerkez Dedesi hiç durmadan anlatıyordu bana:
"Bak bu senin Agop'un dediği Çerkez Yusuf'un evi, bu Yusuf var ya; bizim Gara Ali'nin babası Hamza ile askerlik yaptı, dericilik yapardı, sonra da bu konağı yaptırdı. Aha işte bu da Konfeksiyoncu Dikran'ın dükkânının yeriydi, ama yıktılar yerine bu binayı yaptılar, bizim Çerkezler hep buradan alışveriş yaparlardı. Bak bu da tam Alipaşa Hamamının karşısındaki Sarkis'in evi olmalı…"
Bedestan restore ediliyordu, Yazmacılar Han ise kaderine terk edilmiş.
Bir dedeye sordum bizim, şu Tokat'ın Ermenilerini;
"Evlat onlar çoktan gittiler, eyice adamlardı ama kimseler kalmadı" dedi.
Antikacılar çarşında satıcılara sordum;
"Okul arkadaşımızdılar, iyi adamlardı" dediler.
Antika dükkânındaki antikalara sordum, kıyıda köşede duran mutfak eşyaları, kapı tokmakları, ahşap malzemeler hep birlikte başladılar konuşmaya;
Çok şey anlattılar ama Agop Amca "bir sünger çek" dediği için ne dediklerini anlatmayacağım.
Behzat Saat Kulesine yakın bir yerde çok katlı bir alışveriş merkezi var.
Kapısına "Adım Agop, Memleketim Tokat isimli kitap geldi" diye yazmışlar.
İzin ver bu kadarını söyleyeyim;
Sizler de bizim gibi bu topraklara aitsiniz. Bunu ne ben, ne de başkaları değiştirebilir.
Bunu Deli Agop'un gözü ile Tokat kalesinden Tokat'ı izlerken daha iyi görmek mümkün. Güzel olan her şey bu topraklara hasret Ermenilerin eseri, kötü olan ise…
Size bir kaç tane fotoğraf gönderecektim ama "mailbox"ınızı doldurmak istemediğim için vazgeçtim.
Kendinizi bana yanıt vermek zorunda hissetmeyin lütfen. Çünkü sizden aldığım yanıt benim için yeter de artar bile. Sizin gibi birinden bu övgüleri almak beni tahmin edemeyeceğiniz kadar mutlu etti. Bu övgüyü çocuklarıma bırakacağım büyük bir miras olarak görüyorum.
Size borcum var, borcumuz var,
Bu toprakların borcu var. Bir gün torunlarımız bu hesabı kapatacaklar; inanıyorum.
Size en derin saygılarımı sunuyorum.
Ankaralı Haydar Çetin Agop<br>Arslanyan’a Mektup Yazdı  Haydar Çetin Ankaralı Haydar Çetin Agop
Arslanyan’a Mektup Yazdı
Marmara Gazetesi 20.01.2006
Yazar: Haydar Çetin
Başlık: Ankaralı Haydar Çetin Agop
             Arslanyan’a Mektup Yazdı
Yayın: Marmara Gazetesi
Tarih:  20.01.2006

Haberini daha önce verdiğimiz gibi Agop Arslanyan'ın geçenlerde Aras Yayıncılıktan "Adım Agop, Memleketim Tokat" adlı bir kitabı yayınlanmıştı. Bu kitabın yayınlanmasından sonra Agop Arslanyan okurlarından birçok mektup aldı. Bunlardan biri Ankaralı bir Türk olan Haydar Çetin'den gelmişti ve kendisine elektronik posta kanalıyla ulaşmıştı. Son derece ilginç olan bu mektubu aşağıda yayınlıyoruz.
***
Saygıdeğer Agop Bey
Ben Ankara'da yaşayan, aslen Kırşehirli bir Türküm.
Ama kendimi Ege'de Rum, Midyat'ta Süryani, Diyarbakır'da Kürt, Bir Çerkez köyünde Çerkez, Tokat'ta Ermeni olarak hissediyorum.
Tokat'ı eşim nedeniyle tanıdım.
Nedendir bilmiyorum Tokat'ta bugüne kadar anlayamadığım bir şey beni hep kendine çekiyordu.
Bunu da kitabınızı okuyunca daha iyi anladım. Maalesef Tokat'ın Ermeni geçmişi ile ilgili yeterli bilgiye bir türlü ulaşamamıştım.
Dinlediğim bir kaç anı dışında Ermeni izi bulamamıştım.
Bilirsiniz Sivas yoluna çıktığınızda Geyras'da sol tarafa bir köy yolu çıkar. Sizin zamanınızda adı nedir bilmiyorum, şimdilerde Kızılöz denen köy var. O köye yaklaşık 2 km uzaklıkta eski adı Odaba olan bir Çerkez Köyüne gidip gelirim. Şimdiler de bu köy, eski adı Fenk, yeni adı Cat olan kasabanın da yolu üzerindedir.
Ermenileri Çerkezlerden çok sordum ama o kadar az şey anlattılar ki beni tatmin etmedi. Tokat'ta ise temas ettiğim kişiler ise hiç bilgi sahibi değiller.
Geçen senelerde köy evinin kapısını tamir için biri geldi. Bana gizlice annesinin Ermeni olduğunu söylediler. Ama ben ona bir şey soramadım. O amcaya çok şey sormak istedim. Neler hissettiğini, annesini, ruhunun derinliklerinde neler sakladığını hiç bir şey soramadan sadece o mahir ellerine baktım. Yüzünün çizgilerinde neleri sakladığını hayal ettim.
Eşim ve çocuklarım bu yaz yine Tokat'ta idiler. Eşim telefon etti "Kızılöz Köyündeki Abdullah Amca" öldü diye. Abdullah Amca'nın annesi de Ermeniydi. Bir yakınımı kaybetmiş gibi kahroldum. O güzelim, yaralı insanları gerçek yüzleri ile tanıyamamaktan dolayı çok üzgünüm.
Çocukluğumda babaannem anlatırdı "büyüklerimiz Ermeni kesmeye gitmişlerdi" diye. İşte çocuk kafam, keşke daha fazla ayrıntı öğrenebilseydim.
Bir küfür gibi bellettiler bize "Ermenileri".
"Millet-i sadıka” diye bildiğimiz Ermeniler hakkında bize verilen şeylerdi bunlar.
Daha sonra Aras Yayıncılıktan çıkan kitaplardan öğrendim bizim Ermenileri.
Ne çok bize benziyorlardı, ne çok bizim şimdilerde olmak istediğimiz gibi yaşıyorlardı.
Ne çok insan, ne çok bizim komşumuz, dostumuzdular.
Sizi fazla meşgul etmek istemiyorum ama sizinle ortak yanımız var
1) Köy kökenliyiz,
2) Tokat'lıyız (!),
Ayrıca ben Tokat'ta kendimi Ermeni olarak hissediyorum. Şehrin sokaklarında gezerken sizlerden bir şeyler bulurum umudunu taşıyorum. Perşembe günü yine Tokat’a gideceğim. Elimde kitabınız ve sizi orada arayacağım. Eskiden kalan her evin önünde "Agop Bey Amca"nın delilik günlerinden kalan izlerini süreceğim. Agop Bey Amca diyorum ben 45 yaşındayım.
Aslında duygu yüklüyüm ve anlatacak, ruhumu boşaltacak çok şeyim var.
Ama dedim ya sizi fazla meşgul etmek istemiyorum.
Eğer yolun uz buralara düşerse başım gözüm üstüne konuğum, olursunuz. Sizi alıp Tokat'a götürmek isterim. Ve beni çok mutlu edersiniz.
Tokat ile ilgili benden bir isteğiniz olursa: Kürtlerin dediği: ‘gözümle beraber.’
Size saygılarımı sunuyorum.
Hürriyet’in Pazar İlavesi ‘Keyf’te<br>Hagop Arslanyan ve Kitabı Hakkında Söyleşi  .. Hürriyet’in Pazar İlavesi ‘Keyf’te
Hagop Arslanyan ve Kitabı Hakkında Söyleşi
Marmara Gazetesi 25.11.2005
Yazar: ..
Başlık: Hürriyet’in Pazar İlavesi ‘Keyf’te
             Hagop Arslanyan ve Kitabı Hakkında Söyleşi
Yayın: Marmara Gazetesi
Tarih:  25.11.2005

Pazar günkü Hürriyet gazetesinin ilavesi "Keyf" dergisinde Hagop Arslanyan ile Seyhan Yedig'in yaptığı söyleşi yayınlandı. Doğal olarak Aras Kitabevinden yayınlanan kitabı "Adım Agop Memleketim Tokat" adlı kitabından ağırlıklı olarak söz edilen söyleşide bol bol resim de kullanıldı.
Söyleşinin giriş bölümünde Serhan Yedig şunları yazmış.
"1940'ların Tokat'ında komşuluk ilişkilerinden sokaktaki günlük hayata, yemeklerinden hasret türkülerine sayısız renkli gözlem... 1910'lardaki Yeşilırmak üstüne kurduğu su tribünüyle elektrik üreten marangoz Garabet Göncüyan, Alman firması Bayer'e mektup yazıp mahlep ihracatına başlayan Murat Dülgeroğlu, Muzaffer Sarısözen ile bağlama yarıştıran Âşık Avedis ve daha nice renkli portre...
"Yedi yıldır Kanada'da yaşayan ve doğduğu toprakları özleyen kuyumcu Agop Arslanyan anılarını yazdı. 72 yaşındaki ilkokul mezunu, amatör yazarın kitabı "Adım Agop Memleketim Tokat", Aras Yayınları'nın "Tanıklık" dizisinden yayımlandı. Toronto’daki evinden aradığımız Agop Arslanyan kitabın gördüğü ilgiden şaşkın: "Arjantin'den, ABD'den telefon ediyorlar, Ermenileri sevmezdik, meğer ne kadar yanlış düşünüyormuşuz, diyorlar... "
Bu girişten sonra başlayan söyleşide Agop Arslanyan soruları yanıtlıyor. Okumaya yazmaya meraklı bir aileden geldiğini, tüm notları pekiyi olmasına rağmen ilkokuldan sonra okumaya devam edemediğini, okumaya olan tutkusunu ve merakını bakkaldan yaptığı alışverişte verilen kesekâğıdının üzerindeki haberleri okuyarak tatmin etmeye çalıştığını anlatan Arslanyan, bu tutkunun bugüne kadar devam ettiğini, hala bir bilgi oburunu söylüyor ve tahsilini tamamlayamamanın verdiği kompleksle sürekli okuduğunu, öğrendiğini anlatıyor. Edebiyat ve tarihin yanı sıra ansiklopedik bilgisinin geniş olduğunu, klasik müziğe tutkun olduğunu söyleyen Arslanyan eser isminden bestecilerini, besteci isminden eserlerini kolaylıkla bulabileceğini belirtiyor.
12 yaşında İstanbul’a gelip kuyumcu çıraklığına başladığını, ancak bunun hayatını sadece bir bölümü olduğunu, diğer bölümünün ise kitaplar ve yazma tutkusu olduğunu, arkadaşlarının aşk şiirlerini bile kendisinin yazdığını anlatan Arslanyan daha önce romanlar yazdığını ancak bunların yayımlanmadığını anlatıyor. İlk yazısının 1982 yılında Marmara gazetesinde yayımlandığını, halen orada yazmakta olduğunu belirten Arslanyan, ilk kitabının ise "Adım Agop, memleketim Tokat" olduğunu belirtiyor.
Hayatında Tokat'ın önemini 1952' de Türkiye Halter Şampiyonu olduğunda "İstanbul’dan Agop Arslanyan" diye tanıtıldığında kürsüye çıkıp "Ben Tokat'lıyım" diye düzelttiğini anlatarak vurgulayan Arslanyan, kitabı 2003 yılında gezmeye gittiği Küba'da sokakta çıplak ayakla gezen yaşlı bir kadına sorduğu "Neden memleketini terk etmiyorsun" sorusuna "insan doğduğu yeri terk eder mi?" yanıtını aldıktan sonra yazmaya karar verdiğini anlatıyor. Kitapta yer verdiği ayrıntıları hafızasını son derece güçlü oluşuna borçlu olduğunu belirten Arslanyan, sadece tarifini hatırlayamadığı bazı yemekler için yaşlılara danıştığını belirtiyor.
Kitap yayımlandıktan sonra aldığı tepkilerin şaşırtıcı derecede çok olduğunu anlatan Arslanyan, dünyanın dört bir yanından arandığını, Kanada'da yaşayan Tokatlı bir Türk kimyagerin kitabı internette görüp bulup okuduğunu ve telefon edip "Ermenileri hiç sevmezdim ama bu kitabı okuduktan sonra ne kadar yanlış düşündüğümü anladım" dediğini anlatıyor.
Bu da Agop'un Hikâyesi  Zeynep Aksoy Bu da Agop'un Hikâyesi Radikal Gazetesi 07.10.2005
Yazar: Zeynep Aksoy
Başlık: Bu da Agop'un Hikâyesi
Yayın: Radikal Gazetesi
Tarih:  07.10.2005

İkinci Dünya Savaşı'nın ister istemez Türkiye'ye de yansıyan yokluk yıllarında verimli bağlarla, meyva bahçeleriyle çevrili Tokat'ta büyüyen bir Ermeni çocuğu, Agop Arslanyan. Arslanyan'ın tanıklık kitabı Adım Agop Memleketim Tokat, 1915'te yaşananlardan sonra Anadolu'da kalan Ermeni köylülerin hayatlarına, acılarına ve eğlencelerine kişisel bir bakış açısından ışık tutan, naif ve akıcı bir dille yazılmış lezzetli bir kitap.
Arslanyan 1934'te babasının değirmencilik yaptığı Tokat'ın Dodurga köyünde doğar. Ailesi Sivas'ın tamamı Ermeni kazalarından Tavra'dandır. 1915 yılında pehlivanlardan oluşan bu sülaleden altmış beş aile tehcirde bir zorlukla karşılaşmadan Tokat'a getirilir. Çünkü Sivas'la Tokat arasındaki değirmenlerin çalıştırılması için usta değirmencilere ihtiyaç vardır.
Beş kardeşin en küçüğü Agop'un doğduğu bu ailede takma adı 'deli'dir çünkü çok yaramaz, ele avuca sığmaz bir çocuktur. Çalışkan olmasına ve çok istemesine rağmen ilkokul bittikten sonra okula devam edemez. Sekiz yaşından itibaren yaz aylarında kuyumcu yanında çıraklık yapar. On iki yaşında okuma ısrarlarına dayanamayan ailesi onu İstanbul'a amcasının yanına yollar. Ama yine okuyamaz Agop, ona kötü davranan amcasıyla yengesinin evinde çile çekerek Kapalıçarşı'da kuyumcu çıraklığına devam eder. Taa ki hâline üzülen komşuları Sırpuhi Hala, onu amcagilinin zulmünden kurtarıp yanına alana dek...
Memleketini özleyince...
Ellili yaşlara geldiğinde hep özlemini duyduğu memleketi hakkında yazmaya başlayan Arslanyan'ın yazıları İstanbul'da Ermenice yayımlanan Marmara gazetesinde, diaspora gazete ve antolojilerinde yayımlanır. Arslanyan 1997'de ailesiyle birlikte Kanada'nın Toronto kentine yerleşir. Hâlâ orada yaşıyor.
Arslanyan'ın kitabından 20. yüzyıl başlarında Tokat ve civarında yaklaşık yirmi beş bin Ermeni'nin yaşadığını öğreniyoruz. Onun doğduğu yıllarda ise sayıları bugünkü gibi neredeyse hiçe indirgenmemişse bile oldukça azalmış. İnançlı bir kadın olan annesi Markırit Hanım'ın dua edebileceği her şeyiyle ayakta duran bir kilise, resmi bir papaz bile yok Tokat ve civarında o yıllarda. Yedi kilisenin tümü yıkılmış. Agop annesiyle yıkıntılara gidiyor dua etmeye. Kimi zamanlar da, özellikle bayramlarda, evleri bir küçük kiliseye dönüşüyor.
Yüzyıl başlarından itibaren genellikle zanaat ve tarımla uğraşan Ermeni nüfusun bölgenin sosyal ve ticari hayatına ne kadar önemli katkıları olduğunu görüyoruz. Tokat'ta ilk hızarhaneyi kuran onlar, keresteleri ve kütükleri nehirden aşırmak için elektrikli nakliye sistemini getiren onlar. Hepsi yetenekli demirciler, kuyumcular, taş ustaları. Bölgede çeşitli farklı etnik gruplardan insanlarla, Çerkesler, Aleviler, Yahudiler Kürtler ve Türklerle iç içe yaşıyorlar. Agop Arslanyan'ın tanıklık ettiği 1930'ların ortalarından 1940'ların sonlarına uzanan dönem aslında Tokat Ermenilerinin son temsilcilerinin yaşantısı bir bakıma.
Kitapta, Agop'un büyüklerinden, komşularından dinlediği çok acı tehcir anıları var. Yollarda kaybolan, hastalanan, ölen, kaçırılan binlerce Ermeni. Kendisinin ve ailesinin yaşadığı ayrımcılık öyküleri var ölülerini gömerken 'gevur' diye onları taşlayan mühacir çocukları, yolda karşılarına çıkıp onları dövenler, annesinin dua ettiği yıkık kilise taşlarına tükürenler. Ama Arslanyan bunları anlatırken kin gütmüyor, suçlamıyor, hep bağışlayıcı, hep alttan alıyor. Yaşantılarının keyiflerini ve eğlencelerini daha çok ön plana çıkarmayı tercih ediyor. Hasat zamanının coşkusu, bağbozumu ve üzümün sapı dahil her şeyi kullanılarak yapılan şaraplar, pekmezler, envai çeşit yiyecek, ev yapımı rakıların, sazın ve sözün eşliğinde uzun piknikler, kışlık erzak hazırlamanın heyecanı...
Bu bilgi dolu, zevkle okunan kitaptan unun öğütülmesindeki ustalıktan bin bir çeşit yöreye özgü yemeğin ve içeceğin hazırlanmasına kadar birçok şey öğreniyoruz. Yer yer hüzünlü, yer yer eğlenceli ve komik, ama her satırıyla samimi ve gerçek bir kitap...
Tehcir Meselesi  Mıgırdiç Margosyan Tehcir Meselesi Evrensel Gazetesi 04.09.2005
Yazar: Mıgırdiç Margosyan
Başlık: Tehcir Meselesi
Yayın: Evrensel Gazetesi
Tarih:  04.09.2005

Kirvem, Sana bu hafta Aras Yayınları'nca yayınlanıp henüz dumanı üstünde tüten yeni bir kitaptan söz etmek istiyorum. Kitabın yazarı Agop Arslanyan 1934 yılında Tokat'ın Artova ilçesine bağlı Dodurga köyünde doğmuş , çocukluğunun bir bölümünü oralarda geçirdikten sonra İstanbul'a gelip, ardından da ailesiyle beraber 1997'de Kanada'nın Toronto kentine göç etmiş. Yazar, dilimizde sık sık kullandığımız `Babamın adı Hıdır elimden gelen budur` deyimini andırırcasına kitabına verdiği `Adım Agop Memleketim Tokat ` adlı anılarını topladığı bu kitabıyla yine deyim yerindeyse bir taşla iki kuş vururcasına, daha başlangıçta bir taraftan Ermeni kimliğinin altını çizerken öte taraftan da babasının değirmencilik yaptığı Tokat yörelerini büyük bir özlemle sade, yalın bir dille anlatmaya çalışmış… Kısa anılarını tespih taneleri gibi yan yana getirirken, satır aralarında kendi yörelerinden aktarıp çizdiği halklar arasındaki yaşama da ustalıkla ayna tutmayı ihmal etmemiş… Kirvem, özellikle son zamanlarda, doksan yılın gerisinden günümüze kadar ulaşıp, sonuçta Ermeni meselesi adı altında gündeme gelen, ardından da soykırım ya da `sözde` soykırım tanımlamalarının kargaşasını bir tarafa bırakıp, aşağıdaki satırlarda yazarın aktardığı `Zepür ananın Tehcir hikayesi: Tokat'tan Malatya'ya` adlı öyküsünü olduğu gibi aktarıp gerisini okuyucuların yorumuna bırakalım: … Havada bulut yok, bu ne dumandır Mehlede ölen yok, bu ne figandır. Havada ne bulut , ne duman vardı ama Ermeniler için bir karar verilmişti ve ondan sonrası hep karanlık olacaktı. Devlet-i Ali Osman'a onca sadık Ermeniler, devletlerine onca nazır , paşa, bürokrat vermiş Ermeniler, günü gelince vatan için can veren Ermeniler. Anamın çok sevip öz anası yerine koyduğu yaşlı Zepür ana anlatırdı: `Dellallar sokak sokak, avazları çıktığı kadar bağırıyordu: `Yarın, ola ki hiçbir kefere-yi adem hanesinden ayrılmaya, sayıma girilecektir!` Gerçekten de memurlar geldi, evimizin tapusunu teslim ettik. Bütün mal mülk yazıldı. Sürgün, Malatya'ya. `Bu evrakı orada defterdarlığa götüreceksiniz. Onlar da size Malatya'da mal mülk verecekler.` Neden devlet baba bu göç? Bunun cevabı yok, gideceksin. Hem de üç gün içinde, artık nasıl gidebilirsen. İster at arabanla, ister eşekle, ister trenle, ister yürüyerek. Üç gün içinde Tokat'ta hiç Ermeni kalmayacak. Buna seferberlik dediler, üstümüze şarkılar dizdiler, ismi batasıca seferberlik. Oduna gide gide, dağda odun kalmadı, Seferberlik çıkalı, doğru kadın kalmadı. Altmış bin Kürt mahkum affedilip Hamidiye Alayları adı altında elbise giymiş, kafilelerin yanı başında, sözde seni bekliyor. Malın , mülkün, namusun onun elindeki süngüde… Can hesabı sorulmuyor, Tehcir başladı. Dedemin, hükümet konağında çok itibarı vardı. `Gidem Kerim ağayı görem, belki de bir faidesi olur,` dedi. Gözyaşlarıyla, dualarla dönüşünü bekledik, bekledik, acaba bir müjde … `Yok,` dedi `içeri bile giremedim, çünkü konağın kapusuna koca bir yazı konmuştu bez üzerinde, uçarı kaçarı yokmuş, bütün Ermeniler gidecek.` Hükümetin önü serili halı Şu giden Ermeniler sevkıyat malı. Yola çıktık. Bazı Türk komşularımız bizden fazla ağlıyorlardı. Kimileri ta şehrin çıkışına kadar bizimle geldiler. Ya Rab , şu iyi insanlara bak! Peki kudurmuş da bizi ısıran it hangisi? Yola çıkanların hepsi insandı. Para dökedöke, yolda ölenleri, yeni doğan bebeleri bir kenara bırakarak, azala azala Malatya'ya vasıl olduk . Malatya da aynı Tokat gibi, yemyeşil bağlar bahçeler. Yalnız, elimizdeki mal beyannamesini gösterecek bir merci yok. Sonunda bulduk, bulduk da bu işle ilgili efendi memur: `Siz neden bahsediyorsunuz!? Kimin malını kime veriyoruz!` Malatya'dan kim bilir hangi Arabistan çölüne sürülmüş Ermenilerin evleri vardı, ama hepsine muhacir Müslümanlar yerleştirilmişti bile. Biz ise bezden, çuvallardan yaptığımız kulübeler içinde, saklamaya muvaffak olduğumuz birkaç kuruşla karın doyurmaya bakıyorduk. Hastalık, sıtma, ishal… Kazdığımız bir çukura gideni gömüyorduk. En büyük yemeğimiz on paraya aldığımız lahanaydı. Kürtler kızımı kaçırdılar, bir daha ne izini gördüm, ne yüzünü. Artık tükenmekte olduğumuz bir anda yeni bir emir geldi: `Hepiniz geldiğiniz yere dönebilirsiniz.` Daha zor şartlar altında, tüterek, biterek, dökülerek Tokat'a döndük. Bir yarım nüfus daha kayıplara karıştı. Evler… Kim evinin kapısını çalsa aynı cevabı alıyordu: `Abe cenabet bir daha ki vurmayasın hanemin kapısını!` Yine de Türk komşular bize yer verdiler, ekmek verdiler, aş verdiler, yaramızı sardı.
Memleket, Asıl Cennet  Aris Nalcı Memleket, Asıl Cennet Agos Gazetesi 02.09.2005
Yazar: Aris Nalcı
Başlık: Memleket, Asıl Cennet
Yayın: Agos Gazetesi
Tarih:  02.09.2005

Aras Yayıncılık, "Adım Agop Memleketim Tokat" ile Anadolu Ermenileri'nin yaşantısına tanıklık eden kitaplarına bir yenisini daha ekledi. Bugün Kanada'da yaşayan Tokatlı yazar Agop Arslanyan, her satırı doğduğu kente duyduğu özlemle yoğrulmuş bu kitapta, okuru yüzyıl başından 1950'li yıllara dek heyecanlı bir yolculuğa çıkarıyor.
Zaman zaman memleketi Tokat'a yaptığı gecikmiş ziyaretten kalan komik diyaloglar, zaman zaman da çocukluğundan hatıralarla süslenen kitapta sayfaları bölen türküler okuyucuyu yakın tarihte biraz hüzünlü biraz da eğlenceli bir yolculuğa çıkarıyor.
Artık haklarında çok az şey bilinse de 20. yüzyıl başlarında Tokat ve civarında yaklaşık yirmi beş bin Ermeni yaşıyordu. Genellikle zanaat ve tarımla uğraşan bu insanlar, bölgenin sosyal ve ticari hayatına önemli katkılarda bulunuyor, Türkler, Kürtler, Aleviler, Yahudiler, Rumlar ve Çerkezlerle iç içe yaşıyorlardı.
Agop Arslanyan 1934'te doğduğunda, 1915'te yaşananlardan sonra yörenin Ermeni ahalisinin nüfusu büyük ölçüde azalmış, okulları, kiliseleri kapanmış, o canlı sosyal yaşantıdan geriye soluk bir hayalden ve yaşama tutunmaya yarayan geleneklerden başka pek bir şey kalmamıştı. Arslanyan daha on iki yaşında ailesini ardında bırakarak, okumak için memleketi Tokat'tan ayrılıp pek çokları gibi İstanbul'a göçse de, yüreğinde doğduğu kente olan özlem hiç dinmedi. Tokat Ermenilerinin bu son temsilcilerinin yaşantısı, komşularıyla olan ilişkileri, siyasi gelişmelerin gölgesinde hissettikleri, korkuları, sevinçleri, tadına doyum olmaz yiyecekleri, müzikleri, eğlenceleri, piknikleri, zanaatları, hep canlı, renkli, duygulu ayrıntılar olarak belleğinin bir köşesinde işli kaldı.
"Adım Agop Memleketim Tokat" bu anıların, özlemin, zamana ve unutulmaya karşı koyma, bugün artık yok olmuş farklı bir zaman dilimini kaydetme arzusunun dışavurumu. Yüzyıl ortalarında bir Anadolu şehrinin hüzünlü, içten, sıcak, samımı hikâyesini anlatan bu kitap, büyük diplomatik-politik çekişmelerden uzak, basit halk kitlelerinin yaşantısıyla örülmüş. Bu da yöresel tarihe farklı bir bakış açısı sunuyor okuyucuya. Kitabın sonunda yer alan mini Tokat haritası sayesinde ise kitabı okurken yazarın hikâyesini sokak sokak ev ev takip edebiliyorsunuz.
Bu özelliğiyle şu sıralar artan siyasi ve politik içerikli didaktik kitaplar arasından sıyrılan Agop Arslanyan'ın yazılarında kullandığı Tokat lehçesi de korunarak kitaba aktarılmış.
Tanıklıklar dizisindeki ikinci kitabını yayımlayan Aras Yayıncılık'ın yolu daha çok uzun. İstanbul ve Dünya Ermenileri halen keşfedilmeyi bekleyen kim bilir daha ne tanıklıklarla dolu...
Tokat'tan eğitim alma umuduyla ayrılan Arslanyan'ın amcaoğlu Istepan ile kitabın ilk bölümünde aralarında geçen kısa konuşma, ne çok şey anlatıyor aslında...
"Bir tek sen kalmışsın emmioğlu
"Bir Allah, bir ben " "Peki eş dost, yar yaran!"
"Bağım bahçem var."
Amcamın bağlamasını gösterdi:
"Benim her şeyim budur emmioğlu"
'İstanbul'a gel desem gelmez misin?"
"Eğer başın darda ise gelem, kurban olam; yoksa... "
Emmimin bağlamasını gösterdi:
"O ve ben burada biteceğiz. Burada doğdum burada öleceğim."
  
Aras Yayıncılık, "Adım Agop Memleketim Tokat" ile Anadolu Ermenileri'nin yaşantısına tanıklık eden kitaplarına bir yenisini daha ekledi. Bugün Kanada'da yaşayan Tokatlı yazar Agop Arslanyan, her satırı doğduğu kente duyduğu özlemle yoğrulmuş bu kitapta, okuru yüzyıl başından 1950'li yıllara dek heyecanlı bir yolculuğa çıkarıyor.
Zaman zaman memleketi Tokat'a yaptığı gecikmiş ziyaretten kalan komik diyaloglar, zaman zaman da çocukluğundan hatıralarla süslenen kitapta sayfaları bölen türküler okuyucuyu yakın tarihte biraz hüzünlü biraz da eğlenceli bir yolculuğa çıkarıyor.
Artık haklarında çok az şey bilinse de 20. yüzyıl başlarında Tokat ve civarında yaklaşık yirmi beş bin Ermeni yaşıyordu. Genellikle zanaat ve tarımla uğraşan bu insanlar, bölgenin sosyal ve ticari hayatına önemli katkılarda bulunuyor, Türkler, Kürtler, Aleviler, Yahudiler, Rumlar ve Çerkezlerle iç içe yaşıyorlardı.
Agop Arslanyan 1934'te doğduğunda, 1915'te yaşananlardan sonra yörenin Ermeni ahalisinin nüfusu büyük ölçüde azalmış, okulları, kiliseleri kapanmış, o canlı sosyal yaşantıdan geriye soluk bir hayalden ve yaşama tutunmaya yarayan geleneklerden başka pek bir şey kalmamıştı. Arslanyan daha on iki yaşında ailesini ardında bırakarak, okumak için memleketi Tokat'tan ayrılıp pek çokları gibi İstanbul'a göçse de, yüreğinde doğduğu kente olan özlem hiç dinmedi. Tokat Ermenilerinin bu son temsilcilerinin yaşantısı, komşularıyla olan ilişkileri, siyasi gelişmelerin gölgesinde hissettikleri, korkuları, sevinçleri, tadına doyum olmaz yiyecekleri, müzikleri, eğlenceleri, piknikleri, zanaatları, hep canlı, renkli, duygulu ayrıntılar olarak belleğinin bir köşesinde işli kaldı.
"Adım Agop Memleketim Tokat" bu anıların, özlemin, zamana ve unutulmaya karşı koyma, bugün artık yok olmuş farklı bir zaman dilimini kaydetme arzusunun dışavurumu. Yüzyıl ortalarında bir Anadolu şehrinin hüzünlü, içten, sıcak, samımı hikâyesini anlatan bu kitap, büyük diplomatik-politik çekişmelerden uzak, basit halk kitlelerinin yaşantısıyla örülmüş. Bu da yöresel tarihe farklı bir bakış açısı sunuyor okuyucuya. Kitabın sonunda yer alan mini Tokat haritası sayesinde ise kitabı okurken yazarın hikâyesini sokak sokak ev ev takip edebiliyorsunuz.
Bu özelliğiyle şu sıralar artan siyasi ve politik içerikli didaktik kitaplar arasından sıyrılan Agop Arslanyan'ın yazılarında kullandığı Tokat lehçesi de korunarak kitaba aktarılmış.
Tanıklıklar dizisindeki ikinci kitabını yayımlayan Aras Yayıncılık'ın yolu daha çok uzun. İstanbul ve Dünya Ermenileri halen keşfedilmeyi bekleyen kim bilir daha ne tanıklıklarla dolu...
Tokat'tan eğitim alma umuduyla ayrılan Arslanyan'ın amcaoğlu Istepan ile kitabın ilk bölümünde aralarında geçen kısa konuşma, ne çok şey anlatıyor aslında...
"Bir tek sen kalmışsın emmioğlu
"Bir Allah, bir ben " "Peki eş dost, yar yaran!"
"Bağım bahçem var."
Amcamın bağlamasını gösterdi:
"Benim her şeyim budur emmioğlu"
'İstanbul'a gel desem gelmez misin?"
"Eğer başın darda ise gelem, kurban olam; yoksa... "
Emmimin bağlamasını gösterdi:
"O ve ben burada biteceğiz. Burada doğdum burada öleceğim."
 
 Yazarlar
Aras Yayıncılık
 İlginizi Çekebilir
Ermeni Harfli Türkçe Metinler
Ermeni Kaynaklarından Tarihe
Katkılar-II
18.00 TL





Yüreği Dağlarda Olan Adam
William Saroyan

Yoldaş Pançuni
Yervant Odyan'ın ölümsüz eseri

Stüdyo Osep – Tayfun Serttaş

 
 
Ana Sayfa |  Son Çıkanlar |  Kategoriler | Arama  |  Resim İndir
Fiyat Listesi  | Ürün Listesi  |  Haber Aboneliği  | Haberler
 
 Aras Yayıncılık İth. İhr. Ltd. Şti.
 Sorularınız için bize mail atabilirsiniz. info@arasyayincilik.com
Getron Bilişim Hizmetleri
Ermeni edebiyatı ve kültürüne açılan pencere olarak nitelenmesine yol açan bir yayın çizgisi izleyen,iki dilde Türkçe ve Ermenice yayın yapan yayınevi.