Aras Yayıncılık Editör Bölümü Aras Yayıncılık Editör Bölümü Aras Yayıncılık İth. İhr. Ltd. Şti.
Aras Yayıncılık İth. İhr. Ltd. Şti. Aras Yayıncılık İth. İhr. Ltd. Şti.
Türkçe  |  English
 Üye Hizmetleri
 Ara
 Kategoriler

19 Ünlü Sesten: "Tililili"
Ölümünün birinci yılında
19 ünlü ses, Hrant Dink’e
ses verdiler. Dinleyin..


Kızıl Afiş
Misak Manuşyan
bir özgürlük tutsağı
Dostu, sevgilisi ve yoldaşı
Mélinée Manuşyan'ın
kaleminden...

 Ana Sayfa   Bize Ulaşın   Hakkımızda   Arama   Ürün Listesi   Ürün Şeması 
   Sepetim |  Sipariş Takip |  Üyelik İşlem |  Sipariş İptali  | Yardım  |  Satın Al   


Güvercinim Harput'ta Kaldı
 
Öykü
Hamasdeğ
 
Etiket Fiyatı (KDV Dahil) : 12.00 TL
Kazancınız % 25 (KDV Dahil) : 3.00 TL
İndirimli Fiyatı (KDV Dahil) : 9.00 TL
 
 
Özellikler
Kitap Dili  :   Türkçe
ISBN  :   978-975-7265-08-X
Çevirmen  :   (Ermeniceden) Sarkis Seropyan
Kitap Özellikleri  :   1. hamur, 13 x 19.5 cm.
Basım Bilgisi  :   140 sayfa, 2. baskı, Aralık 1998

Sepete Ekle

arkadaşıma e-posta gönder Aras Yayıncılık Editör Bölümü
 
Açıklama

Ermeni taşra edebiyatının önde gelen temsilcilerinden olan Hampartzum Gelenyan (Hamasdeğ), 1895 yılında Harput'un güneyinde Ermeni ve Türklerin birlikte yaşadığı Perçenç köyünde doğdu. Köyündeki ve Elazığ'daki Ermeni okullarından yetişti. İki yıl öğretmenlik yaptıktan sonra, 1913'te Amerika'ya göçtü. Eserlerini de doğup büyüdüğü toprakların tümüyle uzağındaki bu kıtada verdi. İnsancıllığın hep ön planda olduğu öykülerinde hazin temaları felsefi bir yaklaşım, sade bir dil, akıcı bir anlatımla işledi. Hamasdeğ'in edebiyatında, hasretini bir ömür çektiği Perçenç köyü dünyanın merkezine dönüştü. Ancak köyünün yerel yaşamının anlatıcısı olmakla yetinmedi. Ermeni köylüsünün kaderinde, yaşamın dışına itilenlerin, toplumdan, hatta doğadan kovulanların, kısacası bütün insanlığın izini sürdü. Bu nedenle köklerinin kilometrelerce ötesinde de geniş bir beğeni buldu. Hamasdeğ, 26 Kasım 1966'da, Los Angeles'te doğumunun 70. sanat yaşamının ise 50. yılının kutlandığı bir törende konuşmasını yaparken kalp krizi geçirerek yaşamına veda etti.

Basından Kitap Hakkında
Konu açıklamalarını görmek için başlıkların üzerini tıklayınız lütfen
  Yazar Başlık Yayın Tarih
Ermeni Taşra Edebiyatının Özel Bir Halkası  Şebnem Atılgan Ermeni Taşra Edebiyatının Özel Bir Halkası Matbuat Dergisi 13.05.1998
Yazar: Şebnem Atılgan
Başlık: Ermeni Taşra Edebiyatının Özel Bir Halkası
Yayın: Matbuat Dergisi
Tarih:  13.05.1998

Güvercinim Harput'ta Kaldı'da, Haçig'in güvercinlerini, kitabın başlığına taşır yazar. "Güvercinler" yaşlı Torik Ovan'ın, genç oğlu Haçig'in güvercin sevdasını anlatır. Tam da güvercin sevdasından vazgeçmeye karar verdiği zamanda, "Maviş" ve "Kayısı"nın tutkulu sahibi Mano'nun, bıçak darbelerine kurban gider Haçig. Böylece, Hamasdeg'in hemen hemen tüm öyküleri gibi hüzünlü biter "Güvercinler"de. Güvercinim Harput'ta Kaldı asıl adı Hampartsum Gelenyan olan yazar Hamasdeğ'in doğup, büyüdügü Perçenç (Perçenk sonradan Akçakiraz) köyünün ahalisini anlattığı öykülerinden oluşur. Nasıl yaşadıklarını Hamasdeğ'in kısa öykülerinden öğrendiğimiz Perçenç köylüleri, saygı ve sevginin ön plana çıktığı insan ilişkilerini taşır günümüze... Köy yaşantılarına eklenen "acı sonlar"la akıp giden günlere, kimi kez bir çocuk, kimi kez bir yetişkin gözü ile bakar Hamasdeğ. Öykülere sinen masalsı anlatımların yanında, köylünün sorunlarını da vurgular. Öyküler içinde anlatmadığı tek şeyse (Mavi Boncuk'un dışında) "sevda"dır yazarın. Belki de yaşlısıyla, genciyle Perçenç'in bütün köylüleri "toprağa" vurgundurlar da o yüzden...
"Diaspora'nın (Yunanca; Babillilerce İÖ 538'de Filistin'den sürülen Yahudiler'in başka diyarlarda kurdukları yerleşim veya yerleştikleri topraklar) çağdaş en büyük yazarı Hamasdeğ" olarak tanımlar onu şair Kemork Emir. Aras Yayınları'na göre "Hırimyan Hayrig ve Sırvantsdyants ile başlayan, Tılgadintsi, Zartaryan, Mıntzuri ve günümüzde Margosyan ile devam eden Ermeni taşra edebiyatının ara ve özel bir halkasıdır Hamasdeğ. 1911 yılında, günümüz ilk ve orta öğretimine eşdeğer olan, Ermenice, Türkçe ve İngilizce eğitimlerin verildiği "Getronagan" okulundan mezun olur ve çoğu Harputlular gibi Amerika'ya göçer. Köyüyle ilgili tüm öykülerini ise, doğup büyüdüğü topraklara tümüyle uzak olan Amerika'da yazar. Hamasdeğ, öz yaşam öyküsünde köyünü şöyle anlatır:
"Doğduğum ve çocukluğumla ilk gençliğimin geçtiği Perçenç, Harput'un bağlık bahçelik, bereketli köylerinden biriydi. Aradan geçen yarım yüzyıla köyümüzün ruhsal haritası, yolları ve kutsanmış insanları sindi ve ben onların hâlâ orada olduğuna inanıyorum. Kâgir kiliseleri, değirmenleri, köprüleri, özellikle okulu ve yüzyılların içinden gelen bir o kadar kutsanmış öğretmenleriyle tüm bunlar o kadar tanıdık ve bize özgü idi ki... "
Tıpkı Margasyon’ın öyküleri gibi "sıcacıktır" öyküleri... Kültürleri kültürümüze karışmış Ermeni insanlarının, sonu hep hazin biten öykülerinin, herhangi bir köylümüzden çok da farkı yoktur. Ekip biçtikleri toprak aynı topraktır çünkü... Soluk alıp verdikleri hava ve özlemle yağmuru bekleyen başaklarının da aynı başaklar olması gibi... Bu yüzden "yazar hakkında" başlığı altında bilgi veren Aras Yayınları da bizimle aynı fikirde; "Hamasdeğ'in edebiyatı, kendi toprağında boyatan bir ağaca benzer. Öykülerinin kahramanları, yaşamın içinden renkli, çarpıcı tipler ve hayvanlarıdır. İnsancıllığın hep ön planda olduğu öykülerinde hazin temalar felsefesi bir yaklaşım, sade bir dil ve akıcı bir anlatımla işlenmiştir"
Güvercinim Harput'ta Kaldı, 1963 yılında Kadıköy Aranyan Okulu'ndan Yetişenler Derneği'nce Hamasdeğ'in çeşitli eserlerinden derlenen ve Badmıvadzkner ve Hekyatner (Öyküler ve Masallar) adıyla İstanbul'da, Hermen Matbaası'nda basılan 384 sayfalık Ermenice kitapta yer alan 17 öykünün 10'unun çevirisinden oluşuyor. Yazarın daha önce de yayınladığı kimi öyküleri Güvercinim Harput'ta Kaldı'da uzun bir aradan sonra yeniden okuyucuya sunuluyor. Küğı / Köy (1924, Boston), Antsrevi / Yağmur (1929, Paris), İsbidag Tsiavori / Beyaz Süvari (1952, Los Angeles), Kaçn Nazar Yev Dasnerek Badmıvadzkner / Yiğit Nazar ve On Üç Öykü (1955, Kahire), Ağotaran / Dua Kitabı (1957, Beyrut), Aydzedomar / Keçi Takvimi (1960, Kahire), Hayasdani Lerneru Sırınkaharı / Ermenistan Dağlarının Kavalcısı, Araçin Serı / İlk Aşk (1966, Beyrut) yazarın daha önce yayınlanan kitapları...
Bir grup öğrencinin bir arada bulunduğu bir fotoğraf süslüyor "Güvercinim Harput'ta Kaldı"nın kapağını. Öykülerin, diğer anlatımlara göre keyifli tadını bilen okuyucular için Hamasdeğ'i özellikle "okuyun" mesajını verdikten sonra, kapak için düşülen notla bitirelim sözümüzü; "Mezre'deki (Elazığ) Getronagan okulu öğrencileri, Harput'un 8 km kadar doğusunda; 10. yüzyıldan kalma Khule köyü (Khulakeğ, şimdi Şahinkaya) manastırını ziyaretlerinde, haç şeklinde yontulmuş mezar taşları önündeler... Yüzyıl başlarında çekilen bu fotoğraftaki öğrenciler arasında Hamasdeğ'in olup olmadığıysa meçhul..."
Hampartsum Gelenyan ve Güvercinler  Oşin Çilingir Hampartsum Gelenyan ve Güvercinler Agos Gazetesi 24.10.1997
Yazar: Oşin Çilingir
Başlık: Hampartsum Gelenyan ve Güvercinler
Yayın: Agos Gazetesi
Tarih:  24.10.1997

Hampartsum Gelenyan'ın Güvercinler öyküsü, yalnızca Perçenç köyünü ve bu köydeki bir olayı anlatmakla kalmamış, insan yaşantısına dair evrensel bir trajediye ve bir efsaneye dönüşmüş. Salt bu nedenle dahi Güvercinler'i öyküden çok bir roman gibi değerlendirmek daha doğrudur.
Güvercinler, yalnız trajik teması açısından değil, biçim özellikleri bakımından da romana yakın duran bir eserdir. İlkten, olanca yalınlığına karşın öyküdeki olay örgüsü bir romanınkini andırmaktadır. Mano ile Haçig arasındaki çatışma ekseninde gelişen olay örgüsü, öyküyü boydan boya kat ederken, bu ana eksene daha bir dizi ikincil olay bağlanmış ve böylece öykü türünün "tek olay"lı yapısının dışına çıkılmıştır.
Güvercinler'in olay örgüsü tıpkı kahramanlarının çizilmiş kaderleri gibi katı bir kader kesinliğiyle gelişir; öykünün başlangıç, gelişme ve sonuç biçimindeki ana yapısı çok belirgindir. Bu nedenle olayların ve karakterlerin zaman içerisindeki gelişmesi kendi içinde tutarlı ve sağlamdır.
Güvercinler'i romana yakın kılan ikinci özellik, öyküde çok sayıda karakterin çizilmiş olmasıdır. Öyküde, hani neredeyse bütün bir köy halkına rol verilmiştir: Mano, Haçig, Ağacan, Torik Ovan, Nunig Baci, Sarkis, Yeğsa, Gılgıl Zakar, Hınami Agop, Yuğaper, Büyük Gelin, çırpı, Kevo, Pamuk Mansup, Asdur, Zadur, Mikael, Mandig vb. Öte yandan öyküde insan karakterlerinin yanı sıra güvercinlere de önemli roller verilmiştir. Yüzlerce, binlerce kanat güvercinden Kayısı, ÇıtÇıt, Toron, Maviş, Pumpul, Nakışlı ve Borig gibi üç-beşi öne çıkarılmış, bunlara tıpkı insanlardaki gibi belirgin karakterler çizilmiştir.
Güvercinler'in romansı bir diğer özelliği, okuru etkileme gücü ve karakteridir. Her ne kadar trajik sonu bakımından tek ve yoğun bir etki yaratıyor görülse de aslında okur bu etkiyi öykünün her satırında duyumsamaktadır.
Güvercinler'de mekân, Elazığ'ın bir köyü olan Perçenç'tir. Öyküde, olayların geçtiği coğrafi, toplumsal, tarihsel ve psikolojik çerçeve tıpkı bir romandaki gibi ayrıntılı ve kapsamlıdır. Okur, Türk edebiyatında hemen hemen hiç anlatılmamış bir dönemi ve mekânı, 20. yy'ın ilk yıllarından bir Anadolu köyünü öykünün arka planında tüm canlılığıyla izleyebilmektedir. Gelenyan bize Perçenç köyünün coğrafyasını, ekonomik yapısını, ört ve adetlerini ve insan psikolojisini gerçekçi, canlı ve bir o kadar şiirsel bir dille betimlemektedir. Kısacası Güvercinler, metnin kısalığı dışında her açıdan bir roman özelliği taşıyor. Hampartsum Gelenyan, gerçekçilikle düşsel öğeleri birleştiren kendine özgü şiirsel üslubuyla bizlere gerçekten de doyumsuz bir anlatı sunuyor. Güvercinler bende önceden okuduğum üç eseri çağrıştırdı. Puşkin'in Çingeneler'i, Federico Garcia Lorca'nın Kanlı Düğün’ü ve Gabriel Garcia Marquez'in Kırmızı Pazartesi'si.
Güvercinler'in, bu üç eseri çağrıştıran özelliği, hiç kuşkusuz "kader”dir. Puşkin, Lorca ve Marquez'in eserlerinde karakterler nasıl kaderin kurbanlarıysalar Gelenyan'ın öyküsünde de kişilerin kaderi baştan çizilmiştir. Gerek Mano, gerekse Haçig isteseler de başka türlü davranmak ellerinden gelmez. Bu ana tema, öyküde çok ustaca bir arka plan motifiyle sağlanmış, "güvercinlerin uğursuzluğu" teması sürekli canlı tutulmuş ve okur öykünün sonuç bölümündeki trajik sona adım adım hazırlanmıştır.
Gelenyan'ın anlatım tekniği ustacadır. Öyküye müdahale etmiyor, olay örgüsünü örerken araya girmiyor, düşüncelerini apaçık açıklamıyor, böylece çok güçlü bir gerçeklik duygusu yaratıyor. Yaratmış olduğu yarı gerçekçi-yarı düşsel kurmaca dünya, gerçekten de ayakları yere basan bir dünyadır.
Gelenyan, öyküye doğrudan müdahale etmiyor ama biz öykünün her paragrafında her satırında ve her kelimesinde onun varlığını hissediyoruz. Bunu, yarattığı karakterlerle kurduğu duygusal yakınlıkla gerçekleştiriyor. Hemen hemen bütün öykülerinde görüldüğü üzere Güvercinler'de de çizilen karakterler "aykırı"dır. Gerek Mano, gerekse Haçig, kurulu düzene "aykırı" ve "uyumsuz" tiplerdir. Üretime katılmayan, köydeki yaşamın dışına çıkan, ört ve adetleri ıskalayan bu iki "aykırı"nın ortak özellikleri, büyük bir tutkuyla bağlandıkları, kanat çırpış ve taklalarında yaşama sevincini tattıkları güvercinlerdir.
Gelenyan'ın güvercine simgesel bir anlam yüklediği kanısındayım. Zaten öyküyü evrensel kılan da bence bu simgesel motiftir. Güvercinler öyküde tutkuyu, aşkı, kapalı köy yaşamına isyanı, özgürlüğe özlemi, ama asıl insan ruhunu yücelten sanatsal ve estetik yaratıyı simgelemektedir. Gerek Mano ve gerekse Haçig'in güvercin tutkusu, maddi üretim kaygısının egemen olduğu köy yaşamına ruh ve renk katmaktadır. Her ikisi de güzelliğin ve estetiğin peşindedirler. Ne var ki bu estetiği paylaşamaz ve çatışırlar. İşte, Haçig'in trajedisi de burada belirir; estetiği bulduğu an, Mano'nun bıçak darbeleriyle ölür.
Gelenyan'ın yüreği Haçig'den yanadır. Öykü boyunca nesnelliğini koruyan Gelenyan, yalnızca bir paragrafta sessizliğini bozar ve Haçig'in ruh dünyasıyla birleşir. Öyle sanıyorum ki, Haçig'in karakter özellikleri Gelenyan'ın da karakter özellikleridir. O, Torik Ovan'ın nasihatini dinledikten sonra sessizliğe gömülen Haçig'in o andaki ruh durumunu betimlerken bakın kahramanıyla nasıl özdeşleşmektedir:
"Haçig sesini çıkarmayıp sustu. Çünkü yüreğini güvercinlere bağlayan bağ da aslında derin bir sessizlikti. Tıpkı ozanın yüreğini sevgilisinden ya da şairin yüreğini yıldızlardan ayıran sessizlik gibi. Bu gizemli ve güçlü sessizliği kim anlayabilir ki?"
Öykünün sonuç bölümü tam bir usta işidir. Haçig'in oğlu, annesinin şiddetle karşı koymasına karşın, ölen babasından arta kalan yıkık güvercinliği onaracak ve böylece köydeki manevi üretim kesintiye uğramadan sürüp gidecektir. Bu sonla Gelenyan, güvercinin tutkuyu, aşkı, kurulu düzene isyanı, özgürlüğe özlemi, sanatsal ve estetik yaratıyı simgelediğini çok çarpıcı bir biçimde dışa vuruyor.
Gelenyan'ı dünya edebiyatında hak ettiği yere taşımanın biricik yolu, Güvercinler'i tez elden senaryolaştırıp, bu evrensel temadan olağanüstü güzellikte şiir gibi bir film yapmaktır. Çünkü Gelenyan, Güvercinler öyküsünü sanki kelimelerle değil görüntülerle tasarlayıp yaratmış.
Güvercinim Harput’ta Kaldı  Karin Karakaşlı Güvercinim Harput’ta Kaldı Agos Gazetesi 10.10.1997
Yazar: Karin Karakaşlı
Başlık: Güvercinim Harput’ta Kaldı
Yayın: Agos Gazetesi
Tarih:  10.10.1997

“Onun sesi, Surp sarkis Dağı’nın kayalarına konan güvercinlere dönüşmüş perilerin seslerinden de tatlı ve güzeldi. Kaşları, kar üzerine düşmüş kaya kanadından da karaydı.”

Herkes bir yerleri "doğduğum topraklar" bilir elbet. Yaşam koşuşturmasının içine girince de o sevdiğini iddia ettiği yerlerin tek bir ayrıntısını gözü görmez olur. Kimileri de kader gereği uzak kıtalara göç eder, ama doğduğu yeri de dayanamayıp yüreğinde kendisiyle birlikte gurbete sürükler tıpkı Ermeni köy edebiyatının unutulmaz sanatçısı Hamasdeğ'in doğduğu Perçenç köyüne yaptığı gibi. Şimdi bizim de Hamasdeğ'i ve onun dünyasının sade, benzersiz öykülerini tatma fırsatımız var. Bu öyküler geçtiğimiz hafta Aras Yayıncılık tarafından yayımlanan "Güvercinim Harput'ta Kaldı' başlıklı bir kitapla bizlere ulaştı. Tek yapacağımız şey gözlerimizi satırlar boyu kaydırmak Perçenç köyünün çevremizi sarması hiç uzun sürmüyor.
Geleceğin Hamasdeğ'i küçük Hampartsum Gelenyan, Harput'un güneyindeki bu köyde 1895'te doğdu. İlk eğitimini kendi köyündeki Surp Nişan okulunda aldı. Ardından Elazığ'daki Getronagan Okulu'ndan mezun oldu. Çoğu Harputlu gibi 1913'te Amerika'ya göç etti. Köyünün kilometrelerce uzağındaki bu diyarda da doğduğu topraklan yeniden yarattı. Hem de onlara öyle bir hayat verdi ki Peçenç köyü yalnızca Hamasdeğ'in anılarındaki yerel bir motif olmaktan çıktı, insana özgü her şeyin anlatıldığı öykülerle evrensel bir nitelik kazanıp bir dünya köyüne dönüştü.
Hep kaynaştırıcı oldu Hamasdeğ. Kullandığı edebi mahlas da sanatçının bu yönünün en iyi göstergesi. Hamasdeğ adı yazarın kendi adı ile erkek kardeşleri Asdur ve Eğya'mn adlarının baş harflerinin birleşmesinden oluşmuş ve Ermenicede takımyıldız anlamına gelen "hamasdeğutyun" sözünü çağrıştıran ses benzerliği ile ayrı bir özellik kazanmış.
Yaşamı ve yazdıkları birbiriyle bütünleşen yazarların en iyi örneklerinden biri Hamasdeğ öyle ki, satırlarında ölümsüzleşen köyünü yine en iyi onun şu sözleri anlatıyor:
"Doğduğum ve çocukluğumla ilk gençliğimin geçtiği Perçenç, Harput'un bağlık bahçelik, bereketli köylerinden biriydi. Aradan geçen yarım yüzyıla köyümüzün ruhsal haritası, yolları ve kutsanmış insanları sindi ve köprüleri, özellikle okulu ve yüzyılların içinden gelen bir o kadar kutsanmış öğretmenleriyle tüm bunlar o kadar tanıdık ve bize özgü idi ki..."
Hamasdeğ'in öyküleri küçük folklorik ayrıntıları bile kapsayan bir titizlikle çekilen benzersiz fotoğrafları andırıyor. Fotoğrafları yaratan okuyucunun kendi hayal gücü. İlk kez Hamasdeğ'in tadına Türkçe'de de varma imkânımız doğdu. Aras Yayıncılık imzalı "Güvercinim Harput'ta Kaldı', 1963 yılında Kadıköy Aramyan Okulu'ndan Yetişenler Derneği'nce Hamasdeğ'in çeşitli eserlerinden derlenen ve "Badmıvazkner yev Hekyatner' (Öyküler ve Masallar) adıyla basılan 384 sayfalık Ermenice kitapta yer alan on yedi öyküsünün onunun çevirisinden oluşuyor. Akıcı bir çeviriyle, öykülere o kendine has Anadolu ağzıyla Türkçe'de can veren isim Sarkis Seropyan. Her zamanki özenli çalışmasını son kitabında da yineleyen Aras Yayıncılık da ortaya çıkan eserin mükemmelliğinde kuşkusuz büyük pay sahibi. Perçenç'in o sıcacık köy yaşamına herkesin eşlik edebilmesi için ayrıntılı dipnotlar sunulmuş. Kitap, bu yönüyle kurgusal yönünü aşıp kuşaklardan kuşaklara aktarılarak bir belgesel boyut da kazanıyor. Dizin bölümü ve Hamasdeğ'in yaşamından, köyünden eklenmiş fotoğraflar da ayrı bir lezzet katıyor kitaba. Ermeni, Türk, Süryani ve Keldanilerin iç içe yaşadığı Perçenç köyü her yönüyle nakış gibi işlenir Hamasdeğ'in öykülerinde. Oradaki her taşın, kuşundan ineğine her canlının söyleyeceği bir şeyler vardır. Doğa, tasvirlere boğulmuş hoş bir panorama olarak kalmaz hiçbir zaman. Capcanlıdır, kendine özgü diliyle ırmakların şırıltısı, rüzgârın uğultusu olup sesini duyurur. Kâh baharda yeşeren toy sevdalara gizli bir sığınak olur, kâh kara kışta dondurucu bir düşman. İnsanoğlu ve doğa ilmek ilmek birbirine geçer satırlarda.
Doğanın hakkını da en iyi insanlar tarafından dışlananlar verir. Hamasdeğ'in her öyküsünde genel çoğunluğa şu ya da bu nedenle aykırı düşmüş bir karaktere rastlanır. Kimi zaman itilip kakılan miço gibi çocukluktan ergenliğe geçişin o kimselere itiraf edilemeyen sancılarıyla kıvranan yetim oğlandır. Yaptığı haylazlıklarla köy halkını canından bezdiren Miço'nun zengin düş dünyasını, adam olsun diye gönderildiği okulda da fark eden çıkmaz. Oysa resimli alfabe kitabında uyuyacak kadar heveslidir Miço. Eğitim diye ardı arkası kesilmeyen sopa darbeleriyle tanışınca doğaya sığınır. Bir de geceleri kendisine masallar anlatan köyün dilencisi Sako Ağpar yetişir imdada. Gün gelip de Miço'nun Lusig diye bir kıza ilk bakışta sevdalanacağı kimin aklına gelir? Miço'nun gencecik yüreğinde hissettiklerini aktaran satırlar saf bir aşkın en güzel tanımıdır: "Miço, Lusig'de gün doğumundan günbatımına kadar tüm ovayı gördü. Onda güvercinlerden, tilkiden, tavşandan, ineğinden parçalar, hatta bir parça da gökyüzü buldu. Onun sesi, Surp Sarkis Dağı'nın kayalarına konan güvercinlere dönüşmüş perilerin seslerinden de tatlı ve güzeldi. Kaşları, kar üzerine düşmüş kaya kanadından da karaydı. Entarisi, ineğinin sırtı gibi nakışlıydı. Lusig gibi kızlara sadece dilencinin anlattığı masallarda rastlamıştı. Toprağın altındaki tohumun güneşi ilk gördüğü andaki gibi huzursuzdu Miço Lusig, Miço'nun güneşiydi."
Sevdiği için Surp Sarkis'e adak adamak uğruna güvercin çalmaya yeltenen Miço, katı bir gerçeğin simgesine dönüşür: Kendisi kurban olanların adak için başka kurbanlara ihtiyacı yoktur.
İçindeki güvercin tutkusuyla kurulu düzeni karşısına alan bir diğer karakter de Haçig olur ilerleyen sayfalarda. Evli barklı, çoluk çocuk sahibi adamdır, ama ne hikmetse bir güvercin sevdası kaplar içini. Toprağı bırakır, çatıda, köyün en dışlanmış adamı Mano'yla güvercinlik kurar. Baba Torik Ovan nasihat eder, ana Nunig Baci söylenir, ama kimseler caydıramaz Haçig'i güvercin tutkusundan. Onu bir tek yaratıcısı Hamasdeğ anlar ve içini şöyle konuşturur bu genç adamın: "Haçig sesini çıkarmayıp sustu, çünkü yüreğini güvercinlere bağlayan bağ da aslında derin bir sessizlikti. Tıpkı ozanın yüreğini sevgilisinden ya da aslında derin yıldızlardan ayıran sessizlik gibi. Bu gizemli ve güçlü sessizliği kim anlayabilirdi ki?"
O sessizliği bir de güvercinler anladı. Zaten öyküdeki hayvanlar yer yer insanlardan da bilge Hamasdeğ'in gözünde. Hele bir Çalo'yla tanışın ona köpek demeyi hakaret sayarsınız, çünkü Çalo'nun kendine göre algıladığı dünya, insanların kısır mücadelelerinin yanında fazlasıyla onurlu kalır. Öylesine insancıldır ki Hamasdeğ'in onu tanıtan sözlerini okuyup da Çalo'yu sevmemek mümkün değildir: "Gerçi onun gibi gözlük kullanmazdı, ama bizim köyün kilise başkanından da yaşlıydı Çalo. Kulakları iki geniş yaprak gibi sarkıktı ve kuyruğunu artık yukarı kıvıramayacak kadar güçsüzdü. Ağır ve her zaman düşük göz kapakları ise düşünceli, özgün bir görünüş verirdi Çalo'ya. Özellikle yol üstünde yalnız yattığı mehtaplı gecelerde, burnunu gökyüzüne dikip dolunayı koklarken suratı çok gizemli bir hal alırdı.”
Hamasdeğ'in bütün öykülerinde olduğu gibi Çalo da arka plandaki genele karşı öne çıkan tüm dışlanmışlar gibi trajik bir sondan kurtulamaz. İnsan bu çarpıcı sonlarla baş başa bulur kendini, hissedilen vicdan azabı olmasın sakın?
Hamasdeğ, yarattığı bu evrensel karakterlerle yalnızca Ermenilerin değil dünyanın her köşesinden okurun sevgilisi olur. Doğumunun yetmişinci ve edebiyat yaşamının ellinci yılı ABD ve Kanada'da törenlerle kutlanır. 27 Kasım 1966'da Los Angeles'taki törende konuşmasını yaparken kalp krizi geçirerek yaşama veda eder. Onun bu ölümü, yazar Kurken Mahari'nin sözlerinde koca bir yaşamın özetine dönüşür: "Geçim derdinden arta kalan zamanlarda edebiyat yapardı. 'Her yaptığım işi ayakta yaptım' diyen Hamasdeğ'in yetmiş yıllık yaşantının elli yılı 'ayakta' geçti ve ölümü de 'ayakta' karşıladı."
Hamasdeğ'in öykü kitabı artık masala dönüşen bir zamanların gerçeklerini vuruyor insanın yüzüne. Ne o okullar kalmış, ne o öğretmenler. Perçenç olmuş Akçakiraz. İnsan sormadan edemiyor hani, güvercinler Harput’ta kaldı da, o insanlar nerelere uçtu?...
  
“Onun sesi, Surp sarkis Dağı’nın kayalarına konan güvercinlere dönüşmüş perilerin seslerinden de tatlı ve güzeldi. Kaşları, kar üzerine düşmüş kaya kanadından da karaydı.”

Herkes bir yerleri "doğduğum topraklar" bilir elbet. Yaşam koşuşturmasının içine girince de o sevdiğini iddia ettiği yerlerin tek bir ayrıntısını gözü görmez olur. Kimileri de kader gereği uzak kıtalara göç eder, ama doğduğu yeri de dayanamayıp yüreğinde kendisiyle birlikte gurbete sürükler tıpkı Ermeni köy edebiyatının unutulmaz sanatçısı Hamasdeğ'in doğduğu Perçenç köyüne yaptığı gibi. Şimdi bizim de Hamasdeğ'i ve onun dünyasının sade, benzersiz öykülerini tatma fırsatımız var. Bu öyküler geçtiğimiz hafta Aras Yayıncılık tarafından yayımlanan "Güvercinim Harput'ta Kaldı' başlıklı bir kitapla bizlere ulaştı. Tek yapacağımız şey gözlerimizi satırlar boyu kaydırmak Perçenç köyünün çevremizi sarması hiç uzun sürmüyor.
Geleceğin Hamasdeğ'i küçük Hampartsum Gelenyan, Harput'un güneyindeki bu köyde 1895'te doğdu. İlk eğitimini kendi köyündeki Surp Nişan okulunda aldı. Ardından Elazığ'daki Getronagan Okulu'ndan mezun oldu. Çoğu Harputlu gibi 1913'te Amerika'ya göç etti. Köyünün kilometrelerce uzağındaki bu diyarda da doğduğu topraklan yeniden yarattı. Hem de onlara öyle bir hayat verdi ki Peçenç köyü yalnızca Hamasdeğ'in anılarındaki yerel bir motif olmaktan çıktı, insana özgü her şeyin anlatıldığı öykülerle evrensel bir nitelik kazanıp bir dünya köyüne dönüştü.
Hep kaynaştırıcı oldu Hamasdeğ. Kullandığı edebi mahlas da sanatçının bu yönünün en iyi göstergesi. Hamasdeğ adı yazarın kendi adı ile erkek kardeşleri Asdur ve Eğya'mn adlarının baş harflerinin birleşmesinden oluşmuş ve Ermenicede takımyıldız anlamına gelen "hamasdeğutyun" sözünü çağrıştıran ses benzerliği ile ayrı bir özellik kazanmış.
Yaşamı ve yazdıkları birbiriyle bütünleşen yazarların en iyi örneklerinden biri Hamasdeğ öyle ki, satırlarında ölümsüzleşen köyünü yine en iyi onun şu sözleri anlatıyor:
"Doğduğum ve çocukluğumla ilk gençliğimin geçtiği Perçenç, Harput'un bağlık bahçelik, bereketli köylerinden biriydi. Aradan geçen yarım yüzyıla köyümüzün ruhsal haritası, yolları ve kutsanmış insanları sindi ve köprüleri, özellikle okulu ve yüzyılların içinden gelen bir o kadar kutsanmış öğretmenleriyle tüm bunlar o kadar tanıdık ve bize özgü idi ki..."
Hamasdeğ'in öyküleri küçük folklorik ayrıntıları bile kapsayan bir titizlikle çekilen benzersiz fotoğrafları andırıyor. Fotoğrafları yaratan okuyucunun kendi hayal gücü. İlk kez Hamasdeğ'in tadına Türkçe'de de varma imkânımız doğdu. Aras Yayıncılık imzalı "Güvercinim Harput'ta Kaldı', 1963 yılında Kadıköy Aramyan Okulu'ndan Yetişenler Derneği'nce Hamasdeğ'in çeşitli eserlerinden derlenen ve "Badmıvazkner yev Hekyatner' (Öyküler ve Masallar) adıyla basılan 384 sayfalık Ermenice kitapta yer alan on yedi öyküsünün onunun çevirisinden oluşuyor. Akıcı bir çeviriyle, öykülere o kendine has Anadolu ağzıyla Türkçe'de can veren isim Sarkis Seropyan. Her zamanki özenli çalışmasını son kitabında da yineleyen Aras Yayıncılık da ortaya çıkan eserin mükemmelliğinde kuşkusuz büyük pay sahibi. Perçenç'in o sıcacık köy yaşamına herkesin eşlik edebilmesi için ayrıntılı dipnotlar sunulmuş. Kitap, bu yönüyle kurgusal yönünü aşıp kuşaklardan kuşaklara aktarılarak bir belgesel boyut da kazanıyor. Dizin bölümü ve Hamasdeğ'in yaşamından, köyünden eklenmiş fotoğraflar da ayrı bir lezzet katıyor kitaba. Ermeni, Türk, Süryani ve Keldanilerin iç içe yaşadığı Perçenç köyü her yönüyle nakış gibi işlenir Hamasdeğ'in öykülerinde. Oradaki her taşın, kuşundan ineğine her canlının söyleyeceği bir şeyler vardır. Doğa, tasvirlere boğulmuş hoş bir panorama olarak kalmaz hiçbir zaman. Capcanlıdır, kendine özgü diliyle ırmakların şırıltısı, rüzgârın uğultusu olup sesini duyurur. Kâh baharda yeşeren toy sevdalara gizli bir sığınak olur, kâh kara kışta dondurucu bir düşman. İnsanoğlu ve doğa ilmek ilmek birbirine geçer satırlarda.
Doğanın hakkını da en iyi insanlar tarafından dışlananlar verir. Hamasdeğ'in her öyküsünde genel çoğunluğa şu ya da bu nedenle aykırı düşmüş bir karaktere rastlanır. Kimi zaman itilip kakılan miço gibi çocukluktan ergenliğe geçişin o kimselere itiraf edilemeyen sancılarıyla kıvranan yetim oğlandır. Yaptığı haylazlıklarla köy halkını canından bezdiren Miço'nun zengin düş dünyasını, adam olsun diye gönderildiği okulda da fark eden çıkmaz. Oysa resimli alfabe kitabında uyuyacak kadar heveslidir Miço. Eğitim diye ardı arkası kesilmeyen sopa darbeleriyle tanışınca doğaya sığınır. Bir de geceleri kendisine masallar anlatan köyün dilencisi Sako Ağpar yetişir imdada. Gün gelip de Miço'nun Lusig diye bir kıza ilk bakışta sevdalanacağı kimin aklına gelir? Miço'nun gencecik yüreğinde hissettiklerini aktaran satırlar saf bir aşkın en güzel tanımıdır: "Miço, Lusig'de gün doğumundan günbatımına kadar tüm ovayı gördü. Onda güvercinlerden, tilkiden, tavşandan, ineğinden parçalar, hatta bir parça da gökyüzü buldu. Onun sesi, Surp Sarkis Dağı'nın kayalarına konan güvercinlere dönüşmüş perilerin seslerinden de tatlı ve güzeldi. Kaşları, kar üzerine düşmüş kaya kanadından da karaydı. Entarisi, ineğinin sırtı gibi nakışlıydı. Lusig gibi kızlara sadece dilencinin anlattığı masallarda rastlamıştı. Toprağın altındaki tohumun güneşi ilk gördüğü andaki gibi huzursuzdu Miço Lusig, Miço'nun güneşiydi."
Sevdiği için Surp Sarkis'e adak adamak uğruna güvercin çalmaya yeltenen Miço, katı bir gerçeğin simgesine dönüşür: Kendisi kurban olanların adak için başka kurbanlara ihtiyacı yoktur.
İçindeki güvercin tutkusuyla kurulu düzeni karşısına alan bir diğer karakter de Haçig olur ilerleyen sayfalarda. Evli barklı, çoluk çocuk sahibi adamdır, ama ne hikmetse bir güvercin sevdası kaplar içini. Toprağı bırakır, çatıda, köyün en dışlanmış adamı Mano'yla güvercinlik kurar. Baba Torik Ovan nasihat eder, ana Nunig Baci söylenir, ama kimseler caydıramaz Haçig'i güvercin tutkusundan. Onu bir tek yaratıcısı Hamasdeğ anlar ve içini şöyle konuşturur bu genç adamın: "Haçig sesini çıkarmayıp sustu, çünkü yüreğini güvercinlere bağlayan bağ da aslında derin bir sessizlikti. Tıpkı ozanın yüreğini sevgilisinden ya da aslında derin yıldızlardan ayıran sessizlik gibi. Bu gizemli ve güçlü sessizliği kim anlayabilirdi ki?"
O sessizliği bir de güvercinler anladı. Zaten öyküdeki hayvanlar yer yer insanlardan da bilge Hamasdeğ'in gözünde. Hele bir Çalo'yla tanışın ona köpek demeyi hakaret sayarsınız, çünkü Çalo'nun kendine göre algıladığı dünya, insanların kısır mücadelelerinin yanında fazlasıyla onurlu kalır. Öylesine insancıldır ki Hamasdeğ'in onu tanıtan sözlerini okuyup da Çalo'yu sevmemek mümkün değildir: "Gerçi onun gibi gözlük kullanmazdı, ama bizim köyün kilise başkanından da yaşlıydı Çalo. Kulakları iki geniş yaprak gibi sarkıktı ve kuyruğunu artık yukarı kıvıramayacak kadar güçsüzdü. Ağır ve her zaman düşük göz kapakları ise düşünceli, özgün bir görünüş verirdi Çalo'ya. Özellikle yol üstünde yalnız yattığı mehtaplı gecelerde, burnunu gökyüzüne dikip dolunayı koklarken suratı çok gizemli bir hal alırdı.”
Hamasdeğ'in bütün öykülerinde olduğu gibi Çalo da arka plandaki genele karşı öne çıkan tüm dışlanmışlar gibi trajik bir sondan kurtulamaz. İnsan bu çarpıcı sonlarla baş başa bulur kendini, hissedilen vicdan azabı olmasın sakın?
Hamasdeğ, yarattığı bu evrensel karakterlerle yalnızca Ermenilerin değil dünyanın her köşesinden okurun sevgilisi olur. Doğumunun yetmişinci ve edebiyat yaşamının ellinci yılı ABD ve Kanada'da törenlerle kutlanır. 27 Kasım 1966'da Los Angeles'taki törende konuşmasını yaparken kalp krizi geçirerek yaşama veda eder. Onun bu ölümü, yazar Kurken Mahari'nin sözlerinde koca bir yaşamın özetine dönüşür: "Geçim derdinden arta kalan zamanlarda edebiyat yapardı. 'Her yaptığım işi ayakta yaptım' diyen Hamasdeğ'in yetmiş yıllık yaşantının elli yılı 'ayakta' geçti ve ölümü de 'ayakta' karşıladı."
Hamasdeğ'in öykü kitabı artık masala dönüşen bir zamanların gerçeklerini vuruyor insanın yüzüne. Ne o okullar kalmış, ne o öğretmenler. Perçenç olmuş Akçakiraz. İnsan sormadan edemiyor hani, güvercinler Harput’ta kaldı da, o insanlar nerelere uçtu?...
 
 Yazarlar
Aras Yayıncılık
 İlginizi Çekebilir
Karakutu
14.25 TL





Yüreği Dağlarda Olan Adam
William Saroyan

Yoldaş Pançuni
Yervant Odyan'ın ölümsüz eseri

Stüdyo Osep – Tayfun Serttaş

 
 
Ana Sayfa |  Son Çıkanlar |  Kategoriler | Arama  |  Resim İndir
Fiyat Listesi  | Ürün Listesi  |  Haber Aboneliği  | Haberler
 
 Aras Yayıncılık İth. İhr. Ltd. Şti.
 Sorularınız için bize mail atabilirsiniz. info@arasyayincilik.com
Getron Bilişim Hizmetleri
Ermeni edebiyatı ve kültürüne açılan pencere olarak nitelenmesine yol açan bir yayın çizgisi izleyen,iki dilde Türkçe ve Ermenice yayın yapan yayınevi.