Aras Yayıncılık Editör Bölümü Aras Yayıncılık Editör Bölümü Aras Yayıncılık İth. İhr. Ltd. Şti.
Aras Yayıncılık İth. İhr. Ltd. Şti. Aras Yayıncılık İth. İhr. Ltd. Şti.
Türkçe  |  English
 Üye Hizmetleri
 Ara
 Kategoriler

19 Ünlü Sesten: "Tililili"
Ölümünün birinci yılında
19 ünlü ses, Hrant Dink’e
ses verdiler. Dinleyin..


Kızıl Afiş
Misak Manuşyan
bir özgürlük tutsağı
Dostu, sevgilisi ve yoldaşı
Mélinée Manuşyan'ın
kaleminden...

 Ana Sayfa   Bize Ulaşın   Hakkımızda   Arama   Ürün Listesi   Ürün Şeması 
   Sepetim |  Sipariş Takip |  Üyelik İşlem |  Sipariş İptali  | Yardım  |  Satın Al   


Yoldaş Pançuni
 
Mizah
Yervant Odyan
 
Etiket Fiyatı (KDV Dahil) : 16.00 TL
Kazancınız % 25 (KDV Dahil) : 4.00 TL
İndirimli Fiyatı (KDV Dahil) : 12.00 TL
 
 
Özellikler
Kitap Dili  :   Türkçe
ISBN  :   978-975-7265-32-2
Çevirmen  :   (Ermeniceden) Sirvart Malhasyan
Kitap Özellikleri  :   2. hamur, 15 x 21 cm.
Basım Bilgisi  :   208 sayfa, 3. baskı, Haziran 2010

Sepete Ekle

arkadaşıma e-posta gönder Aras Yayıncılık Editör Bölümü
 
Açıklama

Aras Yayıncılık, ünlü Ermeni Yazar Şirvanzade'nin "mizah için doğmuş en büyük Ermeni mizah ustası" olarak kabul ettiği Yervant Odyan'ın artık bir kült haline gelmiş başyapıtı yoldaş Pançuni'yi, 2000'deki ilk Türkçe baskısından sonra yeni bir tasarımla bir kez daha yayımladı.
Yoldaş Pançuni, yirminci yüzyılın başında yaşayan hayali bir devrimci kahramanın, Pançuni'nin başından geçen, daha doğrusu başınını altından çıkan olayları, tarihsel bir temele oturtmayı ihmal etmeden aktarıyor. Pançuni'yi okurken, "doğru ilke ve tasarıların bile, demagog, hayalperest ve sorumsuz okumuş cahiller tarafından, mevcut şartlar dikkate alınmadan uygulandıklarında nasıl yıkıcı olabilecekleri"ni düşünüyor insan ister istemez.
Don Quijote, Pickwick, Tartarin gibi, insanlığın büyük ailesine mensup bir kahraman olan Yoldaş Pançuni, gerçeğin mizahlaştığı noktada okurunu yakalıyor ve hiç bırakmıyor. Ünlü Ermeni çizer, Mısır karikatürünün kurucularından 1888'de Malatya'da doğan Aleksandr Saruhan'ın 1938'de yayınladığı ve o tarihten beri Yoldaş Pançuni  baskılarında kullanılan yaklaşık 150 doyumsuz Pançuni karikatürü de esere eşsiz bir tat katıyor.
Kitabın sonunda, okurların Pançuni'nin yazıldığı dönemin siyasal gelişmelerine daha yakından vakıf olabilmeleri amacıyla, Anahide Ter Minassian'ın Ermeni Devrimci Hareketi'nde Milliyetçilik ve Sosyalizm 1887-1912 adlı kitabından yapılan bir özet de yer alıyor.

Basından Kitap Hakkında
Konu açıklamalarını görmek için başlıkların üzerini tıklayınız lütfen
  Yazar Başlık Yayın Tarih
Yoldaş Pançuni 100 Yaşında  Markar Esayan Yoldaş Pançuni 100 Yaşında Taraf Gazetesi Pazar Eki 13.12.2009
Yazar: Markar Esayan
Başlık: Yoldaş Pançuni 100 Yaşında
Yayın: Taraf Gazetesi Pazar Eki
Tarih:  13.12.2009

Pançuni, "pan" yani "bir şey", "çuni" de, "yok" anlamında Ermenice iki kelimeden türetilmiş, yan yana gelince de, "Niteliksiz", "Hiçbir şeyi olmayan" manasına gelen birleşik kelime. Sadece Ermenilerin değil, evrensel mizah edebiyatının en kıymetli örneklerinden biri olan Yoldaş Pançuni’nin yazarı Yervant Odyan'dan ünlü yazar Şirvanzade "Mizah için doğmuş en büyük Ermeni mizah ustası" diye bahseder. Aslında tek amacı para ve ün kazanmak olan "doğuştan" dalaveracı, çakma sosyalist, ya da daha kötüsü, o dönemin sık rastlanan sosyalist modellerinden Yoldaş Pançuni'nin maceralarının ilk basımı Püzantion (Bizans) dergisinde yapıldı. 1909 yılında tefrika edilmesinin üzerinden de tam 100 yıl geçti. Ermenileri ve edebiyatlarını bu coğrafyanın değeri olarak kabul edersek, Yoldaş Pançuni'yi de, hiç mübalağasız bu ülkenin, Don Quijote, Pickwick ya da Tartarin'e eşdeğer bir milli fenomeni sayabiliriz. Aras Yayınevi, bu kült eseri Sirvart Malhasyan'ın çevirisiyle Türkçe’ye kazandırdı. Üstelik kitap, Pançuni'nin sinematografik maceralarını resimleyen Mısır karikatürünün kurucusu sayılan Aleksandr Saruhan'ın illüstrasyonları ile tam bir edebiyat şöleni haline gelmiş.
Uzun süreli sansür
İçi boş sloganlar, hayalci amaçlar, istismarcı sözde devrimcilerin bir tür bedenleşmesi olan Yoldaş Pançuni o kadar iyi ve gerçekçi bir siyasal satirdi ki ilk yayımlandığında Pançuni'yi gerçek sanmışlardı. Odyan şöyle anlatıyor bu durumu: “Püzantion' da ilk kez yayımlandığında çokları Pançuni'yi gerçek biri sandı. Hatta gerçek mi, hayal mi diye iki Vanlı iddiaya girmişler, hayır kurumlarından birine verilmek üzere ortaya para koymuşlar. Tabii hayalidir diyen kazandı. Pançuni gerçek bir kişi değil, devrimci tiplerin yoğunlaşmış genel bir ifadesidir."
Odyan'ın getirdiği eleştiriler güncelliğini hala koruyor. Öyle ki, Sovyet Ermenistan'ında tüm kitapları yayımlandığı halde Yoldaş Pançuni, 1989 yılına, yani Berlin Duvarı'nın yıkılışına değin yayımlanamamıştı. Kim bilir, belki de SSCB de Yoldaş Pançuni gibiler yüzünden dağılmıştı.
Bela ‘Geliyorum’ diyor
Kitabın girişinde Odyan, Yoldaş Pançuni'nin Trabzonlu bir ailenin en küçük çocuğu olarak 1875'te doğduğunu, annesinin doğumda öldüğünü, bu nedenle keçi sütüyle beslendiğini, ama Pançuni'nin boş kafalılığını ve hafifliğini buna bağlamamak gerektiğini yazar. Pançuni çok geç konuşmaya başlamış, ama başlayınca da susmamıştı. Öyle ki, babası onu susturabilmek için bir hekime dahi gitmiş, "Çaresi yok, kulağınıza pamuk tıkayın" cevabını almıştı. Konuşmayı bu kadar çok sevmesine rağmen, minik Pançuni kelimelerin anlamlarını tamamen değiştiriyordu. Bu sadece kendi bencilliğini vaaz edecek başarılı bir hatip için en büyük hususiyetlerden olacaktı. Bir akşam işten dönen babası masada duran çok değerli bir kabın tuzla buz olduğunu görünce onu çağırmış, "Ne yaptın be kabı!" diye sormuştu. Aldığı cevap "Yaptım baba" olmuştu. "Ne yapması ulan, kırmışsın köp'oğlu" deyince de, "Hayır baba, yaptım" cevabını almıştı. Daha sonraki günlerde eline ne geçerse kırmış, "Ne yapıyorsun" diye her azarlanışında ise "Yapıyorum" cevabı vermişti gelecekteki hayatını öngörürcesine...
Nitekim okulda çoğu vaktini arkadaşlarına nutuk çekerek geçiriyordu. Bir gün, bir arkadaşıyla beş kere beşin kaç ettiğine dair diyalektik bir tartışmaya girmiş, arkadaşı yirmi beş deyince, hayır elli eder diye tutturmuş, arkadaşı Pançuni'yi tanıdığından "İyi, sana göre elli, bana göre yirmi beş olsun" dediğinde ise, "Hayır, seni mutlaka ikna etmem gerekir" diye arkadaşının kafasını taşla yarmıştı. Kitap şöyle devam ediyor: "Babası oğlunun bu tuhaf gidişatını görüyor, çoğu zaman dişlerini gıcırdatarak bağırıyordu. 'Bela olacaksın, bela... ' Zavallı adam iyimserliğinde yanılıyordu. Paçuni bela değil, devrimci olacaktı... "
Pançuni nasıl devrimci oldu
Babasını 17 yaşında kaybettiğinde, çok iyi bir tüccar olan ağabeyi ile kavga edip mirastan tüm payını almış, İstanbul’a göçüp üç yılda parayı tüketmiş, Trabzon'a, ağabeyinin yanına dönmüş ve ağabeyinin bu üç yılda servetini ikiye katladığını, çalışkanlığıyla tüm kentte nam saldığını görünce, üç yılda gerçekleşen bu iki tabloyu yan yana koymuş ve...
Ve "İşte o zaman kapitalizmin ne cehennemin bir adaletsizlik olduğunu ve servetin eşit dağılımının ne denli gerekli olduğunu kavramış. Şam yolunu bulmuş, 'Işık Olsun!' sözü kafasının içinde çınlamış" ve "Artık sosyalist" olmuştu.
Ağabeyi 1895 katliamlarında varını yoğunu kaybetmiş, yurtdışına göç etmiş ve o sıralar Marsilya'da okuma bahanesiyle avarelik yapan Pançuni'ye gönderdiği parayı da kesmişti. Beş parasız kalan Pançuni, bir arkadaşına "Bu durumdan nasıl kurtulacağım" diye sorunca, "Gel seni devrimci yapalım. Konuşma yeteneğin de var, bu yeterli" cevabını almıştı. Hummalı bir devrimci hareket içerisine giren Pançuni, Bulgaristan, Yunanistan, Mısır, İran ve sonunda Kafkasya'ya gelir. Meşrutiyet ilan edilince soluğu İstanbul'da alır, ama burada sekiz-on konferans verip Paris Komünü'nü ballandıra ballandıra anlatmasına rağmen yüzüne bakan olmayınca kararını verir: "İstanbul'dan ziyade taşrayı uyandırmak, aydınlatmak, dönüştürmek kaçınılmaz bir gereklilikti."
Yoldaş Pançuni, Arapkir'in 20 haneli Dzabılbar isimli Ermeni köyüne gelir. "Dzabılbar köyünün özellikle sosyalizm konusunda derin bir cehalet içinde olduğunu söylemeye gerek yok. Benim görevim önce sınıfsal ayrımları yaratmak" olacak der ve üç tarla, iki inek, iki keçi ve bir eşeğe sahip Res Sarko'yu da köyün hain buruvazisi ilan eder. Köy papazı Der Sahak'ın Res Sarko ile dostluğunu kapitalistlerin ve ruhban sınıfının fakir köylülere karşı kurduğu ebedi ittifak olarak tespit eder ve kitap boyunca "devrimci merkeze" gönderdiği mektuplar hep “Acele para yollayın" diye biter.
Köyde devrim yapmak için köyün delisi Avo ve çocuklardan bir milis kuran Pançuni, bu işin böyle olmayacağını anlayınca, komşu Kürt köyü Komraş'a gider ve hapisten yeni çıkan Haso ile "Komraş Sosyal Devrimci Karl Marks" kulübünü kurar. Kurduğu örgütler arasında tek üyesi sağır Sara olan "Dzabılbar Bilinçli Kadınlar Öncü Birliği" de vardır. Yağmacı Kürt Haso'yu köye tebelleş edince, Haso tutuklanır. Bu gelişme üzerine Komraş Kürtleri Dzabılbar'a saldırır, köyü yakıp yıkar ve çoğunu öldürürler.
Yoldaş bu durumu "Kan aktı ve sınıf mücadelesinin tarlalarını suladı" diye izah eder ve Res Serko'nun başıboş eşeğini el koyarak yeni hedefine doğru yola çıkar.
Kitap böyle devam ediyor. Bu enfes edebi şölenin tamamını okumak isteyenler, hediyesi karşılığında kitabı alacaklar ve hiç pişman olmayacaklar. Benden söylemesi...
Yoldaş Pançuni:<br>Felaketin Sis Çanı  Rober Koptaş Yoldaş Pançuni:
Felaketin Sis Çanı
Mesele Dergisi 01.08.2008
Yazar: Rober Koptaş
Başlık: Yoldaş Pançuni:
             Felaketin Sis Çanı
Yayın: Mesele Dergisi
Tarih:  01.08.2008

Bu yazının daha kısa bir versiyonu daha önce Gelecek (Haziran- Temmuz 2005) ve Toplumsal Tarih (Ağustos 2005) dergilerinde yayımlanmıştı.

Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde Ermeni devrimci partilerinin faaliyetlerini hayali bir devrimci kahramanın Anadolu'daki maceralarını mercek altına alarak hicveden Yoldaş Pançuni, ilk yayımlanışının üzerinden yüz yıl geçmiş olmasına rağmen, pek çok farklı konuya ilişkin sarsıcı çözümlemeleriyle yeniden okunmayı ve tartışılmayı hak ediyor.
1909’dan 1923'e üç bölüm halinde yayımlanan eserin Osmanlı Ermenilerinin yaşadığı bu en kritik döneme ışık tutmaktaki başarısı, adeta bir sis çanı gibi, yaklaşan büyük felaketi haber vermesi, bugün onu daha da değerli ve önemli kılıyor. Odyan'ın, Taşnak, Hınçak, Ramgavar partilerinin siyasi söylemlerine, çalışma tarzlarına ve en önemlisi, birlikte hareket etmeyi beceremeyerek Ermeni halkının sorunlarına çözüm bulmayı başaramamalarına tepki olarak kaleme aldığı Yoldaş Pançuni, aynı zamanda Meşrutiyet rejimine, Ermenilerle Kürtler arasında ilişkilere ve bilhassa Türkiye sol hareketinin tarihine bakarken dikkate alınması gereken sorular ve veriler sunuyor bize.
Yervant Odyan
Yenikapı doğumlu Yervant Odyan, İstanbul’un önemli burjuva-bürokrat ailelerinden birine mensup bir yazı emektarıydı. Kayseri'den İstanbul'a gelip saray mimarlığına dek yükselen köklü bir aileye mensup olan Odyan, 1876 tarihli Kanun-i Esasi'yi hazırlayan Mithat Paşa'nın yardımcısı Krikor Odyan'ın da yeğeniydi. Babası ise çeşitli Avrupa şehirlerinde Osmanlı şehbenderliği (konsolosluk) görevlerinde bulunmuş bir diplomattı.
Odyan, öğrenimini İstanbul'daki çeşitli Ermeni okullarında ve evde, dönemin ünlü Ermeni aydınlarından aldığı derslerle, sanat ve edebiyatın hâkim olduğu bir ortamda sürdürdü. Okul sıralarından itibaren yazmaya başladı ve kısa sürede, dönemin önde gelen süreli yayınları olan Arevelk (Doğu), Manzume-i Efkâr, Hayrenik’te (Vatan) yazıları yayımlandı. 1896'da Taşnak Partisi mensubu bir grubun, Abdülhamit rejiminin Anadolu'da Ermenilere karşı yürüttüğü baskı siyasetini protesto etmek amacıyla Karaköy'deki Osmanlı Bankası binasını basmasının hemen ardından payitahtın çeşitli semtlerindeki Ermeni nüfus şiddetli saldırılara maruz kalınca, İstanbul'u terk ederek Yunanistan'a, oradan da Mısır' a geçti.
Arı misali çalışan, ömrü boyunca -tehcir yılları istisna- yazmayı hiç bırakmayan Odyan, gittiği her yerde gazeteler, dergiler çıkardı. Temmuz 1908'de Meşrutiyet ilan edilip siyasi serbesti ortamı doğunca, sürgündeki başka pek çok Ermeni yazar ve siyasi aktivist gibi İstanbul'a döndü. 1915'te İstanbul'da tutuklanıp tehcire gönderilene dek eser vermeyi sürdürdü. İstanbul'dan, Konya ve Adana üzerinden Suriye içlerine, Der Zor'a dek sürüldü ve üç buçuk yıl oradan oraya sürüklendikten, türlü badireler atlattıktan sonra adeta mucize eseri kurtuldu. Mütareke döneminde İstanbul' a döndü ve tehcire dair anılarını Anidzyal Dariner (Lanetli Yıllar) adıyla Jamanak (Vakit) gazetesinde tefrika etti. 1922'de, Anadolu'daki Milli Mücadele'nin başarı kazanmasıyla, 1915'te yaşananlar tekrar edilir korkusuyla İstanbul’u terk eden binlerce Ermeni gibi şehirden ayrıldı. Bükreş'e, oradan Trablusgarp'a ve son olarak da hayatını kaybedeceği Kahire'ye gitti.
Bir yazı sanatkârı
19. yüzyılın son çeyreği, Ermenice edebiyatta Realist akımın büyük güç kazandığı, alt toplumsal tabakalardan insanların günlük sorunlarının ilk kez hikâye ve romanlarda işlendiği, toplumsal sömürünün çeşitli yönlerinin, zengin-fakir, kentli-köylü, kentli-göçmen ayrımlarının edebi metinlerde konu edildiği hayli canlı bir dönemdi. Odyan'ın temaları, devrin parlak realist kalemlerinden Arpiar Arpiaryan'ın, Krikor Zohrab'ın, Hrant Asadur'un, Zabel Asadur'unkilerden çok da farklı değildi. Ancak o, eserlerinde genellikle dramın, hatta trajedinin peşine düşen bu isimlerden farklı olarak, toplumsal eleştirilerini mizah yoluyla dillendiriyordu. Onun aradığı, tragedya'dan çok traji - komedyaydı.
Genellikle çok sade ve akıcı bir Ermenice kullanan, sohbet havasında yazan Odyan, eserlerini gazeteciliğinin getirdiği bir süratle kaleme almıştır. Zaten, kitaplaşmış pek çok eseri de, tıpkı Yoldaş Pançuni ve aynı dönemde yayımlanmış başka romanlar gibi, daha önce gazetelerde tefrika edilmişti. Ermenice edebiyat eleştirmeni Minas Tölölyan, Odyan'ın yazarlığında bu gazeteci aceleciliğinin izlerini görür ve yazma işini bir fikrisabite dönüştürmüş olmasını eleştirir. Ona göre Odyan daima ortalama beğeni düzeyine hitap etmeyi amaçladığı için edebiyatı bir yazı 'zanaat'ına dönüştürmüştür. Ancak Tölölyan da onun ustalıklarını göz ardı etmez, özellikle dile getirdiği yenilikçi açılımları takdir eder.
Politik bir apolitik
Yervant Odyan her şeyden önce müthiş bir gözlemcidir. Gittiği her yerde -ki sık sık 'gitmek' zorunda kalmıştı- aydın taifesini, varlıklıları, ağaları, beyleri, yoksulları, işçileri, ruhanileri ve nihayet devrimcileri gözlemiş, daima keskin toplumsal çözümlemelerde bulunmuştur. Eserlerindeki en hâkim vurgu, ironi ve taşlama yüklü bir toplumsal eleştiridir ve bu yönü onu Ermenice mizahın en önemli ustası kabul edilen Hagop Baronyan'ın açtığı çığırı derinleştiren bir yazar haline getirir.
En çok bilinen eserleri, Indanik, Badiv yev Paroyagan'da (Aile, Namus, Ahlak, 1910), Tağaganin Gınigı'da (Mütevellinin Karısı, 1915) ve Miçnort Der Baban'da (Çöpçatan Papaz, 1895–1920) hep farklı toplumsal tabakalardan insanların sahtekârlıklarına, çıkar elde etmek için değerleri nasıl kullandıklarına ve gereğinde bu değerleri nasıl gözlerini kırpmadan feda edebildiklerine dikkat çeker. Kahramanları kimi zaman ahlaksız bir tacir, kimi zaman cemaat içinde yükselip mütevelli olmuş bir uyanık, kimi zaman da çıkarcı bir papazdır.
Odyan eserlerinde İstanbul'un ekonomik anlamda yükselen, batılılaşan ama manevi anlamda büyük bir çöküntü yaşayan burjuvazisini alaya alır. Yüzyıl başında payitahtta yüksek Ermeni sınıfının yaşadığı dekadansa dikkat çeker. Bu yönüyle, 1850'lerde, kendileri de burjuva ailelerden gelmekle birlikte esnaflarla işbirliği yaparak Amira sınıfının millet işlerindeki egemenliğine son veren genç aydınların idealizmiyle, yaşadığı dönemin çıkarcılığı arasındaki uçurumu ifade eder gibidir. Pançuni'nin yazarı, yaşadığı dönemde radikal siyasete, devrimciliğe uzak duran Ermeni yazarlardan biridir hatta İttihatçıların önde gelen Ermeni siyasetçi ve yazarları tutukladığı 24 Nisan 1915'ten sonra, kendi adının da tutuklanacaklar listesinde olduğunu öğrendiğinde, buna pek anlam veremez çünkü hiçbir parti faaliyetine katılmamıştır. Yine de, aktif siyasi faaliyet konusundaki çekimserliği veya muhafazakârlığı, onu yaşadığı toplumun keskin bir eleştirmeni olmaktan alıkoyamaz. Hayatın girdi çıktısıyla çok içli dışlı olduğu ve öyle olmadan da yapamadığı için politikadan uzak duramayn bir apolitiktir adeta.
Pançuni’nin tercüme-i hâli
Yoldaş Pançuni, Odyan'ın, yukarıda sözü edilen keskin gözlem yeteneğinin bir sonucudur. Meşrutiyet'in ilanından önce Odyan'ın bir siyasi mülteci olarak bulunduğu İskenderiye, Ermeni devrimcilerin önemli merkezlerinden biriydi. 1908'den sonra ise bu defa İstanbul, çeşitli yerlerden, Avrupa'dan, Kafkasya'dan, Ortadoğu'dan şehre akın eden devrimcilerin merkezi haline geldi. Odyan, İskenderiye ve İstanbul'da gözlediği, davranışlarını, hayallerini, öfkelerini, düş kırıklıklarım, söylem ve tahayyüllerini çok iyi bildiği devrimcileri Yoldaş Pançuni ile Anadolu Ermenilerinin acı gerçekliğinin tam da göbeğine yerleştirir. Eser, kahramanının, yani Yoldaş Pançuni'nin, Ermeni devrimci partilerinden birinin -birkaç küçük ipucu Taşnaklar olduğunu düşündürür- merkezine yazdığı mektuplardan oluşur. Mektuplardan her biri, Pançuni'nin, köylüleri örgütlemek üzere gittiği Dzabılvar (Arapkir'e bağlı bir köydür) ya da Van'daki faaliyetlerini, bölgedeki toplumsal ve siyasi gelişmeleri aktardığı birer rapor niteliğindedir. Bu arada belirtmek gerekir ki, 1875 Trabzon doğumlu kahramanımızın adı "pan+çuni", bozuk bir imlayla da olsa, Ermenicede"aklı / mantığı+yok" anlamına gelir.
Odyan eserin 1909'da yayımlanan ilk bölümü "Arakelutyun mı i Dzabılvar"ın (Dzabılvar Misyonu) başında kısa bir biyografik bölümle kahramanın çocukluğunu, ilk gençliğini ve devrimciliğe doğru yaşadığı evrimi aktarır. Buna göre, çocuk yaşında dahi bir 'baş belası' olan Pançuni bir baltaya sap olamayınca, hali vakti yerinde bir adam olan ağabeyi tarafından Marsilya'ya ticaret okumaya gönderilir. Ancak, ticaret okulunun ders programı kendisini 'açmayınca', Kafkasyalı ve Rus devrimci öğrencilerin Avrupa'daki 'Kabe'si durumundaki Cenevre'ye gider ve Sosyal Bilimler Fakültesi'ne misafir öğrenci olarak kaydolur. Burada, bir-iki sosyalist eylem dışında okula uğramaz mekânı daha çok, dünyanın kurtarıldığı birahanelerdir. Kafa şişirmeyi iyi bildiği için profesyonel devrimcilik kariyeri uygun bulunur kendisine. Görevi, Bulgaristan, Yunanistan, Mısır, İran ve Kafkasya'da partisine bağlı fedai grupları oluşturarak bunları memlekete göndermektir.
Meşrutiyetle birlikte
1908’de Meşrutiyet’in ilan edildiğini duyunca “hevesli kafaları ütülemek için… Bir göktaşı gibi” İstanbul’a düşer hemen. Ancak biraz geç kalmıştır. Başkentin “çeşitli mahallelerinde dolaşırken sekiz on konferans” verse de, nutukları “Agnunilerin ve Şahrikyanaların ateşliliği ile boy ölçüşemez.” Sonuçta, “İstanbul’dan ziyade taşrayı uyandırmak, aydınlatmak ve dönüştürmenin kaçınılmaz bir gereklilik" olduğuna hükmederek, Arapkir'e, oradan da 20 haneli, kendi halinde bir Ermeni köyü olan Dzabılvar' a geçer. Köyün bu kendi halindeliği, daha ilk bakışta onu rahatsız etmiş gibidir:
Köylüler genelde gayretkeş ve çalışkanlar, ne yazık ki eski rejim onları fazla ezmemiş, bu yüzden yeni rejim de üzerlerinde fazla etki yapmamış.
Pançuni'nin kaleme aldığı mektuplardan izlediğimiz faaliyetleri, Anaide Ter-Minassian'ın Ermeni devrimci aydınlarının zihniyeti için yaptığı şu değerlendirmenin karikatürize edilmiş halidir adeta:
Aydınlanma'nın taşıyıcısı olan [Ermeni] intelijansiya[sı] kendine Mesihvari bir devrimci ve milli görev edinmişti:
Ermeni halkını ‘Asyai karanlığı'ndan ve ekonomik geriliğinden çıkarmak, ona yüzyıllardır süren tabiiyeti sırasında yitirdiği saygınlığı geri vermek, milli bir bilinç ve siyasi irade kazandırmak.

Pançuni, ne işçi sınıfının ne de burjuvazinin var olduğu bu küçük köyde sosyalist bir mücadele alanı yaratmak ister. Eserin ruhuna hâkim olan mizah da bu gerilimden beslenir zaten:
On beş gündür buradayım, vardığımın ertesi günü propagandaya başladığım halde kapitalizmin işlediği suçlar, işçi sendikalarının kaçınılmaz gerekliliği, proleteryanın talepleri konusunda kafalara en ufak bir şey sokamadım. (...) Dzabılvar'da sınıfsal ayrımların, daha doğrusu bir ayrım bilincinin olmaması işimi zorlaştırıyor.
Böylece durumdan vazife çıkarır, çünkü bu onun varlık nedenidir:
Benim görevim önce sınıfsal ayrımları yaratmak, onlara bu sınıflara özgü talepleri ve bu talepleri elde etmenin yollarını göstermek olacak.
Böylece, az çok uygun gördüğü kişilere, okuduğu kitaplara göre roller biçmeye kalkar: Köyün yaşlı papazı Der Sahak "ortaçağ ruhanilerinin, gericiliğin, obskürantizmin" temsilcisi olur kolayca burjuvaziyi ise "köylüler üzerindeki asırlık sömürüsünün ürünü olan üç tarlaya, iki ineğe, bir eşeğe ve iki keçiye sahip" olan Res Serko temsil eder. Bu arada, köyde Pançuni' nin ezberini bozan pek çok şey vardır:
Şaşırtıcı olan, bu adamın [Res Serko'nun] köyde iyi bir nama sahip olması, herkes tarafından, hatta doğal düşmanı olması gerekenler tarafından bile sevilip sayılması.
Dzabılvar köyünde 'işçi sınıfının' yegâne temsilcisi ise nalbant Mıgo'dur. Pançuni, Res Serko'nun eşeğinin nalını takmayıp genel grev ilan etmesi için Mıgo'yu ikna etmeye çalışarak ilk sosyalist girişiminde bulunur, ancak "maalesef Mıgo ikna olmaz".
Çalışmalarına devam eden Pançuni, komşu Kürt köyü Komraş'a gider ve orada bir Karl Marx Kulübü kurulmasına önayak olur. Pançuni'ye göre, arada sırada Dzabılvar ahalisinin mallarını talan eden bu köy, ekspropriatsia (mülksüzleştirme) ile ilgili sosyalist görüşleri hemen anlar ve partinin "propagandası için uygun bir dayanak" teşkil eder. Bu nedenle, dört gün evlerinde kaldığı Kürt köylülerinin kendisi Komraş'tan ayrılırken üzerine silahla saldırarak anadan doğma soyması da Pançuni için "üzerinde ciddiyetle düşünülmesi gereken" hayli tutarlı ve ilkeli bir davranıştır.
Pançuni'nin Dzabılvar'daki faaliyetleri, , sosyalist kuramları köydeki yaşantıya uygulama girişimleri, bol keseden kullandığı missia, provokatsia, evolutsia, ekspropriatsa gibi Rusçalaştırılmış terimler ve kapitalizm, proletarya, işçi savaşımı, grev, kilise düşmanlığı gibi Batı menşel kavramlar, Engels, Marx, Şişko, Çernov’dan yaptığı alıntılar, köy gerçekliğinde gerçekten gülünç bir etki yaratır. Köyde açılması için ahalinin para topladığı okula yeterince çağdaş bir binaya sahip olmadığı için karşı çıkmak, öğretmenini taşlayarak köyden kovmak Komraş köyündekilerin Dzabılvar’ı istedikleri parayı vermedikleri için basarak birkaç kişiyi öldürmeleriyle sonuçlanan bir felakete neden olmak bu felaketten kurtulup gittiği Van’da bir çuha atölyesinde çalışan 20 kadar kadını atölye sahibine karşı örgütleyeyim derken atölyenin iflas edip kadınların ve patronun işsiz, aç biilaç kalmalarına neden olmak halk adına Van’daki bir manastıra silah zoruyla el koyup adını Kropotkin manastırına dönüştürmek, ama bu arada manastırın neyi var neyi yoksa satıp savmak bu arada neredeyse her mektubunun sonunda parti merkezinden para istemek, Pançuni'nin kaş yapayım derken göz çıkardığı marifetlerinden bazılarıdır. Ne de olsa sloganı "Acta, non verba!"dır (Laf değil, iş!).
Yoldaş Pançuni bize, dönemin koşulları hakkında edebi -ama gerçeklikten pek de uzak olmayan- pek çok tanıklık sunar:
* Abdülhamit döneminde Anadolu' da Ermenilerin uğradığı baskılar (ağabeyi tutuklanır, işini gücünü kaybeder, çareyi ailesiyle birlikte yurt dışına göçmekte bulur)
* 1908’de Meşrutiyet’in ilanıyla siyasi ve sosyal hayattaki canlanma (partililerin İsatnbul’a akımı, basındaki hareketlenme, her köşede atılan nutuklar) * Anadolu’daki Ermeni nüfusun yaşam koşulları (cehalet, yoksulluk, silahlı Kürt aşiretlerinden gördükleri eziyetler) * Devrimci Ermeni partilerinin taşradaki koşulları kavramakta çektiği güçlükler (köy ortamında sosyalist, feminist, burjuvazi karşıtı, sınıf temelli mücadele) * Devrimcilerin kilise karşıtlığının, kültürel farklılıkların sıradan halkta yarattığı yabancılaşma (‘yaşasın özgür aşk”, “yaşasın özgür [cinsel] birliktelik", "kahrolsun köleleştiren evlilik!")
* Ermeni partileriyle Kürtler arasındaki karmaşık ilişkiler (“Bir akşam, 96 kırımlarını düzenleyen ayaktakımı şefi Hamud ağaların Hasan'a gittim ve Ermeni zenginlerinin gözünü korkutmak için ufak, tabiri caizse önemsiz bir kırım düzenlemesini önerdim”)
* Halkın Ermeni partilerinin birlikte hareket etmemesine duyduğu tepki ("Silah için gereken parayı memnuniyetle veririz, ancak tüm partiler birleşmeli ve ortak hareket etmeliler...")
Uçuk kaçık bir devrimci portresi
Sovyet dönemi Ermenistan’ında yayımlanmasına izin verilmeyen, Erivan'da ancak rejimin çözülmekte olduğu 1989'da basılabilen Yoldaş Pançuni, konuşurken mangalda kül bırakmayan, ancak gerçeklikle karşı karşıya kaldığında çuvallayan, ayakları yere basmayan so1culara yöneltilmiş hayli erken ve sivri bir eleştiridir. Uygun olmayan koşullarda, hele kırsal kesimde sosyalizmi anlatmak için gerekli zeminin olup olmadığına bakmaksızın, kitapta yazanla gerçekte var olan arasındaki tezatları akıl süzgecinden geçirmeksizin ezberlediklerini tekrarlayan Pançuniler daha sonraki dönemlerde de çokça var oldu elbette. Pançuni'nin "insanlığın büyük ailesine ait olduğu"nu ve “ünlü tiplerin evrensel galerisinde İspanyol Don Quijote’un, İngiliz Pickwick’in ve Fransız Tartarin’in yanında yer almaya hak kazan”dığını yazan Mikayel Gürciyan bu yüzden yerden göğe kadar haklıdır.
Yervant Odyan’ın eseri devrimcilere soldan yöneltilmiş bir eleştiri, bir özeleştiri değildir: Hatta, Odyan’ın çok sevdiği yazar arakadaşı Arpiar Arpiaryan’ın 1908’de Hınçaklarca düzenlenmiş bir suikaste kurban gitmesini ardından belli bir öfkeyle yazıldığı söylenebilir. Odyan’a göre, devrimci olmayan koşullar altında ata bir propaganda faaliyeti yürüten Ermeni devrimcilerin, halk yaşamsal tehdit altında bulunduğunda (bir kırımla karşı karşıya kaldığında) sıvışmakta, yeri geldiğinde hükümete, kolluk güçlerine yaranmaya çalışmakta, üstelik bir ölçüde kendilerinin de sorumlu olduğu can kayıplarından kahramanlık destanları devşirerek gerçeklikten iyice kopmaktadır. Yukarıda sözü edildiği gibi, Oydan yaşamı boyunca devrimci faaliyete uzak durmayı tercih etmiştir ve Ermeni halkının yaşadığı sorunların çözümü için sarf edilmesi gereken enerjinin sosyalist faaliyetlerle boşa harcandığı inancına yakın görünür. Ermeni sosyalistlerinin başka halkların örgütleriyle işbirliği arayışına girmek yerine, zor durumdaki kendi halklarının sorunlarına çözüm araması gerektiğini düşünen milliyetçi ve anti sosyalist bir siyasal angajmanı olduğu da açıktır. Ancak yine de, sonradan Yoldaş Pançuni'yle özdeşleşen çizimleri yapan karikatürist Aleksandr Saruhan'ın dediği gibi, Odyan eserinde, "doğru ilke ve tasarıların bile, demagog, hayalperest ve sorumsuz okumuş cahiller tarafından, mevcut şartlar dikkate alınmadan uygulandığında nasıl yıkıcı olabileceğini göstermektedir".
Pançuni’den Türkiye soluna
Geçtiğimiz günlerde Aras Yayıncılık tarafından ikinci basımı yapılan Yoldaş Pançuni, bizleri, resmi tarihin bugün bütünüyle 'terör' ve 'ayrılıkçılık' heyulasıyla yaftalamaya çalıştığı Ermeni devrimci partileri üzerine düşünmeye davet ediyor kaçınılmaz olarak. Resmi tarihin, ulus-devletin kirli işlerini gözlerden ırak tutmak için çokça kullandığı taktiklerin sol harekete dair tarih yazımına belli ölçülerde sirayet etmiş olması ise bu tartışmayı daha da anlamlı kılıyor.
Türkiye'de sol hareketlerin tarihi genellikle 'Türk' sol hareketinin tarihi olarak anlatılır. Türkiye'de sosyalist mücadelenin tarihi yazılırken, genellikle Mustafa Suphi'nin, Şefik Hüsnü'nün TKP'si, ya da iyi ihtimalle Osmanlı Sosyalist Fırkası ve İştirakçi Hilmi milat kabul edilir. Rum, Bulgar, Makedon, Yahudi, Ermeni devrimcilerin faaliyetlerini, Selanik Sosyalist İşçi Federasyonu'nu, çalışan sınıflar içerisinde gayrimüslim nüfusun tuttuğu yeri, Vlahov'u, Beneroya'yı göz ardı eden böylesi bir bakış, yaşadığımız coğrafyada sınıf kökenli siyasi mücadelenin biriktirdiği deneyimin sonraki kuşaklara aktarımında ciddi bir sorun teşkil ediyor elbette. Oysa resmi tarihin yarattığı sis perdelerini aralayarak, etnik ve coğrafi çok kültürlülüğe dayalı bir tarihsel anlatıyı yeniden kurmak için algı kapılarını açık tutmanın sonsuz yararı var.
Söz gelimi, "Hınçak Partisi'nin 1887'da hazırlanan programında 'baskı' ve 'sömürü' kavramlarını kullanması, düzeni analiz ederken 'sömürenler' ve 'sömürülenler' ayrımına dayanan Marksist bir dağarcıktan yararlanması, mevcut sistemi insani ve sosyalist ilkeler doğrultusunda yıkacak bir devrimi amaçladığını ilan etmesi, Osmanlı topraklarındaki sosyalist mücadelenin önemli başlangıç noktalarından biri olarak kabul edilebilmeli, Türkiye'de sol hareketin anlatısına dâhil edilebilmelidir"- demek istiyorum...
Ermeni devrimci partilerinin bir 'milli' meselesi olduğu, özellikle kuruluş yıllarında Ermenilerin yaşadığı vilayetlerde bağımsız bir Ermenistan fikrini savundukları açıktır. Ancak, sonraki yıllarda bu partilerin imparatorluğun diğer ezilen kesimleriyle ve farklı siyasi odaklarla ittifak arayışına yönelmesinin, onların keskin söylemini törpülediği, bağımsızlık talebinin giderek özerkliğe, onun da Prens Sabahaddin çizgisinde bir âdem-i merkeziyete evrildiği gözden kaçmamalıdır.
Nitekim Taşnak Partisi 1907'de topladığı kongrede öncelikli amacını, "Osmanlı devleti sınırları içerisinde, ırk, din ve cinsiyet farkı gözetilmeksizin, bütün seçimlerin genel, eşit, doğrudan, gizli ve nispi oy ilkesine dayandığı, yerel özerkliğe ve federatif bağlara dayalı siyasal ve toplumsal özgürlüğe ulaşmak" olarak tanımlayacak, bu hedefe ulaşmak için kongrede "Kürtler, Türkler, Süryaniler, Lübnanlılar, Makedonyalılar vs. ile bağları güçlendirmek", "Türkçe ve Kürtçe yayın faaliyetinde bulunmak", "Jön Türklerle uyum içinde çalışmaya devam etmek" gibi kararlar alınacaktır.
II. Meşrutiyet'in ilk yılları, gerçekten de, Ermeni siyasi partilerinin görece serbest bir ortamda faaliyet gösterip propaganda yaptığı, terör taktiklerini bir yana bırakıp yasal siyaset güttüğü hareketli bir dönemdi. Taşnakların İttihatçılarla, Hınçakların da onların rakibi olan Hürriyet ve İtilafla yaptığı ittifaklar, bu partilerin Osmanlı siyasal sistemine dâhil olmasını sağlamış, her iki parti de Osmanlı Meclis-i Mebusanı'nda temsil edilmişti. İki parti, 1908 döneminde, yaptıkları yayınlar, düzenledikleri kitlesel gösteri ve toplantılar, örgütlenme biçimleri, çalışan sınıflarla kurdukları ilişkiler, âdem-i merkeziyet talepleri, muhalefet etme biçimleriyle özgül bir sürecin yaratılmasına katkıda bulundular.
Günümüz Türkiyesi'nde, bu katkıları görmezden gelmeyen tarih ve siyaset çalışmaları parmakla gösterilecek kadar az: Türkiye solunun tarihine dair en kapsamlı çalışmaları yapmış olan Mete Tunçay, "Cumhuriyet Öncesinde Sosyalist Düşünce" makalesinde Türk ve Müslüman olmayan sosyalist hareketleri de tarihsel anlatıya katan bir model geliştirebilmiş Masis Kürkçügil, Sosyalist Demokrasi İçin Yeniyol dergisinde yayımlanan "Ermeni Meselesi, Modernite ve Soykırım" başlıklı makalesinde bu yönde önemli adımlar atmıştır. Ancak bu örneklerin çoğaltılması ve aşılması için daha çok yol kat edilmesi gerektiği aşikâr.
1915'te Ermenilerin yaşadığı Büyük Felaket'in ve 1923'teki nüfus mübadelesinin Anadolu'daki toplumsal yapı üzerinde yarattığı tahribat, yukarıda sözü edilen deneyimlerin farklı etnik gruplara mensup halk tabakaları tarafından içselleştirilmesini ve sonraki kuşaklara aktarılmasını engelledi. Ancak, sermayenin radikal bir şekilde el değiştirdiği bu süreci 'emperyalizmin işbirlikçisi gayrimüslim burjuvazinin tasfiyesi' diye meşrulaştıran bir sol hareketin etik temelden yoksun olacağı da yadsınamaz. Hele, tasfiye edilen sadece burjuvazi değil, işçisi, köylüsü, çiftçisi, zanaatkârı, aydını ve bütün toplumsal çeşitliliğiyle, özbeöz bu toprakların çocuklarıysa...
Yoldaş Pançuni Devrim Yapıyor  Saadet Özen Yoldaş Pançuni Devrim Yapıyor Vatan Gazetesi 16.07.2008
Yazar: Saadet Özen
Başlık: Yoldaş Pançuni Devrim Yapıyor
Yayın: Vatan Gazetesi
Tarih:  16.07.2008

Ermeni devrimci "Yoldaş Pançuni"nin hikâyesi II. Meşrutiyet döneminde Püzantion gazetesinde mektuplatının yayımlanmasıyla başlar. Kadınları, köylüleri örgütleyen bu ilginç devrimci aslında Yervant Odyan'ın yarattığı bir karakterdir, günümüz basınının gölge yazarlarını andıran. Ama onların çok ötesindedir, çünkü bir hayat hikâyesi ve felsefesi vardır.

1909'da sosyalizm henüz herhangi bir ülkenin yönetim biçimi haline gelmemişti. Keskin siyasi fikirlerin ve hareketlerin Avrupa'nın hanedanlarını ve haritalarını tehdit ettiği o yıllarda hiçbir dönüşüm ihtimal dışı sayılmazdı belki, fakat gene de Rusya'da 8 sene sonra bir devrimin gerçekleşeceğini ve bunun on yıllar boyunca dünyanın akışım etkileyeceğini kimse kesin olarak söylemezdi. Ne var ki sosyalizm bir alternatif olarak vardı, sosyalistler faaliyetteydiler, siyasi hayatın içinde bir yere sahiptiler\ '85 Ve o kadar ki mizah da onları keşfetmiş, sivri bakışıyla edebiyata bir devrimci karikatürü bile kazandırmıştı: Osmanlı topraklarında sosyalizm mücadelesi veren Ermeni devrimci Yoldaş Pançuni.
Gerçekten var mıydı?
Türkiye'de Aras Yayınları sayesinde tanıdığımız Yoldaş Pançuni 1909'da, İstanbul’da, Püzantion gazetesinde yayınlanan mektuplarıyla doğdu 1911'de, Nişan Babigyan yayınevi ve matbaası tarafından kitap olarak yayınlanan bu mektupları, 1914'te yayınlanan ikinci bir parti takip etti. Son maceralar ise çok sonra, ancak 1923'te yayınlanacaktı. Mektupların kimin tarafından kaleme alındığı okurlar arasında ilk başta tartışma konusu olmuştu: Yoldaş Pançuni diye biri gerçekten var mıydı, Arapkir köylerinde ya da Van'daki o olaylar başından gerçekten geçmiş miydi, yoksa hepsi Püzantion gazetesindeki tefrikanın başına Pançuni'nin bölük pörçük bir biyografisini yazan, hatta bir de önsöz ekleyen Yervant Odyan tarafından mı yaratılmıştı? Aslında sadece bir şaşkınlığı dile getiren bir soruydu bu, Yoldaş Pançuni'nin, Odyan'ın acımasız mizah anlayışının bir ürünü olduğu açıktı, fakat yılların Avrupa edebiyatında bir benzeri olmayan bu kahramanın hangi gerçeğin en sivri yönlerini kendinde cisimleştirdiğini anlamak için bu şüpheyi ciddiye almak gerekir.
Yervant Odyan 1869'da İstanbul'da, kalburüstü bir Ermeni ailenin oğlu olarak doğdu. 1887'den itibaren Ermenice basında yazılan yayınlandı, kendi de dergiler, gazeteler çıkardı. Entelektüel hayatı Osmanlı siyasetine bağlı olarak şekillenecekti: 1895'te, Osmanlı Bankası'nın Ermeni komitacılar tarafından basılmasından sonra cemaat üzerinde baskılar yoğunlaşınca Atina'ya gidecek, Paris, İskenderiye, hatta Bombay'da gazetecilik yapacak, nihayet 1905'de, II. Meşrutiyet'in ilanıyla gelen serbesti ortamında İstanbul'a dönecek, bir yıl sonra da Yoldaş Pançuni'nin mektuplarını yayınlamaya başlayacaktı. Aras Yayınları'nın büyük bir özenle yayma hazırlanmış olan, bugünlerde de ikinci baskısı yapılan "Yoldaş Pançuni" si, 1911 ve 1914 mektuplarını içeriyor temennim Aras'ın sürgündeki maceraları, dahası Odyan'ın diğer yapıtlarını, mesela Abdülhamit ve “Sherlock Holmes” gibi polisiyelerini de programına almış olması.
Trabzon Doğumlu
Odyan'ın "Yoldaş Pançuni"si Trabzon doğumludur, ağabeyinin desteğiyle yurtdışına okumaya gider, fakat okula pek uğramaz. Aileden gelen para kesilince devrimciliği keskinleşir, sonunda II. Meşrutiyet'le birlikte özgürlüğün geldiğine inanarak, örgütlenme çalışmaları yapmak üzere İstanbul'a döner. Fakat buradaki hatipler arasında tutunamayınca taşraya gitmeye karar verir ve mektuplarda uzun uzun anlattığı maceraları böyle başlar:
Önce Arapkir'in Dzabılvar köyünü kendine merkez beller. Proletarya namına burada bir tek nalbant vardır, köy muhtarı burjuvazi sınıfının temsilcisidir, köhnemiş fikirler ise köyün papazı tarafından yaşatılmaktadır. Burada köyün papazını rehin almak, komşu Kürt köyünde komiteler kurmak, sonunda iki köyün birbirine girmesine, birinin tamamen ortadan kalkmasına sebep olmak gibi faaliyetlerde bulunduktan sonra, mektupların ikinci bölümünde Van'da, kadınlar arasında genel grevi nasıl örgütlediğini, sonra hepsinin nasıl işsiz kaldığını, ayrıca işletmenin de nasıl battığını anlatır. Surp Vartan Manastırı'na da halk adına el konulmuş, adı da Kropotkin Manastırı'na çevrilmiştir. Fakat o memnundur, ona göre sınıflar arası çelişkiler derinleşmiş, yeterince kötü olmayan burjuvalar sert tavır göstermeye ikna edilmiş, böylece proletaryanın bilinçlenmesi hızlandırılmıştır. Yoldaş Pançuni, başta köyün delisi olmak üzere birilerini örgütlerken, biz Odyan'ın gözünden Osmanlı topraklarında Ermeni devrimcilerin vaziyetini izleriz: ona göre Ermeni halkı devrimcilere yardım edebilir, fakat öncelikle Hınçak'ın, Taşnak'ın ve daha nicelerinin kendi aralarında anlaşabilmesi gereklidir. İkinci önemli vurgu taşralı Ermeni ile İstanbul Ermeni'si arasındaki farktır ikisinin devletle olan mesafeleri bir değildir. Öte yandan devrimciler gerçeklere göre politika üretmek yerine hazır kalıplara göre hareket etmektedir, hatta hazır kalıpların gerçekleştirilmesi, ortamın isyan için olgunlaştırılması adına Ermenilerin zarar görmesinden de çekinmemektedir bazı epizotlarda devrimcilerin Kürt ya da Türk çetelerinin Ermenileri katletmesini teşvik ettiğini ima eder, çünkü bu çelişkileri derinleştirecektir.
1915 yılında İstanbul'dan Der Zor'a tehcir edilen Odyan sonradan İstanbul'a dönecek, fakat 1922'de Bükreş'e geçecek, bir daha da dönmeyecekti. Yoldaş Pançuni de onunla birlikte sürgüne gitti, son mektuplarını 1923'te yazdı, Odyan'la birlikte 1926'da Kahire'de öldü.
Yoldaş Pançuni Geri Döndü  Barış Aydın
Amed Gökçen
Yoldaş Pançuni Geri Döndü Medyakronik 07.07.2008
Yazar: Barış Aydın
             Amed Gökçen
Başlık: Yoldaş Pançuni Geri Döndü
Yayın: Medyakronik
Tarih:  07.07.2008

Kuşatma hali devam ediyor ve biz, sekiz günden beri, savaş gereksinimleri doğrultusunda takviye ettiğimiz okul binasında mahsur durumdayız. Öğrenci Birliği Başkanı Garo’nun anası Sara da saflarımıza katıldı. Bu akıllı kocakarıyla el işaretleriyle anlaşmak gerekiyor, zira hepten sağır. Sara’nın katılımıyla hemen “Dzabılvar Bilinçli Kadınlar Öncü Birliği”ni ve ona destek niteliğindeki “Dzabılvar Ermeni Kadınları Fedakâr Grubu’nu kurmaya giriştim. Bu sonuncu örgüt kesin bir ihtiyaç halini almıştı zira birkaç günden beri mayasıldan kıvranıyordum ve fedakâr bir kadının bakımına ihtiyacım vardı.
Yervant Odyan’ın 1911 ve 1914 yıllarında yazdığı üçlemenin ilk iki bölümünü kapsayan Yoldaş Pançuni nihayet yeni baskısı ile -küçük çaplı eklemelerle- tekrardan okurlarıyla buluştu.
Aleksandr Saruhan’ın çizimleri tamamlanan Yoldaş Pançuni serisinin üçüncü bölümü her ne kadar Türkçe’ye çevrilmese de eldeki iki bölümdeki eleştiriler Ermenilere, Kürtlere ve Türklere yetecek boyuttadır. Yervant Odyan, Yoldaş Pançuni üzerinden dönemin siyasal yapısını, Kürt aşiretlerin Osmanlı ve yerel yönetimlerle kurduğu değişken anlayışı ve en önemlisi Ermeniler arasındaki ciddi politik ayrışmaları aktarıyor.
Odyan’ın Pançuni’nin ağzından aktardığı İstanbul Ermenileri ile Anadolu Ermenileri arasındaki kültürel ve ekonomik farklılıkların yarattığı siyasal algılayışın günümüzde de sürdüğü söylenebilir. Sosyalist jargonla ifade edilen döneme ilişkin Odyan’ın temel eleştirisi Ermenilerin sosyalizmi algılayış biçimidir.
Trabzonlu bir ailenin en küçük çocuğu olan Pançuni annesini doğumdan hemen sonra kaybetmiş ve bu sebeple anne sütü içememiştir, keçi sütü içerek büyümüştür. Bazı biyografi yazarları tarafından “boş kafalılığı” buna duruma bağlanıyor. Pançuni’nin bir yıl süreyle yoldaşlara yazdığı on iki mektup da “Sevgili yoldaşlar” diye başlayıp bir şekilde paraya ihtiyacı olduğunu belirten bir şekilde son bulur: Posta geldi mektuplar, gazeteler, talimatlar elime ulaştı ancak paradan eser yok. Lütfen bu hayati konuya önem verin. Yoldaşlar uzun süre para yolamayınca Pançuni’nin üslubu da değişir: Mütevazı çalışmalarım hakkında döşendiğiniz övgülere teşekkür ederim. Keşke onun yerine biraz para yollasaydınız. Manevi teşvikler fiziksel ihtiyaçları karşılayamaz bu teknik bir gerçek.
Pançuni gibi geveze, parasız, inatçı, kalıpçı biri o döneme uygun bir sosyalist profili çizmektedir. Ve hatta bu özellikleriyle sosyalist olmaktan başka bir çaresi yoktur. Abartılarıyla komik bir tablo çizen Pançuni’nin henüz ölmediği ve çocuklarıyla birlikte örgütleme faaliyetlerine devam ettiği bazı biyografi yazarları tarafından iddia edilir.
Yoldaş Pançuni'nin Maceraları  Raffi A. Hermonn Yoldaş Pançuni'nin Maceraları Taraf Gazetesi 06.07.2008
Yazar: Raffi A. Hermonn
Başlık: Yoldaş Pançuni'nin Maceraları
Yayın: Taraf Gazetesi
Tarih:  06.07.2008

Ülkemizde, Avustralya, Amerika, Japon, Hindistan vs. edebiyatı hakkında ahkam kesecek kadar kitap yayımlanmış, piyes sahnelenmiş, film gösterilmiş ama "burnumuzun dibinde" değil, öz be öz (Etyen Mahçupyan'ın dediği) "içimizdeki ötekilerimizin" (Rum, Süryani, Musevi, Ermeni vs.) edebiyatları hakkında bilgimiz olamamıştır maalesef. Böyle olunca, bize ait birçok bilgiyi, el’in Amerika veya Avrupalısı öğretmeye kalkar her konuda "tereci" olmaya bayılan bizler de "tere satılmanın" utancını yaşarız sıkça.
Aras Yayınları kurulduğu günden beri bizi bu utançtan kurtarmaya çalışıyor... İşte bunlardan nefis bir örnekle karşı karşıyayız...
Yazdıkları Batı dillerine çevrilmiş, piyese, filme dönüştürülmüş Osmanlı mizah dünyasında kendine has (Hagop Baronyan'la) bir yer edinebilmiş, mizahçı o.
Kayseri’nin Muncu köyünden İstanbul'a gelip, Mimar-ı Azam'lar çıkaran Balyanlar'ın yanında yetişmiş Boğos Odyan'ın yeğeni. Babası ise Osmanlı'nın Romanya' da görevli diplomatlarından...
1869' da İstanbul Yenikapı'da doğuyor, dünyayı dolaşıyor, başına "tehcir" dâhil her tür bela geliyor. Nüktedan karakteri sayesinde aklını yitirmeden kurtulacak, dönüp yine yazabilecek kadar olağanüstü biri olan bu zat-ı muhterem 1926'da Kahire' de ölüyor. Ermenice "meteliksiz, hiçbir şeyi yok" anlamına gelen "pan" ve "çuni" kelimelerinin birleşmesiyle türemiş bir isim "Pançuni". Anadolu'da sosyalizm propagandası yapmaya bir zamanlar "halkı bilinçlendirmeye" giden ve "piliçlendirmeye geldiniz ama pilicin yüzünü görmedik!" gibi tepkiler alan, bizden olan bir "yoldaş". Marksizm'i de kulaktan dolma bilgi kırıntılarıyla "kestirmeden gitme sevdaları yüzünden düştükleri durumları, Cem Karaca'mn dediği gibi "kasıklarınızı tuta, tuta" gülerek okuyacaksınız.
Yervant Odyan'ın üç bölümden oluşan Yoldaş Pançuni'sini, Sirvart Malkhasyan başarıyla çevirmiş. Osmanlı karikatüristi Aleksandr Saruhan ise bu kitap için özel desen ve karikatürler çizmiş.
"Pis burjuvazi, biz proleterlere kapıyı açsa bile, kabul etmez, önce kapıyı kapatır ve sonra, bizzat kırar, öyle gireriz içeri!" diyen Yoldaş Pançuni' de, çok tanıdık şeyler bulacaksınız. Bu yaz sezonunu, bu kitabı okumadan sakın ıskalamayın.
Yoldaş Pançuni’yi Takdimimdir  Ümit Bayazoğlu Yoldaş Pançuni’yi Takdimimdir Birgün Gazetesi 29.06.2008
Yazar: Ümit Bayazoğlu
Başlık: Yoldaş Pançuni’yi Takdimimdir
Yayın: Birgün Gazetesi
Tarih:  29.06.2008

Bizde milliyetçilikle devrimcilik önce kol kolaymış, “özgürlük, kardeşlik, eşitlik, adalet” nidaları haykırarak birlikte zuhur etmişler. Sonra bu güzel tekerlemenin özünün uzantısını solculukta görenler ile umutları buna sığmayanların yolları ayrılmış. Ermeniler bu konuda bizden önce koşmuşlar, TKP kurulmak için 1920’yi beklerken, Van’da daha 1885’te Ermeniler’in ilk devrimci örgütü Armenagan doğmuş. Bunu 1887’de Hınçak ve 1890’da Taşnak takip etmiş. Doludizgin bir felakete koşulduğundan bihaber, herkesin insanlık namına “özgürlük, kardeşlik, eşitlik, adalet” için mücadeleye davet edildiği, mülkün, paranın aşağılandığı o iyimserlik, umut dolu günlerden bir gün Yoldaş Pançuni de devrimin dikenli dolambaçlı yollarına vurmuş kendini. Yoldaş Pançuni, hayali bir kahraman. Ama eminim hepiniz onu tanıyorsunuz; eğer gerçekten devrimciyseniz mutlaka sizin de tanıdığınız bir Yoldaş Pançuni vardır.
Lafı buradan bir kitaba getireceğim, Aras’tan yeni çıktı; Yervant Odyan’ın (1896-1926) mizahi romanı “Yoldaş Pançuni”, insanı acı acı güldüren bir kitap. Neden derseniz, Pançuni’yi okurken, “doğru ilke ve tasarıların bile demagog, hayalperest ve sorumsuz okumuş cahiller tarafından, mevcut şartlar dikkate alınmadan uygulandığında nasıl yıkıcı olabileceklerini” düşünüyor insan ister istemez. Bu cümle, kitap hakkında ilk ipucu. Bir ipucu daha vereyim, Sovyetler Birliği zamanında Yervant Odyan’ın tüm eserleri basılmış, Yoldaş Pançuni hariç. Bu, tıpkı Cervantes’i “Don Quijote”suz yayımlamaya benzer. Sovyetler Yoldaş Pançuni’den neden korktu acaba? Bu sorunun cevabını 1940’lı yıllarda Ermenistan’da Arsen Derderyan şöyle cevaplamış: “Odyan, Ermeni milliyetçi partilerini, özellikle Taşnak ve Hınçak akımlarının sosyalizmini yeriyor. Bu yergide iki yön var. Biri, bu burjuva partilerinin mizahi sosyalizmi, diğeri, bilimsel sosyalizme yönelik genel ilkesel yaklaşım. Odyan ilkinde ne denli başarılıysa, ikincisinde o denli tökezliyor.” Bu cevap muhtemelen Stalinist fakat doğru.
Eğer merak eder de kitabını edinirseniz Yoldaş Panuni’yi çok daha yakından tanıyabilirsiniz. Ama ben size asıl onu yaratan Yervant Odyan’ın hikâyesini anlatmak istiyorum, ancak yazarın hikâyesi kahramanının hikâyesi kadar komik değil, ona göre. Yervant aslen İstanbullu, Yenikapı’dan. Ataları vaktiyle Kayseri’den İstanbul’a inşaatçılık yapmaya gelip yerleşmişler. Sonra saray mimarlığına kadar terfi etmişler. Bu aileden Krikor Odyan, Ermeni Milleti Nizamnamesi (1863) olarak bilinen ilk anayasa örneğinin hazırlayıcılarından.
Yervant, Üsküdar’daki Berberyan Ermeni Okulu’nda okumuş. Daha o zamanlar gazeteciliğe heves edermiş. Ama asıl öğrenimini okulda değil, aile ortamında görmüş. O ‘anayasacı’ amcası var ya, onun sayesinde dönemin ünlü Ermeni aydınlarından dersler almış, sanata ve edebiyata yoğunlaşmış. Ailenin kütüphanesinde çok sayıda Ermenice ve Fransızca eseri okuyarak kendini yetiştirmiş. 1890’lara gelindiğinde artık yazıları gazetelerde çıkmaya, hikâyeleri, romanları basılmaya başlamış. Ancak Ermeniler’in İstanbul (Osmanlı Bankası baskını), Sason ve Zeytun kalkışmaları karşısında devletin gösterdiği acımasızlıktan ürken Yervant, İstanbul’u terk edip Yunanistan’a geçip Atina’da Birlik adlı bir dergi çıkarmaya başlamış. Atina’dan sonra Paris’e nakledince, burada da dergiciliğe devam demiş. Kısa bir süre Londra’da yaşadıktan sonra Mısır’da İskenderiye, Kahire, Hindistan’da Bombay bulunmuş. Nihayet 1908’de Meşrutiyet’in ilanından cesaret alarak yine İstanbul’da karar kılmış.
Yervant İstanbul’a eli boş gelmemiş olmalı. Nitekim bir süre sonra Püzantion (Bizans) adlı gazetede Yoldaş Pançuni tefrika edilmeye başlamış. Bu sırada Jamanak ve Azadamard (Özgürlük Kavgası) gazetelerinde yazıları çıkıyormuş. Giyotin, Kara Kedi, Kudret Helvası adlarında bir mizah dergileri çıkarmış ve Pançuni’yi tefrikadan kitaba dönüştürmüş. Ama o meş’un yıl gelip çatmıştır artık; 1915 Ağustos ayında tutuklanıp Suriye içlerindeki Der Zor’a tehcir edilmiş. Ağır koşullara rağmen mucize eseri cehennemden sağ çıkmış.
Fakat çilesi burada bitmiyor. Nasıl 1908’de Meşrutiyet yanılsamasıyla İstanbul’a dönüp tehcir kurbanı olduysa, bu defa da tehcirde Sevr yanılsamasıyla bir daha aldanıp İstanbul’a gelmiş, yıl 1918. Neyse ki bu defa çabuk uyanıp 1922’de Romanya’da Bükreş’e sığınmış. Bu arada söylemeyi unuttum, onun en meşhur eseri olan Yoldaş Pançuni aslında bir “üçleme”dir. Nitekin Yervant Odyan serinin üçüncü kitabı “Yoldaş Pançuni Sürgünde”yi Bükreş’te yayınlamış. Bükreş’ten Lübnan’a, oradan da Mısır’a giden vatansız Yervant’ın çilesi 1926 yılında Kahire’deki Marmina Ermeni Mezarlığı’nda sona ermiş.
Tevfik Fikret’ten Yoldaş Pançuni’ye  Nihat Ateş Tevfik Fikret’ten Yoldaş Pançuni’ye Eski Dergisi 01.06.2008
Yazar: Nihat Ateş
Başlık: Tevfik Fikret’ten Yoldaş Pançuni’ye
Yayın: Eski Dergisi
Tarih:  01.06.2008

Geçen akşam arkadaşlarla sohbet ederken, bir tanesi "marksizm" ile ilgili bir yazı kaleme aldığını ve bu yazının amacının tamamıyla bir "marksizm" savunusu (!?) olduğunu anlatıyordu. Buraya kadar olağanüstü bir şey yoktu anlattıklarında. Ama yazı yayımlandıktan sonra, birkaç yerden birden kendisinin "döndüğü" ile ilgili yazılar yazıldığını söyleyince, "belki yazıdan böyle bir sonuç çıkıyordur" dedim. Biraz sitemkâr yüzüme baktı ve "hayır ben de ilk önce yazdığım yazıdan kuşkuya düşüp tekrar tekrar okudum, bırak öyle yorumlanacak bir tümceyi, en ufak bir ima bile yok" dedi. Ve yargısını söyledi: "Ya o yazıları yazanlar yazıyı okumadan yazdılar -ki bu az bir olasılık- ya da okuduklarını anlayıp, çözümleyemiyorlar."
Konuşma başka bir aşamaya gelmeye başlamıştı yavaş yavaş. Eski bir anım canlanmıştı. Onu anlatmaya başladım: Tevfik Fikret'in Sancâk-ı Şerif adlı şiirini okuduğumda dudağım uçuklayacak gibi olmuştu. Şeyhülislam Hazretlerine adayarak, Bir mücâhidi-i muhlis lisanından (Bir savaş gönüllüsü dilinden) başlıyordu şiirine:
"Ey râyet-i Peygamber, ey ümmid-i ahiri
Milyonla kulubun;
Ey nefha-i gaybiyye-i nusret, ki safiri
Vecd-âver olur ruhuna şarkın ve cenubun;
(Ey Peygamber sancağı, ey milyonla kalbin
Son umudu;
ey, fısıltısı doğunun ve güneyin ruhunu kendinden
Geçiren zaferin görünmez esintisi; ....
Cevdet Kudret çevirisi)
Bu ilk okuyuşta bir ön bilgi, niye, niçin yazıldığıyla ilgili en küçük bir açıklama yoktu. Sadece şairinin Tevfik Fikret olduğu yazıyordu. Tevfik Fikret nasıl böyle bir şiir yazardı!? Yazmıştı işte. Mal bulmuş mağribi gibiydim. Arkadaşlarıma koştum. "Bakın", dedim "bakın Tevfik Fikret nasıl şiir yazmış? Tevfik Fikret Allah, kitap, peygamber gidiyor!" Baktılar; haklıydım! Başladık yorum üstüne yorum yapmaya. Fakat en parlak olanı, hala ortalıkta edebiyatçı geçinen başka bir arkadaşa aitti:
"Tevfik Fikret öleceğini anlayınca herhalde nedamet getirmek için böyle bir şiir yazdı." Çok akla yatkındı. Tam o aralar Aragon 'un da ölmeden önce Hıristiyan olduğunu okumuştu birisi bir yerlerde. Artık sorun çözülmüştü. İşte Fikret, Sancak-ı Şerif şiirini bunun için yazmıştı. Gönül rahatlığıyla sağda solda ahkâm keserek dolaşıyordum. Taa ki, bizden birkaç yaş daha büyük, okuyan yazan bir ağabeyle karşılaşıncaya kadar. Ona da bu parlak keşfimi anlatıyordum ki; "salak mısın" der gibi anlatmaya başladı. Her tümcesi tuğla gibi iniyordu beynime: "Tevfik Fikret o şiiri, Trablusgarp savaşından sonra İttihat ve Terakki'nin birinci paylaşım savaşına katılmak için din maskesine büründürerek ve o zamanın şeyhülislamından da bunun 'cihad' olduğu fetvasını çıkarttırır... İşte Tevfik Fikret o şiiri bu gelişmelerden sonra yazdığını, yine onların dilini ve kurgularını kullanarak yazmasının nedeninde, yaşadığı üzüntüyü daha iyi anlatabilmek içindir, çünkü Tevfik Fikret'in böyle bir şiir yazamayacağını, yazarsa da bunun ne demek olduğunu okurlarının çok iyi anlayacağını biliyordu" dedi. "Yaaa öyle mi" diyebildim sadece. Hem utanmıştım, hem de kızmıştım kendime. Böyle önünü arkasını bilmeden akıl yürütmelerin, sonuçlar çıkarmanın ne kadar kötü sonuçlara yol açtığını acı bir deneyle pek güzel öğrenmiştim.
Güldü arkadaşım. "Belki de haklısın" dedi. O yazıları yazanların da anlattığın öyküdeki gibi, birincisi yazıyı değerlendirebilecek arka planları yok, ikincisi varsa bile bu bilgilerini o metinle ilişkiye sokacak kadar "metin çözümleme" bilgisinden uzaklar, üçüncüsü ve en kötüsü "çamur at izi kalsın" diyorlar.
Bunun üzerine bir öykü daha anlatmaya başladım arkadaşıma: O da yeni okuduğum bir kitapla ilgiliydi. Ermeni mizah yazarı Yervant Odyan'ın, aşağı yukarı Tevfik Fikret'in Sancak-ı Şerif şiirini yazdığı tarihlerde yazdığı Yoldaş Pançuni'siydi kitap. Yervant Odyan 1900'lerin başlarında daha Ekim devrimi bile gerçekleşmemişken iki sosyalisti, Pançuni ve Sarsapuni'yi anlatıyor romanında.
İlk bölümde Yoldaş Pançuni'nin Dzavılbar adlı Ermeni köyünde yaptıklarını anlatıyor, ikinci bölümdeyse Yoldaş Sarsapuni'yle Van'da yaptıklarını... Yoldaş Pançuni bir baltaya sap olamamış, tembel, bir o kadar da asalak, Nazım Hikmet’in güzelim şiirindeki "hiç kimseyi/ hiçbir şeyi sevmemiş hayatı boyunca/ bir köpeklerle kedileri/ ama yalnız kendininkileri..." diye tanımladığı Fransız yazar gibi, bencil ve egoist bir adamdır. Trabzon'da zengin bir tüccar olan ağabeyi bakar ona ve okuması için Avrupa'ya gönderir. Ama orda da her ay gelen parayı yemekten ve keyfetmekten başka bir şey yapmaz uzun süre. Gün gelir tehcir ile birlikte ağabeyi iflas eder. Ona bir daha para gönderemez. O da tası tarağı toplar ve ülkeye döner. İlk işi de Dzavılbar'a varıp devrimcilik yapmaya başlamak olur. Bu bölümün bütün mektuplarını (roman, Pançuni'nin partisine yazdığı mektuplarla kuruluyor) partisinden para isteyerek bitirir. Tabii yaptığı bütün çalışmalar da "sosyalizmin" bütün değerlerinin, bütün tezlerinin bir karikatüre dönüşmesine yol açar. İkinci bölümdeki Yoldaş Sarsapuni de ondan farklı biri değildir. O kadar çok mücadele ederler ki... Ama yaptıkları her şey sosyalizmin değerlerinin, halk gözünde değersizleşmesine, kendilerinin de maskara olmasına yol açar. İlk bakışta romanı okuyanlar, bu kişiler üzerinden "komünist" değerlere saldırıldığını, komünizmin ideallerinin boş ve yalan olduğunu söylemek için yazıldığını düşüneceklerdir. Ama yazarın bundan korkusu yoktur. Çünkü Pançuni ve Sarsapuni'yi öyle başarılı çizer ki, insanlık için ne kadar yüce değerler olursa olsunlar, böyle insanlarca savunulunca ve onların kendi çıkarlarını tatmin için bir araca dönüştürüldükleri zaman hiç de öyle görülmeyecekleridir vurgulanan... Daha o zamandan, sosyalizm hayata geçirilmemişken, kendine "sosyalist"lik payesi biçen bu karakterdeki insanların, nasıl bu kimlik altında ezileceklerini gösteriyor. Ve ne yazık, biz bunu daha sonra o kadar yakıcı yaşadık ve bu olgunun o kadar acı yüzüyle karşılaştık ki...
Nasıl bağlayacak acaba diye merakla dinliyordu arkadaşım. Bir yandan da sabırsızlanmaya başlamıştı. Daha fazla uzatmayacaktım ama oldukça da keyifliydi sohbet. "İşte" dedim. "Şimdi o romanı okuyup, Pançuni ve Sarsapuni’de kendilerini görecek o kadar çok sosyalist var ki. İlk yapacakları şey, Yervant Odyan'ın sosyalizme saldırdığını söylemek olacak. Tıpkı senin yazını okuyup döndüğünü söyledikleri gibi."
Yoldaş Pançuni  Rahim Gür Yoldaş Pançuni Küçük Menderes Gazetesi 01.06.2008
Yazar: Rahim Gür
Başlık: Yoldaş Pançuni
Yayın: Küçük Menderes Gazetesi
Tarih:  01.06.2008

Çok şeyler bildiğimizi, çok okuduğumuz aldanmasına düştüğümüzde ayrımına vardığımız, yanıldığımızı ayrımsamak ve yeniden yola koyulmaktır okuyucu erdemi. Çok geç bulduğum yazarlardan Yervant Odyan. Hem de kökleri ülkemizde ( İstanbul- Yenikapı) bir konsolos çocuğu. Ama Suriye'ye sürgün edilmiş daha sonra. On beş roman yazmış, değişik gülmece tipleri ortaya çıkarmış. Kendilerini," devrimci", "vatansever", "milli kahraman" diye öne çıkaranların uygulamada yüceltilen değerleri ayaklar altına alanların maskelerini al aşağı der. Din ve dünya işleriyle uğraşanların nasıl vurgunlar vurduklarını, açgözlü zenginlerin, sahte hayırseverliklerin, üst tabakaların iç dünyalarındaki kokuşmuşları ustaca sergiler.
Aynı zamanda iyi bir çevirmen, ünlü klasikleri halkına kazandıran çok ünlü bir aydın. Don Kişot'u herkes bilir. Ama Pançuni az tanınır. Gerçek bir kişi değildir. Devrimci kişilerin yoğunlaşmış genel bir anlatımıdır. Sonsuzluğu ise, Yoldaş Pançuni Sovyet Ermenistanı'ndan 1989'a kadar hiç basılmamış olmasıdır. Yoldaş Pançuni 1875'de Trabzon'da doğar. İnatçı, mirasyedi, sosyalisttir. Sanal "Yoldaş Pançuni" iki yönlüdür. Burjuva partilerinin mizahi ilkesel yaklaşımı. Diğer bir deyişle, "görünürde ve uygulanmakta olan sosyalizm, bilimsel sosyalizm miydi?". Aslında gülmek mi, düşünmek mi, ağlamak mı gerekiyor bilmem? Roman okundukça her üç duyguyu yaşarsınız. Ama ben dördüncü bir yön daha buldum. "Tarihsel yanılgılarımız, bilinçsizce düştüğümüz gülünçlükler, bomboş düşler gerçek sömürgen devletlere değil de yoksul halka çektirdiğimiz acılara üzülmek ". Sosyalist Mektuplar'dan size ilginç mektuplar çıkaralım:
* " Pançuni bela değil, devrimci olacaktı" (18. y)
* " Pançuni hiç bir şey olamadı, mirası da bitirdi. Sonunda ne oldu? " (23. y)
* " Yoldaş Pançuni, devrimci propaganda ve örgütçülüğe hangi ilçeden başladı?" (27. y)
* " Pançuni'yi Kanlıova'da donuna kadar kim soydu?"
* " İlk militanı Deli Avo'nun öğrenim düzeyi neydi? (32. y)
* " İlk Manifesto afişini duvardan kim yok etti? " (41. y)
* " K.S.D.K.M.K.'nın açılımını biliyor musunuz? (46. y)
* " D.E.K.Ö.F.G. okula ve öğretmene neden karşıydı? * " Okul işgali, güvenlik güçlerince dağıtılınca Yoldaş Haso neden tutuklandı? " (64. y)
* " Sımların Vartan, Nazlı'yı neden kaçırdı? Kadının mülkiyeti kimin olmalıydı?" (71. y)
* " İlk işgal eylemini örgütleyen Pançuni, işler sarpa sarınca nasıl ortadan yok oldu? " (78.y)
Sosyalist Mektuplar, ( B ) bölümü de Van’dan 26 Mayıs 1909’da yazılmaya başlıyor. Bu bölümde mektuplar ve eylemler daha profesyonelce. Sorulara devam edelim. " - Para olmadan devrim olur mu? Parasızlık devrimleri soyguncu, halkı hırsız yapar mı? " (85. y)
"- Özgür düşünceden ve düşüncelerini özgürce söylemekten yana olduğunu söyleyenler, düşüncesini açıklayana nasıl dayak atar?" (91. y)
"- Parti liderlerinin görevi, bir değnekle millet/ cemat yaşamını çorba gibi karıştırarak ne bekler?"
"- Görev verilen militanlar, görevi başaramazsa sorumluluk kendine mi aittir?"
(93. y)
"- 95. Yanaldaki Loğo gerçek sosyalist mi, soytarılığı mı anlatır?" (95. y)
"- Her toplumsal değişime başlarken Din Kurumları karşı çıkmasa olmaz mı?"
(99. y)
"- Toplumsal kurumları, üretim merkezlerini kapatmak, yerine bir seçenek getirmedikçe doğru mu?" (107. y)
Soruları çoğaltmak olası. Ben resimlere bakarak çıkardım. Kitabın dayanılmaz gücüne, içine Aleksandr Saruhan'ın çizdiği siyah-beyaz desenler de ayrıca güç katıyor. Dipnotlar, açıklama ve önsözler Heteredoks tarihimize de yeni bakış açıları açıyor.
Kitabın sonuna eklenen "Pançuni'nin yazıldığı döneme dair siyasal bir çerçeve" başlı başına bir önem taşıyor.
Gezegenimizdeki tüm insanları seviyorum. Onları bize düşman gösterseler, zaman zaman bizi birbirimize kaldırsalar da...
Yoldaş Pançuni  Güney Aslan Yoldaş Pançuni .. 05.07.2007
Yazar: Güney Aslan
Başlık: Yoldaş Pançuni
Yayın: ..
Tarih:  05.07.2007

" Harika bir kitap. Yoldaş Pançuni, Ermeni mizah ustası Yervant Odyan ın romanı. Odyan, bir ‘kurtarıcı’yı anlatıyor. Kendini "devrimci", "yurtsever" ve "ulusal kahraman" ilan eden, pratikte ise bu değerleri ayaklar altına alan, bağnaz, bencil, asalak, korkak, sorumsuz ve yıkıcı Yoldaş Pançuni bize hiç de yabancı gelmiyor. Aslında onun gibi ‘tip’leri her ulusal ve toplumsal mücadelede görmek mümkün olabiliyor.

Yoldaş Pançuni nin şahsında Ermeni siyasetinin "Sosyalizm" anlayışını yerden yere vuruyor.
Bu yüzden olsa gerek Sovyet Ermenistanı nda basımı da yasaklanıyor.
Kitap, Ermenistan da Sosyalist sistem çöktükten sonra ancak yayınlanabiliyor.
Romanın ilk bölümünde Pançuni nin ele avuca sığmayan çocukluğundan kesitler var.
Pançuni tam bir felaket.
Evde, okulda, sokakta sürekli "yıkıcı bir işlev" görüyor. Bu yüzden babası sık sık ona,"bela olacaksın, bela" diye bağırıyor.
Lakin Pançuni bela değil, "devrimci" oluyor...
Yoldaş görevli gittiği her yerde halkın başına bela kesiliyor herkesi birbirine düşürüyor, ardında ölüler, yakılmış yıkılmış köyler, kiliseler ve şehirler bırakıyor...
Devrimci yaşamı boyunca bütün gücünü "iç düşmana" karşı kullanıyor.
"İç düşmanlar" ise o kadar çok ki! Toplumun neredeyse tamamını ‘düşman’ olarak görüyor.
Kendisi gibi düşünenlerin dışındaki herkesi bir çırpıda" hain" ve " düşman" ilan ediyor, "İç düşmanların" bu kadar çok olması onu asla yıldırmıyor. Aksine daha bir çoşturuyor. Pançuni Yoldaş her yol ve yöntemi kullanarak onlara karşı "şanlı bir mücadele" veriyor. 2 Temmuz 1909 da Van dan parti merkezine yazdığı bir mektupta şöyle diyor:
"Artık devrimin gücünü içimizdeki düşmanlara karşı göstermenin zamanı geldiğini söyledim. Halkın kanını emen, halk ayakları altında ezen Ermeni zorbalarına, halkı köle gibi çalıştıran Ermeni toprak sahibine, Ermeni fabrikatörüne, Ermeni mülk sahibine, Ermeni bankerine, Ermeni tüccarına, Ermeni zanaatkarına, Ermeni memuruna, Ermeni ruhbanına, soysuzlaşmış Ermeni aydınına, bilinçsiz Ermeni öğretmenine, köle zihniyetli Ermeni kitlesine... "
"İşte Ermeni devrimi artık bunlara çevirmeli silahlarını. İçindeki bu düşmanlara karşı amansız bir mücadele vermeli. Ta ki, bu hainlerin işe yaramaz kafaları, halkın ayakları altında ezilsin..."
"Devrimci" yaşamını iç düşmanla mücadeyle geçiren Pançuni yalnızca Türk zabitlerine karşı koymuyor. Her defasında onları dostça karşılıyor, uzlaşmaya çalışıyor. Ermeni halkını kuşatmış "iç ihanete" karşı asla taviz vermeyen, çok katı ve acımasız olan Yoldaş Pançuni, sıra jandarmaya gelince yelkenleri indiriyor.
Uyanık yoldaş, "devrimci ilkelerini" anında unutuveriyor..
Halkın ise yakasına yapışmış, bırakmıyor.
Bizim Pançuni bir gün, bir Ermeni köylüsünün evine parti kararını bildirmeye gidiyor. Yanında taraftarları da var. Köylü onları kapıda karşılıyor. İçeri buyur ediyor. Ama o, "olmaz" diyor.
"Kapayı kapat" talimatını veriyor!
Çünkü parti karar almıştır kapı kırılacak, eve öyle girilecektir!
Öyle de oluyor.
Açık kapı önce kapatılıyor, sonra da kırılıyor ve içeri öyle giriliyor.
Pançuni sık sık," halkın bizsiz geçen, onu meşgul etmediğimiz tek bir dakikası bile olmamalı" diyor ve ekliyor:
"Halk, hep tetikte, hep gergin bir durumda olmalı. Halkı yoğurmak, yormak ve nefesini kesmek gerekiyor..."
Parti disiplinine ise yaşamsal önem veriyor.
"Bu bizim için ölüm-kalım" meselesidir diyor ve disiplin suçu işleyenlerinin "gözünün yaşına" bakmıyor.
İnsanların kişilikleriyle de yakından ilgileniyor. Söylevlerini sürekli olarak, "kişiliğimiz toplum kararı karşısında silinmeli, yok olmalıdır. Aksi halde ne devrim, ne kavga, ne mücadele, ne de özgürlük mümkündür" sözleriyle tamamlıyor.
Hepsini anlatmayayım.
Gerisini isterseniz kendiniz okuyun.
1911 ve 1914 yılında iki bölüm halinde yayınlanmış roman 150 sayfa. Aras Yayıncılık tarafından yayınlanmış.
Ünlü Ermeni grafik sanatçısı ve gazeteci-yazarı Aleksandr Saruhan da romanı karikatürleriyle süslemiş.
Yoldaş Pançuni, 1938 yılında Kahire de yapılan karikatürlü baskıdan sonra "resimli roman" haline de gelmiş.
Saruhan, kitaba olan ilgisini ise,"Ermeni trajedisinin bir parçasını, daha doğrusu bir açıklamasını onda buldum" sözüyle açıklıyor. Saruhan ın deyimiyle,Yoldaş Pançuni, "doğru ilke ve tasarıların bile demagog, hayalperest ve sorumsuz okumuş cahiller tarafından mevcut şartlar dikkate alınmadan uygulandıklarında nasıl yıkıcı olabileceklerini gösteriyor..."
Yoldaş Pançuni de, bilgizliğin, bencilliğin, sorumsuzluğun, bağnazlığın ve her türden toptancı yaklaşım ile önyargıların ne kadar tehlikeli ve ne kadar yıkıcı olduğu etkili bir biçimde ifade ediliyor.
Öte yandan bütün yıkıclığına rağmen Pançuni bizim kimi "yoldaşların" yanında‚ masum kalıyor.
Ne demek istediğimi merak edenlerin ise geriye dönüp son 30 yılın partileri ve örgütlerine bakması gerekiyor…"
Yoldaş Pançuni  Ayşe Günaysu Yoldaş Pançuni Ülkede Özgür Gündem 15.03.2006
Yazar: Ayşe Günaysu
Başlık: Yoldaş Pançuni
Yayın: Ülkede Özgür Gündem
Tarih:  15.03.2006

“Sevgili Yoldaşlar, direktiflerinizi alır almaz Arapkir’den yola çıktım ve dört günlük yolculuktan, Şepik, Vağşen, Gırani ve Maşkert köylerinde birer gece konakladıktan sonra, propagandamıza en elverişli yer olan Dzabılvar’a vardım. Dzabilvar burjuvazisini Res Serko ve birkaç yandaşı temsil ediyor. Bu pis burjuva, zavallı köylüler üzerindeki asırlık sömürüsünün ürünü olan üç tarlaya, iki ineğe, bir eşeğe ve iki de keçiye sahip. Ortaçağ ruhanilerini, gericiliği, obskürantizmi temsil eden yaşlı papaz Der Sahak’ın haftada birkaç kez Res Serko’nun evinde yemek yediğini de belirtmem gerek. Kapitalistlerin ve ruhbanların yoksul sınıfa karşı ebedi ittifakı. Dzabilvar’da işçi sınıfı aynı zamanda demirci olan Mıgo’dan oluşuyor. İki gün önce Res Serko’nun eşeğinin nalı düştü ve bu pis burjuva, Mıgo’ya başvurmaya mecbur oldu. Genel grev ilan etmesi ve Serko’nun eşeğini nalsız bırakması için Mıgo’yu ikna etmeye çok uğraştım. Maalesef Mıgo ikna olmadı, zira henüz yeterince propaganda yapmamıştım.”
Ermeni mizah yazarı Yervant Odyan’ın kitabı Yoldaş Pançuni, Aras Yayıncılık tarafından 2000 yılında yayınlandı. Ama ilk yazılış ve yayınlanış tarihi 1909’du.
O günler, Ermeni sosyalist Dikran Zaven’in “Türkiye Ermenileri kendi kurtuluş davalarını, aynı boyunduruk altındaki başkalarının kurtuluş davasından ayırmamalıdırlar. Türkiye’de tek bir olanak vardır: Büyük Devrim... Ermenileri, Türkleri, Kürtleri, Süryanileri, Yezidileri, Dürzileri, Rumları, Yahudileri, Arapları, Arnavutları ve Makedonları köle eden bu rejim, bütün bu halkların ve ırkların birleşik güçleriyle devrilmelidir,” diye yazdığı (Osmanlı İmparatoluğunda Sosyalizm ve Milliyetçilik, İletişim Yayınları, s.209) günlerdi. Ama tarih Ermeni devrimcileri ince ince alaya alan Yervant Odyan’ı haklı çıkardı. Ermeni devrimcilerin, Yahudi ve Rum işçi önderlerinin ulusların kardeşliği ve hep birlikte egemenlere karşı mücadelesini savundukları topraklarda halklar, “kardeş” halklar tarafından katledildi. Anadolu’da, zenginiyle, fakiriyle, devletiyle, vatandaşıyla Türk, Kürt diğer Müslüman halk, her sınıftan bütün bir gayrımüslim nüfusu ve yarattıkları uygarlığı yok etti. Anadolu’nun yakın tarihine sınıfsal çatışma değil, ulusal ve dinsel çatışma yön verdi. Dahası, bu büyük etnik temizliğin gerçekleştiği topraklarda Türkiye sosyalist-komünist hareketi karanlık tarihine gözlerini kapadı. Yaşananları gelecek kuşaklara aktarma görevini üstlenmedi, tersine gizlenmesine razı oldu. Ermeni, Rum, Süryani halkların etnik temizliği, özellikle Ermeni soykırımı gündeme, Türkiye sosyalist hareketinin öncülüğünde değil, ancak başka ülkelerinin parlamentolarının, AB sürecinin dürtüklemesi ve Türk milliyetçiliğinin buna gösterdiği tepkiyle tartışılır oldu. Sosyalist hareket Kürtlerin haklarını korumada da öncülük yapamadı. Kimliklerini özgürce yaşama mücadelesi de Kürtlere düştü.
Eleştirimin sivri ucunu sosyalistlere, sola, solculara yönelttiğim bu türden yazılarda “sosyalist”lerden kimi kastettiğim soruluyor sık sık. Bütün sosyalistleri suçlamamın yanlış olduğu söyleniyor. Ben bu ülkede varolan çeşitli renklerden, çeşitli tonlardan sosyalistlerin ortak paydaları üzerinde temellenen kolektif bir sosyalist kimliği kastediyorum. Sosyalizmi sınıf çatışmasına, emek-sermaye gerilimine, emperyalizm-ezilen halklar kutuplaşmasına indirgeyen, kendilerini zorla gündeme sokan Kürt sorununa, Ermeni soykırımına ilgiyle ve duyarlılıkla yaklaşsa, hatta üzerine eğilip çalışmalar yapsa bile bunların nedenlerini ve sonuçlarını, güncel analizlerine, gelecek projelerine ve genel sosyalizm anlayışına entegre edemeyen bir sosyalist kimlikten bahsediyorum. Irkçılık, milliyetçilik, ayrımcılık, şiddet, militarizm gibi sınıflar üstü, doğrudan ve yalnızca sınıf çatışmasının dinamikleriyle açıklanamayacak sorunları dikkate alsa bile bunları, sanki sosyalizmin “asal” konularından ayrı kompartımanlardaymış gibi ele alan bir sosyalizm bu.
Yoldaş Pançuni’ye dönecek olursak, ben diyorum ki, inançlarımızı besleyen, aidiyetlerimizi pekiştiren güzellemeler ve onaylamalar bizi rahatlatır, kendimizi iyi hissettirir. Ama bizi de ilerletmez. İlerletecek olan tatsız, rahatsız edici hatta öfkelendirici sorulardır. Bu yüzden soru sormak gerek. Türkiye’de komünistler ve sosyalistler ırkçılık, milliyetçilik ve şovenizmle mücadelede neden sınıfta kaldı? Eksiğimiz neydi? Geleceğin sosyalist kuşaklarına neyi aktaramadık? Ve evet, Yoldaş Pançuni nerede yanıldı?
Devrimcinin, Uçuk-Kaçık<br>Bir İnsan Olarak Portresi  Rober Koptaş Devrimcinin, Uçuk-Kaçık
Bir İnsan Olarak Portresi
Toplumsal Tarih Dergisi 01.08.2005
Yazar: Rober Koptaş
Başlık: Devrimcinin, Uçuk-Kaçık
             Bir İnsan Olarak Portresi
Yayın: Toplumsal Tarih Dergisi
Tarih:  01.08.2005

Hayali bir sosyalist-devrimci kahramanın gülünç maceralarını anlatan Yoldaş Pançuni, Ermenice edebiyatın bugüne dek en çok okunan ve tartışılan eserlerinden biri olmuştur. 1909, 1913 ve 1923'te yayımlanan üç bölümden oluşan eserin, Osmanlı Ermenilerinin yaşadığı bu en kritik döneme ışık tutmadaki müthiş zamanlaması, bugün onu daha da değerli ve önemli kılıyor. İkinci Meşrutiyet döneminde Osmanlı topraklarında faaliyet gösteren iki devrimci Ermeni partisinin, Taşnak ve Hınçak partilerinin, siyasi söylemlerine, çalışma biçimlerine ve en önemlisi, birlikte hareket etmeyi beceremeyerek, Ermeni halkının sorunlarına çözüm bulmayı başaramayışlarına bir tepki olarak kaleme alındığı anlaşılan Yoldaş Pançuni, Türkiye tarihine, özellikle Türkiye sol hareketinin tarihine bakarken dikkate alınması, üzerinde hassasiyetle düşünülmesi gereken bir alana, devrimci Ermeni partilerine yönelik altın değerinde sorular soruyor. Sirvart Malhasyan'ın çevirisiyle Aras Yayıncılık tarafından yayımlanan bu kült eser, her dönemde okunmayı ve yeniden değerlendirilmeyi hak ediyor.

Yoldaş Pançuni'nin yazarı Yervant Odyan (1869, İstanbul, Yenikapı - 1926, Kahire) dönemin en verimli yazarlarından biridir. Kayseri'den İstanbul'a gelip saray mimarlığına dek yükselen köklü Odyan ailesine mensuptur. 1876 tarihli Kanun-ı Esasi'yi hazırlayan Mithat Paşa'nın en büyük yardımcısı olan Krikor Odyan'ın da yeğenidir. Babası, çeşitli Avrupa kentlerinde konsolosluk görevlerinde bulunan yüksek düzeyde bir devlet görevlisidir. Yervant Odyan öğrenimini İstanbul'daki çeşitli Ermeni okullarında, evde, amcasının çevresindeki dönemin ünlü Ermeni aydınlarından aldığı derslerle, sanat ve edebiyatın hâkim olduğu bir ortamda sürdürdü. Aile kütüphanesindeki çok sayıda Ermenice ve Fransızca kitabı okuyarak yetişti. Okul yıllarından itibaren yazmaya başladı ve kısa sürede dönemin önde gelen süreli yayınları olan Arevelk'te (Doğu), Manzume-i Efkâr'da ve Hayrenik'te (Vatan) makaleleri yayımlandı. 1896'da Taşnak Partisi'nden bir grubun, Abdülhamit rejiminin Anadolu’da Ermenilere karşı yürüttüğü baskı siyasetini protesto etmek amacıyla gerçekeştirdiği Karaköy'deki Osmanlı Bankası baskını sonrasında, İstanbul'daki Ermeniler yoğun şiddet hareketlerine maruz kalınca kenti terk ederek önce Yunanistan'a, oradan da Mısır'a geçti. Gittiği her yerde gazeteler, dergiler çıkardı ve koşullar ne olursa olsun yazmayı hiç bırakmadı. 1908 Temmuzu'nda İkinci Meşrutiyet ilan edilip serbest bir siyasi ortam doğunca, Şubat 1909'da İstanbul'a döndü. 1915'te İstanbul'da tutuklanıp tehcire gönderilene dek eser vermeyi sürdürdü. İstanbul'dan Suriye içlerine, Der-Zor'a dek sürüldü ve mucize eseri kurtuldu. 1918'de, Mütareke döneminde İstanbul'a döndü ve tehcire dair anılarını Anidzyal Dariner (Lanetli Yıllar) adıyla Jamanak (Vakit) gazetesinde tefrika etti. 1922'de Kemalist güçlerin savaşı kazandığı ortaya çıkınca, 1915'te yaşananlar tekrarlanır korkusuyla İstanbul'u terk eden binlerce Ermeni gibi kentten ayrıldı. Bükreş'e, Trablusgarp'a ve son olarak da yaşama gözlerini yumacağı Kahire'ye gitti.
Genellikle çok sade anlaşılır ve akıcı bir Ermenice kullanan Oydan, gazeteciliğinin getirdiği çabuklukla kaleme almıştır eserlerini. Zaten. kitaplaşmış pek çok eseri de, tıpkı Yoldaş Pançuni gibi, daha önce çeşitli gazetelerde tefrika edilmiştir. Ermeni edebiyatı üzerine iki ciltlik usta işi bir inceleme yayımlamış olan eleştirmen Minas Tölölyan. Odyan'ın yazarlığında bu gazeteci aceleciliğinin izlerini bulur ve yazma işini bir fikr-i sabite dönüştürmüş olmasını eleştirir. Ona göre Odyan daima ortalama beğeni düzeyine hitap etmeyi amaçladığı için edebiyatı bir yazı "zanaat"ına dönüştürmüştür. Buna karşın Tölölyan da onun ustalıklarını göz ardı etmez. özellikle dile getirdiği yenilikçi açılımları takdir eder.
Yervant Odyan her şeyden önce müthiş bir gözlemcidir. Hayatı boyunca gittiği her yerde Ermeni toplumunun içinde yer almış aydın taifesini, varlıklıları, ağaları, beyleri, yoksulları, işçileri, ruhanileri ve nihayet devrimcileri gözlemiş, keskin toplumsal çözümlemelerde bulunmuştur. Eserlerindeki hâkim vurgu mizahla soslanmış bir toplumsal eleştiridir ve bu yönü onu Ermenice mizahın en önemli ustası kabul edilen Hagop Baronyan'ın açtığı çığırda ilerleyen ve o çığırı derinleştiren bir yazar haline getirir. En çok bilinen eserleri, Indanik, Badiv yev Paruyagan’da (Aile, Namus ve Ahlak, 1910), Tağaganin Gınigı (Mütevellinin Karısı, 1915) ve Miçnort Der Baban’da (Çöpçatan Papaz, 1895–1920) hep farklı toplumsal tabakalardan insanların sahtekârlılarına, çıkar elde etmek için değerleri nasıl kullandıklarına ve gerektiğinde bu değerleri nasıl gözlerini kırpmadan feda edebildiklerine dikkat çeker. Kahramanları kimi zaman ahlâksız bir tacir, kimi zaman cemaat içinde yükselip mütevelli olmuş bir uyanık, kimi zaman da çıkarcı bir papazdır.
Odyan’ın Yoldaş Pançuni’si de keskin gözlem yeteneğinin ve eserlerine yüklediği bu eleştiri işlevinin bileşiminden ortaya çıkmıştır. Meşrutiyet’in ilanından önce Odyan’ın bir siyasi mülteci olarak bulunduğu İskenderiye, Ermeni devrimcilerin en önemli merkezlerinden biriydi. 1908’den sonra da bu kez İstanbul Avrupa, Kafkaslar ve Ortadoğu gibi çeşitli yerlerden kente akın eden Hınçak ve Taşnak devrimcilerin merkezi haline geldi. Odyan, İskenderiye ve İstanbul’da gözlediği, davranışlarını, hayallerini, öfkelerini, düş kırıklıklarını, söylemlerini çok iyi bildiği devrimcileri Yoldaş Pançuni ile Anadolu Ermenilerinin acı gerçekliğinin tam da göbeğine yerleştirir. Eser, kahramanının yani Yoldaş Pançuni’nin, Ermeni devrimci partilerinden birinin – hangisi olduğu özellikle belirsiz bırakılmıştır- merkezine yazdığı mektuplardan oluşur. Mektuplardan her biri Pançuni’nin partinin bir şubesini kurma göreviyle gittiği, Arapkir ya da Van’daki faaliyetlerini, bölgedeki toplumsal ve siyasi gelişmeleri aktardığı birer rapor niteliğindedir. Bu ara da belirtmek gerekir ki, 1875 Trabzon doğumlu kahramanımızın adı "panççuni" Ermenicede "aklı/ mantığı/ beyni yok" anlamına gelir.
Odyan, eserin 1909'da yayımlanan ilk bölümü "Arakelutyun mı i Dzabılvar”ın (Dzabılvar Misvonu) başında kısa bir biyografik bölümle kahramanının içine doğduğu tarihsel ortamı ve devrimciliğe doğru yaşadığı evrimi aktarır, Buna göre çocuk yaşında dahi bir baş belası olan Pançuni bir baltaya sap olamayınca, hali vakti yerinde bir adam olan ağabeyi tarafından Marsilya'ya ticaret okumaya gönderilir, Ancak ticaret okulunun ders programı kendisini "açmayınca" Kafkasyalı ve Rus devrimci öğrencilerin Avrupa'daki "Kabe"si durumundaki Cenevre'ye gider ve Sosyal Bilimler Fakültesi'ne misafir öğrenci olarak kaydolur. Aslında, burada da bir-iki sosyalist eylem dışında okula pek uğramaz mekânı, dünya kurtarıldığı Cenevre birahaneleridir daha çok. Kafa ütülemeyi iyi bildiği için profesyonel devrimcilik kariyeri uygun bulunur kendisine. Görevi Bulgaristan, Yunanistan, Mısır, İran ve Kafkasya'da, partisine bağlı fedai grupları oluşturarak bunları memlekete göndermektir. 1908'de Türkiye'de meşrutiyetin ilan edildiğini duyunca "hevesli kafaları ütülemek için" İstanbul'a koşar hemen, Ancak biraz geç kalmıştır. Gerçi, başkentin "çeşitli mahallelerinde dolaşarak sekiz on konferans verir" ama nutukları "Agnunilerin ve Şahrikyanların ateşliliğiyle boy ölçüşemez," Sonuçta Pançuni "İstanbul'dan ziyade taşrayı uyandırmak, aydınlatmak ve dönüştürmenin kaçınılmaz bir gereklilik" olduğuna hükmederek. Arapkir'e, oradan da "20 haneli" hayli zengin bir Ermeni köyü olan Dzabılvar'a geçer, Kaleme aldığı mektuplardan izlediğimiz faaliyetleri, Anahide Ter Minassian'ın Ermeni devrimci aydınlarının anlayışları için yaptığı şu değerlenirmenin, Odvan tarafından abartılarak karikatürize edilmiş halidir adeta: "Avdınlanma'nın taşıyıcısı olan intelijansiya kendine Mesihvari bir devrimciv'e milli görev edinmişti: Ermeni halkını 'Asyai karanlığı'ndan ve ekonomik geriliğinden çıkarmak, ona yüzyıllardır süren tabiiyeti sırasında yitirdiği saygınlığı geri vermek, milli bir bilinç ve siyasi irade kazandırmak."
Pancuni ne isçi sınıfının ne de burjuvazinin var olduğu bu küçük köyde sosyalist bir mücadele alanı yaratmak ister. Eserin ruhuna hâkim olan mizah da hu gerilimden beslenir zaten: "On beş gündür buradayım, varlığımın ertesi günü propagandayı başladığım halde kapitalizmin islediği suçlar işçi sendikalarının kaçınılmaz gerekliliği, proletaryanın talepleri konusunda kafalara en ufak bir şey sokamadım... Dzabılvar'da sınıfsal ayrımların, daha doğrusu bir ayrım bilincinin olmaması işimi zorlaştırıyor… Böylece durumdan vazife çıkarır, çünkü bu onun varlık nedenidir: "Benim görevim önce sınıfsal ayrımları yaratmak, onlara bu sınıflara özgü talepleri ve bu talepleri elde etmenin yollarını göstermek olacak…" Böylece az çok uygun gördüğü kişilere, okuduğu kitaplara göre roller biçmeye kalkar. Köyün yaşlı papazı Der Sahak "ortaçağ ruhanilerinin, gericiliğin, obskürantizmin" temsilcisi olur kolayca burjuvaziyi ise "köylüler üzerindeki asırlık sömürüsünün ürünü, üç tarlaya, iki ineğe, bir eşeğe ve iki keçiye sahip" olan Res Serko temsil eder ancak Pançuni'nin ezberini bozan pek çok şey vardır köyde: "Şaşırtıcı olan, bu adamın (Res Serko'nun) köyde iyi bir nama sahip olması, herkes tarafından, hatta doğal düşmanı olması gerekenler tarafından bile sevilip sayılması," diye yazar yoldaşlarına, Dzabılvar köyünde "işçi sınıfının" yegane temsilcisiyse nalbant Mıgo'dur. Pançuni, Res Serko'nun eşeğinin nalını takmayıp genel grev ilan etmesi için Mıgo'yu ikna etmeye çalışarak, ilk sosyalist girişiminde bulunur, "maalesef Mıgo ikna olmaz".
Çalışmalarına devam eden Pançuni, komşu Kürt köyü Komraş'a gider ve orada bir Karl Marks Kulübü kurulmasına önayak olur, Pançuni'ye göre, arada sırada Dzabılvar ahalisinin mallarını talan eden bu köy, ekspropriatsa (mülksüzleştirme) ile ilgili sosyalist görüşleri hemen anlar ve partinin "propagandası için uygun bir dayanak" teşkil eder. Bu nedenle, dört gün evlerinde kaldığı Kürt köylülerinin, kendisi Komraş'tan ayrılırken üzerine silahla saldırarak anadan doğma soyması da Pançuni için "üzerinde ciddiyetle düşünülmesi gereken" hayli tutarlı ve ilkeli bir davranıştır.
Pançuni'nin Dzabılvar'daki faaliyetleri: sosyalist kuramları kendi halindeki bu Ermeni köyündeki yaşantıya uyarlama girişimleri bol keseden kullandığı missia, provokatsia, evolutsia, ekspropriatsa gibi Rusça terimler ve kapitalizm, proletarya, işçi savaşımı, grev, kilise düşmanlığı gibi Batı kökenli kavramlar Engels, Marx, Şişko, Çernov'dan yaptığı alıntılar köy gerçekliğinde gerçekten komik bir etki yaratır. Köyde açılması için ahalinin para topladığı anaokuluna, yeterince çağdaş bir binaya sahip olmadığı için karşı çıkmak, öğretmenini taşlayarak köyden kovmak Komraş köyündekilerin Dzabılvar'ı istedikleri parayı vermedikleri için basarak birçok kişiyi öldürmeleriyle sonuçlanan bir felakete neden olmak bu felaketten kurtulup gittiği Van'da bir çuha atölyesinde çalışan 20 kadar kadını, atölye sahibine karşı örgütleyeyim derken atölyenin iflas edip hem kadınların hem patronun işsiz, aç biilaç kalmalarına neden olmak halk adına Van'daki bir manastıra silah zoruyla el koyup adını Kropotkin Manastırı'na dönüştürmek ama bu arada manastırın neyi var neyi yoksa satıp savıp içini boşaltmak Pançuni'nin kaş yapayım derken göz çıkardığı marifetlerinden bazılarıdır.
Sovyet dönemi Ermenistan’ında yayımlanmasına izin verilmeyen, Erivan'da ancak rejimin çözülmekte olduğu 1989'da basılabilen Yoldaş Pançuni, konuşurken mangalda kül bırakmayan, ancak gerçeklikle karşı karşıya kaldığında çuvallayan, ayakları yere basmayan solculara yöneltilmiş, hayli erken ve sivri bir eleştiridir. Uygun olmayan koşullarda, hele kırsal kesimde sosyalizmi vaaz etmek için gerekli zeminin olup olmadığına bakmaksızın, kitapta yazanla gerçekte var olan arasındaki tezatları akıl süzgecinden geçirmeksizin, ezberlediklerini tekrarlayan Pançuniler'in daha sonraki dönemlerde de çokça var olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Pançuni'nin "insanlığın büyük ailesine ait olduğu"nu ve "ünlü tiplerin evrensel galerisinde İspanyol Don Quijote'un, İngiliz Pickwick'in ve Fransız Tartarin'in yanında yer almaya hak kazandığını" yazan Mikayel Gürciyan, bu yüzden yerden göğe kadar haklıdır.
Yervant Odyan'ın eseri, devrimcilere yönelmiş soldan bir eleştiri değildir hatta Odyan'ın çok sevdiği yazar arkadaşı Arpiar Arpiaryan'ın, 1908'de Hınçaklarca düzenlenen bir suikaste kurban gitmesinin ardından, belli bir hınçla yazıldığı söylenebilir. Öte yandan, Ermeni sosyalistlerinin başka halkların örgütleriyle işbirliği kovalamak yerine, zor durumdaki kendi halklarının sorunlarına çözüm araması gerektiğini düşünen, milliyetçi ve anti-sosyalist bir siyasal angajmanı olduğu da açıktır, Ancak yine de 1938’de, Kahire'de yapılan baskısı için Yoldaş Pançuni’yi resimleyen karikatürist Aleksandr Saruhan’ın dediği gibi: Odyan eserinde “doğru ilke ve tasarıların bile, demagog, hayalperest ve sorumsuz okumuş cahiller tarafından, mevcut şartlar dikkate a1ınmadan uygulandığında nasıl yıkıcı olabileceğini göstermektedir" ve eleştirilerinde bugün bile büyük ölçüde haklı olduğu pek çok nokta vardır.
Devrim Bayrağını Dzabılvar’da Açtı  .. Devrim Bayrağını Dzabılvar’da Açtı Mecmua Dergisi 01.03.2001
Yazar: ..
Başlık: Devrim Bayrağını Dzabılvar’da Açtı
Yayın: Mecmua Dergisi
Tarih:  01.03.2001

Yoldaş Pançuni, İstanbullu Ermeni yazar Yervant Odyan'ın 1911'de ilk cildini yazdığı ve yayınlandığı dönemlerde büyük yankı uyandıran romanıdır. Ustalıklı bir mizah örgüsüyle kurgulanan roman, kahramanımız Pançuni'nin üyesi olduğu partisine gönderdiği rapor niteliğindeki mektuplardan oluşmaktadır.
Pançuni, Trabzonlu Ermeni bir ailenin en küçük çocuğudur. Haşarı bir çocukluk geçiren Pançuni, ilerde iflah olmaz bir asi olacağının sinyallerini ilk gençlik çağlarında vermeye başlar. Ağabeyinin kısa sürede servet sahibi bir burjuva oluşu, kahramanımızda kıvılcımı çakan olay olmuş ve sosyalizm inancı içine doğmuştur. Artık Trabzon ona yetmez olur ve ağabeyinin verdiği parayla Fransa'da üniversiteye gider. Ancak orada da asi devrimci tavrını ortaya koyar ve okula, dört yıl boyunca beş sefer, o da eylemler için gider. 'Profesyonel devrimci' Pançuni, daha sonra sırasıyla, Bulgaristan, Yunanistan, Mısır ve Kafkasya'da devrimin tohumlarını ektikten sonra İstanbul'a gelir. Fakat meşrutiyet sonrasının İstanbul'u Pançuni'nin ideallerine pek uygun değildir. O da öncelikle taşranın örgütlenmesi gereğine inanarak yola çıkar ve ilk olarak Dzabılvar isimli (bugünkü Tunceli-Mazgirt dolaylarında) yirmi haneli bir Ermeni köyüne giderek halkı bilinçlendirmek için devrimci propagandaya başlar.
On dokuzuncu yüzyılın başlarından itibaren Avrupa'da baş gösteren ulusal hareketlerin etkileri Osmanlı İmparatorluğunun sınırlarındaki diğer etnik topluluklarda olduğu gibi Ermeniler arasında da ulusçu düşünceler yarattı. Buna Osmanlı yönetiminin tarım ve nüfus iskân politikaları da eklenince, geçmişte sarayın 'millet-i sadıka' (sadık millet) diye adlandırdığı Ermeniler on dokuzuncu yüzyılın sonlarında düşman bir topluluk olarak görülmeye başlandı. Diğer yandan bu süreç, Ermenilerin de çeşitli ideolojik yaklaşımlarla örgütlenmelerinin başladığı bir dönem oldu. Enternasyonal ve başka bazı etkinliklerle Avrupa'da yoğunlaşan, kapitalizm karşıtı Marksist ve anarşist devrimci mücadeleler, periferdeki Osmanlı topraklarını da etkileme ye başladı. Avrupa ile yoğun ilişkilere sahip Ermeniler bu devrimci düşüncelerle ilk tanışan topluluklardan biridir. Böylesi bir dönemin ruh halini yansıtan Yoldaş Pançuni, inançlı ve atılgan, ama her nasılsa tehlikelerden kurtulmasını beceren şanslı bir maceracıdır. Bıkıp usanmadan bilinçsiz halkı eğitir ve yönlendirir. 'Çıkar gözetmeksizin' tüm benliğini devrime adamış bir neferdir o.
Yoldaş Pançuni’nin yazarı Yervant Odyan 1869 İstanbul doğumludur. Genç yaşlarda yazarlığa başlayan Odyan, çok sayıda roman, öykü ve makaleler yazmıştır. Uzun bir süre çeşitli ülkelerde yaşamıştır. Dönemin atmosferini oldukça iyi anlatan Odyan, Yoldaş Pançuni üçlemesinden dolayı büyük tartışmalar yaratmış ve kimi çevreler tarafından da tepkiler almıştır. Ancak yazarın bu tiplemesi, döneminin özgün koşullarının ötesine geçen ve tarihin çeşitli kesitlerinde karşılaşılan/ karşılaşılabilecek olan bir karakterdir.
Daha çok mizahi ve hiciv biçiminde yazan Yervant Odyan, ayrıca Tolstoy, Dostoyevski, Zola gibi yazarların eserlerinden Ermeniceye çeviriler yaptı. 1922'de İstanbul'dan ayrılan Odyan, 1926'da Kahire'de öldü. Ermeni literatürü üzerine günümüz Türkçesi ve Ermenice yayınlar yapan Aras Yayıncılık tarafından Kasım 2000'de tekrar yayınlanan Yoldaş Pançuni, yalnızca bir dönemi aktarmanın ötesinde her satırı keyifle okunulacak bir roman. Kitaptaki mektuplardan birini yayınlıyoruz.
Dzabılvar,20 Ekim 1908
Sevgili Yoldaşlar
Tahmin ettiğim ve daha önceki mektubumda size de biraz hissettirdiğim gibi Res Serko-Sımların Vartan meselesi ciddi bir hal aldı.
Bildiğiniz gibi, Vartan, Serko'nun yanında ırgattı. Serko, Vartan'ı ahlaksızlık ve tembellikle suçlayarak kovmuş, ben de proletaryanın haklarını savunmak için hemen müdahale etmiştim.
Der Sahak, Res Serko'nun elçisi olarak bana geldi ve Res Serko'nun Vartan'dan memnun olmamasına rağmen, perişan haline acıdığı için, onu, çalışkanlığı ve dürüstlüğü konusunda kefil olmam şartıyla affetmeye hazır olduğunu söyledi. Ortaçağ ruhbanlığı, tarımsal kapitalizm ve köy burjuvazisinin, haykıran devrim karşısında geri çekilmeye başladıkları aşikârdı. Bu, Dzabılvar'daki ilk zaferimizdi ve bundan mümkün olduğunca faydalanmak gerekiyordu.
Görüşme esnasında yanımızda bulunan Sımların Vartan, papazın söylediklerini duyunca, kendinden teşekkürler etmeye kollarını açıp Res Serko için dualara başladı. Minnetini belirtmek için Der Sahak'ın ellerine sarılıp öpmek istiyordu.
Bu köle ruhlu yaratığı bir güzel haşladım ve derhal odayı terk etmeye davet ettim.
Papazla yalnız kaldığımızda ona:
"Res Serko'nun tavizleri, hiçbir şekilde taleplerimizi karşılamıyor." dedim.
Daha ne istiyorsunuz? Res Serko, Vartan'ı tekrar yanına almaya razı işte." Deyince ben de ona:
'O ikincil bir mesele, asıl olan temel ilkelerdir!" dedim.
Ardından bilimsel sosyalizmin toprak konusunda açılımlarını anlatmaya başladım. Köylülerin evlerini ve toprak mülkiyetlerini ancak sosyalist üretime geçerek kurtarabileceklerini, bireysel mülkiyetin köylüyü kayba sürükleyeceğini, kapitalist kitle üretimi karşısında, köylünün eskimiş üretim yöntemlerin dışlanacağını anlattım. Engels, Kautsky, Marks, Şişko, Çernov, Vihliyanev ve başkalarının bu konudaki görüşlerini hatırlattım.
Zavallı Der Sahak, yüzlerce yıllık karanlığın körleştirdiği gözlerini iri iri açmış bana bakıyor, arada mırıldanıp duruyordu: "İyi de, allasen, tüm bunların Vartan'ın kovulmasıyla ne ilgisi var?"
Sonuçta Res Serko'ya ulaştırmak üzere son kararımızın ne olduğunu sordu.
Daha sonra inkâr veya tahrif edilmemesi için isteklerimizi yazılı olarak bildirdim. Bunlar, daha sonraki görüşmelere temel oluşturacak asgari taleplerimizdi.
a. Res Serko, Sımların Vartan'ın kovulduğu günden, işe yeniden başlayacağı güne kadar olan gündeliklerini ödemeli.
b. Gündeliğe zam, iş saatlerinde azalma.
c. Irgatlar için emekli sandığı.
d. İş kazalarına karşı sigorta.
e. Res Serko, Sımların Vartan'ı yanında en az yirmi yıl çalıştıracağını garanti etmeli.
f. Res Serko, bu meselenin çözüme kavuşmasında partimizin kendisine sunduğu hizmetlere karşılık olarak, partinin Dzabılvar kasasına önemli miktar bağışta bulunmalı.
Gördüğünüz gibi, meseleyi tamamen ilkesel zemine çekmeyi başardım.
Der Sahak başını manalı manalı sallayarak uzaklaştı. Birkaç gün geçmesine rağmen herhangi bir cevap alamadım. Vartan sabırsızlık belirtileri göstermeye başladı.
"Madem Res Serko beni affetmiş, gidip işime başlayayım." deyip duruyordu salak. Böylece, kişisel çıkarı uğruna milyonlarca proleterin hakkını bencilce ayaklar altına almak istiyordu. Sonunda geçen akşam, cevabın gecikmekte olduğunu dikkate alarak, Deli Avo'yu tam yetkili temsilcimiz sıfatıyla kesin cevabı almak üzere Res Serko'ya gönderdim. Sağlam bir devrimci ruha sahip bizim Avo yoldaş, anlaşılan biraz sert bir üslup kullanmış ve Serko'nun evinden dövülerek atılmış. Bu olaydan az sonra Der Sahak yanıma gelip, Res Serko'nun artık Vartan'ın adını bile duymak istemediğini bildirdi.
Bu açıkça bir savaş ilanıydı. Kapitalizm ve obskürantizmin birleşik güçleri, yoksul sınıfın iki büklüm sırtına çökmüştü. Bu bariz provokasyona karşı sessiz kalmak, harekete geçmemek olmazdı. Aynı gece sıcağı sıcağına bir çağrı-bildiri hazırladım, Deli Avo da bu sabah şafakla birlikte götürüp kilisenin duvarına yapıştırdı.
"Dzabılvar Emekçi Sınıfı! Alarm verildi! Bildiğiniz gibi, Sımların Vartan ile Res Serko arasındaki olayda partimizin barışçı çabalarına rağmen tarımsal kapitalizm, toprak işçisi proleterya kitlesine karşı amansız bir savaş ilan etmiş durumda. Harekete geçmemek ve susmak bizce alçaklıktır! Dzabılvar'ın karanlık güçleri, işçi sınıfının haklarını silip atmak ve onca fedakârlıklarla elde ettiğimiz, yeni doğmuş özgürlüğümüzü tepelemek için teşkilatlandılar.
Dünyanın Bütün İşçileri! Pis bir burjuvanın, Dzabılvar'da altmış milyon emekçinin haklarını ayaklar altına almasına göz mü yumacaksınız? Bu mümkün değil! Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için... Sloganımız bu olmalı. Tüm dünya işçileri kitlesel protesto mitingi için Pazar günü Mıgırların harman yerine davetlidir. Yoldaş Pançuni, Yoldaş Avo ve tarım kapitalizminin kurbanı Sımların Vartan konuşmacı olarak söz alacaklar.
Kahrolsun Kapitalizm!
Kahrolsun Obskürantizm!
Yaşasın Sosyalizm!
Yaşasın proletarya!
Yaşasın 1 Mayıs!"
Ne yazık ki bugün normal iş günü olduğundan tüm köy halkı çalışmak üzere erkenden tarlalara gitti. Başka bir sorun da Dzabılvar'da benden başka tek bir kişinin, papazın bile, okuma yazma bilmemesi. Her şeye rağmen bildirinin akşamleyin işlerinden dönen köylüler üzerinde etkili olacağını ümit ediyordum. Derken, Deli Avo nefes nefese koşarak geldi:
"Kağıdı kilise duvarından yırtıp almışlar." Kulaklarıma inanamıyordum. Bu vahim olayın gerçek olup olmadığını tespit etmek maksadıyla Avo'yla birlikte kiliseye gittim. Evet, gerçekti. Çağrı-bildiri parça parça olmuştu. Sadece, kötü ellerin paralayamadığı iyi yapışmış birkaç parça kalmıştı. Eh, Deli Avo bildiriyi yapıştırmak için suyu ve unu esirgememişti.
Bu melaneti kim yapmış olabilirdi? Köylülerin hepsi tarladaydı, kilisenin çevresinde kimse yoktu. Komplo çok sinsice hazırlanmıştı besbelli. Öyle ya da böyle, kesin olan şu ki, reaktsia (gericilik) barışçıl olamazdı. Aksine, bu yeni eylemiyle provokasyon azgınca öne çıkıyordu. Geri adım atmamalıydık. Hemen bir karşı eylem düzenlemeye karar verdim. Eve döndüm. Ucuna kırmızı bir bez bağlı uzun bir sopayı. Deli Avo'nun eline tutuşturdum, Sımların Vartan iş aletlerini omuzladı, ben de başlarına geçtim; böylece topluluğumuz Dzabılvar'ın ana sokaklarında tur attı.
Debout, les damnes de la terre!
Debout, les forçats de la faim!
Der sahak'ın evinin önüne geldiğimizde söylemeye başladığımız devrimci sosyalizm şarkısı Enternasyonal, Dzabılvar'da sanırım ilk kez yankılanıyordu. Evlerdeki çocuklar bu emekçi savaş çağrısını duyup bize katıldıklarında kalabalık görülecek bir hal almıştı.
Göstericiler Res Serko'nun evine vardığında, coşku doruktaydı.
"Çocuklar! Bu hainin camlarını aşağı indirin." Diye haykırdım.
Fakat, maalesef Res Serko'nun pencerelerinde cam yoktu. Oysa cam olsaydı, onların paramparça oluşu mutlaka büyük bir etki yaratacaktı.
Giderek coşan Deli Avo, hıncını, Res Serko'nun çayırda otlayan eşeğini taşlayarak aldı. Hatta bıçak çekip eşeğin üzerine yürümek istedi; ancak gereksiz kan dökülmesine mahal vermemek için anında engel oldum.
Sonunda, topluluk memnun bir halde dağıldı. Gördüğünüz gibi Dzabılvar'da durum çok gergin. Bakalım işin sonu nereye varacak? Biz her ne suretle olursa olsun, kavgayı sürdürmeye ant içtik!
Acele para gönderin biraz.
Not: Mektubuma son noktayı. koyduğum şu an, çağrı-bildirinin yırtılmasında karanlık gerici güçlerin parmağı olmadığım, bildiriyi, kocakarı Maro'nun, kağıdın arkasına sürülü cıvık hamura iştahı kabaran keçisinin yırtıp yediğini öğrenmiş bulunuyorum.
Genel hava ise aynen, olduğu gibi sürüyor. Miting Pazar günü mutlaka yapılacak.
Ermenilerin sosyalist Donkişot’u<br>Yoldaş Pançuni’nin Çalışmaları  Osman Köker Ermenilerin sosyalist Donkişot’u
Yoldaş Pançuni’nin Çalışmaları
Toplumsal Tarih Dergisi 01.12.2000
Yazar: Osman Köker
Başlık: Ermenilerin sosyalist Donkişot’u
             Yoldaş Pançuni’nin Çalışmaları
Yayın: Toplumsal Tarih Dergisi
Tarih:  01.12.2000

Anahide Ter Minassian'ın "Osmanlı İmparatorluğu'ndaki Ermeni sosyalizmi hakkında dehşetli ve benzersiz bir taşlama" olarak nitelendirdiği, Yervant Odyan'ın (1869–1926) Yoldaş Pançuni'si Türkçeye çevrildi. Odyan'ın çalışmasının başına aldığı, "Biyografik Notlar"a göre, kahramanımız Pançuni 1875 Trabzon doğumlu. Annesi doğumun hemen ardından öldüğü için anne sütü yerine keçi sütüyle beslenir. Çocukken çenesi açılan ve daha ilkokuldayken sınıf arkadaşlarına nutuk çekmeye başlayan Pançuni, 5 kere 5'in 50 ettiğine ikna edemediği arkadaşının kafasına bir taş indirecek kadar ısrarlı bir tartışmacı olur. Babası bu durumu "Bela olacaksın, bela..." şeklinde yorumlarsa da Odyan'a göre "zavallı adam iyimserliğinde yanılıyordu. Pançuni bela değil, devrimci olacaktı."
Babasının ölümünden sonra mirastan kendisine düşen payı kısa zamanda tüketen Pançuni'yi işini iyi kurarak zengin olan ağabeyi, Marsilya'daki ticaret okuluna gönderirse de kahramanımız orada kalmayıp Cenevre'ye geçer ve sosyalistlerin gözde okulu Sosyal Bilimler Fakültesi'ne misafir öğrenci olarak kaydolur. Bu okula da düzenli devam etmeyip atılan Pançuni, 1895 olaylarında ağabeyinin bütün varlığını yitirmesi üzerine parasız kalır. Dert yandığı bir arkadaşının tavsiyesi üzerine (profesyonel) devrimci olmaya karar verir. Pançuni'nin ilk çalışmaları Bulgaristan, Yunanistan, Mısır, İran ve Kafkasya'da fedai çeteler oluşturup bunları memlekete göndermektir: "Biz zangoçlara benzeriz. Çan çalarak insanları davet eder, kiliseye sokar, kendimiz dışarıda kalırız."
Hürriyet ilan edildiğinde Pançuni "artık işimiz bitti" diye düşünerek hüzünlenirken, partilerin eskinin Bizans'ına çılgınca akın ettiğini öğrendiğinde, kendisi de eline çantasını alır ve "hevesli kafaları biraz daha ütülemek için bir göktaşı gibi İstanbul'a düşer." Ancak köşeler tutulmuştur ve Pançuni İstanbulluların "tıpkı biz günahkârların cehennem ateşine alıştığımız gibi alıştıkları" ateşli propagandistlerle boy ölçüşecek çapta değildir. Bunun üzerine kahramanımız kesin kararını verir: "Taşrayı uyandırmak, aydınlatmak ve dönüştürmek" için kendisine merkez olarak seçtiği Dzabılvar köyüne gider.
1908'de bir Hınçak saldırısına kurban giden yazar Arpiar Arpiaryan'ın anısına adanmış olan Yoldaş Pançuni bir üçlemedir. 1909'da Puzantion'da tefrika edildiğinde büyük bir satış pataması yaratan ve 1911'de kitap olarak basılan ilk bölüm Dzabılvar'da geçer. Kitap Pançuni'nin mektuplarıından oluşmuştur. "Sevgili Yoldaşlar"a hitaben yazılan mektuplar aslında üst bir makama yazılmış rapor niteliğindedir. Genellikle "bana acele biraz para gönderin" notuyla biten mektuplarda köy ortamının sosyalist çalışma için aslında hiç uygun olmadığı görülür: Pançuni'nin aradığı sınıfsal yapı köy gerçekliğiyle hiç uyuşmamakta; Dzabılvar burjuvazisini temsil eden Res Serko, doğal düşmanı olması gerekenler tarafından bile sevilip sayılmakta; ırgatlar sınıf bilinciyle davranmamakta; işçi sınıfını tek başına temsil eden nalbant Mıgo bile, Res Serko'nun eşeğinin nalı düştüğünde "genel grev ilan edip imtiyazlı sınıfları sarsacağı" yerde eşeği nallamayı kabul etmektedir. Sosyalist Donkişot'umuz sonunda bir miting düzenlemeye karar verir ve "Dzabılvar emekçi sınıfı", "Dünyanın bütün işçileri" gibi tanıdık hitaplarla başlayan ve "Yaşasın 1 Mayıs" sloganıyla biten bir bildiri kaleme alıp kilise duvarına yapıştırır. Ancak köyde Pançuni'den başka hiç kimse, kilisenin papazı bile okuma yazma bilmemektedir. Zaten bildiriyi de kocakarı Maro'nun keçisi yemiştir.
Ermeni devrimci partilerini ve onların sosyalist ideolojilerini "ti'ye alan" mektuplarla devam eden eserin Yoldaş Pançuni Vasburagan'da (Van'da) adlı ikinci kitabı 1914'te, Yoldaş Pançuni Sürgünde adlı üçüncü kitabı 1923'te yayımlanmış. Aras Yayıncılık, kitabına üçlemenin daha başarılı olarak kabul edilen ilk iki kitabını almış ve Ermeni karikatürist Aleksandr Saruhan'ın 1938 Kahire baskısı için hazırladığı resimlere de yer vermiş.
Pançuni'yi okurken Odyan'a kızacak olan sosyalist var mıdır bilmiyorum; ama tarihe merakları varsa, 1910'ların Türkiyesini mizah penceresinden resmeden bu eserden büyük bir keyif alacaklardır. Odyan'ın eseri bir kurgu olmasına karşın gerçeklerle o kadar bezenmiş ki, ilk yayımlandığında Pançuni'nin gerçek olup olmadığına dair tartışma bile yaratmış. Biz de kitabı okurken satırların arasındaki gerçekleri aramaktan ayrı bir zevk aldık. Bir örnek vermek gerekirse, kitapta Dzabılvar olarak geçen köy gerçek çıktı. 1930'lara kadar kayıtlarda Zabulvar adıyla geçen, Elazığ'ın Ağın ilçesi merkez bucağına bağlı köyün yeni adı Bahadırlar. Merak etmemek mümkün değil: Res Serko'nun, Der Sahak'ın, nalbant Mıgo'nun, Deli Avo'nun köylülerinin başına daha sonraki yıllarda neler gelmiştir Ve Bahadırlar'ın günümüzdeki sakinlerinin, köylerinden -kurgu da olsa- bir zamanlar Yoldaş Pançuni'nin geçtiğinden hiç haberi var mıdır?
  
Anahide Ter Minassian'ın "Osmanlı İmparatorluğu'ndaki Ermeni sosyalizmi hakkında dehşetli ve benzersiz bir taşlama" olarak nitelendirdiği, Yervant Odyan'ın (1869–1926) Yoldaş Pançuni'si Türkçeye çevrildi. Odyan'ın çalışmasının başına aldığı, "Biyografik Notlar"a göre, kahramanımız Pançuni 1875 Trabzon doğumlu. Annesi doğumun hemen ardından öldüğü için anne sütü yerine keçi sütüyle beslenir. Çocukken çenesi açılan ve daha ilkokuldayken sınıf arkadaşlarına nutuk çekmeye başlayan Pançuni, 5 kere 5'in 50 ettiğine ikna edemediği arkadaşının kafasına bir taş indirecek kadar ısrarlı bir tartışmacı olur. Babası bu durumu "Bela olacaksın, bela..." şeklinde yorumlarsa da Odyan'a göre "zavallı adam iyimserliğinde yanılıyordu. Pançuni bela değil, devrimci olacaktı."
Babasının ölümünden sonra mirastan kendisine düşen payı kısa zamanda tüketen Pançuni'yi işini iyi kurarak zengin olan ağabeyi, Marsilya'daki ticaret okuluna gönderirse de kahramanımız orada kalmayıp Cenevre'ye geçer ve sosyalistlerin gözde okulu Sosyal Bilimler Fakültesi'ne misafir öğrenci olarak kaydolur. Bu okula da düzenli devam etmeyip atılan Pançuni, 1895 olaylarında ağabeyinin bütün varlığını yitirmesi üzerine parasız kalır. Dert yandığı bir arkadaşının tavsiyesi üzerine (profesyonel) devrimci olmaya karar verir. Pançuni'nin ilk çalışmaları Bulgaristan, Yunanistan, Mısır, İran ve Kafkasya'da fedai çeteler oluşturup bunları memlekete göndermektir: "Biz zangoçlara benzeriz. Çan çalarak insanları davet eder, kiliseye sokar, kendimiz dışarıda kalırız."
Hürriyet ilan edildiğinde Pançuni "artık işimiz bitti" diye düşünerek hüzünlenirken, partilerin eskinin Bizans'ına çılgınca akın ettiğini öğrendiğinde, kendisi de eline çantasını alır ve "hevesli kafaları biraz daha ütülemek için bir göktaşı gibi İstanbul'a düşer." Ancak köşeler tutulmuştur ve Pançuni İstanbulluların "tıpkı biz günahkârların cehennem ateşine alıştığımız gibi alıştıkları" ateşli propagandistlerle boy ölçüşecek çapta değildir. Bunun üzerine kahramanımız kesin kararını verir: "Taşrayı uyandırmak, aydınlatmak ve dönüştürmek" için kendisine merkez olarak seçtiği Dzabılvar köyüne gider.
1908'de bir Hınçak saldırısına kurban giden yazar Arpiar Arpiaryan'ın anısına adanmış olan Yoldaş Pançuni bir üçlemedir. 1909'da Puzantion'da tefrika edildiğinde büyük bir satış pataması yaratan ve 1911'de kitap olarak basılan ilk bölüm Dzabılvar'da geçer. Kitap Pançuni'nin mektuplarıından oluşmuştur. "Sevgili Yoldaşlar"a hitaben yazılan mektuplar aslında üst bir makama yazılmış rapor niteliğindedir. Genellikle "bana acele biraz para gönderin" notuyla biten mektuplarda köy ortamının sosyalist çalışma için aslında hiç uygun olmadığı görülür: Pançuni'nin aradığı sınıfsal yapı köy gerçekliğiyle hiç uyuşmamakta; Dzabılvar burjuvazisini temsil eden Res Serko, doğal düşmanı olması gerekenler tarafından bile sevilip sayılmakta; ırgatlar sınıf bilinciyle davranmamakta; işçi sınıfını tek başına temsil eden nalbant Mıgo bile, Res Serko'nun eşeğinin nalı düştüğünde "genel grev ilan edip imtiyazlı sınıfları sarsacağı" yerde eşeği nallamayı kabul etmektedir. Sosyalist Donkişot'umuz sonunda bir miting düzenlemeye karar verir ve "Dzabılvar emekçi sınıfı", "Dünyanın bütün işçileri" gibi tanıdık hitaplarla başlayan ve "Yaşasın 1 Mayıs" sloganıyla biten bir bildiri kaleme alıp kilise duvarına yapıştırır. Ancak köyde Pançuni'den başka hiç kimse, kilisenin papazı bile okuma yazma bilmemektedir. Zaten bildiriyi de kocakarı Maro'nun keçisi yemiştir.
Ermeni devrimci partilerini ve onların sosyalist ideolojilerini "ti'ye alan" mektuplarla devam eden eserin Yoldaş Pançuni Vasburagan'da (Van'da) adlı ikinci kitabı 1914'te, Yoldaş Pançuni Sürgünde adlı üçüncü kitabı 1923'te yayımlanmış. Aras Yayıncılık, kitabına üçlemenin daha başarılı olarak kabul edilen ilk iki kitabını almış ve Ermeni karikatürist Aleksandr Saruhan'ın 1938 Kahire baskısı için hazırladığı resimlere de yer vermiş.
Pançuni'yi okurken Odyan'a kızacak olan sosyalist var mıdır bilmiyorum; ama tarihe merakları varsa, 1910'ların Türkiyesini mizah penceresinden resmeden bu eserden büyük bir keyif alacaklardır. Odyan'ın eseri bir kurgu olmasına karşın gerçeklerle o kadar bezenmiş ki, ilk yayımlandığında Pançuni'nin gerçek olup olmadığına dair tartışma bile yaratmış. Biz de kitabı okurken satırların arasındaki gerçekleri aramaktan ayrı bir zevk aldık. Bir örnek vermek gerekirse, kitapta Dzabılvar olarak geçen köy gerçek çıktı. 1930'lara kadar kayıtlarda Zabulvar adıyla geçen, Elazığ'ın Ağın ilçesi merkez bucağına bağlı köyün yeni adı Bahadırlar. Merak etmemek mümkün değil: Res Serko'nun, Der Sahak'ın, nalbant Mıgo'nun, Deli Avo'nun köylülerinin başına daha sonraki yıllarda neler gelmiştir Ve Bahadırlar'ın günümüzdeki sakinlerinin, köylerinden -kurgu da olsa- bir zamanlar Yoldaş Pançuni'nin geçtiğinden hiç haberi var mıdır?
 
 Yazarlar
Aras Yayıncılık
 İlginizi Çekebilir
Benim Gönlüm Gümüş
7.50 TL





Yüreği Dağlarda Olan Adam
William Saroyan

Yoldaş Pançuni
Yervant Odyan'ın ölümsüz eseri

Stüdyo Osep – Tayfun Serttaş

 
 
Ana Sayfa |  Son Çıkanlar |  Kategoriler | Arama  |  Resim İndir
Fiyat Listesi  | Ürün Listesi  |  Haber Aboneliği  | Haberler
 
 Aras Yayıncılık İth. İhr. Ltd. Şti.
 Sorularınız için bize mail atabilirsiniz. info@arasyayincilik.com
Getron Bilişim Hizmetleri
Ermeni edebiyatı ve kültürüne açılan pencere olarak nitelenmesine yol açan bir yayın çizgisi izleyen,iki dilde Türkçe ve Ermenice yayın yapan yayınevi.