Sırpuhi Düsap: Ermeni Kadın Edebiyatının Başlangıcı

Sırpuhi Düsap: Ermeni Kadın Edebiyatının Başlangıcı

Agos Kitap / Kirk
Maral Aktokmakyan
01.03.2009

Sırpuhi Düsap (1841-1901), ilk Osmanlı-Ermeni kadın yazar… Şüphesiz, onu önemli kılan, bir ilke imza atmasının yanı sıra romanlarıyla Ermeni edebiyatında bir çığır açmış olması. Yaşadığı dönemde, denemeleri ve romanlarıyla tüm dikkatleri üstüne çekecek konular işlemiş, o güne kadar sorgulanmamış kadın kimliğini gündeme taşımıştı. Erkekleri ve erkek egemen Ermeni toplumunu eleştirdiği kadar, Ermeni kadınını sosyal, ekonomik ve kültürel açıdan ele almış ve gerektiğinde Ermeni kadınının eksikliklerini dile getirmekten de kaçınmamıştı. Eserlerindeki radikal söylemi ve duruşu, 'yeni Ermeni kadını'nın doğuşunu ilan eder niteliktedir. Düsap'ın, Ermeni edebiyatında kadın edebiyatını başlatan üç romanı, Mayda (1883), Siranuş (1884) ve Araksiya ya da Mürebbiye (1887) o dönemde olduğu kadar günümüzde de kadının sosyal konumu, maruz kaldığı baskılar ve cinsel politikalar hakkında pek çok şey söylemekte.
Üç 'kadın' romanı ve Düsap'ın sesi
İlk romanı Mayda, Düsap'ın başeseri olmasının yanı sıra radikal söylemiyle de ön plana çıkar. Düsap, Mayda'da, dul kalmış, annesini ve babasını kaybetmiş, tek kızıyla yapayalnız kalmış bir kadının sosyal ve ekonomik olarak ayakta kalma çabasını ele alır. Mektuplardan oluşan roman, büyük ölçüde, Sira Hanım ile Mayda'nın yazışmalarıyla akar. Okur, olayları bu iki temel kadın karakterin mektupları üzerinden takip ederken, zaman zaman ikincil karakterlerin mektuplarıyla diğer sesleri de dinleme fırsatını bulur. Sira Hanım, ümitsizliğe düşen Mayda'yı karşı teselli eder, ona ayakta kalmanın önemini anlatır. Aslında bunlar, Ermeni kadınına verilen nasihatlerdir. Onun gibi bir akıl hocasıyla, Mayda, önce hayatına çeki düzen verecek, sonra da özgür aşkı tecrübe etmenin sıkıntısı ve mücadelesi içinde, daima kendi olmaya çalışacaktır.
Yazarın ikinci romanı Siranuş, daha baskın bir şekilde, kadınlar üzerinden kurulan sosyal yapı ve ataerkil kuralları ele alır. Kendinin de mensubu olduğu yüksek sınıfı, özellikle de, Ermeniler içindeki büyük tüccar ve bürokrat sınıfını oluşturan amiraları hedef alarak eleştiren Düsap, zorla ve sadece sınıfsal düzenin korunması için yapılan bir anlaşma ile evlendirilen Siranuş'un hikâyesini anlatır. Görücü usulü veya 'düzenlenmiş' evliliğin yaygın ve 'doğal' olduğu o dönemde, Düsap, bu meseleyi doğrudan doğruya, tüm yönleriyle sergilemiş, sınıfsal farklılıkların kadını sadece öldüreceğinin altını çizmiştir.
İlk iki romanının kadın kahramanları düzene karşı kendi dengelerini, dillerini, istedikleri varoluş şekillerini gerçekleştirmek adına bir mücadele içerisindedirler. Son romanı Araksiya ya da Mürebbiye ise, başlı başına 'yeni Ermeni kadını'nın portresidir. Araksiya karakterinde hayat bulan 'yeni Ermeni kadını', koşullar ne olursa olsun çalışan, toplumda cinsel kimliğini, sosyal ve ekonomik konumunu oluşturmuş, dolayısıyla hem maddi hem manevi yönden birey olabilmiş kadını temsil eder. Tabii, kadınların eğitimi, bunun için önkoşuldur. Düsap'ın diğer romanlarındaki karakterlerden farklı olarak, Araksiya, romanın başında olduğu kadar sonunda da 'özgür' ve kendini gerçekleştirmeyi başarmış bir kadın olacak, ölümle veya yenilgiyle sonlandırmayacaktır kendini. Araksiya, alt-orta sınıfa mensup bir ailenin tek çocuğudur. Babasının iflas etmesi ve hemen arkasından felç olması nedeniyle ailenin geçimini üstlenir. İyi bir eğitim almıştır ve kendine en uygun mesleği seçip, istemeyerek de olsa mürebbiyelik yaparak ailesini geçindirecektir. Yaşanan iflasla birlikte sosyal sınıf farkının altında ezilen ve burjuva endişeleri içinde yakınan annesinin aksine, Araksiya çalışmak zorunda kalmaktan ne utanç duyar, ne de yakınır. Mürebbiyelik yaptığı ailenin büyük oğluna âşık olması, ama her koşulda sınıfsal bir çıkar yerine yeni kadın tipinin peşinde olduğu aşk evliliği, özgür irade ve ekonomik olarak ayaklarının üzerinde durması, onu romanın olduğu kadar ikincil karakterlerin de 'kahraman'ı yapar. Tipik bir modern ve kesinlikle erken feminist göndermeleri olan bir Pamuk Prenses hikâyesidir anlatılan. Kötü kraliçe, büyük oğlun üvey annesi önlerine sürekli engellerle çıksa da, Araksiya iyilik meleği olmaktan ödün vermez. Ödün vermediği bir başka şey de kişiliğidir. Böylece, Pamuk Prenses'in temelleri, Ermeni kadının dilinde yeni bir platforma oturtulur. Başka bir deyişle, kendi cinsel, sosyal ve ekonomik aidiyetini ezdirmeden de evdeki melek olur. Böyle bir denge, hem Düsap hem de Ermeni kadın edebiyatı için gayet iddialı bir başlangıçtır. Roman ve makalelerinin arkasındaki "Çalış!" düsturu Kadının ekonomik ve sosyal hayat içindeki yerini, romanlarının yanı sıra makalelerinde de ('Kadınların Eğitimi', 1880; 'Kadınların Çalışması İlkesi', 1881; 'Kadınların Çalışmamasına Dair Birkaç Söz', 1881) ele alan Düsap, Ermeni kadınlarının pasifize edilip kaybolmalarından yakınır. Ayrıca, hangi sınıfa ait olursa olsun kadının içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal koşulların esiri olup tembelleşmesi ve kendi kendini etkisizleştirmesi üzerinden ağır eleştirilerde bulunur. Düsap'ın en büyük düsturu ve kadınlara yönelik en önemli mesajı çalışmak olmuştur. Araksiya romanı, Düsap'ın makalelerinin esas dayanağı olan 'her alanda özgürlük' fikri ekseninde düşünüldüğünde yarattığı yeni kadının önemi bir kez daha gözler önüne serilir.
Ve eleştiriler…
Düsap, çağdaşları tarafından, özellikle dili ve izlediği edebi akım nedeniyle yoğun eleştiriler almıştı. Bu eleştirilerin başında, üç romanının da 'romantik' olması geliyordu. Düsap'ın, dönemin akımı realizmi değil de romantizmi seçmiş olmasının nedenleri vardı hiç şüphesiz. Özellikle ilk romanı Mayda, alttan alta özgür ve romantik aşkı savunduğu için Krikor Zohrab ve Hagop Baronyan gibi aydınlar tarafından ağır şekilde eleştirilmiş, eserde savunulan romantik aşk kavramına indirgemeci bir tavırla yaklaşılmıştı. Halbuki, kadınların şikâyetlerini, baskı ve acılarını, kısaca Ermeni kadınların duygularını dillendirme teşebbüsü, kadın edebiyatına ve bunun için yaratılacak dile doğru atılmış bir ilk adımdan başka bir şey değildi.
Diğer bir açıdan, eleştiri oklarını sakınmayan bazı Ermeni aydınlar, Düsap'ı belli bir sınıfa mensup Ermeni kadınları betimlemekle eleştirmiş ve onu Ermeni kadınını anlamamakla suçlayacak kadar ileri gidebilmişti. Arpiar Arpiaryan'ın bu eleştirisi karşısında, Ermeni kadın edebiyatı üzerine çalışmaları olan Victoria Rowe'un sözlerini ödünç alarak "Bir erkeğin Ermeni bir kadına, Ermeni kadını hakkında hiçbir şey bilmediğini söylemesi son derece ironiktir" demek, sanırım bu noktada verilebilecek uygun cevap olacak.
Ne büyük gürültü koparan eleştiriler, ne de yazarlık kariyerinin ağırlığı Düsap'ı pes ettirebilmişti. Düsap, 1891'de, on sekiz yaşındaki kızı Dorin'in veremden ölmesinden sonra, 'çığlıklar atmaya devam edecek' nice yazıya hayat vermekten vazgeçti ve suskunluğunu on sene boyunca, ölümüne dek korudu. Fakat her şeye rağmen, onun ışığını izleyecek edebiyat dünyasındaki 'kız'ları Zabel Yesayan ve Zabel Asadur gibi kadın yazarların yetişmesini sağladı, modern Ermenicenin olduğu kadar modern Ermeni kadınının dillenmesinde de milat oldu.
***
Birçok açıdan önemli olan Sırpuhi Düsap'ın Türkçeye –ve diğer dillere– çevrilmemiş olması ne yazık ki büyük bir kayıp. Fakat, bir Düsap eserinin Türkçeye kazandırılacağı güne kadar, Aras Yayıncılık'tan çıkmış olan Bir Adalet Feryadı: Osmanlı'dan Türkiye'ye Beş Ermeni Feminist Yazar adlı derlemede, onun yanı sıra, döneme damgasını vurmuş, Türkiye'nin ilk Ermeni kadın gazetecisi sayılan Elbis Gesaratsyan, şair ve yazar Zabel Asadur (nam-ı diğer Sibil), yazar ve aktivist Zabel Yesayan ve ilk aktif feminist Ermeni kadın sayılan Hayganuş Mark hakkında bilgi edinebilir, bazı eserlerinin kısa çevirilerini okuyarak fikir sahibi olabilirsiniz.
Sırpuhi Düsap'ın edebiyat dünyasındaki yeri üzerine
Sırpuhi Düsap'ın yazarlık kariyerinde, üç isim önemli rol oynamıştır. Öncelikle, annesinin yetiştirme tarzı ve duruşu Sırpuhi'nin hayatındaki birincil etki olmuştu. Yüksek sınıftan Katolik bir ailenin tek kızı olarak doğan Sırpuhi, küçük yaşta babasını kaybedince, annesi tarafından büyütülmüştü. Bir amira kızı olan annesi Nazlı Vahan, Ermeni cemaati içinde, kız çocuklarının okuması gibi hemcinslerine ilişkin birçok aktiviteye öncülük etmiş veya katkıda bulunmuş biriydi. Geleneksel kadınlık halinden uzak bir annenin etkin ve bilinçli yetiştirmesiyle, Sırpuhi çok genç yaşta toplumsal hayat hakkında fikir sahibi olmaya, kendini sarmalayan entelektüel çevrenin etkisiyle belli değerler edinip olgunlaşmaya başlamıştı.
İkinci önemli isim ise, eşi Paul Düsap'tı. Sırpuhi Düsap, Abdülhamit döneminde Mızıka-i Hümayûn'un şefliğini yapmış ve paşa unvanı almış olan Fransız bestekâr Paul Düsap ile evlendikten sonra, onun da desteğini gördü.
Evi dönemin aydınlarıyla dolup taşan Düsap'ı Ermeni edebiyatına hazırlayan üçüncü önemli figür ise Mıgırdiç Beşiktaşlıyan'dı. Dönemin romantik şairlerinden olan Beşiktaşlıyan, Sırpuhi'yi anadiliyle barıştıran ve yeni yeni oluşmakta olan modern Ermenicenin savunucusu yapan isimdi. Sırpuhi Düsap'ın eğitim hayatı tümüyle Batı ve özellikle de Fransız kültürünün etkisinde gelişmiş olsa da, Beşiktaşlıyan sayesinde anadiline geri dönüş yapmıştı.
Düsap, Ermeni kültürü ve edebiyatında 'uyanış' (zartonk) olarak tanımlanan bir tür 'Rönesans'a tanıklık eden ve başlamasında önemli rol oynayan isimlerden biri oldu. Hocası Beşiktaşlıyan gibi, Klasik Ermenicenin (krapar) günlük hayatta ve edebiyatta gereksinimleri karşılamadığını savunarak, yeni ve Modern Ermenicenin (aşkharapar) gelişmesini destekledi. Kadını ezen, ikincil gören, sessizleştirip etkisizleştiren ataerkil sisteme karşı, kadın kimliğine ilişkin sorun ve baskıları eserlerinde dile getirerek sergilediği tavır, tutum ve tepkiselliği bir kadın dili ve edebiyatının doğuşuna öncülük etti. Dildeki yenilikçi tavrı eserlerine amaçladığı ölçüde yansımamış ve bu konuda başarısızlığa uğradığı yönünde eleştiriler almış olsa da, bu eleştirileri haksız çıkarırcasına, bir sonraki kuşakta Zabel Yesayan gibi isimler aracılığıyla meyvesini vermiştir.

KATEGORİLER

ÇANTANIZ BİZDEN

FIRSAT KÖŞESİ

YENİ BASKILAR

BİZİ TAKİP EDİN

HABER BÜLTENİ