Sofranız Şen Olsun
%25
25.50 TLEtiket Fiyatı: 34.00 TL
Kategori Yemek-anı
Dili Türkçe
Tasarım İnci Batuk
Baskı bilgileri 1. Baskı, Ekim 2004
9. Baskı, Mart 2018
Sayfa ve boyut 160 sayfa, 16x24 cm
ISBN 9789757265702

Sofranız Şen OlsunNinelerimin Mutfağından Damağımda, Aklımda Kalanlar

Takuhi Tovmasyan

%25
25.50 TLEtiket Fiyatı: 34.00 TL
Kategori Yemek-anı
Dili Türkçe
Tasarım İnci Batuk
Baskı bilgileri 1. Baskı, Ekim 2004
9. Baskı, Mart 2018
Sayfa ve boyut 160 sayfa, 16x24 cm
ISBN 9789757265702

Açıklama

Düğün-bayram sofralarının vazgeçilmezlerinden günlük yemeklere, tatlılardan tuzlulara, salatalara onlarca yemeğin akıcı, sohbet eder gibi bir uslupla yazıldığı Sofranız Şen Olsun geleneksel yemek kitabı kalıplarının ötesine geçerek, bugün artık "geçmiş" mertebesine erişmiş günlere götürüyor bizleri usul usul. Takuhi Tovmasyan'ın satırları arasında gezinirken, bir yandan onunla, yapmayı ve yemeyi çok sevdiği yemeklerin tarifleri, püf noktaları, alternatif sunumları hakkında hasbıhal ediyor, bir yandan da kulaklarınızda 1920'lerden 1950'lere İstanbul'un, Trakya'nın sesini duyuyorsunuz. Birinci Dünya Savaşı günlerinde Çorlu'dan Der Zor'a, Çatalca'ya, daha sonraki yıllarda ise İstanbul Yedikule'ye göçen Tovmasyan ailesinin hüzünlerine ve sevinçlerine ortak, dahası, sofralarına misafir oluyor, Çorlu'da bir çiftliğin temiz havasını, Yedikule veya Samatya sahillerinde denizin kokusunu çekiyorsunuz içinize.

Arka Kapak

Kimi evde, yemek, yaşamak için yenir. Kimi evde, yemek için yaşanır. Bizim evde ise yemek, muhabbet olsun diye yenirdi. Sofra muhabbet için kurulur, yine muhabbetle kaldırılırdı.

Yediğimiz yemeklerin tariflerini yazma fikri, işte böyle bir yemek muhabbetinde doğdu. Bildiklerimi, pişirdiklerimi anlatacak-yazacak ve çocuklarıma miras bırakacaktım. Bu fikri tereddütsüz benimsedim. Sofra muhabbetlerimizi aynen yazacaktım. Yemek yemek gibi, yemek yapmak gibi, sofra muhabbetlerimiz gibi, olağanüstü tat aldım bütün bunları yazarken.

Düğün-bayram sofralarımızın vazgeçilmezlerinden sıradan salatalara, tatlıdan tuzluya, etliden sütlüye, herhangi bir ayrım yapmadan, bir düzen kaygısı gütmeden, öylesine, içimden geldiği gibi yazdım.

Ne zeytinyağlılar-tereyağlılar diye bir ayrım yaptım, ne de Anadolu veya Trakya mutfağı diye bir başlık düşündüm, soframızdan resimler çizmeye çalıştım sadece.

Ne kadar Ermeni, ne kadar Rum, ne kadar Türk, ne kadar Arnavut, ne kadar Çerkez, ne kadar Patriyot, ne kadar Çingene yemekleri bunlar, bilmiyorum.

Ama bildiğim bir şey var; o da, bu yemekleri Çorlulu akabi ve Takuhi yayamlarımdan, yani ninelerimden öğrenmiş olduğumdur.

Soframız hazır, buyurmaz mısınız?

Yazar Hakkında

Takuhi Tovmasyan

Takuhi Tovmasyan

Yedikule, İmrahor Caddesi, Gençağa Sokağı 18 numarada, Takuhi yayamın üç katlı ahşap evinde doğmuşum. Doğduğum gün Zadig, yani Paskalya yortusunun merelotsuymuş. Bir gün evvel, her zaman olduğu gibi, Zadig kutlamaları için evimiz akrabalarımızla dolmuş taşmış. Ertesi gün, "Mari'nin bir kızı oldu" müjdesini duyanlar, kulaklarına inanamamışlar. Daha dün onca misafiri ağırlamış, üç katlı evde bir aşağı bir yukarı koşuşturmuş, sabahtan akşama kadar hiç oturmamış bu kadın, sabahın ilk ışıkları henüz belirmemişken nasıl olur da bir çocuk dünyaya getirebilir! Akrabaları gibi Mari de şaşmış bu işe. Ama onun derdi başka. Sanki o devirlerde bu işin garantisi varmış gibi oğlan çocuğu doğuracağını sanıyormuş; kızı olduğuna inanamamış, yani bir oğlu varken, ikinci bir oğlu daha olmasını isterken, ben doğmuşum. Anam üzülmüş ama babam çok sevinmiş. Anasını çok seven babam, onun ismini yaşatacağı bir kız evladına sahip olmanın sevinciyle tam kırk yaşında ikinci ve son kez baba olmanın heyecanını yaşamış. Böylece on dört nisan bin dokuz yüz elli ikide Tovmasyan ailesine ikinci bir Takuhi katılmış… Sokakta hiç ip atlamadım, seksek, saklambaç, top oynamadım, komşunun ayva ağacına çıkmadım. Ev işlerini bir oyun gibi gördüm. Suyla sabunla oynadım. Bahçe sulamaya bayılırdım. Bakla, bezelye toplamayı, bağda üzüm salkımlarını sepete özenle yerleştirmeyi ufak yaşta becerebildim. Kim nerede yemek yapsa ben onun yanında dururdum. On bir yaşımda ilk kez tek başıma kek yaptım. On beş yaşıma geldiğimdeyse, evimizde yapılan her yemeğe elimi sokmuştum. Sadece balık ayıklamamıştım. İlk olarak on beş yaşımda tekir balığı ayıkladım. Sonra başladım anamla rekabete. Beğendiğim hanımefendilerden tarifler alıp anama meydan okumaya kalkıştım. Babamı, Yeğya kocadayımı, Partuh dayımı, Ardaş ve Krikor eniştelerimi gurme olarak kullandım. Onlara "Eee Mari, boynuz kulağı geçti." dedirttim. Ama çok sonra bu atasözünün bir devamı olduğunu öğrendim. Meğer "Boynuz kırılır, kulak kalır" mış...


Bu ne biçim "biyografi" demeyin. Hani okuduğun okullar? Aldığın diplomalar? Yazdığın köşe yazıları? Gazete tefrikaları? Katıldığın yarışmalar? Aldığın ödüller? Yayınlanmış diğer eserlerin? Yayınlayacakların... Yok, vallahi yok. Olsaydı yazmaz mıydım? Siz elinizdeki bu kitaba bakıp beni yazar zannetmeyin. Bana "yaz" dediler, ben de yazdım. Evimin duvarını süsleyecek ne bir üniversite diplomam var, ne odamın köşesini değerlendirecek antika bir yazı masam, ne de ayaklarımın altında dolanan bir mırnav kedim... Olan biten, varım yoğum, orta halli, temiz pak bir ortaokul diploması, Bakırköy'ün yüz altmış yıllık çınarı, Dadyan Okulu'ndan. Bu kitabı ister anı diye okuyun, ister yemek kitabı niyetine. Yemekleri yapıp sevdiyseniz, aile hikâyelerinden de tat aldıysanız, ne mutlu bana…

Basından

KATEGORİLER

ÇANTANIZ BİZDEN

FIRSAT KÖŞESİ

YENİ BASKILAR

BİZİ TAKİP EDİN

HABER BÜLTENİ