Yazar
Başlık Bitlis'e bir "William Saroyan Kütüphanesi"... Neden Olmasın?
Yayın gelawej.net
Tarih 01.01.2006

William Saroyan, dünyaca ünlü Amerikalı bir tiyatro ve öykü yazarı. Türkçe'de "İnsanlık Komedisi", "Aram Derler Adıma","Yüreğim Dağlardadır", "Ödlekler Cesurdur","Paris-Fresno Güncesi", "Ben Annemi Seviyorum","Yoksul İnsanlar", "Yetmiş Bin Süryani" gibi eserleriyle tanınıyor. Birçok dile çevrilmiş, milyonlarca satan 60'a yakın eseri bulunmaktadır.1939 yılında "Amerika'nın Nobel'i" olarak kabul edilen Pulitzer ödülünü kazandı ama ödülü reddetti.
Yaşamı seven, insanlara karşı iyimserlikle yaklaşan, sade, konuşur gibi yazan "Saroyanesk" denen bir edebi üslup geliştirmiştir.
William Saroyan'ın bunlarla birlikte bizim için ayrı ve önemli bir yeri daha var.
O, bu toprakların sürgünlerinde büyüyen evlatlarından biridir.
Onun ailesi Bitlis'in Ermenilerindendi. Aile savaş tamtamların çalmaya başladığı yıllarda rahip olan babası Armenak Saroyan memleketini bırakarak Amerika'ya göç etti. Asıl adı Aram [Karaoğlanyan] olan William Amerika'da Kaliforniya'nın Fresno kasabasında doğdu. Ailesi ile beraber tüm göçmen çevresi, kopup geldiği toprakların, toplumun bir parçası olan William'ın yaşamını, eserlerini belirledi.
Ölene kadar sürgün ve göçmen halkların sorunlarını, yani bizi-bizleri anlattı.
Ait olduğu topraklara dönme tutkusu ve ülke özlemi adeta kalıtsal biçimde onda kalmıştı. 1964 yılında annesinin vasiyetini yerine getirmek için, Bitlis'teki evlerini görmek ve memleket havasını solumak için Türkiye'ye geldi. Fikret Otyam ve Yaşar Kemal ona ana vasiyeti memleketini gezdirdiler.
O dönemde Bitlis Belediye Başkanı olan rahmetli Adil Şerefhanoğlu, hemşerisine güzel bir karşılama töreni hazırladı.
"Bitlis'e Tatvan tarafından 10 km. mesafedeki karayolları levhası altında hatıra fotoğrafı çektirdi. Bitlis'in girişinde kent ileri gelenleri ve 500 kişilik konuksever Bitlisli grup ellerinde dağlardan toplamış oldukları çiçeklerle onu karşıladılar. Valiliği ziyaret ve Belediye binasındaki coşkulu kabulden sonra sıra Bitlis'in gezilmesine geldi.
Şehre tepeden bakan Sapkor mahallesi onun ata yuvasını barındırıyordu. Eskiden Ermeni nüfusun yoğun olarak yaşadığı bir yer olarak biliniyordu. William Saroyan belki de baba evini tam bulamadı. Ancak Saroyan ailesini tanıdığını ifade eden yaşlı bir Kürt'ün gösterdiğine göre onun annesinin evinin önünde duruldu. Evden geriye kala kala bir taş ocak, bir yarım yıkık duvar ve bir de pencere vardı. Saroyan cebinden bir mendil çıkardı. Pencere pervazının toprağını ve tozunu sildi. Etrafını saran çocuklar baka dursun, sessizce ağladı. Yanındakilere dönerek bu hayatımın en önemli günüdür dedi.
Kalenin tepesinde kendisini bir türkü ile karşılayan kızıl saçlı Kürt ozanın dediği gibi "Hoş gelmişti". Ama bulduğu Bitlis neydi ne değildi. Belki de 1964'teki Bitlis'in o harabe haline ağlıyordu.
William Saroyan bir ara Bitlis'teki evlerden birisini satın alıp Bitlis'e yerleşmeyi bile düşündü. İsterse Belediye her türlü kolaylığı göstermeye hazırdı. Ancak dağlarda dolaşıp ailesinin hayalleri ile yaşayan garip bir Amerikalı yazar olmaktansa çocukluğunda ailesinin ona anlattığı öykülerle yaşamaya öncelik vermiş olacak ki geldiği gibi de gitti."
Gezi sonrasında William Saroyan'ın Bitlis gezisi izlenimlerini gazeteci Bedros Zobyan İstanbul'da yayınlanan Marmara gazetesinde tefrika etti.
Saroyan'ın fırtınalı yaşamı 1981 yılında noktalandı.
Şimdi UNESCO, yazarın 100. doğum yılı vesilesiyle 2008 yılını William Saroyan yılı ilan etmiş bulunuyor.
Saroyan'ı anmak için Amerika'da, Avrupa'da Ermenistan'da çeşitli kültürel etkinlikler düzenleniyor. Saroyan dallarını, çiçeklerini Amerika'da açsa da bu memleketin insanı ve ortak değerlerden biridir. Bu vesile ile bu büyük yazarı anmak, geçmiş ile gelecek arasına anlamlı bir iz bırakmak, bu toprakların evladına karşı bir vefa örneği olarak onu bizzat ata memleketi Bitlis'te anmak çok anlamlı bir davranış olur diye düşünüyorum.
O, 1920'li yılların Amerika'sında yetimhanelerde, yokluk içinde ayakta kalmaya çalışırken, bütün günü aç karnına Halk Kütüphanelerinde okuyarak, dünyanın Pulitzer ödüllü yazarlarından biri haline geldi. Tüm eserleri sevecen, hoşgörülü ve empati dersleriyle doludur.
Bu vesileyle Bitlis'te Belediye'nin girişimi olarak bir "William Saroyan Kütüphanesi" açılamaz mı? Belediye tarafından böyle bir proje yapılırsa UNESCO, bu girişimi destekleyebilir. PEN kulüpleri veya başka kültürel kurumlar da destekleyebilir.
"William Saroyan Kütüphanesi" genç nesillerin, bu toprakların insanları ile ilgili daha duyarlı olmalarını bir zamanların çok kültürlü, çok etnikli yaşamının neden ortadan kalktığına dair sorgulayıcı olmalarını sağlayabilir. Edebiyatın, sanatın, kültürün insanlığı kaynaştırıcı dili ile ortak acıların, sevinçlerin, düşünce ve hayal dünyasının ayırtına varabilirler.
Göç etmek zorunda kalan bu insanların bir kütüphane vesilesiyle ata topraklarına geri dönmeleri, onların ruhlarının biraz teselli bulması, manevi ve ahlaki açıdan da paha biçilmez bir değere sahip olacak.
O, sadece bir kez görebildiği baba memleketi Bitlis ziyaretinden sonra iç hüznünü "Van Gölü'ne" adlı şiirinde şöyle dile getiriyordu.


Van Gölü'ne
yanıyor gözleri babamın, bakışı buğulu
geride kalıyor Van gölü, ey keder küpü iç deniz,
babadan oğula yüreğimiz, dualarımız seninle şimdi.
sert, hoyrat bir vedayla koparıldığı vatanın
kıyısından, batıya doğru yüzünü çevrildiğinde babamın
duyduğu dehşet, huşu benim içimde yaşıyor simdi.
bizi rahat bırakmayan acıların simgesi,
doldukça dolan keder küpü, ey Van gölü.


toprağından dönmemecesine ayrıldı babam
efsanelerin beslediği o gökyüzünden uzak
ölüp gitti ama ardında beni, küçük hayaletini
bıraktı yas tutsun diye soğuk, sislere gömülü,
yağmurların yıkadığı o gölün, tüm ölümlü acıların,
toplandığı o havuzun kıyısında ağıdını yakıp ağlasın diye."


Van Gölü'nün, kıyısında yaşamış ve yaşayan tüm evlatlarını acı ve özlemleriyle bağrına basacağına inanıyorum.
Bitlis'in yerel yönetim organlarına, Bitlisli aydın ve sanatçılara, Saroyan severlere, büyük yazarın 100. doğum yılı vesilesi ile onun anısına bir "William Saroyan Kütüphanesi" açılması önerisini yapıyorum.
Küçük de olsa böyle kültürel bir köprü kurmaya ne dersiniz?