Yazar Aylin Öney Tan
Başlık İyi Güvercin
Yayın Cumhuriyet Gazetesi
Tarih 28.01.2007

"İyi ruh bir güvercine benzer, nurla dolu olur, kötü ruh ise kömür gibi kara olur."
Bu bilgiler Aras Yayıncılık tarafından basılan '1914 Öncesi Ermeni Köy Hayatı' adlı kitaptan alıntı. Ermenilerin ölüm ile ilgili gelenekleri anlatılırken yer verilen bu inanç çok şeyi özetliyor.
İnanışa göre her ruhun bir hacmi ve ağırlığı olur, günahları fazla olan ruhlar daha ağır çekerdi.
Kitabın yazarlarından birinin annesi Harputlu Hıripsime Nakuşyan Ğugasyan'a göre ruhun günahı fazlaysa yani ruh ağırlaşmışsa, öbür dünyaya giden 'Kıldan Köprü'yü geçemez, 'Sönmez Ateş'in içine düşerdi.
"Ölüm Meleği" ölen kişinin ruhunu alıp götürebilsin diye rahmetlinin odasının kapıları açık bırakılır, hayattayken kullandığı alet edevat üzerine konurdu. Ölüm birdenbire gelen bir olay gibi değil aşamalı gerçekleşen bir yok olma süreci olarak görülür, cennete uçuş yedi gün sürerdi. Ölülerin bir süre daha acıktığına ve susadığına inanılır, taze mezarlara yiyecek bırakılırdı. Cenazeyi takip eden günlerde ailesi "voğormadz hokin" yani "rahmetli"yi anmak için toplu bir yemek verirdi. Sözlük anlamı "ruh/can ekmeği" ya da kısaca "can yemeği" olan "hokehats" tüm sevenlerini bir araya getirirdi.
Dini yortuların ertesinde ölülere adanan "merelots" gününde ise helva ihmal edilmezdi.
Hrant Dink'in üzerine Agos gazetesi ve kalemi bırakıldı mı bilemiyorum ama bu yazıda kalemi Takuhi Tovmasyan'a teslim etmek en doğrusu.
Gene Aras Yayıncılık'tan çıkan "Sofranız Şen Olsun" kitabında Takuhi Tovmasyan ölülerin anısına yaptığı irmik helvası tarifini verirken belki de gelmiş geçmiş en güzel yazılmış helva tarifine imza atıyor, kâh helvayı anlatıyor, kâh yitirilen sevdiklerinin anısına dalıyor:
"İrmik helvası denince benim de babam gibi, sevdiklerimin, anacaklarımın sonu gelmiyor bir türlü. Gelin, helvanın şerbetini hazırlayalım, tencereyi ateşe oturtalım, şeker yavaş yavaş eriyip şerbet olsun…"
Yaz aylarında helvanın şerbetine bir limonun kabuğunu rendelediğini söyleyen Takuhi Hanım limon kokusunun helvaya bambaşka bir ferahlık verdiğini söylüyor.
"Bir litre suya, yarım kilo şeker ve 125 gram yağ koyarak, kısık ateşte yavaş yavaş erimeye bırakırız. Derince bir tencerede yarım kilo irmik ve bir avuç çamfıstığını yine çok kısık ateşte sürekli karıştırarak kavurmaya başlarız. Kavurma işlemi yaklaşık yarım saat sürecektir. Bu işlem sırasında canınız sıkılıp, ateşin hızını artırıp, yarı kavruk, yarı çiği kalmış irmiklerden uyduruk bir helva yapmaktansa, her bir irmik tanesinin rengini arzu edilen sarılıkta bırakarak, tam kıvamında, irmiklerin yeterince kavrulmuş olması için en doğru yöntem, sevdiklerinizi sırayla anmaktır. Böylece yarım saatin nasıl geçtiğinin farkına bile varmazsınız."
Bu noktada Takuhi Hanım babasının bir lâfını anmadan da yapamıyor:
"Kendisini anacak bir yakınının olmayışı, ölümden de beterdir bir ölümlü için!"
Ve helvasını kavurmaya devam ediyor.
"Sevdiklerimin canları için helva kavurmak hiç de zor gelmiyor bana. Tabii başlarken biraz hüzünleniyorum. Tabii ki başlarken biraz hüzünleniyorum ama hemen hüznümü güzel bir anımla değiş tokuş edip, irmikleri gülümseyerek karıştırıyorum. Ama ne yalan söyleyeyim, Mardik amcam gibi çocuk yaşta anasından, sonra da analığından ayrılanların anısı canımı çok acıtıyor."
Mardik amca, Çorlulu Sarmısaklıyan'lardan Takuhi yayasının yani nenesinin vicdan azabıdır. Karısı ölen üç çocuklu Ğazaros Efendi'yle evlendirilen Takuhi yaya, duvağını çıkarmasıyla kocasının sandığı gibi iki değil üç çocuğu olduğunu öğrenir. Kendisine doğrunun söylenmemesine çok içerler ve inat eder. Üçüncü çocuk küçük Mardik nene ve dedesiyle Çorlu'ya geri gönderilir.
Bir daha göremezler Mardik'i. Küçük Mardik Çorlu'da büyümeye fırsat bulamadan akrabalarıyla Tehcir yolculuğuna çıkar. Haberi gelmez, izi bulunmaz. Yıllar geçer, umut yitirilmez ama her helvaya Mardik için okunan bir "Hayrmer" yani 'Göklerdeki Babamız!' diye başlayan dua da katılır.
Takuhi Hanım hüzne teslim olmuyor, helvasını karmaya koyuluyor:
"Nerede kalmıştık?
Bir litre suya yarım kilo şeker ve 125 gram yağ koyarak, kısık ateşte erimeye bırakırız. Derince bir tencerede yarım kilo irmik ve bir avuç çamfıstığını yine çok kısık ateşte sürekli karıştırarak kavurmaya başlarız. Demiştik ya, bütün sevdiklerimizi anıp yad edene kadar irmik de tam kıvamında kavrulmuş olur. Tencereyi ocaktan alır, lavabonun içine oturturuz. Kıpır kıpır kaynamakta olan şerbeti, kızgın irmiklerin üzerine "coss" diye dökeriz. Bu işlem, kelimenin tam anlamıyla bir kaynaşmaya neden olur. Kaynama hızını kaybederken tencereyi yine kısık ateşin üzerine alır, karıştıra karıştıra helvanın suyunu çektiririz. Tencereyi ateşten indirir, demlenmesi için tencerenin üzerini önce temiz bir bezle örter, sonra da kapağını kapatırız. Yarım saat sonra helvamızı bir çatal yardımıyla teller, taneleriz."
Agos'un kapıları sonuna kadar açık, iyi ruhlu güvercinlerini göğe uçursun diye.
Kıl köprüde takılacaklar kendilerini biliyor. Sönmez ateşin yutacağı bebekleri katile dönüştüren kara kömürler olacak.
Tadını içine damlayan gözyaşlarından alan bu helvayı siz de kavurun, acıyla kavrulan sevenlerinin matemine katılın. İrmik tanelerinin rengi altına dönerken, şerbet ile kaynaşırken, tüm bu acıların güvercinin kanatlarında sonsuza dek uçup gitmesini dileyin.