Yazar Çiğdem Mater
Başlık Bir Adalet Feryadı
Yayın BİA Haber Merkezi
Tarih 19.08.2006



Türkiye'de son bir iki yıldır feminizmin sadece 1970'lerden sonra keşfedilen bir şey olmadığını, hatta cumhuriyet öncesinde bile bu konuda yazıp çizenler olduğunu anlatan, açıkları kapatan değerli kitaplar yayınlanıyor.
Geçtiğimiz hafta piyasaya çıkan "Bir Adalet Feryadı Osmanlı'dan Türkiye'ye beş Ermeni Feminist Yazar, 1862-1933" de bu kitaplardan biri.
İstanbul'da son zamanlarda Ermeni kadınlarla ilgili çalışmalar yapan bir grup genç kadın olduğunu biliyordum. Ancak bu çalışmaların hiç bilmediğim bir alanda yapılacak ciddi bir derlemeyle devam edeceğini, ciddi bir akademik kaynak haline gelebileceğini bilmiyordum. İşte biraz da bundan "Bir Adalet Feryadı" beni çok heyecanlandırdı.
Kitap geçtiğimiz sene gerçekleştirilen Osmanlı Ermenileri Konferansı'nda köksüzlük üzerine su gibi bir sunuş yapan sosyolog Melissa Bilal ve Boğaziçi Üniversitesi'nden yine sosyolog Lerna Ekmekçioğlu'nun ortak derlemesi.
Metinlerin orijinal dillerinden Zülal Kılıç, Satenik Alanyan, Anjel Selver Çekem, Takuhi Yovmasyan, Melissa Bilal, Maral Aktokmakyan, Payline Tovmasyan, Talal Şilelyan ve Sirpuhi Bilal tarafından Türkçeleştirilen kitap, Osmanlı'nın son dönemlerinden Cumhuriyetin ilk on yılına kadar ki dönemde feminist eserler vermiş beş Ermeni kadın yazarın yazdıkları ve hayatları üzerine olağanüstü titiz ve değerli bir çalışma.
Kamusal alan, eğitim, eşitlik, beklentiler aynı...
Kitap 1830'da İstanbul Beşiktaş'ta doğan, 1862-1863'te ilk Ermenice kadın dergisi olan Gitar'ı yayınlayan, ve İskenderiye'de hayatını kaybeden Elbis Gesaratsyan ile başlıyor. Kadınların toplum hayatına karışmalarını, eğitim görmelerini savunan yazılar kaleme alan Gesaratsyan'ın aile hayatıyla ile ilgili görüşlerine katılmasam da, aradan geçen 100 küsur yıllık zamanda kadınların toplumsal hayatlarına dair gelişmelerin çok da Gaseratsyan'ın ve elbette bizim istediğimiz kadar olmaması insanın canını sıkıyor elbette. Hani bundan yüzyıl önce de aynı fikirde olan kadınlar olması sevindirici, ancak yüzyılda alınan arpa boyu kadar yol üzücü...
Kitabın ikinci ismi 1841'de doğan Sırpuhi Düsap. Fukaraperver Kadınlar Cemiyeti'nin kurucularından olan Düsap 1883'te yayınlanan ilk romanı Mayda'nın aile kurumuna zarar verdiği gerekçesiyle erkek entelektüellerden aldığı tepkilere rağmen daha sonraki iki romanı "Siranuş" ve "Araksiya ya da Mürebbiye" de de kadınların kurtuluşuna dair temaları işlemeyi sürdürmüş. Ben nedense Düsap'ın aldığı tepkileri yakın zamanda kaybettiğimiz kıymetli yazar Duygu Asena'nın "Kadının Adı Yok" kitabıyla birlikte yaşadıklarına benzettim...
1873'te doğan Sibil kitabın üçüncü kadını. Milletperver Ermeni Kadınlar Cemiyeti kurucularından olan Siil ateşli bir kadın hakları ve kadın eğitimi savunucusuymuş. Çalıkuşu gibi taşra okullarında da öğretmenlik yapan Sibil'in eşi Hrand Asadur birlikte hazırladığı Ermenice ders kitaplarından Tankaran (Hazine) günümüzde de İstanbul Ermeni okullarında edebiyat ders kitabı olarak okutulmaya devam ediyor. Sibil'in en önemli eseri ise 1891'de yayınlanan "Bir Kızın Kalbi" adındaki kitabı. Romanlarında evlilik, aşk, kadınların kamusal alana girmesi ile ilgili önemli tahliller yapan Sibil 1934'te İstanbul'da hayatını kaybetmiş.
Geçen yıl Osmanlı Ermenileri Konferansı'nda Elif Şafak'ın hayatına dair şahane bir sunum yaptığı Zabel Yesayan ise kitabın dördüncü ismi. Sorbonne üniversitesinde edebiyat ve felsefe derslerini takip eden, böylelikle üniversiteye giden ilk Ermeni kadın olan Yaseyan savaş ve şiddet karşıtı söylemleriyle dikkat çekmiş. 1914'te güç koşullar altında yurtdışına çıkmayı başaran Yesayan 1933'ten sonra Sovyet Ermenistan'ına yerleşmiş, 1937'de Stalin kovuşturmaları sırasında tutuklanıp Sibirya'ya sürülmüş, 1942 ya da 1943'te bilinmeyen koşullar altında Sibirya'da hayatını kaybetmiş.
Feminizmi var eden kadınlar, makyaj, abartılı kıyafetler
Kitabın son ismi ise Türkiye kadın hareketinin en uzun soluklu kadın dergisi Hay Gin'i (Ermeni Kadını) yayınlayan Hayganuş Mark. Feminizmin bir adalet feryadı olduğunu söyleyen ve kendisini ilk feminist aktivist Ermeni kadını olarak tanımlayan Mark 1926'da Hay Gin'de yazdığı Feminizm başlıklı makalesine şöyle başlıyor:
"Kadınlar itirazlarını yükseltmek için her adım attığında, hemen umulmadık bir köşeden kocaman bir taş fırlatılır feminizme. Günün cart renkleri, berbat kıyafetler, çıplaklık, bayağılık kokan tavırlar, hayasızca abartılan makyaj... Feminizmi var eden kadınların böyle şeyler yaptıkları vaki mi?"
Bir Adalet Feryadı" benim için bu yazın cidden keyifli okumalarından biri oldu. Utanarak söylemeliyim ki ne yazık ki varlıklarından bile haberdar olmadığım kadınların, kız kardeşlerimizin bundan 100 yıl önce şimdi söylediklerimize benzer şeyleri zaten söylemiş olduklarını görmek, hem rahatlatıcı, hem de ilerlemedeki yavaşlık nedeniyle üzücü.
Mücadele eden kadınlardan bazıları Ermeni'ydi..."
Kitabın sunuşunda haklı olarak bugüne kadar çok da varlıkları bilinmeyen bu kadınlarla ilgili sitemkar bir duruş sergileyen Melissa Bilal ve Lerna Ekmekçioğlu şöyle diyorlar: "Osmanlı kadınlarının aile, eğitim, çalışma ve siyaset alanlarındaki özgürleşme mücadelesi 19.yüzyıl ortalarından itibaren başladı. Bu mücadeleyi veren kadınlardan bazıları Ermeniydi..."
Şimdi biz, o Ermeni kadınların hikayelerini bundan yıllar sonra tıpkı onlar gibi anılacak genç kadınlardan öğrendik, ben kendi adıma teşekkür ediyorum. Ancak şunu da eklemeleyim ki, biz Osmanlı dönemindeki öncü kız kardeşlerimizi öğrenmeye de zaten daha yeni başladık... Nezihe Muhiddin ile Hayganuş Mark'ı aynı dönemde öğreniyoruz. Ondadır ki aslında bu yüzyıllık süreçte sadece Ermeni kadınları değil, bütün kadınlar yok sayıldı, bunu anımsamak lazım...