Yazar Mustafa Özmen
Başlık 100 Yaşında Bir Çocuk... William Saroyan
Yayın Mavi Defter
Tarih 01.09.2008

Dünya edebiyatının değerli isimlerinden birinin, William Saroyan'ın 100. doğum günü kutluyoruz. Kendine has içten ve yalın üslubu, süssüz coşku dolu dili ile evrensel bir öykü ustası olan Saroyan, öykülerinde 'insanı' anlattı. Türkçede yayınlanan tek romanı olan İnsanlık Komedisi'nde de, öykülerinde kurduğu dünyayı yaşatmayı başardı.

 


"Çocuğun gördüğü düştür barış.

Ananın gördüğü düştür barış.

Ağaçlar altında sevdalıların

sevda sözleridir barış."*


William Saroyan, Bitlis'ten Amerika'ya göç eden Ermeni bir ailenin, Amerika'da doğan ilk çocuğudur. 31 Ağustos 1908'de Kaliforniya eyaletinin Fresno kasabasında doğar. Üç yaşındayken babası ölür. Anne bir süreliğine çocukları yetimhaneye bırakmak zorunda kalır. Aile yetimhane yıllarının ardından yine Fresno'da bir araya gelir.

Saroyan'ın okul yaşamı uzun sürmez. On beş yaşında okulu bırakır. Birçok işte çalışır ama Saroyan'ın aklında yalnızca yazar olmak vardır. Hem çalışır, hem öykü yazar. Öykülerini dergilere gönderir ama öyküleri beğenilmez, editörlerce yayınlanmaz. Tam yazmaktan vazgeçeceği an bir öyküsü Story dergisinde yayınlanır. Böylece Saroyan'ın 1933'ten başlayıp, ölünceye değin süren yazarlık yaşamı başlar. İnişli çıkışlı bir yaşama karşın yazarlık süreci üretkendir, verimlidir. Saroyan, 1981'de Fresno'da ölür.

Ödüller… Ödüller…

Saroyan, 1939 yılında Pulitzer ödülünü kazanır. Yazar, ödül alan yapıt ile öbür yapıtları arasında ayrım yapmaz. Ödül alan yapıt öbür yapıtlarından ne daha iyi ne de daha kötüdür. Saroyan ödülü almaz. Pulitzer Ödülünü reddeder. Saroyan'da şunu görüyoruz. Her sanat yapıtı kendi içinde biriciktir. Bir sanat yapıtı değerlendirilirken, başka bir sanat yapıtıyla karşılaştırılamaz. Bu en başta, yazara yapılan haksızlıktır. Yazara, bir yapıtından ötürü ödül verildiğinde, aslında öbür yapıtlarının ödülü hak etmediği söylenir. Ödül sistemi, yazara, sanatçılara, sanata yapılan bir haksızlıktır. Bir ödül verilecekse, insana, insanlığa yaptığı katkılardan ötürü verilmelidir. O ödülü ise insanlık önünde sonunda verecektir. Saroyan ödülünü çoktan almıştır. 100. doğum gününde hala yaşayan bir yazardır Saroyan. Bugün, aldığı ödüllerle, gazetelerde, dergilerde boy gösterenlere baktıkça, içim sızlar. Yazar, başta kendisine olmak üzere öbür yazarlara yapılan haksızlığı görmezden gelir. Ödülü reddetme cesaretini gösteremez. Bu anlamıyla Saroyan aynı zamanda cesur bir yazardır.

İnsanlık Komedisi, 1943 yılında yayınlanır. Saroyan'ın ilk romanıdır. Bu romanın ilginç bir öyküsü vardır. Roman kitaplaşmadan, sinemaya uyarlanır. 1942 yılında MGM film şirketi Saroyan'a, savaşın insanlara etkisine ilişkin bir öykü yazmasını ister. Öykü aceleyle, senaryoya dönüştürülür. Senaryo, öyküden, ana kaynağından uzaklaşmış, savaşın hizmetine sunulan bir yapıt olmuştur. (Senaryoyu Howard Estabrok'un yazmasına karşın "En İyi Orijinal Öykü" dalında 1944 Oscar'ı Saroyan'a verilir). Saroyan, bu filmin tüm haklarını almak istese de MGM şirketi buna yanaşmaz. Saroyan, savaşın hizmetine giren filme katkısı olduğu için kendini eleştirecektir.

Özlenen Kent… Ithaca

Yapıt, Kaliforniya'ya bağlı İthaca'da geçer. "İthake", Homeros'un, Odysseia yapıtının kahramanı, Odysseus'un yurdudur. İthake bir kahramanın yurdu iken, Ithaca sıradan insanların yurdudur. İkisi de özlenen, ikisi de sığınılan yurttur. Saroyan'ın, savaş döneminde anlattığı Ithaca, 2.Paylaşım Savaşı döneminde hem savaşla iç içedir hem de bir o kadar savaştan uzaktır. Savaşa birçok oğullar verir. Kimi kavuşur Ithaca'ya, kimi kavuşamaz. Savaşa karşın, Saroyan özlenen bir kent yaratır. Bu kent, içinde kötülük barındırmayan insanların kentidir. Yaşam dingin akar. Bir koşuşturma vardır. Ama bu sıradan insanların olağan koşuşturmasıdır.

Saroyan arka planda ise savaştan, askerlerden söz eder. Bir yanda dingin bir yaşam ve Ithaca vardır. Öbür yanda ise savaş ve savaşın insanlar üzerindeki olumsuz etkisi. Saroyan, Ithaca'yı olumlayarak savaşa karşı çıkışlarını başlatır.

Bayan Macauley

Roman Macauley ailesinin çevresinde geçer. Sıradan Amerikalı bir ailedir. Ama bu ailede ilişkiler insani değerlerle kurulur. Baba ölmüştür. Çocukları yetiştirme sorumluluğu annenin sırtındadır. Anne çocuklara insan olma bilincini aşılar. Temel düşüncesi insanı sevmektir. Sokağın, yetişkinlerin anlattığı gibi bir korku merkezi değil, yaşam alanı olduğunu savunur. Çocukların insanları ve sokağı tanıması için serbest bırakır. Bir yandan da çocukları gözlemler. Gerektiğinde önerilerde bulunur. Çocukların özgür bireyler olması için alan açar.

Telgrafhane

Macauley ailesinin ikinci çocuğu Homer, hem okur hem telgrafhanede çalışmaya başlar. Habercidir. Saroyan, 2. Paylaşım Savaşı'nın toplum üzerindeki etkisini bu telgrafhaneyle ve Homer ile anlatır. Homer severek işe başlar. Dönem savaş dönemidir. Savaş dairesi başkanlığı başlığıyla gelen her haber ölüm iletisidir. İlettiği ölüm haberleri onu sarsar. Telgrafhane ölüm merkezi, Homer ise ölümü duyurandır. Homer savaşı, ölümü sorgulamaya başlar. Ölüm bir anneye nasıl anlatılabilir… Anlatılabilir mi. İnsanlar neden savaşır. Ama Homer bütün bu sorunlara karşın çalışmak zorundadır. Ağabeyi Marcus'ta askere gitmiştir. Homer ailenin geçimine katkıda bulunmak zorundadır.

Telgrafhanenin yaşlı kurdu Gragon... Hem zamana hem teknolojiye karşı savaşım verir. Yaşının ilerlemesine karşın çalışır Gragon. Sürekli alkol alır, belki bu iş alkolsüz zor yapılır da ondan, ama işinin sayılı ustalarındandır. Telgrafın dilinden iyi anlar. Ama onun yaşı ilerlerken öbür yandan teknolojide gelişim sağlar. Telgrafhanede insanın yerini makineler almaya başlar. O makinelere karşı direnir ama bilir ki makineler er ya da geç onun yerini alacaktır. Yılların deneyimini Homer'e aktarır. Anne Macauley'de görülen insan ve sokak sevgisi yaşlı Gragon'da da görülür. Herkesin korkuyla baktığı Çin mahallesine, yaşlı Gragon "git" der. "Korkma insandan" der. Tüm insanlar Gragon için birdir.

Bir acayip soygun

Telgrafhanenin müdürü Spangler... Telgrafhane insanları erken olgunlaştırsa gerek. Spangler olgun, ağırbaşlı, iyi bir gözlemci, insan canlısı biri. Bir gün parası olmayan asker görünümlü birinin telgraf ederini üstlenir. Bu asker görünümlü genç, günlerden bir gün telgrafhaneyi soymaya gelir. Ama biz sonradan anlarız ki bu bir soygun değil bir arayıştır. Spangler bu gence yardım ettiğinde, genç hayatında ilk kez ona iyilik yapan birini bulur. Acaba bu adam gerçekten iyi biri mi, yoksa iyi biriymiş gibi mi davranır. Genç adam, müdür Spangler'i sınamaya gelir. Bu genç, yaşamı boyunca birçok işte çalışmış, insanların ikiyüzlülüğünden, bencilliğinden bıkmıştır. İnsanları sevmeyen, insana güvenmeyen biri olup çıkmıştır. Yaşamda bir dayanak arar. İyi bir insan arar. Yalnızca bir tek iyi insan arar. Müdür Spangler'i bulur. Saroyan burada ciddi bir kapitalizm eleştirisi yapar. Kapitalizmin insanı neye dönüştürdüğünü biz soyguncu gençte görebiliriz. İnsan paçavraya döner. Güvensiz, sevgisiz, değersiz yaşar. Kapitalizmin insani değerleri talan eden, bir soygun kültürü olduğu görülür.

Sınıf

Homer'in okuduğu sınıf, varsıl ile yoksulların bir arada okuduğu karma bir sınıftır. Sınıfsal ayrımlar günümüzde olduğu kadar keskin değilse bile belirgindir. Okulda görünümü en temiz olan, derslerde, yarışmalarda en başarılı olanlar varsıllardır. Homer'in iki yüz metre engelli yarışında şampiyon olma isteği de alttan alta gelen sınıf savaşımın bir parçasıdır. Homer hem kendini kanıtlayacak, hem de sınıfın varsıllarına bir ders verecektir.

Eski Uygarlık Tarihi öğretmeni Bayan Hick… Bu öğretmen öğrenciler arasında sınıf ayrımı yapmaz. Öğrencileri notlara göre değerlendirmez. Sınıfları uzlaştırmak isteyen bir öğretmendir. Bayan Hick, ABD'nin demokratik bir ülke olduğunu düşünür. O demokratik bir ülkede herkesin eşit olduğuna, herkesin özgürce kendini geliştirebileceğini inanır. Tek tip insan değil, bir birlerinden farklı insanlar yetiştirmek ister. Bayan Hick sınıfsal ayrımını görür ama sınıfların uzlaşmazlığını görmezden gelir. Demokrasiyle her şeyin düzeleceğine inanır. Şunu görmez, içi boşaltılan bir kavram ister demokrasi olsun, ister eşitlik olsun, ister özgürlük olsun, bir anlam taşımaz. Bayan Hick iyi niyetli biri… tamam… ama iyi niyetli olmak yetmez.

Kod Adı: Kayısı aşırma operasyonu

Ithaca'nın yoksul çocukları sokakta büyür. Çocuklar sokakta gezmeye çıkmaz, sokakta büyürler. Kendi ilişkilerini, kendi düzenlerini kendileri belirlerler. Sokak yaşam alanıdır. Yaşamın canlılığı çocukların günlük hikayeleriyle dillenir. Bizim gündemimizdeki operasyonları bir kenara bırakırsak, çocukların gündemindeki operasyon, kayısı aşırma operasyonudur. Büyük bir gizlilik içinde planlanır operasyon. Operasyondan önce fraksiyonlar arası ciddi bir tartışma… Kayısı martta olgunlaşır mı, olgunlaşmaz mı. Tartışmadan operasyon yapma kararı çıkar. Özenle görev alacak kadrolar belirlenir. Hedefe doğru tırsa tırsa gidilir. Ama gidilir. Ne mi elde edilir. Bir adet olgunlaşmamış yeşil kayısı. Böylece çocuklar martta kayısının olgunlaşmadığını öğrenirler. Bilgi edinme süreci, sokağın da bir okul olduğu kanıtlanır.

Ulysses Macauley… Macauley ailesinin ve mahalle çocuklarının en küçüğü. Meraklı. Her şeyi inceleyen küçük bir bilge. Saroyan'ın gözleri ile meraklı küçük Ulysses'in gözleri birbirine benzer. İşte Saroyan'a yüz yaşındaki çocuk dememizin nedeni… Saroyan da dünyaya çocuklar gibi, soran ve sorgulayan gözlerle bakar. Çocuk gözüyle bakar.

Savaşı kim ister

Marcus, birçok asker gibi neden orduda olduğunu bilmez. Ama ordudadır. Kentlerden toplanan yoksul gençler için ordu bir kurtuluş yolu, para kazanma yolu iken, kimileri içinse orduda olmak, kahramanlığa açılan bir kapıdır. Saroyan, Homer'in ağabey'i Marcus'un mektubu ile savaşı yargılar. Marcus hem kendisiyle, hem insanlık ile hesaplaşır. "…Keşke asker olmasaydım. Keşke savaş olmasaydı." Bunları söyleyen Marcus savaştan bir daha dönmeyecektir. Savaşı en iyi bir asker anlatabilir. Marcus savaşın olmadığı bir dünya düşler. Bu düşüncesini de insan kavramıyla temellendirir. Marcus'a göre insan olan, düşman olamaz. Yaşamı ne kadar yalın anlatıyor, "insan olan, düşman olamaz".

2008 Saroyan yılı

Unesco, 2008 yılını yazarın, 100. doğum gününden ötürü Saroyan yılı ilan etti. Saroyan savaşın değil, barışın, insanın etkin olduğu bir dünya düşledi. Bize düşen Saroyan'ın düşlerini diri tutmak, insana yolculuğa devam etmektir.


* Yannis Ritso