Yazar Markar Esayan
Başlık Doğduğu Yerde Bir Sürgün: William Saroyan
Yayın Taraf Gazetesi
Tarih 01.09.2008

William Sorayon, namıdiğer Aram Karaoğlanyan, Bitlis'ten göçen Ermeni bir ailenin çocuğu olarak Amerika'da doğdu. Doğduğu ülkede sürgün olarak yaşadı. Tüm yaşamını özetlercesine, kalbinin yarısının Anadolu'ya, yarısının da Ermenistan'a gömülmesini vasiyet etti.

Unesco, doğumunun yüzüncü yılına denk gelen 2008'i William Soroyan yılı ilan etti. Yaşadığı dönemde Amerikan edebiyatının Hemingway, Steinbeck, Faulkner ve Caldwell ile birlikte en büyük yazarları arasında sayılan Saroyan, Amerika' da eski ününe sahip değil.

Maalesef ülkemizde de yeteri kadar tanınmıyor. Unesco'nun 2008'i ünlü yazara atfetmesini fırsat olarak gören Soroyan severler, ünlü yazarı Amerika, Fransa ve Ermenistan' da çeşitli etkinliklerle anıyor. Bu ülkelerin arasında Türkiye'nin de yer alması düşünülmüş, ancak, 2007' de Hrant Dink'in katledilmesi bu girişimi engellemiş. Türkiye' de Ermeni cemaati kendi imkânlarıyla bu büyük yazarı anarken Aras Yayınevi de içinde 1964 yılında Türkiye'ye yaptığı ziyarette Fikret Otyam' ın çektiği fotoğraflar ve yazarın kendisiyle yapılmış söyleşilerin de yer aldığı bir kitapla ustayı selamlamaya hazırlanıyor. Türkiye'de atmışlı yıllarda Varlık Yayınları'ndan kitapları çıkan Saroyan'ın eserleri, bugün Aras Yayınevi ve Aziz Gökdemir'in titiz editörlüğünde okuyucuya ulaşıyor. Amerika'da doğmuş olmasına rağmen Ermeniliğine ve Anadoluluğuna özenle sahip çıkan, çoğu eserinde bu topraklardan giden göçmenlerin hayatından kesitler sunarak Amerikan edebiyatına Anadolu'nun soluğunu üfleyen William Saroyan'ın, Türkiyeli okuyucular tarafından da hak ettiği ilgiye kavuşmasını umarak ünlü yazarın yaşamı ve edebiyatından küçük bir kesit sunuyoruz.

Yeni ülkede ilk kayıp

Ermeni asıllı ünlü Amerikalı yazar Saroyan (Ara m Karaoğlanyan) 100 yıl önce bugün, yani 31 Ağustos 1908'de Kaliforniya eyaletinin Fresno kentinde doğdu. Ailesi o doğmadan sadece bir yıl evvel Bitlis'ten göç etmişti. Babası Armenak henüz Bitlis'teyken presbiteryen rahip William Stonehill'den etkilenerek rahip olmuştu. Armenak'ın kayınpederi Minas ölüm döşeğindeyken "Kötü günler yakın, ne yap et bu ülkeden ayrıl, mümkünse Amerika'ya git" deyince göç kararı alınır. Presbiteryen rahibe duyulan minnetle William adı verilen çocuk (Göçmen Ermeniler çocuklarına genellikle çift isim verirler. William'ın Ermeni ismi Aram'dır.) ailenin bu yeni, yabancı ülkede doğan ilk üyesidir. Yeni ümitlerin bağlandığı, daha güvenli ve huzurlu olacağı ümit edilen bir geleceğin ilk müjdesi olarak kabul edilir. Sadece köklerini, geçmişlerini, mezarlarını, topraklarını, akrabalarını değil, uğruna vatanlarını terk ettikleri tüm kötülüklerin de arkalarında kaldığını ümit ederler. Oysa yaşamın değişmez kuralları her yerdedir. Nitekim aile çevresinde "Bu dünya için fazla iyi" diye tasvir edilen baba Armenak, William henüz üç yaşındayken tüberkülozdan vefat eder.

Bu talihsiz olay üzerine anne Takuhi, William ve üç kardeşini Oakland' daki bir yetimhaneye vermek zorunda kalır. Bu durum William'ı çok derinden etkiler. Yetimhaneye konmak, onun için babasından sonra annesini de kaybetmek manâsına gelmektedir. Beş yıl sonra annesi bir meyve paketleme fabrikasında iş bulur ve aile nihayet yeniden birleşir.

Benim adım Aram

Ermeni göçmenlerin yoğunlukla yaşadığı bir yer olan Fresno'ya geri dönen William önce devlet okuluna yazılır, sonra da Fresno'daki teknik okula devam eder. Ancak okulla arası pek iyi değildir. Annesi bir gün kendisine babasının bazı yazılarını gösterir. Neredeyse hiç tanımadığı babasının bu özelliği onu çok etkiler. Yazar olmaya karar verir. Çocukluğundan itibaren -aralarında cenaze levazımatçılığı ve postacılık da olan- değişik pek çok işte çalışmış, bu deneyimleri ona, daha sonra pek çok oyun ve hikâyelerinde kullanacağı karakteri yaratmak için ilham alacağı işçi sınıfını yakından tanıma fırsatı vermiştir. Yerel ve gezgin tiyatro gruplarını yakından takip eder. Bir Ermeni göçmen olarak pek çok önyargıyla da baş etmek zorundadır. Yabancı adlı öyküsünde, Amerikalı olmak üzerine yaşadığı bir deneyimi anlatır. "Ben Amerikalıyım" diyen William'a (Aram) Arap asıllı arkadaşı Hawk bunun mümkün olmadığını, düş kırıklığı yaşamak istemiyorsa, kendisini Amerikalı olarak tanıtmamasını söyler. Arkadaşına göre göçmenler, adı üzerinde göçmendirler işte ve asla Amerikalı kabul edilmeyeceklerdir. Nitekim bu konuşmadan bir ay sonra öğretmenleri bayan Clapping öğle yemeğinden sonra dersi keser ve "Öğle yemeği için eve giden Ermeni öğrenciler, size söylüyorum, sarımsaklı yemek yemeyi kesin, koku tahammül sınırımı aştı artık" der. Hawk, bu hakarete nasıl karşılık vereceğini görmek üzere Aram'a bakar. Gerçekten de o öğlen kızarmış patlıcan, güveçte kuzu buduyla pişmiş bamya, çalı fasulyesi türlüsü yemiştir ve ona göre bu yemekler sarımsaksız yenecek gibi değildir. Öğretmenine "Camı açın o halde" diye cevap verir. Bayan Clapping çocuğun adını öğrenmek için sınıf defterini açarken "Evet, işte ismin burada, eminim sen nasıl söylendiğini biliyorsundur, ama Tanrı şahidimdir ki ben bilmiyorum" diyerek ikinci ırkçı göndermesini yapar. Öğretmeni Aram'la baş edemeyince cezalandırılması için onu müdürün odasına gönderir. O ise eve gider. Annesine durumu anlatır ve artık okula gitmek istemediğini söyler. Annesi onun umduğunun aksine "Ermeni yemeklerinin onurunu korumaya bu kadar hevesli olma. Evde sarımsaklı yemek olduğunda bir tutam maydanoz çiğnersin, olur biter' diyerek, bir göçmenin yeni ülkede nasıl ayakta kalacağının ipucunu verir. Aram düş kırıklığına uğrar lâkin annesi ona hem Ermeni hem de Amerikalı olmanın basit ve uygulanabilir kuralını öğretmiştir. Hayat, nerede olursa olsun bu varoluş imkânlarını aklı olana sunmaktadır. Aram, okula döner ve müdürden yediği okkalı dayak sayesinde annesinin haklılığına ikna olur.

Yıllar sonra Literary Digest dergisinin mülakâtında (O dönemin etkin bir magazin dergisi, 1938'de Time'la birleşti) soyadının nasıl okunduğu sorulunca, "Ermenice' de sor-row-yan (saroyan) okunur, vurgu 'yan' dadır. Amerika'da aksan 'roy'a konarak yanlış vurgulanıyor' der. Sorrow İngilizce' de keder anlamına gelir...

Saroyan sahip olduğu etnik kimliği her zaman bir zenginlik olarak görür. Ermeniler'in Anadolu' dan getirdiği kültürel miras, aile gelenekleri, yakın ilişkiler ve dayanışmadan gurur duyar. "İngilizce yazmama ve Amerika' da yaşamama rağmen, kendimi Ermeni bir yazar olarak görüyorum. Kullandığım kelimeler İngilizce ve tasvir ettiğim, etrafımı çevreleyen dünya Amerika'ya ait olmasına rağmen, bana yazı yazdıran ruh Ermeniliğe ait. Bu benim Ermeni bir yazar ve güçlü Ermeni edebiyatı geleneğine ait olduğum anlamına geliyor" sözleri onun kendi kimliğiyle ilgili duygularını en sade ve aracısız şekilde ifade eder.

Yıllar sonra Literary Digest dergisinin mülakatında soyadının nasıl okunduğu sorulunca, "Ermenice' de sor-row-yan (soroyan) okunur, vurgu 'yan/dadır. Amerika'da aksan' roy' a konarak yanlış vurgulanıyor" der. Sorrow İngilizce'de keder anlamına gelir...

Parlak edebiyat kariyeri

13 yaşından itibaren yazmaya başlamasına rağmen uzun süre eserlerini bastıramaz. 1928 yılında kısa bir hikâyesi Overland Monthly'de ilk kez yayımlanır. 1933 yılına kadar işler pek iyi gitmez. Açlıktan ölmek üzere olan bir yazarı anlattığı öyküsü The Daring Young Man on the Flying Trapeze, Story dergisi tarafından kabul edilir. Teklif almadığı halde Story editörlerine her gün bir öykü göndereceğini yazar. Sözünde de durur. Ermenice-İngilizce yayımlanan haftalık dergi Hayrenik'te Şirag Goryan takma ismiyle öyküleri yayımlanır. The American Mercury, Harper's, The Yale Review, Scribner's, The Atlantic Monthly gibi dergileri öykülerini basmayı kabul eden diğer dergiler olur. 1934 yılında Random House Yayınevi The Daring Young Man on the Flying Trapeze and Other Stories adlı kitabı yayımlar. Saroyan bu kitabı sadece 33 günde yazmıştır. Kitap o yılın en çok satan edebiyat kitabı olur.

1936' da ise kısa öykülerinin yer aldığı bir derleme olan Inhale & Exhale yayımlanır. Artık o, Hemingway, Steinbeck, Faulkner ve Caldwell gibi, Amerika'nın gurur duyduğu en ünlü yazarlardan biri olmaya çok yakındır. Klasik eleştirmenler onun yazım tarzını dağınık ve odaksız olarak nitelendirse de, 1930-1940 yılları, eserlerinin en çok dikkat çektiği ve ticari başarı kazandığı yıllar olur. Saroyan bu devrede tiyatro oyunları yazmaya başlar. 1939' da The Time of Your Life adlı oyunu Pulitzer Ödülü'ne layık görülür lakin Saroyan, sermayenin sanatı belirleyemeyeceği gerekçesiyle bu ödülü reddeder. Oyun 1948'de James Cagney'in başrolünü oynayacağı bir filmin senaryosuna dönüşür. Yine kısa öykülerden oluşan, kendi çocukluğunu ve köksüzlüğün ıstırabını yaşayan göçmenlerin dünyasını anlattığı My Name is Aram (Benim Adım Aram) 1940'ta yayımlanır ve dünya çapında çok satanlar listesine girer. Human Comedy (Insanlık Komedisi) 1943'te yayımlanır. Kaliforniya'nın San Joaquin Vadisi'ndeki İthaca' da geçen romanın kahramanı olan Homer bir telgrafçıdır, İkinci Dünya Savaşı sırasında küçük kasabada keder ve mutluluğun içiçe geçmişliğinin tanıklığını yapar. İşte Homer'ın, oğlunun öldüğüne dair telgrafı götürdüğü kadını anlatan bölümden çarpıcı bir pasaj: Homer bir solukta, "Bayan Sandoval, oğlunuz ölmüş. Belki de bir yanlışlık olmuştur. Sizin oğlunuz değildir ölen. Belki bir başkasıdır. Telgrafta Juan Domingo yazıyor. Ama telgraf yanlış olabilir" dedi.

Roman MGM tarafından 60.000 dolara satın alınır ve Saroyan' a yapımcı direktörlüğü görevi için de 1500 dolar haftalık ücret ödenir. Mickey Rooney ve Frank Morgan'ın başrolünü oynadığı film Oscar ödülünü kazanır. Aynı yıl 17 yaşındaki Carol Marcus'la evlenir. Bu evlilikten daha sonra şair olacak Aram ve aktris olacak Lusi isminde iki çocuğu olur. Çift kısa sürede boşanır. Ancak ihtiraslı ilişkileri devam eder. İki yıl sonra tekrar evlenir ve tekrar boşanırlar. Carol daha sonra ünlü aktör Walter Matthau ile evlenecektir. 1940'lı yılların ortasında Soroyan için yaşam zor ve düzensizdir. Aile ilişkilerinde yaşadığı ve tiyatro yönetmenleriyle yaşadığı sorunlar yetmezmiş gibi İkinci Dünya Savaşı'nda askerliğe çağrılması onda derin sarsıntı yaratır, içine kapanır. Yazmaya devam etse de, oyunlarının sahnelenmesini istemez. Saroyan atmışlı yıllardan öldüğü yıl olan 1981'e kadar kısa öykü ve tiyatro eserleri yazmaya devam eder. Hayatı boyunca 1500' den fazla öykü, 12 tiyatro oyunu ve 10 roman yazmıştır. Onun bağımsız, kendine özgü, otobiyografik öğelerle zenginleşen, basit cümlelerle betimlenen "küçük" insanların yaşamına sızan dili, dünya edebiyatına "Saroyanesk" tabir edilen bir tür (genre) kazandırmıştır.

Saroyan 1981 yılında kanserden öldüğünde doğduğu yer olan Fresno' da gömüldü. Vasiyeti gereği kalbinin bir kısmı Van Gölü'ne ve ailesinin anavatanı olan Bitlis' e uzak olmayan Ağrı (Ararat) Dağı'nın eteklerine, bir kısmı da Yerevan'daki Ünlüler Panteonu'na gömüldü.