Yazar Behçet Çelik
Başlık Hrant Dink: Ayrıkotu
Yayın Virgül Dergisi
Tarih 11.03.2008

Bazılarının anlamadıkları ya da ısrarla anlamadıkları, bazılarının da anlamazdan geldikleri ya da anlamamak için özel çaba harcadıkları bir konu var: Öyle ya da böyle, Hrant Dink'in öldürülmesinin taşıdığı anlamı, bu cinayetin herhangi bir cinayet olmadığını görmüyorlar, görmek istemiyorlar-bir nevi renk körlüğü olsa gerek. 19 Ocak 2007'den bu yana Dink cinayetinin özgüllüğünü ve önemini görmeyenlerin bu cinayeti başka cinayetlerle her fırsat bulduklarında karşılaştırdıklarına sıklıkla tanık oluyoruz.  Oysa bugün Hrant Dink cinayetinden sadece siyasi bir cinayet olarak söz etmek dahi –ne yazık ki, evet, akıl dışı ama ne yazık ki böyle- bu cinayeti değerlendirirken bizi yanlış yargılara götürebilir. Yine sıkça rastlanan bir durum da, "Hepimiz Hrant'ız" sloganının bir benzerini, Hrant Dink'in adının yerine başka bir isim koyularak söylenmesi, daha da ötesi bununla yetinilmeyip "Hepimiz Hrant'ız" diyenlerin, neden "Hepimiz X'iz" gibisinden sözler söylemedikleri için eleştirilmeleri. Bütün bu çabaların, Dink cinayetinin –neredeyse- adi bir cinayet olarak algılanmasını arzulayanların psikolojik baskı yöntemleri olduğu çok açık.

Şunu kabul etmeliyiz. Hrant Dink rastgele seçilmiş bir hedef değildi; o bir "ayrıkotu" olduğu için öldürüldü. Gerçek anlamda bir ayrıkotuydu. Türkiye'de "sözde" yeni ceza yasasıyla ifade özgürlüğünün önüne engeller konduğunda, yeni suçlar ihdas edilerek yasaklanan sözleri çekinmeden söyleyebilen, bu söylediklerinin tam zıddını da, başka bir ülkede, ifade özgürlüğünü engelleyecek bir yasanın yürürlüğe girmesi halinde o ülkeye giderek orada da söyleyeceğini belirten biriydi. Öte yandan Hrant Dink aklın karşısına kalbiyle çıkan biriydi - Aklın ideolojiler üstü hâkimiyetinin karşısında da ayrıkotuydu. Hrant Dink kendi ayrıkotluğunun katmerli bir ayrıkotluk olduğunu şu sözleriyle ifade etmişti: "Biraz iyi bir Ermeni'yimdir, iyi bir solcuyumdur. Bu ikisi bir araya gelince bu ülkede neler olduğunu bilirsiniz…"
Hrant Dink, bu nedenle, hayli tehlikeliydi ayrıkotları bulunmayan, tektip bir ülke isteyenler için; ama onun seçilmesinin nedeni, onun öldürülmesinin başka nedenlerden ötürü, başka biçimlerde ayrıkotu olanların, kendini ayrıkotu hissedenlerin hepsinin üzerinde tedhiş ve korku yaratacağının öngörülmüş olmasıydı aynı zamanda. Böylesine kalpten konuşan birinin öldürüldüğü yer ve zamanda nasıl olacak da başka ayrıkotları ses çıkartacaklar – ses çıkartmak ne kelime!- nasıl yaşayacaklar? Hrant Dink tek bir kişi üzerinden, bu kişinin mensup olduğu topluluklardan daha geniş topluluklara gözdağı verilmesi amacıyla hedef seçilmişti, ama bu cinayet planlayanların ummadığı biçimde, farklı mensubiyetleri, aidiyetleri ya da tercihleri nedeniyle ayrıkotu olanların, kendini ayrıkotu hissedenlerin ya da hissettirenlerin ortak tepki vermelerine vesile oldu. Özellikle merkez medyanın aksi yöndeki psikolojik-ideolojik baskısına karşın bu cinayetin gerçek anlamda aydınlanması konusunda umut verici kimi gelişmelere tanık olabiliyorsak, bunlar biraz da bu ortak tavır sayesinde. Ayrıkotlarının ortak tavırları daha geniş kesimlerde, bir nebze de olsa, ortak bir bilinç yaratmış durumda - bu cinayetin arkasında, mahkemede yargılananların haricinde, üst mevkilerde "birilerinin" daha bulunduğuna dair bir bilinç.
Dink cinayetini önemsizleştirmeye çalışanların karşısında bu cinayetin gerçek anlamını ortaya koymaya çalışanlar, Dink'in öldürüldüğü 19 Ocak 2007 tarihinden bu yana çeşitli platformlarda bu yöndeki arzularını ifade ediyor, bu yönde çaba harcıyorlar. Çok geniş bir ölçek içerisinde, birbirinden hayli farklı siyasi görüşteki insanların Hrant Dink'e –kiminin uzaktan uzağa, kiminin kurdukları kişisel ilişki içerisinde- duydukları muhabbeti ifade etmeleri de ayrıkotlarının bir başka özelliğine dikkat çekiyor belki de… Ayrımcılığa, dışlanmışlığa ve baskıya farklı biçimlerde, farklı düzlemlerde muhatap olanların ortak duyarlıkları, birbirlerini hemen tanımaları, birbirlerine kanlarının kaynaması…
Ayrıkotlarının bu ortak duyarlıkları nedeniyle olsa gerek. Paris'te Hrant Dink'e ithaf edilen bir karikatür sergisi düzenlendi: Ümit Kartoğlu ile Ohannes Şaşkal'ın göçmenliği, göçmenlerin yaşadığı entegrasyonu konu alanı "Le Chiendent / Ayrıkotu" başlıklı karikatür sergisi. Bu sergide yer alan karikatürler aynı isimle kitap olarak da yayımlandı Fransa'da.
Hrant Dink'in kurucusu olduğu Agos gazetesinin 18 Ocak 2008 tarihli nüshasında bu sergiyle ilgili olarak Lora Baytar'ın sorularını yanıtlayan Ohannes Şaşkal, projenin temelinde yer alan göç ve entegrasyon probleminin çizerlerin yapıtlarına, göç ve göçün psikolojisi, göçün insan ruhunda yarattığı çöküntüler, göçmenin uğradığı ayrımcılık, dışlanmışlık ve baskı…' olarak yansıdığını vurgulamıştı.
Projenin temelinde göçmenlerin entegrasyon sorunları yer almakla birlikte, bu karikatürler aynı zamanda yaşadığı toplumsal yapıyla, insan ilişkilerinin aldığı hallerle uyum sorunu yaşayan herkesin ruh halini yansıtıyor -yerimizden hiç kımıldasak da zamanla kendimizi göçmen hissettiğimiz bir çağda yaşamıyor muyuz?
"Le Chiendent /Ayrıkotu" Kartoğlu ile Şaşkal'ın birlikte katıldıkları ilk sergi değil, ama kömür madencilerini konu alan bir önceki ortak sergilerinin üzerinden neredeyse otuz yıl geçmiş durumda. Uzun zaman sonra buluşmalarını sağlayan ressam, heykeltıraş İsmail Yıldırım, otuz yıl öncesini şöyle anlatıyor kitabın girişinde:
Puslu bir dönemdi, Türkiye'nin en puslu dönemi. Çorum, Maraş katliamları olmuş, şehirler tetikteydi. (...) Ümit ve Ohannes'le bugünlerde tanıştım. Kömür madencileriydi konu. İlk kitapları olacaktı. Ben de editörleri olacaktım. Yeni basılmış kitabın sayfalarına burnumuzu gömerek koklayacaktık. (...) Paramız kıt ama çok hevesimiz vardı. Ama zaman dardı. Dar zamandaydık. 12 Eylül 1980'de cuntanın düdüğü çalınca...
Aradan bunca zaman geçti. Önce Ümit' le karşılaştım. Madenci kitabının heyecanı dün gibiydi. Oyunu yarıda kalmış çocuk heyecanıyla, "nerede kalmıştık" dedik. Bu kitap "ayrıkotu", kaldığımız verin devamıdır.
Yukarıda sözünü ettiğim söyleşide Ohannes Şaşkal' ın söyledikleri arasında bir nokta ilgi çekici: Hrant Dink 'in öldürülmesi. Şaşkal'ın karikatürü hayatından neredeyse bütünüyle çıkartmayı düşündüğü günlere rastlamış: bu tarihten sonra Agos'ta düzenli olarak çizgilerini yayımlamaya başlayan Şaşkal, "Hrant'ın öldürülmesinden sonra bunu bir görev olarak gördüğünü belirtiyor aynı söyleşide.
Şaşkal gibi çoğumuz için de 19 Ocak önemli bir tarih artık. 2005'te yayımlanan ikinci karikatür kitabının sonsözünü Hrant Dink'in yazdığı Aret Gıcır için de apayrı bir önemi var bu tarihin. Bu tarihten sonra Agos'ta karikatürlerini "19 Ocak Öncesine Dönmek İstiyorum" başlığı altında yayımlıyor Gıcır. Aras Yayıncılık da 19 Ocak'ın yıldönümünde Gıcır'ın bu karikatürlerini kitap olarak yayımladı.
19 Ocak Öncesine Dönmek İstiyorum. adlı kitabın girişinde, Hrant Dink'in öldürülmesinin ardından Aras Yayıncılık adına kaleme alınan ve Agos'ta yayımlanan yazıya yer verilmiş. Bu yazıda Hrant Dink'i tanıtırken belirtilen özellikler onun ayrıksı yanının, "ayrıkotluğunun" da ifadesi aynı zamanda:
Baştan ayağa bir duygu ve tutku insanıydı Hrant Dink. Kaleminden, dudaklarından dökülenler inandıkları, yüreğinde duyduklarıydı, yalansız, dolambaçsız. Bu yönüydü onu önyargılarla, basmakalıp düşüncelerle zırhlanmış diğer fanilerin gözünde tehlikeli biri, bir "khent," bir deli, sağı solu belli olmaz bir âdemoğlu yapan. Samimiyeti. yaşadığımız sahtelikler diyarında yegane kozuydu; aynı samimiyet, mitoloji kahramanı Aşil'in topuğu misali yegane zaafıydı da.
Aret Gıcır'ın bu kitaptaki karikatürlerinde kara mizah değil, kapkara bir mizah var. 2001 yılında Azınlıkyan adlı karikatür kitabı yayımlamıştı Aret Gıcır. Bu kitapta Krikor Azınlıkyan adlı bir Ermeni'nin gündelik hayatından kesitler, azınlık olmanın haletiruhiyesi hakkındaki karikatürleri yer alıyordu. 19 Ocak Öncesine Dönmek Istiyorum!'daki bazı karikatürlerdeki adamın da Krikor Azınlıkyan olduğunu düşünebiliriz, ama 2001 'deki -19 Ocak öncesindeki- neşeli, kendisiyle de, cemaatiyle de dalga geçmekten çekinmeyen halinden çok uzak Azınlıkyan bu kez. Bir karede şöyle sesleniyor: "Yediğim balık, içtiğim rakı. Hiçbir şeyin tadı yok... Kendi kendime diasporayım artık..."
19 Ocak 2007'den sonra ayrıkotlarının girdiği ruh halinin yanı sıra, Dink'in öldürülmesiyle ilgili
siyasi/ hukuki gelişmeleri de izlemek mümkün bu karikatürlerde. Gıcır ikinci kitabı Ben Topik Değilim'de de Ermenistan' a ve Türkiye'ye Erivan' dan bakmıştı. Hrant Dink bu kitaba yazdığı -son kitapta da yer alan- sonsözde "Ermenistan'ı çizgileriyle en iyi anlatan adam" diye tanımlamıştı Aret Gıcır'ı. 19 Ocak Öncesine Dönmek İstiyorum!'daki bir karede Hrant Dink'e şöyle sesleniyor Gıcır: "Sen yoksun topik oldum!"
Aret Gıcır önceki karikatür albümüne koyduğu Ben Topik Değilim adıyla, Ermenilerin bu ülkede turistik bir renk ya da sofrada bir çeşni olmadığını, kendi hususiyetleriyle bu ülkenin yurttaşları olduğunu söylemeye çalışmıştı. Şüphe yok ki bunu söylerken en çok Hrant Dink'in çabalarından, emeğinden destek alıyordu. Hrant Dink, çoğunluktan farklı olma hakkının altını her seferinde çiziyordu, ama en başta eşit haklara sahip yurttaşlığın peşindeydi.
Belki de birileri için tahammül edilmez olan da bu tavırdı. Rene Girard'ın Günah Keçisi'nde vurguladığı gibi:
Dinsel, etnik, ulusal azınlıklara asla kendine özgü farklılıklarından dolayı itiraz edilmez; tersine, beklendiği kadar farklılaşamadıkları için, sonuçta da hiç farklılaşamadıkları için suçlanırlar. (…) Kıyımcıların kafasına takılan şey asla farklılık değil, onun dile getirilmeyen karşıtıdır hep: Farksızlaşma. (çev. Işık Ergüden, Kanat Kitap, 2005, s. 30-31)
Sanırım, Hrant Dink de Ermenilerin topik olarak kalmalarına, belirli bir mesafede durmalarına, iyi körü farklılaşmalarına ses çıkartmasaydı, "ayrıkotu" ya da "günah keçisi" olarak algılanmayacaktı.
Aret Gıcır'ın bir karikatüründe sorduğu soru da şöyle: "Hepimiz Hrant Dink miyiz, yoksa Hrant Dink hepimiz miydi?" Gıcır'ın sorusu, Hrant Dink'in herkesin kalbine seslenebilecek genişlikteki yüreğine işaret ettiği kadar, onun bu sayede sahip olduğu farksızlaşma ve farksızlaştırma yeteneğine de işaret etmiyor mu?