Yazar Selim İleri
Başlık Yemekte Duyarlılık Fırtınası
Yayın Cumhuriyet Gazetesi
Tarih 06.11.2004

Takuhi Tovmasyan'ın kitabını okurken soframız gerçekten şen oluyor! Kitabın adı, Sofranız Şen Olsun. Bir de alt başlığı var: Ninelerimin mutfağından damağımda, aklımda kalanlar. Bize daima güzel, duyarlı kitaplar armağan eden Aras Yayınları bu yapıtı da armağan ediyor. 

Anılarla sarmaş dolaş yemek yazıları, edebiyatımızda Refik Halid Karay'la başlar. Gerçi Nilgün romancısı, anılar kadar, tasvirlere de düşkündür. Örnekse, onun reçellerinde, şuruplarında bütün bir sonbahar görünür, sarı ve kızıl yapraklar uçuşur, mürdüm erikleri mosmor kesilir, kayısı pestillerinde yazdan kalma güneş...
Yemekten içmekten söz açan edebiyat dendi mi, ben Hüseyin Rahmi'nin Şıpsevdi'sini de unutmam.
Şıpsevdi'de Pehlevizade Meftun Bey sayfalarca, tam altmış yetmiş sayfa, alafranga sofranın özelliklerini, geleneğini göreneğini anlatır. Dinleyenlerin ağzı sulandıkça sulanır. Meftun'un zeytin çekirdeği dersleri gülmekten kırar geçirir okuru.
Takuhi Tovmasyan, acıya da sevince de büyük bir şefkatle yaklaşmış. Yazar değilim, öylece yazdım demeye getiriyor. Ama inanmayın. Yazar geçinen birçok kişiden çok daha ustalıklı, derinlikli yazmış yazacağını.
Kitaba önsöz yazan Oşin Çilingir'in sözlerine katılmamak elde değil:
"İşte size Fellini'nin Amarcord'unu hatırlatan duygulu mu duygulu bir anılar senfonisi!" Sofranız Şen Olsun bizi epey eskilere, dünün dünyasına götürüyor. Tovmasyan'ın nineleriyle, dedeleriyle başlayan bu dünyada yalnızca iyilik, hoşgörü ve bağışlayış karşınıza çıkacak. O kadar ki, birkaç sayfa gözlerinizi yaşanacak. Benim gibi sulugözseniz, hıçkıra hıçkıra ağlayacaksınız.
Yazarın dedesi Gazaros Tovmasyan, Yedikule'de, Kale Kapısı'nda bir kır gazinosunun sahibidir. Dede Tovmasyan bazı akşamlar gazinoda görünmez. Gerisini Takuhi Hanım'ın eşsiz, yalın, öylesine insancıl anlatımından dinleyelim:
"Bir de ara sıra ortadan kaybolup gittiği bir yer var:
Uzaklarda değil, o da aynı semtte: Samatya Sulumanastır'da, Ersinya'nın evi. Ersinya, dul kalmış, çocuklu, hoş bir hanım. Dedem karısına bağlı, evini,
çocuklarını çok seven bir baba. Ama ara sıra Ersinya'nın ve onun çocuklarının da ekmeğe, şefkate ihtiyaçları olduğunu düşünerek onlara da gidermiş..."
Bir ilişki, insanların hemen yargılamaya gönüllü hazır oldukları bir sevda hikayesi bu kadar mı incelikle anlatılabilir! Birkaç satırda, koskoca bir roman gibi, bambaşka bir ahlakın görüngesinden.
Yazarın yaklaşımı bu olunca, şu sözleri de iç titretiyor:
"Ne kadar Ermeni, ne kadar Rum, ne kadar Türk, ne kadar Arnavut, ne kadar Çerkes (çok şükür 's' harfiyle yazılmışı Sİ), ne kadar Patriyot, ne kadar Çingene yemekleri bunlar, bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var, o da, bunları Çorlulu Akabi ve Takuhi 'yaya'larımdan, yani nenelerimden öğrendiğimdir."
Yüz yılı aşkın bir süreçte, o ninelerin, dedelerin, oğulların, kızların, gelinlerin, damatların, nihayet torunların öyküsü. Gerçekten anılmaya değer.
Sofranız Şen Olsun'da sevgili bir arkadaşım karşıma çıktı: Masis Kürkçügil. Yıllardan 1967 ya da 1968. Atatürk Erkek Lisesi'nde öğrenciyiz. Masis'le Florya'da plaja gidiyoruz. Benim bir türlü ısınamadığım devrimci gençlik kulüplerine gidiyoruz. Bir gün de ben Masis'lerin Kurtuluş'taki evlerine. Anneciği nefis bir sofra hazırlamış. İlk yudum rakı orada!
Takuhi Hanım, Masis'in annesinin de "fasulye paçası" yaptığını öğrenmiş "Masis Hoca" diye yazıyor.
Zaman ne çabuk geçmiş! İlk yudum rakıya fasulye paçası eşlik ediyor muydu?