Yazar Sevinç Özarslan
Başlık Dayat ki, Yaşadığını Anlayasın
Yayın Binyıl Gazetesi
Tarih 01.09.2000

Kumkapı'daki cumbalı evinin penceresinde ya da bir taş yığınının köşesinde oturup yazmış Jaklin Çelik bu hikâyeleri. Kiminde sokaklarda erkeklerle koşuşturan dişli bir kızı, kiminde ilk aşkın heyecanını yaşayan asi bir genç kızı, kiminde de yaşlı insanların hayatlarına ortak olan olgun bir kızı anlatıyor...

 

"Kumkapı'daki bu sokağa belki ilk gelişleriydi adamların. Biri zayıf uzun boylu, diğeri şişman ve kısa. İkisi de işlerinin ehli, gözleri karaydılar. Gür kaşları altında, güneş ortasında parlayan gece gibiydi gözleri. Şöyle bir süzdüler evi aşağıdan yukarıya, cümleleri... Belki de yıkılan duvarların anılara direnen sesimin, yüreğinde açtığı yaraları, öylesine yazıyordu. Ya da acımasız yıkımı, bir yandan ağlamaklı gözlerle izlerken, bir yandan da o evden geriye kalacak en son izlerin notlarını tutuyordu. En kısa yoldan Jaklin Çelik'in, Kum Saatinde Kumkapı adlı ilk öykü kitabından tüm bunlar...

İki yaşında. Annesi, babası ve kardeşleriyle birlikte Diyarbakır'dan İstanbul'a göç eden bir ailenin kızı Jaklin Çelik. Çocukluğunu İstanbul sokaklarında koşturarak ve Kumkapı'nın o eski havasım soluyarak geçirmiş. Ermeni bir ailenin yanında, Azat ve Kayane'nin, dört bir duvarı sindirilmiş bir yaşam taşıyan evinde, bir çocuğun İstanbul'da geçirebileceği en güzel günleri yaşamış.

Şimdi geriye dönüp baktığında o günleri farkına varmadan yaşayamamanın acısını taşıyor. Ama yaşamış olmanın mutluluğuyla birlikte.

"O zamanlar Kumkapı'daki insanların çoğu yaşlıydı. Çok şey öğrendiğim güzel bir dönemdi ama çocukluk farkına varmadan geçip gidiyor. Bu dönemi hafızamda canlandırdığımda içimi derin bir hüzün kaplıyor. O yaşlı insanların yaşamlarına tanıklık yaptığım için bu hüzün belki de. Tabii, bunda göçün etkisi de çok büyük. Kumkapı konumu dolayısıyla her zaman doğal olarak göç almıştır ve beni derinden etkilemiştir."

Çelik; o günlere tekrar dönüp bakmayı sevdiği için, hayatının bu güzel kesitini bir kum saatinin içerisine yerleştirmiş. Böylece kum saatini sürekli çevirip, insanları ve o yaşamları içinden akıtıyor.

Jaklin Çelik, "Her şey doyasıya yaşanmıştı o evlerde. Zengin, sindirilmiş bir kültür taşıyorlardı. Oturmuş bir yaşam yansıyordu görüntülerinin ardından. İnsanlar ve evleri bir bütündü. Hiçbir aykırılığı yoktu. Doğal ve içtendi. Göç ile birlikte, farklı yaşamlar farklı insanlar belirmeye başladı. Duvarların rengi, evden çıkan sesler ve hatta kokular yani her şey değişmeye başladı. Bütün gördüklerimi yazmam gerekiyordu" diyor.

Varlık Yayınları'nın düzenlediği Yaşar Nabi Nayır Öykü Yarışması'nda, Çelik'e 'dikkate değer öykücü' sıfatını kazandıran Kiralık Ev, Çengelliiğne, Sıçan Kapanı, Hay Allah ve Taze Gelin adlı öykülerle birlikte Kum Saatinde Kumkapı'da, 13 öykü yer alıyor. İstasyon Üçlemesi başlığı altında, Çelik hayatının üç evresini anlatıyor: İstasyonda başlayan hayatını, Diyarbakır-İstanbul ve Sirkeci-Halkalı hattında geçen günlerini. Kiralık Ev'de, çocukluğunu yanlarında geçirdiği Azat ve Kayane adında iki yaşlı kadının kendinde bıraktığı izler üzerinde duruyor. Öykü çok kısa ama sonunda daha sonrasında neler olacağını bir paragrafın içine sıkıştırarak anlatmış. Çelik, böyle bir yol izlemesinin nedenini, aslında böyle paragraf yoktu. Ama çevremdeki tepkiler hikâyeyi devam ettirmem yönünde geldi. Ben de hikâyenin sonuna, bir paragraf ekleyip, okuyuculara sürpriz yapmak istedim. Ayrıca birtakım şeylerin demlendiğini de hissettim. Bu öykünün insanların ağzında farklı bir tat bıraktığını anladım. Daha nasıl tatlandırabilirim diye düşündüm ve bu paragrafı ekledim. Böyle bir sonucun öyküyü farklı kılacağım düşündüm" diye aktarıyor.

Üç Kısa Kokulu Nefes adlı öyküsünde de tamamen kadınlık duygularından yola çıkarak, bir erkeğin kadına bakış açısının nasıl olması gerektiğini anlatmış: "Ta eskiden. Ta çocukluğumdan hatırlıyorum: Takvor amca elleri kolları dolu geldiğinde, ipli çıngırağa dokunmadan bir ıslıkla nasıl açtırırdı kapıyı Anahid teyzeye. Kapıyla birlikte açılan sanki yüreğiydi; kanatları gökyüzüne, aşkı yüreğinin derinliklerine, sevgisi sonsuza...