Yazar Gül Dirican
Başlık Jaklin Çelik Kumkapı'yı Anlatıyor
Yayın Milliyet Gazetesi
Tarih 19.09.2000

Jaklin Çelik'in hikâyelerini derlediği ilk kitabı "Kum Saatinde Kumkapı" uzun süredir beklettiğim bir kitaptı. Buna kitabın başlığı neden oldu sanıyorum. Galiba iki "kum" fazla geldi. Bana sevimsiz gelen bu başlık, açıkçası içindeki öykülere de daha okumadan soğuttu. Neyse ki, bazı kitaplarla kavgam masa üstünde sinsice sürer ve ben değil, kitaplar galip gelir.

Jaklin Çelik'in hikâye kitabına tersten başlamak iyi bir fikirmiş. Size de tavsiye ederim. Öykülerde adı geçen kişiler, evler ve semtle ilgili fotoğraflar, hele kapakta yer alan iki kadının pencereden baktığı fotoğraf, kurgudan çok anılarla ilgili bir kitap okuyacağınızın habercisi ve bu fotoğraflar küçük basıldığından mı nedir, ancak öyküleri okuduğunuzda daha netleşip büyüyecekleri izlenimi yaratıyorlar.

Canlı öyküler

Kumkapı, şimdi öyle bir eğilim var mı bilmiyorum, eskiden fotoğraf öğrencilerinin gözde mekânlarından biriydi. Bir dolu çocuğu, tarihi, asılı çamaşırı, simsiyah giymiş kadını bir arada bulmak harikaydı. Yine de bana göre, ne yaparsanız yapın bu semt, kolay kolay kendini açığa vurmaz, turistliğinizi hep yüzünüze vururdu. Nihayet bu semtin, bir türlü içine giremediğim bu semtin Jaklin Çelik aracılığıyla duygusuna yaklaşabildim. Çelik'in öyküleri ve insanları öyle canlı belirdiler, gerçek seslerini verdiler ki, Jaklin Çelik'in 1968 doğumlu olduğuna inanmak için dönüp dönüp biyografisine bakmak zorunda kaldım.

Çelik'in kurgu dili kimi zaman, şiirsel olması hedeflenmiş bölümlerle parçalanıyor ama kişilerin gerçekliğini, öykülerin sadeliğini bozamıyor. Özellikle "Üç Kısa Kokulu Nefes" adlı öyküde yer alan kimi betimlemeler beni canımdan bezdirdi.

"Ölmüşlerin canı için" akıl hastanesine sigara dağıtmaya gelen kadının akıl hastası kadınlarla yaşadığı maceraların anlatıldığı "Kadınlar Koğuşu", "İstasyon Üçlemesi", "Deniz Mıgırdiç'in Gökyüzü Sarkisöin adlı öyküler neredeyse belgesele yakın diliyle özeller. Çelik'in daha önce çeşitli dergilerde yayımlanmış bu öyküleri, semte ruhunu veren Ermeni, Rum ve Kürtlerin dilleriyle kurulmuş. Bu birçok dilin karmaşasından oluşan öyküler bütününde, yaşlı kadınlar, huysuzluklar, çocuk korkuları, kıskançlıklar var. Ara sokakların uğultusu, neşe ve bir daha yerine konulamazlar var.