Yazar İbrahim Tenekeci
Başlık iriş, Gelişme, Sonuç
Yayın Milli Gazete
Tarih 12.07.2005



Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı tarafından yayına hazırlanan ve 1984 yılında basılan Balkan Harbi'nde Yanya Savunması ve Esat Paşa isimli kitabı okurken, 'giriş' bölümündeki şu satırlar dikkatimi çekti: 'Olaylar ve felaketler hiçbir zaman oluştukları zamanlara ait sebeplere dayanmazlar. Tarihten kopup gelen olayların derinliklerine inilmez ve gerekli dersler alınmazsa, yakın bir gelecekte, aynı acı sahnelerle er veya geç karşılaşılabilir.' Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı tarafından yayına hazırlanan ve 1984 yılında basılan Balkan Harbi'nde Yanya Savunması ve Esat Paşa isimli kitabı okurken, 'giriş' bölümündeki şu satırlar dikkatimi çekti: 'Olaylar ve felaketler hiçbir zaman oluştukları zamanlara ait sebeplere dayanmazlar. Tarihten kopup gelen olayların derinliklerine inilmez ve gerekli dersler alınmazsa, yakın bir gelecekte, aynı acı sahnelerle er veya geç karşılaşılabilir.'
Burada, bu cümlelerden yola çıkarak, Genelkurmay'ın son yirmi yılda yaptıklarını masaya yatırmaya, bazı çelişkilerini ortaya çıkarmaya hiç niyetim yok. Zaten, yazının amacı bu değil.
Atlas Dergisi'nin Aralık sayısında, Balkanlarla ilgili önemli bir dosya var. Kemal Tayfur ve Tijen Burultay'ın ta oralara giderek ortaklaşa hazırladıkları dosyada, birazdan okuyacağınız satırlar hem yazının girişine aldığımız tesbiti doğrular, hem de Bosna faciasının gerçek nedenini gözler önüne serer nitelikte.
'Osmanlı'nın zaferiyle sonuçlanan Kosova Savaşı , Priştine yakınlarındaki genişçe bir ovada gerçekleşti. Yenilgi, 19. yüzyılda Sırpların ulusça kutladığı milli bir güne dönüştü. Sırplar , 1980'li yıllarda, Sultan Murad'ın türbesinin bir iki kilometre ötesine, Gazi Mestan mevkiine bir anıt diktiler. Kaidede Sırp Prensi Lazar'ın şu sözleri yazılıydı: 'Her kim ki Sırp ve Sırp kökenlidir ve Kosova ovasına Türklerle savaşmaya gelmez onun ne erkek, ne dişi, zürriyeti olmasın. Onun hasadı olmasın.'
Sırp lider Miloseviç , Kosova Savaşı'nın 600. yılı anısına 1989'da burada bir miting düzenledi. Mitinge bir milyondan fazla Sırp katıldı. Önce Bosna'yı, ardından Kosova'yı kana boğan süreç böyle başladı.'
Demek ki, bugün başımıza gelen felaketlerin, uğraşmak zorunda kaldığımız sıkıntıların nedenlerini iyi okumamız için, tarihin derinliklerine inmemiz gerekiyor. Sözgelimi, Girit'in tarihini iyi bilmeden, Kıbrıs sorununu tam olarak anlayıp adlandırmamızın imkanı yok.
Osmanlı Devleti'nin çöküşünün sebeplerinden biri olan borçlar meselesini öğrenmeden, bugünkü dış borcumuzun ne anlama geldiğini bilemeyiz.
Birinci Dünya Savaşı sırasında Doğu illerimizde cereyan eden Ermeni Olayları'nı okumadan bugünkü olayları doğru olarak okuyamayız. Bunlar gibi onlarca örnek...
Böylece, Türk milletini tarihinden koparmaya çalışanların niyeti de ortaya çıkmış oluyor: Amaçları, hafızasız bir toplum oluşturmak. Olayları doğru olarak tahlil edemeyen, sağlıklı yorumlarda bulunamayan, gelişmeleri okuyamayan, geçmişten ders almasını bilmeyen bir toplum...
Peki, bu konuda başarısız olduklarını söyleyebilir miyiz?
Müslümanlara yapılanlar
Bazı aydınlarımız hala Ermenilere uygulanan techiri konuşurken, hatta onların tezlerini desteklerken bizler, Kemal Tayfur'un kaleme aldığı şu satırları okuyalım: 'Balkanlar'da 19. yüzyılda, Müslümanlar hemen her yerde kent nüfusunun çoğunluğunu oluşturuyordu. Bosna , Kosova , Arnavutluk gibi yerlerde kırsal nüfusta da üstünlük onlardan yanaydı. Bu durum, Osmanlı hakimiyetinden bağımsızlığını kazanan her Balkan devletinin, etnik bakımdan homojen bir toprak oluşturma isteğini kamçıladı. Yüzyıllardır bu topraklarda yaşayan Türk ve Müslüman nüfusun sürülüp atılması hedeflendi. Balkan Savaşları'ndan önce Bulgaristan , Doğu Trakya ve Bosna'da savaştan sonra da Kosova , Manastır ve Selanik vilayetlerinin oluşturduğu Makedonya ile Edirne vilayetinde tam bir etnik temizlik süreci yaşandı. Şehirler, kasabalar, köyler zorla boşaltıldı, yakılıp yıkıldı, yağmalandı. Yüz binlerce insan yollara düştü. İki milyondan fazla insan yer değiştirdi, bunun 900 bine yakını katledildi. Sonu gelmez kafileler halinde yollara düşen muhacirler dağları ve vadileri aştılar. Bir hayaletler ordusu gibi kentlerden süzülerek geçtiler ve acılarıyla birlikte unutuldular.'