Yazar Vecdi Erbay
Başlık Kumkapı'ya Veda
Yayın Yeni Gündem Gazetesi
Tarih 23.09.2000

Jaklin Çelik sıcacık, yalın bir anlatımla, tanıdık insanları ve hayatları anlatıyor öykülerinde. Çelik, Kürtleri, Ermenileri, Türkleri ve diğer azınlıkları bir arada işleyerek Kumkapı'daki farklı kültürlerin kaynaşmasını anlatıyor.

 


Bir öykü kitabı "Kum Saatinde Kumkapı". Oldukça şiirsel bir isim; bol çağrışımlı, imge yüklü. Yazarı Jaklin Çelik. Çelik'in bazı öykülerini daha önce Öküz dergisinde okuduğum için yabancı bir isim değil. Ama açıkçası, kitabı elime aldığımda, Çelik'in öykücülüğü konusunda net bir fikrim yoktu. Kitabın ilk öyküsünü, "Kiralık Evi" okuduğumda, nicedir özlediğim bir öykücüyle karşı karşıya olduğumu anladım. "Üç Kısa Kokulu Nefes..." sonra diğer öyküler, yanıltmadı beni.

Dün ile bugün

Aras Yayınları tarafından yayımlanan "Kum Saatinde Kumkapı", Jaklin Çelik'in ilk kitabı. Çelik, bu kitabıyla son yıllarda sayıları giderek artan genç öykücülerin arasına katılmış oluyor. Olabildiğince sade bir dili var Çelik'in. Dolambaçlı anlatımlar denemiyor. Yer yer şiire yaklaşsa da, öykü yazdığının bilincinde bir yazar olarak, bu iki ayrı disiplini birbirine karıştırmıyor, öykünün tadını korumasını beceriyor. Çelik'in öyküleriyle ilgili, şu da söylenebilir: Dün ile bugün, Çelik'in öykülerinin kahramanı. Kumkapı'nın, Kumkapı insanlarının dünü ve bugünü. Yaşlı insanlar, yazarın yazdıklarını oldukça beslemiş. Hemen bütün öykülerin kahramanları yaşlı insanlar, Kumkapı'da büyümüşler, neredeyse Kumkapı'dan dışarı hiç çıkmamışlar, istememişler. Kumkapı, birçok öyküde, bir kalemden değil de bir fotoğraf makinesinin objektifinden yansımış sanki sayfalara.

Kumkapı'nın sakinleri Kürtler, Ermeniler, Türkler... Çelik, hepsini iyi tanıyor. Onu beslemişler kültürleriyle, bunun farkında Çelik ve belki bu yüzden hepsine sevgiyle, giderek minnetle yaklaşıyor. Diyarbakır Türkçesini bu denli iyi kullanabilmesi de bunu gösteriyor sanırım.

Diyarbakır- Kumkapı

Jaklin Çelik, Ermeni kökenli bir Diyarbakırlı. Küçük yaşta ayrılıyor Diyarbakır'dan ailesiyle birlikte. Ailenin yerleştiği Kumkapı, İstanbul'daki Diyarbakır gibidir; daha küçük, ama daha çok halkın bir arada yaşadığı.

Jaklin Çelik'le kitabı üstüne konuşmak üzere randevulaştığımızda, aklımda DiyarbakırKumkapı hattını, değişik coğrafyaların kültürleri arasında büyümenin nasıl bir şey olduğunu da sormak vardı. Ama önce, kitabı okurken hep merak ettiğim soruyu soruyorum: Jaklin Çelik şiir de yazıyor mu? Okurların da aynı soruyu sorduğunu söylüyor Çelik. "Şiirlerim var" diyerek hem beni hem okurlarının merakını gideriyor. Ancak önceliği öykü alıyor, şiirler henüz birikme, olgunlaşma aşamasında.

Öykülerin önemli bir bölümü Kumkapı'da geçiyor ve öykü kişileri yaşlı insanlar. Neden Kumkapı, 'neden Kumkapı'nın ihtiyarları'? "Çocukluğum ve ilk gençliğim Kumkapı'da, yaşlı insanların arasında geçti, belki bu yüzden" diyor Çelik. "Bir de" diyor "Kumkapı'nın o zamanki dokusunu çok önemsiyorum. Kürtler, Ermeniler, Türkler ve diğerleri... Herkes bir arada, tam bir kültürler kaynaşması. Evimizden yaşlı insanlar hiç eksik olmadı. Benim yaklaşımımla da ilgili herhalde, yani Kumkapı'nın dününü anlatırken, yaşlı insanlarla birlikte anlatmak çabamla ilgili." "Nostalji mi" diyorum, "Yok" diyor Çelik, "Dünya değişiyor, Kumkapı da değişecekti elbette, eski dokusunu kaybetmesi kaçınılmazdı. Yaşlıları anlatmamın nedenlerinden biri de bu herhalde, onlar bir yaşamı, bir dönemi sırtlamışlar." Belki bu özlem yüzünden "Kum Saatinde Kumkapı", bir dönemin Kumkapı'sına veda niteliği de taşıyor.

Diyarbakır İstanbul Hattı

"İstasyon Üçlemesi" üst başlıklı üç öykü var kitapta. "Diyarbakır-İstanbul Hattı", Diyarbakır'dan İstanbul'a doğru trenle yolculuk yapan, daha doğrusu göç eden Diyarbakırlıların bir kompartımanda geçen zamanları anlatılıyor. Bu öyküde, Diyarbakır Türkçesini mükemmel kullanmış Çelik. Söyleşirken, zaman zaman kendini kaptırıyor, Diyarbakır Türkçesini konuşmaya başlıyor. Bunu, "Bizim evde hep Kürtçe konuşulurdu" diye açıklıyor Çelik. "Annem çocuklar Kürtçe konuşsun, Kürtçeyi unutmasın istiyordu çünkü. Diyarbakırlı komşularımızın katkısı oldu bunda." Arapçaya da yabancılık çekmediğini söyleyen Çelik, bu kadar çok kültürü yakından tanımış olmaktan hiç şikâyetçi değil, bu durumun dünyaya, insana bakışını zenginleştirdiğini savunuyor. Ermenice yazmak isteğini de buna bağlıyor zaten. Ama Ermeni edebiyatını ancak Türkçe'de yayımlanan yapıtlardan biliyor Çelik.

Peki yazar ne anlatıyor?

Son birkaç yıldır öykü hak ettiği yerde. Öykü dergileri, kitapları yayımlanıyor; genç öykücüler ürünlerini yayımlama olanağı bulabiliyor. Çelik, bu olumlu gelişmeyi sevindirici buluyor, ancak bazı kuşkuları da var: "Öykünün son yıllarda gördüğü ilgi, belki çabuk tüketilen bir okuma sağladığından kaynaklanıyor. İnsanların aceleciliği ile ilgili yani. Yazar ne anlatıyor, kimi anlatıyor, kısa sürede okuyarak bitiriyor. Kitaplar kaç satıyor, bunu da analiz etmek gerekiyor. Bana öyle geliyor ki, sınırlı bir okur dışında, edebiyat camiasının içinde kaybolup gidiyor genç yazarlar."

Genç yazarları nasıl değerlendiriyorsun sorusuna, Anton Çehov benim en sevdiğim öykücüdür diye yanıtlamaya başlayınca, aslında Çelik'in öykü anlayışı büyük oranda anlaşılıyor: "Bir yazarın kendini kusma çabasına sıcak bakmıyorum. Hayatın içinden çıkmalı öykü. Öyküde ve bütün sanatlarda insan olmalı her şeyden önce."

Jaklin Çelik, tam da bunu yapıyor "Kum Saatinde Kumkapı" kitabında. Sıcacık, yalın bir anlatımla, tanıdık insanları ve hayatları anlatıyor. Üstelik "Kum Saatinde Kumkapı" daha olgun öykülerin habercisi.