Yazar Nazan Özcan
Başlık "Kum Saatinde Kumkapı" Jaklin Çelik'in İlk Kitabı
Yayın Kitap Dergisi
Tarih 23.12.2000

"Tren Diyarbakır'dan hareket ettiğinden beri, sıcak bir korun içinden ağır ağır süzülüp, bir serinliğe doğru yol alıyordu adeta. Cam kenarında kucağında beş-altı yaşlarındaki çocuğuyla bir kadın oturuyordu. Çocuk annesinin kucağında hamur kıvamında yayılmıştı." Küçük Jaklin'in Diyarbakır'da başlayan yolculuğu adına kitap yazacağı Kumkapı'da sona eriyordu. Kum Saatinde Kumkapı bir öykü kitabı. Üstelik bu Çelik'in ilk çocuğu. İçinde tam üç tane öykü var. Hepsi de Kumkapı'yla ve bir zamanlar Kumkapı'yı mesken tutmuş Ermenilerle ilgili. Çoğu yaşanmış olaylardan çıkmış bazıları ise duyduklarından.

1968 Diyarbakır doğumlu Jaklin Çelik. Yukarıda anlattığımız yolculukla İstanbul'a, Kumkapı'ya gelmiş. "Geldiğimizde Kumkapı, Diyarbakır'ı aratmayacak bir Diyarbakırlı nüfusuna sahipti" diyor. Ailecek göçün elbette nedenleri var. "Babam şöyle anlatırdı; orada demir işleri yaparmış, bazıları gâvura iş vermeyin demeye başlamışlar. İnsan iş yapamıyorsa neden orada kalsın ki?" Kumkapı'ya gelenlerin çoğu daha sonra yurtdışına gitmiş, Jaklin'in ailesi ise burada kalmayı tercih edenlerden. Çünkü o zaman Kumkapı, Ermeniler için patrikhanesi, kilisesi, okulları ile en uygun mekân. Çelik, Gedikpaşa'daki Surp Mesropyan Ermeni İlkokulu'na ardından da Çemberlitaş Kız Lisesi'ne girer. Ve fakat Çelik için okuduğu okullar değil hayat, Kumkapı ve yaşlı Ermeniler çok daha önemliymiş. "Ben sokak çocuğuydum. Ergenlik çağında bile annemin itirazlarına rağmen sokağa fırlardım. Haşarı olmama rağmen yaşlı insanları hiç ihmal etmezdim. Bakkalına, manavına, kasabına koşardım" diye anlatıyor ve devamı geliyor: "Yaşlılar da bana farklı davranırdı. Sokakta onca çocuğun arasıdan beni çağırıp sandviçler verirlerdi. O yaşlı insanların hiç akrabaları kalmamıştı, ben bayramlarda onları ziyaret ederdim ve kafayı bulana kadar kanyak içer, çikolata yerdim." İşte bu kitabın asıl yazılma nedeni de bu.

Çelik o yaşlı insanlar, o renkler, sesler ve o eski Kumkapı unutulsun istememiş. Çelik geçmişine sahip çıkıyor. Üstelik bunu azınlıklar konusunda yazarken nostalji yapan "bazıları" gibi değil, yaşanmışlıkları bütün gerçekliği ile kaleme alarak yapıyor. Yani "Ya bizim mahallede bir Kirkor Day Day vardı" gibi geyiklere de girmiyor. Kitabın bir yazılma sebebi daha var. İlk öyküdeki Azat ve Kayane. Kayane ve Azat, Jaklin'in ailesi ile ilk geldiğinde yerleştikleri evin sahipleri. Azat huysuz ihtiyar, Kayane tatlı ihtiyar. Kayane Jaklin'e sorarmış, "Ölürsem beni unutur musun?" Jaklin şimdi kitabıyla cevap veriyor. "Onu unutmadığımı göstermek istedim, bilmesini istedim. Hem de geçmişe takılı yaşıyorum. O takıntılardan kurtulup yeni şeyler yapamıyorum". İlk kitabı iyi tepkiler de almış doğrusu, sebebini de kitapta yaşanmış öykülerin olmasına, amatör ruha ve samimi olmaya bağlıyor. Çelik, ilk kitabını yazana kadar konfeksiyondan, muhasebecilikten tutun da pazarlamaya kadar bir sürü işe el attı. Sonra Agos gazetesinde basın yayın sayfası editörlüğü yaptı ve bir de köşeciği "Keman Çalan Balıklar" oldu. Yazmaya aslında ufak yaşlarda günlük tutarak başladı. Sonra tiyatrocu olma hayali ile yanıp tutuşurken (ki şimdi bile bu ateş içini yakıyor) skeçler yazdı. Sonra kendi deyimiyle "yaşadıklarından boğulmaya" başlayınca oturup öykülerini kaleme aldı. İlk öyküleri 96 yılında Varlık, Öküz, Fesat, Uç, Haliç Edebiyat dergilerinde yayınlanmaya başlayınca bir kere mürekkebi yutmuş oldu. 99 yılında da Yaşar Nab'i Öykü Yarışması'nda "dikkate değer" seçildi. Ama dikkate değerin ne demek olduğunu pek anlamış değil doğrusu. Gülerek "Öpücüğe değer seçilmekten bir kat daha iyi deyebilirim. Bazı öykülerim yarımdı. Bu yüzden yarışmaya kadar bitireceğim diye bir hedef koydum ve bitirdim. Bana böyle bir yararı oldu." diyor. Şimdi Tarih vakfı'nda sözlü edebiyat çalışmaların katılıyor. Elbette konu Kumkapı. Kumkapı'yı bu kadar seven biri olarak bugünlerde elbette bu semtin durumunun pek iç açıcı olmadığını düşünüyor. Artık geriye eski Kumkapı'dan yalnızca cumbası yıkılmış evlerin kaldığının altını çiziyor. "Özlüyorum tabii, bazen de yerinde durduğuna bile seviniyorum."

"Kısa iyidir"i kendine şiar edindiği için şimdiye kadar öykü yazmayı sürdürmüş, elbette devam edecek ama biraz değişiklik de fena olmaz hani. Bu yüzden fantastik romanını yazmaya koyulmuş bile. Eh, kolay gelsin.