Yazar Karin Karakaşlı
Başlık Yitik Evin Varisleri
Yayın Agos Gazetesi
Tarih 02.08.2002

Sıcaklardan ve çevreyi kuşatan gündelik yaşam sıradanlığından fazlasıyla bunaldığım bir günde, bizi çoktan yok olmuş bir köy yaşantısının büyülü dünyasına cömertçe buyur eden bir kitapla serinledi ruhum. Aras Yayınları'nın, Najda Demircioğlu'nun çevirisiyle ve "Yitik Evin Varisleri" başlığıyla Türkçe'ye kazandırdığı edebiyatının ustalarından Vahan Totovents'in başyapıtı çoktan masala dönüşmüş bir zamanların yaşam gerçeklerine tanık olma fırsatı sunuyor okura.
Kervanların durağı Mezre
"Sokağımız, Roma'dan başlayıp eski Bizans başkentine uzanan, oradan da doğuya doğru ilerleyen kadim yolun üzerindeydi. Yol, Bizans'ta mavi denizle kısa bir mola verdikten sonra Anadolu'yu baştanbaşa kat ediyor, evin önünden geçip 'dünyanın öbür ucu'na, Bağdat'a kadar uzanıyordu" diye anlatıyor anı-romanında Totovents önünden kervanların akıp geçtiği çocukluk evini. 1894'te dünyaya gözlerini açtığı Elazığ- Kharpert yakınlarındaki Mezre köyü, yetkin bir edebiyatçının satırlarında bir kez daha can buluyor.
Bir masalın kahramanları
Sayfalar boyu küçük Vahan'ın annesi, babası, kardeşleri, aile ocağı, ilk aşkları ve yakın çevresiyle, tanışıyoruz. O denli samimi bir üslupla aktarılıyor ki gündelik yaşam sanki o köyü bir fanusun içinde izler gibi hissediyor insan, bir kez tanıyınca da kendi memleketiymiş gibi bağrına basıyor o uzak diyarları. Orada Vahan'ın ağabeyi Hagop'la can yoldaşı atının, Maran'ın sevdası yaşanıyor. Güvercin oynatıcısı komşu Hagop'un, kuşları ile kızı arasında tercih yapma trajedisine ortak oluyor okur. Derken küçücük yaşından başlayarak Vahan da dâhil pek çok bebeğe can veren bir annenin Markırit'in güzellemesi başlıyor. Onu evin hizmetkârından çok başlı başına bir üyesi olan Koko'nun maceraları ile Totovents'in babası Haci Efendi ile Külhanbeyi Ali arasındaki dostluk ekseninde toplumsal yaşamın izdüşümleri izliyor.
Köy edebiyatının vuruculuğu yalnızca o yalın anlatımındaki büyü ile sınırlı değil. Orada artık mahrum kalınan bir yaşam olasılığı da gizli. Nitekim akademisyen Kevork B. Bardakjian da bu yapıtın edebi değerinin yanı sıra belgesel niteliğindeki önemini de en ayrıntılı biçimde ortaya koyuyor: ''Yazarın doğduğu yere ilişkin anı parçacıklarından oluşan eser, parlak renkler ve keskin karşıtlıklar çizen bir fırçadan çıkmıştır. Mekân, karak ter sayısının sınırlılığı ve yazarın olaylar içinde hep var olması, anlatıya önemli bir bütünsellik katar. Kitap, tümüyle yok olmuş bir hayat biçimini kaydetmiş olması açısından da tarihsel bir değer taşır aynı zamanda, keskin bir gözle insan hayatındaki kasvet ve güzelliği arayan samimi bir seyyahın yaptığı içsel ve coğrafi yolculuğu yansıtır."
Usta ellerin yoğurduğu maya
Vahan Totovents'deki bu yeteneğin kökeninde usta ellerin onu en çok öğrenmeye açık olduğu çocukluk ve gençlik yıllarında emekle yoğurmuş olmalarının da payı büyük olmalı. Totovents ilköğretimi doğduğu köyün Ermeni Getronagan Okulu'nda tamamladı. O dönemde Ermeni taşra edebiyatının iki büyük ismi Rupen Zartaryan'ın ve Tılgadintsi'nin öğrencisi oldu. 1908'de İstanbul'a, ardından Paris ve New York'a giderek eğitimini Wisconsin Üniversitesi'nde sürdürdü. Edebiyat, tarih, felsefe eğitimi ile İngilizce ve Fransızca öğrenerek yazarlığına yeni katkı taşları ekleyecekti.
Totovents'in ilk eserleri dönemin İstanbul Ermeni basınında yayınlandı. 1908'de "Averak" (Yıkıntı) adlı ilk eseri 1909'da ise şiirlerini bir araya getiren "Sırink" (Kaval) İstanbul'da basıldı. Edebiyatın hemen her türünde eser veren üretken yazarın üç ciltlik "Bakü" romanı ve çocukluğunun sıcacık anılarını derlediği, şimdi Türkçe'de okuma şansı bulduğumuz "Gyankı Hin Hromeagan Canabari Vra" başlıklı eseri başyapıtları sayılarak İngilizce, Farsça, Rusça gibi dillere çevrildi.
Sovyet Ermenistan'ına geldikten sonra edebi üretiminde de artan bir yetkinlik gözlendi. 20'li yılların ortalarında "Boğbadi Caş" (Çelik Yemeği), "Nor Püzantion" (Yeni Bizans) gibi tiyatro oyunlarıyla da dikkat çekti.
1925–32 döneminde Yerevan Devlet Üniversitesi'nde İngiliz dili ve yabancı edebiyat alanlarında ders de veren Totovents 1936–37 döneminde Stalin kovuşturmaları sırasında tutuklanarak hapse atıldı. Sonrasında da kendisinden bir daha haber alınamadı...
Totovents'den geriye gittiği hiçbir yerde peşini bırakmamış o sıla hasretinin, Anadolu özleminin ürünü benzersiz köy masalları kaldı.
Dut ağacındaki ölüm ile yaşam
''Yitik Evin Varisleri", çocukluktan ilk gençliğe oradan da yetişkinliğe kadar yazarın yaşamını ve ona bağlı olarak bereketli bir coğrafyanın artık tarih olmuş kesitini sunarken, Totovents'in kendisine "mavi gözlü oğlum" diye seslenen babasının mezarını ziyareti ile kuşaktan kuşağa miras olarak devrolan yaşama coşkusunu da olanca gerçekliği içinde gözler önüne seriyor: "Mezarın baş tarafına diktiğimiz dut ağacı ne kadar da büyümüş... Tatlı dut taneleri, özlerini, babamın kafatasından ve beyninden alıyorlar. Dallanıp budaklanmış o yemyeşil dut ağacı benim babam. Dut ağacının gölgesi beni kucaklıyor, babamın kolları beni sarıyor ve yukarı kaldırıyor. Rüzgâr şarkı söylüyor, dutun yapraklan hışırdıyor. Sonsuz şarkı, sonsuz hayat, sonsuz ölüm, sonsuz üzüntü ve sonsuz sevinç..."