Yazar Yahya Koçoğlu
Başlık Ermeni Edebiyatının Son Örneği: Yitik Evin Vârisleri
Yayın ...
Tarih 01.07.2002

Aras Yayıncılık, Ermeni edebiyatının seçkin örneklerini Türkiye okuyucusuna kazandırmaya devam ediyor. Bunun son örneği, Vahan Totovents'in "Yitik Evin Vârisleri" kitabı.

Kitapla ilgili eleştirilerden birinde bu yapıtın Totovents'in en başarılı yapıtı olduğu belirtiliyor. Bu iddia, ancak, yazarın diğer kitapları Türkçe'ye çevrildiğinde değerlendirilebilecek.
Kitabın, 20 yüzyıl başında Harput'taki Ermeni Mahallesi'nin fotoğrafının bulunduğu kapağında "anı-roman" yazıyor. Yazar, anılarını, akıcı aynı zamanda şiirsel bir dille anlatıyor. Yazarın çocukluk anıları, yapıtın edebî değerini oluşturuyor. Ama bu anıların anlatımı sırasında dile getirilen gerçeklerle, okuyucu, trajik bir tarihle karşı karşıya kalıyor. Bir başka söyleyişle yazar, anılarını edebî bir dille anlatırken öyle gerçeklerden söz ediyor ki okuyucunun içi acıyor.
Kitaptaki anılar, "Yılbaşı gecesi, biz çocuklar Noel Baba'nın yeni yıl hediyelerini beklerken ölüm kapımızı çaldı, babamın elini tuttu. Dostça tokalaştılar. Evden kol kola çıktılar, bembeyaz karların üzerinde yürüyüp gözden kayboldular. Gittiler, bir daha da geri dönmediler..." bölümündeki kadar edebî bir üslûpla kaleme alınmış. Edebiyatçı olsun, şair olsun bir insan, kendisini acıya boğan bir olayı, babasının ölümünü, bundan daha güzel nasıl anlatabilir ki?..
Kitaba roman olma özelliği kazandıran "Teyzemin kızı Rebeka, iri yapılı, sağlıklı, çalışkan, akıllı, şair ruhlu bir kızdı. Sırf kocaman mavi gözleri bile yıkılan gökyüzünü tastamam onarmaya yeterdi. O gök, henüz şafağını süren Rebeka'nın boy atmış beyaz zambaklarının üzerine yıkılıverdi. Rebeka'yı Arap çöllerine götürdüler... Onun güneşten alnına ve yanaklarına benler kazıdılar. Bütün bunları duyunca yüreğim dağlandı. Rebeka, senin korkunç alın yazın önünde eğiliyorum. Kardeşinin gözyaşlarını kabul et..." gibi bölümlerinde ise bütün çıplaklığıyla yaşanmış gerçek olaylar anlatılıyor.
Aras Yayınevi'nin diğer anı-öykü kitaplarına kıyasla Totovents'in kitabının bir özelliği de anlatılanların 1890'lı yıllardan başlayıp 1908'e kadarki dönemi içermesi. Yapıtın ele aldığı dönemin özelliği, 1915 faciasının henüz yaşanmadığı ve Ermenilerin Anadolu'da büyük bir nüfus oranıyla "yerli halk" olarak yaşamlarını sürdürdükleri dönem olmasından kaynaklanıyor. Bu durum, sonraki yıllarda ortadan kalktığı için kitabın, 20. yüzyıl başı Elazığ Ermenilerini anlatma gibi bir tarihsel özelliği bulunuyor ve bu özelliği, edebî özelliğinin önüne geçebiliyor. Aktarılanlardan, kitabın kişilerinin 1915 "azınlık olma psikolojisi" içinde olmadıkları anlaşılıyor. Her ne kadar sözü geçen dönemde 1894-96 katliamları yaşansa da yazar, 5-6 yaşında bir çocuk olması nedeniyle bu katliamları anılarına kaydetmemiş.
Rahat ve keyif verici bir üslûpla kaleme alınan kitabın betimlemeleri de aynı güzellikte: "Kadın severse ruhunda bir dağın ağırlığını bile taşıyabilir."
Sistematik bir sıralama içermeyen kitapta Harput'ta Ermenilerin yaşamlarından kesitler veriliyor. Bunlar arasında Anadolu'da yakın zamana kadar süren "beşik kertmesi" ve "kız isteme" uygulaması kız-erkek ilişkileri, çocuk oyunları, fahişeleri, delileri, feodal ilişkiler bulunuyor. Öleceğini anlayan babanın, eve dülger çağırarak tabutunu yaptırması, olup olmadığını kontrol etmek için içine yatması bir doğu geleneği olan kuşbazlık, yazarın ağabeyinin sevdalandığı at Maran gibi ayrıntılarla anılar aktarılıyor.
Son dönemde bazı aklıevvellerce gereğinden fazla gündeme getirilen misyonerlerin yüz yıl önce de var olduğunu anlatan kitapta o dönemde Hıristiyanlar arasında çalışan bu kişilerin bazılarının sahtekârlıklar yaptığı vurgulanıyor.