Yazar Gül Dirican
Başlık Yeniden Armıdan
Yayın Milliyet Gazetesi
Tarih 07.03.2000

Bir gün bütün dağlar, taşlar dile gelecek, çünkü başka çareleri kalmayacak. Üzerlerine birikenleri birden silkecek, "sizin hatırlamak istemediklerinizi biz hiç istemiyoruz" diyecekler. İnatla üstümüze almadıklarımız, toplumca kocaman delikli bir elek hafızalarımızla, bir de bundan belli belirsiz gururlanışımızla, taşları dile getirecek. Son yirmi yılda Türkiye'de anı ve biyografi yapıtlarının revaçta olmasında 'hatırlamama inadı'nın etkisi büyük.  Siz anlatmazsanız bunu kimse yapmayacak. Beni daha çok ilgilendiren ise Anadolu'nun böyüganaları, bir semender gibi hareketsiz evinin önündeki sandalyede azraili bekleyen 'dayı'ları... 

Hagop Mıntzuri bin sekiz yüzlerin Anadolu'sunu, sadece o anlattığı için tanıma şansına sahip olduğumuz Erzincan, Armıdan'ın belleğini bugüne taşıyor. Daha önce çıkan "Armıdan / Fırat'ın Öte Yakası"ndan kalan öyküleri "Atina Tuzun Var Mı?"da toplanmış. Her şey bir yana oralarda Fırat'ın yirmi, yirmi beş yıl önce yaptıklarının izi yok. Şimdi "deliliği zapturapt altına alınmış" hanım hanımcık, baraj göllerine akıyor. "Deliliği" hakkında yüzlerce şiir yazılan Fırat bile şaşkın. Erzincan, bölgenin birçok kenti gibi özel bir tarihe sahip.
Ermenilerin yoğunlukla yaşadığı bölgeler, hatta birçok köy sadece Ermeni ve Kürtlerden oluşuyor. Bugün gittikçe azalarak devam eden sanatların, zanaatlerin önemli merkezi. Bu kitapta karşılaştığım pek çok kelime, eşya adı hani bir iki kişi daha söylese canlanacak gibi.
"Atina Tuzun Var Mı?"nın önemli özelliği Trabzon'dan gelen Rumlara yer vermesi. "Çit Kürtleri gibi giyinirlerdi. Bizim erkeklere hiç benzemezlerdi. Tıraş olmazlardı. Saçları sakalları birbirine karışmıştı. Gözleri maviydi. 'Golosi gologosini' derlerdi birbirlerine veya 'kena nasuini'. Biz ne dediklerini anlamaz, gülerdik üstlerine. Onlar da bize gülerlerdi. Kilisenin dışındaki surun kapısında kutularını açarlardı. Yeşil kırmızı öyle boyaları vardı ki insanın gözünü alırdı," diye anlatıyor Hagop Mıntzuri.
Mıntzuri'nin yazdığı öykülerin sesini değişik bulacaksınız.
Bunlar daha çok yazılmış değil anlatılmış duruyorlar. Daha çok bölgenin folklorik yapısını betimliyorlar. Belki bunun için de nesilden nesle anlatılarak unutulmayacak hatıralara benziyorlar.