Yazar Baki Gül
Başlık Atını Nalladı Felek…
Yayın Bakış Gazetesi
Tarih 17.05.1999

Kirkor Ceyhan, kendi deyimiyle "tahsilsiz" bir yazar. Ortaokuldan ayrıldıktan sonra dünya edebiyatının ustalarını okuyarak kendini eğitti. Sabahattin Ali ve Kemal Tahir ile uzun süren dostluğu oldu. Türkçe'de daha önce Seferberlik Türküleriyle Büyüdüm" adlı kitabı Aras Yayınları arasında çıkmıştı. Kirkor Ceyhan, geçtiğimiz TÜYAP Kitap Fuarı sırasında Aras Yayınevinin konuğu olarak İstanbul'daki okurlarıyla buluşmuştu. Yeni kitabının çıkacağını daha o zaman haber vermişti. Geçtiğimiz günlerde ise yeni öykü kitabı çıktı aynı yayınevinden: "Atını Nalladı Felek, Düştü Peşimize."

Yaptığımız söyleşide kendisini, yaşadıklarını ve öykülerini içtenlikle anlattı. Çocukluğunda yaşadıklarını yıllar sonra öykü diliyle kitaplarında anlatan Kirkor Ceyhan, kendisini şöyle anlatıyor: "Zara 1926 doğumluyum. Tahsilimi ortadan bıraktım. İmkânlarım el vermediği için İstanbul'a gelip tahsil imkânı bulamadım. Sonra cezaevi ile tanıştım. Sabahaattin Ali ve Kemal Tahir ile tanıştım. Realist yazarların eserleriyle kendimi eğittim.
Sonra birikimimi yazıya dökme ihtiyacı duydum. Yayımlanmış dört kitabım daha var. Ermenilerin Türklerle olan münasebetini gerçek bir gözle, hiçbir nasyonalizme düşmeden, tamamen gerçeklere bağlı kalarak anlatmaya çalıştım. Hiçbir şekilde milliyetçiliği sevmedim. Ben sosyalist doğruları benimsedim. Bu yüzden bir sürü tevkifatım oldu."
Kirkor Ceyhan, Zara'da yaşadığı günlere bugünden bakınca nasıl değerlendiriyor peki? "O günlerde Osmanlı'dan Cumhuriyete geçilmişti." diyor Ceyhan ve şöyle sürdürüyor sözlerini: "Bir heyecan vardı. Her ne kadar cumhuriyet imtiyazsız, kaynaşmış bir toplumdan bahsetse de çocukluğumuzda o bize uzanan ellerin ''yumuşak'' olmasına rağmen içinde bir "demir el" olduğu hissediliyordu. Fakat memleketimizde bu gidişe biat etmemiz gerekiyordu. Kanunlara ve onların devletine... Fakat İttihat ve Terakki'nin acımasızca Ermenileri göç ettirmesine, tehcir etmesine, ortadan kaldırma çabalarına rağmen Ermeniler hayatta kalabilmiştir. Bu büyük bir felaketti. Halklar yüzlerce seneden beri Anadolu'da devletsiz bile olsa, bir arada yaşamıştır, bunu becermiştir. Mesela bizim Zara'da Kürtler, Ermeniler, Türkler uyum içinde idi. O vesileyle kültür alış-verişi vardı. Ama CHP'nin bu durumu halkın gördüğü gibi görmediğini hissediyorduk. Çünkü iyisin, hassın ama bir çöpçü bile olamazsın. Biz bundan büyük tedirginlik duyardık. Onun için halkımız başkasına muhtaç olmamak için bir zanaat peşine düşmüş. Çeşitli zanaatlarda kendisini ifade ederlerdi. Bu şekilde hayatlarını sürdürürlerdi."
'Az bile anlatıyorum'
Öykülerinde, yaşadığı yörelerin özelliklerini ve zorluklarını en ince ayrıntısına kadar işleyen, o dönemin gelenek göreneklerini, çok kültürlülük çerçevesinde ele alan Ceyhan, anlattıklarının hayal mahsulü olmadığını söylüyor. Hatta "az bile anlatılmıştır" diyor. Ceyhan, "Mesela ben, yaşadığım zamana tanıklık ediyorum. Bizim zamanımızda Zara'da şunlar oluyordu. Zara demek, Türkiye demekti. Bütün zenginliği ile bu böyleydi. Geçmişimizi iyi bilmek geleceğimizi kurmaktır. Zara neyse, bütün Türkiye'de buydu. Bu nedenle bütün yaşadıklarımı kaleme almak istedim. Bunun için yaşantılarımızı bu toprağın insanı olarak kaleme almak istedim. Benim en iyi dostlarım Türkler ve Kürtler olmuşlardı. Ben çocuklarıma da anlatıyorum, Avrupa'da yaşıyor olmama rağmen."
Yüzyılın başında Anadolu'da yaşananları, cumhuriyet ile baş gösteren sorunları ise, yine kendi üslubuyla şöyle anlatıyor: "Efendim, devletlerin tarihinde böyle şeyler hep vardır, olagelmiştir. Türkiye'ye mahsus değildir bu iş. Mesela biz bir ümmet içindeydik. Bu ümmet, millet olmaya döndü nasyonalizmle. Fransız devriminden 50–100 sene sonra esinlendi bizim toplumumuz. Osmanlı parçalanır parçalanmaz nasyonalistler işbaşına geldiler ki onlar İttihat ve Terakki'ydi. Mustafa Kemal onların dışına düşmüşse bile, tatbikatları onların tamamlayıcısıdır. Dikensiz gül bahçesi istediler. Bunu tarih birliği, dil birliği, bilmem ne birliği diyerek halkların hepsini bir kimlikte toplamaya başladılar."
Ceyhan, öykülerini yazarken büyük oranda anılarından destek alıyor ve yukarıda sözü edilen sorunların içindeki insanların sevinçlerini, hüzünlerini, beklentilerini aktarıyor.
Ceyhan, geçtiğimiz günlerde yayımlanan "Atını Nalladı Felek, Düştü Peşimize" adlı son kitabında da anılarında kalan Zara'yı, Zara'nın Ermenilerini ve diğer halklarını anlatıyor. Yine kendine has üslubu ve yalın dili ile birlikte yaşamasını bilen insanların dünyasını paylaşıyor okurlarıyla.