Yazar Ragıp Duran
Başlık Allahsız Kalem
Yayın Cumhuriyet Gazetesi
Tarih 06.08.1998

Mıgırdiç Margosyan üçüncü kitabında Diyarbakırlılığını ve Ermeniliğini unutmadan, Dicle kıyılarından Cennet'e ve Cehennem'e uzanıyor, ustasına uzun bir selam sarkıtıyor, dar sokaklarda fırına gidip, okurların iştahını kabartıyor yine...


Kadir kıymet bilmez Türk medyası, Margosyan gibi, kitapları onlarca baskı yapan, yepyeni soluklu bir yazara haftalık köşe veriyor, sonra da ipsiz sapsız okur mektuplarına yer verip kendi yazarını dini fanatizme hedef gösteriyor. Margosyan ustanın böyle hafif salvolardan etkilenmeyeceğini onu tanıyan bilir ama yine de hoş değil, bu kendi yazarına düşman gazete yöneticilerinin yaptıkları.
Köşe yazarı-gazete yönetimi-okur üçgenindeki bu Bizans oyunu cereyan ederken cennet yeşili kapaklı bir kitap geldi bizim buraya: Biletinin kodese kesildiği şu sıralar, seni yalnız bırakmak istemedim. Sabır ya sabır" diyordu Margos. İlk kitabından bu yana sıkı bir Margos okuru olarak, kitabı hazmede hazmede yavaş yavaş okudum ki, hem keyfine varayım hem de zevki uzun sürsün. Kitabın bizim burada başka okur adayları olmasına rağmen...
Yerel bir ses
Bu üçüncü kitabın ilk ikisine oranla bazı farklılıkları var: Gâvur Mahallesi ve Söyle Margos Nerelisen'de kısa film senaryoları gibi görselliği yoğun metinler vardı. İlk iki kitabın okurları, ilk sahnelerde görselliği yine buluyor Biletimiz'de ama bu kez, Margos'un diline bir dengbej gelip yerleşmiş sanki. Geçenlerde bir yabancı gazetede Kahire'deki kahvelerde öykü-masal anlatan yaşlı amcalardan birinin fotoğrafını görmüştüm. Biletimiz'i okurken o fotoğraf çekildi yeniden. Margos amca, bir masanın üstüne konmuş iskemleye oturmuş, elinde bir kitap, arada sırada gözlüklerini çıkarıp nargile ya da kahve içen dinleyicilerine bakıyor. Ulu Cami'nin önündeki kürsülere tünemiş Ermeniler, Kürtler, Museviler, Süryani ve Keldaniler usul usul dinliyorlar kendi öykülerini. Arada bir, Ermeni'nin biri ya da bir Hıristiyan "Ape Margos, o kadının adı Mari değil Hayganuş" diye tekzip iddiasında bulunuyor.
Görselliğe çok eklenmiş. Şiveli bir ses, çok yerel bir ses bu. Dipnotlarla açıklanabilen yerel deyimlerin sesi Diyarbakır sıcağı gibi içine işliyor okurun. Dikkat edilirse Biletimiz'deki öykülerde eş anlamlı sözcükler çok sık geçiyor. Tekrarlar var ikide bir. Yazı dilinden çok, günlük konuşma tarzı egemen metinlere. Neredeyse Margos omzuna almış bir teybi, dolaşırken Hançepek'te gizlice kaydetmiş konuştuğu herkesin ses ve cümlelerini, arada bir yaklaştırmış ağzına mikrofonu yorum ve açıklamalar eklemiş kasete. İç konuşmaları bile kaydedebilen bir teybi varmış Margos'un. Sonra da harfine dokunmadan çözmüş bandı. Biz de Tanrı'nın okur kulları olarak, okuyup dinlerken bu kasetleri ve bant çözümlerini, gitmişiz Diyarbakır'a, Havva anamızla Âdem babamızın yanına. Aras Yayınevi bize bedava bir hizmet olarak da Ermenice, Türkçe, Kürtçe bilen pek kaliteli babacan bir rehber vermiş hizmetimize. Çocuktan önce fırına gidip etrafı kolaçan edebiliyoruz. Göğe bakıp Âdem-Tanrı zirvesine gözlemci olarak katılabiliyoruz. Biletimiz'deki ikinci özellik Margos'un Diyarbakır dışına çıkması. Bir öyküde Havva-Adem-Tanrı üçlüsünün maceralarını, Margos, Antik tiyatrodaki anlatıcıların tarzıyla aktarıyor. Biz okurlar da koro durumundayız çünkü o kadar canlı, o kadar renkli ki Margos'un anlatımı, Halit Kıvanç'ın en güzel naklen futbol maçı ya da Eşref Şefik'in en heyecanlı güreş karşılaşmasının naklen yayını bile yanında sönük kalır. Okur da kendini Havva ile Âdem'in sohbetini sürdürdüğü mekânda hissediyor. Margos, bu öyküsünde öyle ince bir mizahla Allah'ı, Tanrı'yı, dini, kadını, erkeği anlatıyor ki, Diyarbakır şivesiyle "Uleen cilansız" diyesi geliyor insanın.
Yarı-belgesel'in edebiyat temsilcisi
İkinci yeni öykü yöresi ise biletin kesildiği İstanbul. Sahil yolunu ve Kumkapı'yı tanıyor okur. Mıgırdiç belgesel sinemacıların yaptığını yazında yapıyor neredeyse. Belki de belgeselden çok, "Cinema Dircet" tabir edilen Joris İvens'in kurumsallaştırdığı yarı-belgesel türün edebiyattaki temsilcisi Margos. Ölmüş bitmiş acıklı ya da sevinçli bir geçmişi sözcüklerle canlandırıyor yazar. Margos'un Diyarbakır'ı bilmeyen tanımayan okurları da, artık bir an önce okuduklarını görmek için bölgeye gitmeye can atıyor olsalar gerek.
Biletimiz'e başlarken benim beklentim başka öykülerdi. İpuçlarını Margos'un köşe yazılarında bulduğumuz iki yeni alan var: Doğum kentinden anadilini öğrenmek için genç yaşında ayrılan Margos, yaklaşık kırk yıl sonra yeniden Diyarbakır'a dönmüştü. Diyarbakır Revisited. Ondan sonra birkaç kez daha gitmişti ana kentine, kitap imzalamak, söyleşilere katılmak için, 40 yıl sonraki Diyarbakır'ı Margos'un dördüncü kitabında okuyacağız herhalde. Margosseverlerin bu dördüncü kitaptan bir başka beklentileri daha var: Anadolu'dan 1915 sonrası yani meşhur kafle olaylarından sonra Marsilya'dan Lyon'a, Los Angeles'ten San Fransisco'ya kadar yayılıp dağılan Ermeni kaçarların çocuk ya da torunlarının Mıgırdiç öyküleri ile ilgili izlenim, yankı ve tepkileri.