Yazar Gül Dirican
Başlık Uyandığında Hatırlayacaksın
Yayın Milliyet Gazetesi
Tarih 15.06.1995

Anne evin kedisi Mestan'a bağırıyor. Kedi hiç oralı değil. Önce Türkçe uyarıyor, daha sonra Kürtçe. Kediden hiç ses yok. Ardından anne bir de Zazacayı deniyor. Kedinin inadı inat. En sonunda Ermenice bağırıyor. Kedi dört dili de bilmesine biliyor da, kedilik gururu var serde. Otuzların, kırkların Diyarbakır'ında kediler bile en az dört dil biliyor.

Mıgırdiç Margosyan "Söyle Margos Nerelisen?" ve "Gâvur Mahallesi"nde Ermenisi, Zazası, Keldanisi, Türkü, Rumuyla ayrılmış mahalleleriyle, büyüdüğü Diyarbakır'ı unutturmamayı hedefliyor.  Bu kitaplar Anadolu'da hiç olmamış varsaydığımız bir hayatı, her şeyiyle dili, gelenekleri, alışkanlıkları, inançlarıyla yeniden hatırlatıyor.
Her anlamda tek tipleşirken ya da öyleymiş gibi yaparak hayatımızı bir nebze olsun kolaylaştırırken birden çocukluğunuzda eşyaların isminin farklı olduğunu hatırlıyorsunuz. En basitinden bakır kaplarla büyüdüğünüzü, Margosyan'ın kitaplarında okuduğunuz gibi tıpkı Ermeni ailelerde olduğu gibi eşyaların daha çocukluğunuzda evin büyüğü tarafından çocukların adlarıyla anılarak paylaştırılma geleneğine sizin de tanık olduğunuzu, ancak şimdi Doğu'dan getirdiğiniz konuşmanızda kalmış geniş "e"lerden başka pek bir şeyin kalmadığını fark ediyorsunuz.
Zincirin Son Halkası
Ya da doğduğunuz günden üniversiteye kadar evin içinde ters bakışından "Allah gibi" korktuğunuz büyüklerden birinin adının Ayşe değil Arpi olduğunu ve Ermenice "güneş" anlamına geldiğini öğreniyorsunuz.
Büyükannenin sonu gelmez ve asla birbirine bağlanmaz gece monologları arasında Arpi'nin öyküsünden hiç bahsedilmemiş olduğunu fark edince. Hagop Mintzuri'nin, Margosyan'ın her satırının ardından o beliriverecek umuduyla okuyup, bildiğiniz köylerini adları geçtikçe kalbiniz sıkışıp tam da "hah" derken umudunuzu yitiriyorsunuz. Bir kez daha kafanıza dank ediyor ki, belki yüzlercesi gibi "Arpi" de Müslüman mezarlığında "Ayşe" adıyla gömülü.
Margosyan tüm neşesiyle, yerlerde hem de geri geri emeklerken, okuyup adam olacağı İstanbul'a gelişine kadarki süreyi çevresindeki insanları hiç atlamamaya çalışarak anlatıyor. Çünkü Margosyan "Zincirin son halkasını" zar zor yakalayabilenlerden. Margosyan "Belki benim bu sözlerim de yirmi, otuz sene sonra bir takım insanlara arşiv görevi de görecek. Anlatmaya çalıştığım benim görebildiğim, izleyebildiğim otuz beşler, ellilerin Diyarbakır'ı. Geçmişi sadece hayal gücümle değil, gördüğüm yaşadığım kadarıyla dile getirmeye çalıştım. Zaten bu tarihçilere bırakılabilecek en büyük doküman olacaktır" diyor.
Yazarın bu yıl çıkan "Söyle Margos Nerelisen?"in arka kapağında "Kimlerin" Diyarbakır'ının tam bir özeti var: "Cehü, Yahudilere Kürtçede verilen addı. Biz Hıristiyanlar ise Yahudilere "Moşe" diyorduk. Hıristiyanların hepsi toptan gâvur veya "Fille" oldukları halde kendi içlerinde Ermeni, Süryani, Keldani, Pırot'tular. Ermeniler ise Süryanilere "Asori" derlerdi. Müslümanların tümü Hıristiyanlara toptan gâvur demelerine karşılık, Hıristiyanlar da tüm Müslümanlara toptan "Dacik" diyorlardı. Ama tüm bunların dışında gerçek olan şuydu ki deliler bir safta, geriye kalan diğerleri, yani Dacikler, Gâvurlar, Haçolar, Kızılbaşlar, Yezidiler, Ermeniler, Türkler, Kürtler, Keldaniler, Süryaniler, Asoriler, Pırotlar, Filleler, Moşeler, Cehüler, Dürziler hep beraber diğer saftaydık!..."
Margosyan ikinci kitabının adındaki "Nerelisen?"i özellikle vurguladığını söylüyor: "Margos'un nereli olduğu çok mu önemli? Evet, çok önemli. Çünkü Margos nereli olduğunu vurgularsa Fatma da Ayşe de bu soruyu kendine yöneltebilir. İnsanın kendi kimliğini kaybetmesi kadar kötü bir şey yoktur. Herkes şapkasını önüne koysun ve nereli olduğunu sorsun. Nereli olmak insana artıları da eksileri de getirir. Önemli olan nereli olduğun değil, o bilinç içinde olmaktır. Kimliğinizi şu ya da bu şekilde zorlayarak, yontarak, makaslayarak sizlerden bir şeyler çalmak istiyorlar. Bir tek kimlik içerisinde yaşamak yerine birçok kimlikle yan yana gelen insanlar çok daha mutlu olabiliyorlar." Gâvur Mahallesi bugünlerde üçüncü baskısını yaptı. "Söyle Margos Nerelisen?" ise çok satanlar arasında yerini koruyor. Margosyan aynı zamanda yayın hayatına yeni başlayan Evrensel Gazetesi'nde her çarşamba "Çengelli İğne" adlı köşesinde yazıyor. İlk yazısında Margosyan anahtar cümleyi yazıyordu: "Evet yazılarımla vatanı kurtarmaya geliyorum! Hayır gelmiyorum, ne haliniz varsa görün!"