Yazar Vecdi Erbay
Başlık Fresno'da Bir Ermeni
Yayın Yedinci Gündem Gazetesi
Tarih 29.09.2001

Aras Yayıncılık, William Saroyan'ın kitaplarını yeniden okurla buluşturmak için ilk adımları attı.

"Yeniden" dememin nedeni, Saroyan'ın hikâyelerinin 1960'lı yıllarda Varlık Yayınları'nca kitaplaştırılmasından kaynaklanıyor. Aras Yayıncılık, artık kitapçı raflarında bulunmayan bu kitaplarla birlikte, yazarın bütün kitaplarını yayın programına almış. Bunlardan ilk iki kitap, kısa aralarla geçtiğimiz günlerde yayımlandı. İlki seçme öykülerden oluşuyor: "Ödlekler Cesurdur". İkinci kitap ise "Paris-Fresno Güncesi, 19671968".

Saroyan'ın bir yıl boyunca her gün yazdığı günlükten oluşan kitabın alt başlığı "Ölüm Dirim ve Aya Kaçış".

William Saroyan'ın hayat hikâyesi hakkında bilgi edinmek, onun öykü kahramanlarını tanımak için oldukça önemli. Bu nedenle Saroyan'ın öykülerinden söz etmeden önce, kitaplardan edindiğim bazı bilgileri aktarmak zorunluluğu doğuyor: Saroyan, Bitlis'ten Amerika'ya göç etmiş, Kaliforniya eyaletinin Fresno kasabasına yerleşmiş Ermeni bir ailenin orada doğan ilk çocuğu. Üç yaşındayken babasını kaybedince, annesi, Saroyan'ı ve üç kardeşini yetimhaneye vermek zorunda kalır. Yetimhanede geçen beş yılın sonunda Saroyan ve kardeşleri tekrar Fresno'ya dönerler. On beş yaşında okulu bırakarak çeşitli işlerde çalışmaya başlar. Daha o yaşta yazar olmaya karar veren Saroyan, kısa öyküler yazar bir taraftan da. Ama ilk öyküsünü yayınlatana kadar çalmadığı kapı kalmaz. Tam umudu kesmişken, açlıktan ölmek üzere olan bir yazarı anlatan 'The Daring Young Man on the Flying Trapeze" adlı öyküsü "Story" dergisinde yayımlanır. Saroyan, bu moralle yazmayı yayımlamayı sürdürür. 1934 yılında ise ilk kitabı yayımlanmaya hazırdır artık.

Bir karakter panayırı

Saroyan hakkındaki bilgiler bu kadarla kalmıyor, onun hayatıyla ilgili bilgilere yeniden geri döneceğiz. Zaten Saroyan'ın öykülerinden söz ederken onun hayatının bazı ayrıntılarına değinmemek pek mümkün görünmüyor.

"Ödlekler Cesurdur" bir yanıyla Saroyan'ın çocukluk anılarıdır. Çocukluğunun yüzleri, sesleri, sokakları, heyecanı... Kaliforniya eyaletine göç etmiş Ermeniler, Araplar, İtalyanlar ve diğerlerinin, doğdukları coğrafyadan çok uzakta, yeni bir hayata, bir dile, yeni bir kültüre tutunma çabalarının küçük öyküleri. Bu öyküler, Saroyan'ın öyküleridir ama. Onun gözünden, onun kaleminden... Savaşı, yoksulluğu, umarsızlığı anlatırken ironiyi asla elden bırakmıyor. Bir arkadaş toplantısında bir anısını coşkuyla anlatır gibi yalın ve keyifle anlatıyor-yazıyor. Amerikan edebiyatında kendine özgü, "Saroyanespue" olarak anıları bir tarzın örnekleridir "Ödlekler Cesurdur" kitabında yer alan öyküler. Anlamak kolaydır öykülerini, bu yüzden kolayca öykünün içine giriyor okur ve kolayca bir gülümseme yayılabiliyor ya da sarsılabiliyor.

Daha kimse ölmedi mi?

Kitabın ilk öyküsünün adı "Ailede Delilik". Ermenilerin yaşadıklarından değil, ama Kürtlerin yaşadıklarından çok yakından tanık olduğum, bir yere ait olma duygusunu anlatıyor bu öyküde Saroyan. Bir yere ait olamamanın yakıcı gerçekliğini demek daha doğru belki de. Bitlis'ten Amerika'ya göç etmiş bir aile düşünün ve her şeyin yabancı olduğu Amerika'dan Bitlis'e dönüşün imkânsızlığını, yanı sıra çaresizliği ekleyin buna. Toprağa bağlanmak, "Biz artık buralıyız" diyebilmek, göçer durumundan kurtulmak için, yaşadıkları yerde bir ölülerinin olması gerekiyor. Belki batıldır bu inanç, hele dünyanın küresel bir köye dönüştüğü göz önünde bulundurulduğunda, komiktir bile. "Bir yandan Fresno'daydık, bir yandan hiçbir yerde. Ölüm içimizden birini yakalamadığı, biz de onu gömüp orada yattığını bilmediğimiz sürece nasıl herhangi bir yere ait olabilirdik ki?" Bütün ailede bir tür deliliğin varlığından söz eden Saroyan, yukarıdaki satırları, dayısı Vartan'da deliliğin şekillenme biçimi olarak nitelendiriyor. Vartan, her akşam eve döndüğünde şu soruyu sorarmış: "Daha kimse ölmedi mi, bu korku dolu yalnızlığımıza, bu amaçsızca savrulmamıza, bu boşluğa ve köksüzlüğe son verecek biri?" Sonunda bir ölüleri olduğunda rahat bir nefes alıyor, "Nihayet Amerika'da olduğumuza emin olabileceğiz artık" diyor ve deliliğinden eser kalmıyor. Aileden birinin ölmesi, artık Ararat adlı bir Ermeni mezarlığının olması, göç etmiş insanlara yeni bir yurt edinmenin, yeni bir gelenek oluşturmanın başlangıcı oluyor.

Saroyan'ın diğer öyküleri de tutunabilme mücadelesi veren göçmen insanları anlatıyor. Öğretmen, terzi, çiftçi, sigortacı ve diğer karakterler, Saroyan'ın anlatımıyla bir panayırda buluşmuş gibidir. Öyküleriyle ilgili, belki son olarak şöyle bir cümle kurulabilir: Saroyan, ünlü bir yazar olduktan çok sonra gelip gezdiği Bitlis'e olan özlemini anlattığı öykülerinde gözlem gücünü ortaya koyarken, ayrıntılardan, günlük hayattan öykü yaratma becerisini de sergiliyor "Ödlekler Cesurdur"da.