Yazar Zafer Doğan
Başlık Hüzünlü Gülmece: William Saroyan
Yayın İnsancıl Dergisi
Tarih 01.01.2002

William Saroyan'ın öyküleri kapıyı çalmadan, içeriye paldır küldür dalan, bir misafire benzer. Tanışma fasıllarını pek sevmez. Siz daha ona buyur demeden koltuğa teklifsizce serilir, ayaklarını sanki evin sahibi kendisiymişçesine rahatça uzatır. Siz daha bu garip kılıklı misafir de nereden geldi diye şaşkın şaşkın bakarken sizinle sohbet etmeye başlar. Fark edersiniz ki lafı uzatmayı sevmez, süslü söz oyunlarından nefret eder. İlk şaşkınlığın ardından bir de bakarsınız ki onunla sohbet etmeye başlamışsınız. Hınzır gülüşüne tezat hüzünlü gözleri olan bu öykülere içiniz ısınır. Onlarda kendinize ve yaşamınıza dair bir şeyler bulursunuz. Aranızda bir sıcaklık, bir duygu akrabalığı oluşur kısacık zamanda. İşte William Saroyan'ın öyküleri böyle bir şeydir.

Türkiye'de sınırlı sayıda edebiyat okurunun tanıdığı bu sıra dışı yazarın bir oturuşta, öylesine yazılıvermiş hissini uyandıran öyküleri zengin bir hayal gücü, lirizm ve güçlü bir gözlem yeteneğiyle yüklüdür. Sanırım Saroyan'ın öykülerini en doğru tanımlayacak sözcükler hüzünlü gülmece olacaktır. Onun öyküleri acı ve dizginsiz coşkunun harmanlanmasıyla meydana, gelmiştir.

Saroyan, dünya genelindeki Ermeni yazarlar içerisinde belki de en çok tanınanı İngilizce yazdığı için ona Amerikalı bir yazar olarak tanımak pek de doğru olmaz çünkü Saroyan'ın yazını Amerikan edebiyat geleneğinden farklı bir kültürel kimliğe ve geleneğe yaslanmaktadır. Zaten Saroyan, etnik yazar kimliğiyle bilinir. Arıcak burada şu noktayı vurgulamakta fayda var: Her ne kadar o, Ermeni kimliği ve kültürüne dayansa da; kendi kültürel sınırını, aşarak evrensel kimliğe ulaşmış güçlü bir yazardır. Ermeni kimliği onun yazarlığının merkezinde olup, I. Dünya Savaşı sırasında bu toplumun yaşadığı trajedi de onu derinden etkilemiştir. Saroyan'ın öykücülüğünü ele alırken bu toplumsal travmanın yazarlığı üzerindeki etkisini mutlaka görmek ve anlamak gerekiyor. Ancak Saroyan'ı büyük bir yazar yapan asıl sebebin de insanlığın evrensel durumunu büyük bir ustalıkla anlatmasına borçlu olduğunu unutmamak gerekiyor. Bu yüzden onu, ülkemizde çok güçlü olan kimi ulusal önyargılardan arınarak okumak, anlamak ve değerlendirmek gerekiyor. Saroyan'a yönelik bir başka yanlış okuma biçimi de özellikle Amerika ve Avrupa'da yaygın olan Oryantalist bakış açısından kaynaklanıyor. Bu bakış açısına göre Saroyan; garip öyküler yazan, uçuk kaçık, doğulu sıcaklığı taşıyan, egzotik bir yazardır. Kendi kültürel kimliğini merkeze koyan batılı okurun, Saroyan'ın öykülerini bu şekilde tanımlaması pek de şaşırtıcı değil. Aslında Saroyan'ın kimliği tam olarak ne doğulu ne de batılıdır. Amerika'ya göç eden birinci kuşak Ermeniler, her yönüyle doğulu bir kimliğin temsilcileridir. Bu kuşağın Amerika'da doğan çocukları -Saroyan bu kuşaktandır- ise bir yandan anne babalarının anlattıkları masallarla büyüdüler diğer yandan ise Amerikan yaşam biçimine ayak uydurmaya çalıştılar. İşte Saroyan kendisini her ne kadar Küçük Asya'lı görse de doğu-batı kimlikleri arasında sıkışmış ve bu çelişkilerden de o kendine özgü dili ve iç dünyası oluşmuştur.

William Saroyan, 1908 yılında Bitlis'ten kalkıp, Amerika'da Kaliforniya'nın, daha çok Ermenilerin yaşadığı Fresno kasabasına göç eden bir ailenin bu topraklarda doğan ilk çocuğudur. Babasını erken yaşta kaybedince ıslahevine verilen, burada bir türlü "ıslah" olmayan, ıslahevindeki okul yıllarında resmi ve sıkıcı eğitim anlayışıyla bir türlü yıldızı barışmayan bir çocukluk dönemi yaşadı. Öykülerinde anlattığı sokakları ve sokaktaki "küçük insanlara" dair gözlemlerini bu yıllarda edinecekti. Yaşadığı kasabada çoğunluğunu Ermenilerin oluşturduğu yerel halkın kültürü ile etkileşim içerisinde olması onun öykülerindeki doğuya özgü canlı ve gürültülü konuşmaları, karnavalvari coşkulu arka planı yaratmıştır. Öykülerinde genelde çocukluk yıllarında ailesi ve çevresinde yaşadığı olayları yalın bir dil ve garip bir üslupla anlattı. İlk başta absürt ve gerçek üstücü öğelerinde yer aldığı öykülerindeki anlatım, hemen dikkati çeker. Amerika'ya göç eden Saroyan ailesi diğer göçmenler gibi bu yeni topraklarda içlerinde derin bir köksüzlük duygusu yaşamakta, eski yaşadıkları topraklara özlem duymaktadırlar. "Ailede Delilik" yaşam öyküsünde Saroyan kendi soydaşlarının yaşadığı köksüzlük duygusunu ve kimlik bunalımını anlatır. Amerika bu insanlar için bambaşka bir ülkedir. Amerika'da üzerinde gömülü tek fertleri dahi olmadığı için kendilerini bu topraklara ait hissetmezler: "Bir yandan Fresno'daydık bir yandan hiçbir yerde. Ölüm içimizden birini yakalamadığı, biz de onu gömüp orada yattığını bilmediğimiz sürece nasıl herhangi bir yere ait olabilirdik ki?"

Sonuç olarak Saroyan'ın edebi kimliğini, kendi kişisel ve toplumsal kimliğinden ayırabilmek pek mümkün değil. Bunun da ötesinde Saroyan, sözcüklerle anlatılamayanları anlatabildiği; aramızda bir gönül köprüsü kurabildiği için büyük bir yazardır. Daha da önemlisi William Saroyan, kimliğimizin eksik, yıkılmış ve sürgün edilmiş tarafıdır.