Yazar Rahim Gür
Başlık Söyle Margos Nerelisen?
Yayın Küçük Menderes Gazetesi
Tarih 01.08.2000

Türkler ile Ermenilerin aynı toprak parçası üzerinde yüzyıllardır süren bir beraberlikleri, paylaşımları söz Türkmenler Anadolu'ya geldiğinde yazıları ve yazınları kesinlikle vardı. Anadolu da bomboş değildi ve bizden öncekiler de türkü söyleyip, ağıt yakıp destan ırlıyorlardı. Ozanlar, deng-bejler, aşuğlar sözlü ve yazılı kültürel etkileşimle, sosyal içselleşmeyi de gerçekleştiriyorlardı. 

Türkiye yazınına derinlemesine dalınca, Türkmenlerin "Âşıkları" ile Ermenilerin "Aşuğları"nın aynı işlevi gördüklerini sezinledim. Suyun köküne indikçe de Türkiye yazınının hiç bir etnisitenin tekelinde olmadığına inandım. Bu köşeyi her alan yazarlarına açık tutuyorum. Bir üçlemeyle devam edecek köşem. 23 Aralık 1938'de Diyarbakır'ın Hançepek Mahallesinde doğan Mıgırdıç Margosyan hem kendi etnisitesinin de, hem Türkiye yazınında önemli bir kişilik. Felsefe okumuş, Ermenice, Türkçe, Kürtçe konuşup yazan bir Türkiye aydını. Ortaokulu bitirinceye kadar yaşadığı Amit Dikranageral, Diyarbakır, Diyarbakır ki, Çin seddinden sonra en uzun sedde sahip sevgili yurdunu anlatırken diyor ki, "Dacikler, Gâvurlar, Moşeler, Hocalar, Kızılbaşlar, Filleler, Yezidiler, Ermeniler, Türkler, Kürtler, Süryaniler, Cehüler, Dürzîler biz hepimiz birlikteydik o sokaklarda. Yalnız deliler bizden ayrıydı. Diyarbakır'da zaten Rum yoktu..." Aynı konuda "... Her insanın kaderine hükmeden bir şehir vardır. Nereye gidersen git" arkandan gelen şehir" (M.Kızılkaya)...
Doğu Ermenicesi Türkiye'de gelişmedi. Batı Ermenicesi ise gelişerek evrensel boyutlara ulaştı. Daha önce başlatılan çalışmalar 1915'te kesintiye uğrar gibi olunca, Cumhuriyet yönetiminin getirdiği Harf ve Kültür Devriminden yararlanarak yeni bir ivme ile ulusal ve evrensel boyutlara taşınmıştır. Birçok yazar bu çalışmaya emek vermiştir.
Margosyan'ın önemli ayrıcalığı Ermenilerin "Kavaragan Kraganutyan" dedikleri, Köy Edebiyatı-Taşra Edebiyatının son temsilcileri olmasıdır.
İstanbul, Tiflis, Venedik, Paris, Moskova, İzmir'de ürün vermiş, ama taşra-kent ikileminden sonra İstanbul biçemi ağırlık kazanmıştır. 1940–50 yıllarında Diyarbakır'da sıradan insanların yaşamlarına odaklayarak, tarihi ve kozmopolit şehirden ilginç kesitler sunarken, başka yazarlara ilginç bir pencere açar.
Anlatım öylesine duru ki siz hemen ordasınız: "Ninemin çamaşır ipindeki uzun donunun avluya vuran gölgesinde uyuyan kedi.. (y. 10)". Hırsız kediye kızan ananın:
Mestan gırğızlık yapma' (Türkçe). Mestan dızı nekal (Zazaca) Mestan koğutyun mene! (Ermenice) bağırması aynı zamanda mutfak kültürünü de yansıtıyor.
Türkiye insanın gelenek ve göreneklerinin oluşmasında din ve milliyetçilik kavramlarının pek de etkili olmadığını "Çociğin adı ne olacağı?" "Ti-li-li" "Malez" ve "Kaltak" öykülerinde okursunuz. Ti-li-li öyküsü "Bizim yörelerde tüm toplumların sevinç çığlığıdır" iletisini verir.
"Bozanlara Gitmek" Hançepek insanlarının birbiriyle ve komşuları ile sıkı bir dayanışma kurduklarını, törelerini sürdürdüklerini anlatır.
Söyle Margos Nerelisen? Öyküsü ise karnımızın daha iyi doyduğu yurt özleminin iyi demlenmiş çayıdır. Margosyon dil ustası, alt kültür konuşmalarını yazabilme becerisine, gizliden gizliye ince bir yel gibi yüzünüzü serinleten gülmece duygusuna, küçük sıradan insanları gözünüzde yaşıyor kılan betimleme ustalığına değer vermemek elde değil.
Ben öykü kitabı mı okudum, şiir kitabı mı bilmiyorum. Bir de siz deneyin. Belki ortak tatları bulabiliriz. Selam olsun patlamış darı gibi dağılmış o insanlara.