Yazar ...
Başlık Söyle Margos Nerelisen?
Yayın Katılım Dergisi
Tarih 01.02.1999

Anadolu'nun seçkin ve eşsiz kültür mozaiği inanılmaz manzaralar ortaya çıkarmaktadır. Beklemediğiniz bir anda karşınıza çıkan bu manzara bilmediğiniz ya da bildiğiniz halde pek dikkatinizi çekmeyen görüntülerle karşılaşabiliyorsunuz. İşte bana ilk okuduğumda bana bu duyguları hissettiren bir yazardan Diyarbakırlı Ermeni asıllı yazar Mıgırdiç Margosyan'dan söz edeceğim. 

Mıgırdiç Margosyan, 23 Aralık 1938'de Diyarbakır'da Hançapek Mahallesi'nde (Gâvur Mahallesi) doğdu. Ortaokuldan sonra öğrenimini İstanbul'da Getronagan Lisesi'nde sürdürdü. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünü bitirdi. 1966–1972 yılları arasında Surp Haç Tıbrevank Lisesi'nde felsefe, psikoloji, Ermeni dili ve edebiyatı öğretmenliği ve okul müdürlüğü yaptı. Daha sonra öğretmenliği bırakarak ticarete atıldı. Edebi çalışmalarını aralıksız sürdürdü. Öyküleri Marmara Gazetesinde yayınlandı. 1988 yılında, Ermenice yazan yazarlara verilen Eliz Kavukçuyan Vakfı Edebiyat Ödülü'nü (Paris) aldığı öykülerden üçü bu kitapta Türkçe çevirisiyle yer almaktadır.
Biz de Aydınyan kadar olmasa da, Ermenice edebiyat ürünleri Türkçe'de pek bilinmediği ve kimi örnekleri Türkçe'ye ancak son yıllarda, o da çok sınırlı olarak aktarıldığı için Margosyan'ın kitaplarının ardalanına ilişkin olarak birkaç söz etmeden geçemedik.
"Gâvur Mahallesi" adlı kitabıyla Türkçe olarak da okunmaya başlayan Mıgırdiç Margosyan, Ermenilerin kavaragan kraganutyun dedikleri ve Türkçe'ye 'köy edebiyatı' veya 'taşra edebiyatı' olarak çevrilebilecek bir ekolün yaşayan son temsilcisi olarak adlandırıla gelmiştir.
Ermenice edebiyatta Taşra Edebiyatının temelleri iki koldan atılmıştır: Kafkasya'dan veya bugünkü İran ve Ermenistan'da konuşulan 'Doğu Ermenicesi' ve Anadolu topraklarında, 1915'ten sonra da birçok ülkeye dağılan Ermenilerce konuşulan 'Batı Ermenicesi' lehçesi ile bu iki lehçenin dilbilgisi ve ses değerleri yönünden farklılıklarına karşın, hem konuşma, hem de yazı dili olarak iki ayrı dünya yaratacak özellikte olmaması ve karşılıklı, özellikle aydınlar arasında hiç sorunsuz anlaşılıyor olması, taşra edebiyatının beslenme kaynaklarının kendi içinde bir bütün olmasını da getirmiştir.
Ermenice edebiyatta köyün işlenmesi, ancak 19. yüzyılda başlar. Halk şiiri, folklorik sözlü ürünler, bütün dallarıyla çok daha erken gelişmiş ve klasik Ermenice edebiyatta, çağına göre az ya da çok etkisini göstermiştir ama panoraması, törenleri, töreleri, yaşantısı, örf ve adetleri, özgün karakteriyle, köy, Ermenice edebiyatta, 19. yüzyıldan önce hemen hemen hiç gözükmez.
Ermenice edebiyata köyün ilk, gerçek anlamda ve ciddi biçimde girişi, 19. yüzyılda Haçadur Apovyan ile olmuştur. Kendisi gibi Doğu Ermenicesi ile yazan Broşyants, Raffi, Muratsan, Leo, Aharanyan, Y. Papazyan, Şirvanzade gibi yazarlar, bazı eserlerinde Ermeni köylüsünü betimlemişler, Kamar Katiba, Hovhannesyan ve İsahagyan da bu temaya şiirlerinde yer vermişlerdir.
Batı Ermenicesinde ise halk şarkılarına, orta çağın "aşuğ" şiirlerine ilk eğilen, (Peder) Ğevont Alişan'dır. Özellikle Van ve Muş yöresinde matbaa, gazete ve okul kurarak edebi bir atılıma öncülük eden (Peder) Hırimyan Hayrik, Dede ve Torun adlı eserlerinde Ermeni köyünü, köy yaşamını betimleyip yorumlar. Onun öğrencisi de olan (Peder) Karekin Sırvantsdyants ise, karış karış dolaştığı Anadolu'da derlediği ürünlerle Ermeni folklorunun kuruculuğunu yapmış, Ermeni halk hikâyelerini ve şarkılarını zengin bir antolojisini yayınlamış, gezi notlarıyla da Ermeni köyü ve köylüsünün en ilginç betimleyicilerinden biri olmuştur. Onun folklorik çalışmalarını Çituni zenginleştirirken, edebi yönünü de Palulu Melkon Gürciyan (1859–1915), Muşlu Keğam Der Garabedyan (1865-1918), Harputlu Hovahnnes Harutyunyan (1860-1915) ve Siverekli Rupen Zartaryan (1874-1915) sürdürmüştür. Taşra Edebiyatının İstanbul'da artık örneklerini vermez gözüktüğü Cumhuriyet döneminde, Erzincan'ın Armıdan Köyü'nden Hagop Mintzuri (1886–1978). Adeta közler içinden yeni bir alev olarak belirir ve Gabuyd Luys (1958), Armudan (1966), Grung Usdi Gu Kas (1974) adlı eserleriyle, taşra edebiyatından yeniden söz edilmesini sağlar.
Mintsuri, 21 Kasım 1974'te Marmara gazetesinde yayınlanan Margosyan'ın "Halil İbrahim" adlı öyküsünden etkilenerek, yazara gönderdiği ve yine 18 Mart 1976'da yayınlanan mektubunda şöyle der: "Öykünü kâğıtlarımın arasında bulunca sevindim ve tekrar okudum. Gene güzel buldum. Öykün kadar, söyleme biçimin de tam benim sevdiğim türden. Ben de öyle yazarım. Bir madendi çıkardığın, hayır, topraktan değil, kendi ocağındandı. Kendi içinden.
Bilir misin, her zaman olmaz bu. Bu saf altındı. Taşa, toprağa bulanmıştı, silip temizlememiştin. Taşralı rengini korumak için isteyerek bırakmıştın, diyorum ben..." Yazar hakkında daha fazla söz etmektense, kitaplarını okumanızı tavsiye ederim.
Ve son olarak, bu kitapta yer alan öykülerin bir bölümünün Ermenice'den çeviri olmayıp, doğrudan doğruya Türkçe yazılmış olması, Margosyan'ın salt Ermenice edebiyatı içinde değil, aynı zamanda Türkçe edebiyat içinde de değerlendirilmesi gerektiğine inanmaktayım.