Yazar Tarık Dursun K.
Başlık Bizden Bir Hikâyeci…
Yayın Yeni Yüzyıl Gazetesi
Tarih 14.11.1995

Hadi Margos, tamam. Öbürleri kim, kim onlar peki? Palancı Kaspar dayı, Circis, Halo dede, Dikran, Demirci Haço, Zıfkar dayı, çulcu Ergan Vanes, zangoç deli Hüso, çulcu Hello ve Bozan dayı...

Ve kadınlar... Hanım Baco, Kure Mama, Eğso bacı, Topal Tüme, Sümüklü Rozin ve diğerleri. Çok uzayacak bir listenin insanları... Her biri "Söyle Margos, Nerelisen?"in yazarı Mıgırdiç Margosyan'ın başkahramanları.
Bunlar, aynı zamanda Diyarbakır'daki Gâvurlar Mahallesi'nin de "sakinleri". Öbür "sakinler"e (Kürt dilinde Yahudiler için söylendiği gibi "Cehü"lere, Süryanilere, Keldanilere, Pirotlara, Kızılbaşlara, Yezidilere, Asorilere, Fillelere, Kürtlere ve Türklere) de ya kapı ya mahalle ya da duvar komşusudurlar.
Mıgırdiç Margosyan, şaşırtıcı bir anlatım ustalığı içinde bizi alıp sayfalar arasında çok kısa öncesinin dününe götürerek sıcak ve içten bir yolculuğa çıkarıyor."Şaşırtıcı" dedim doğrudur, Margosyan'ın anlatımı da şaşırtıcıdır, anlattıkları da. Bir büyük avluya açılan, oda oda kiraya verilmiş bir büyük evde yaşayan insanların anlatıldığı "Söyle Margos Nerelisen?", Türkçemizde ve edebiyatımızda eksik bir yanı tamamlıyor bu, büyük çoğunluğun dışında kalmış başka "cemaat"lerin yaşamlarıdır onların bizimkilerle iç içe geçerek yoğrulmuş, birbirinden ayrılmazlaşmış gelenekleridir, görenekleridir ortak yaşamın bilinmesinde yarar olan farklı boyutlarıdır.
Margosyan, bunun üstesinden gelirken elbette kendi yaşam hikâyesinden yola çıkacaktır. Öyle de yapıyor zaten. Şaşırtıcılık, yazarının anlatım biçiminin yanı sıra, anlattıklarındadır giderek büyüteç altına aldığı, her biri dipdiri, capcanlı insanlarındadır ve bir "dönem"dedir. Bizim bilmediğimiz, öğrenemediğimiz (kimselerin yazmaması nedeniyle de göz ardı ettiğimiz) var oluşlarının farkına bile varmadığımız zengin birikimli, uzun geçmişli, zamanla "bizdenleşmiş" o insanları bize tanıtma, duyurma, bildirme çabasındaki saygınlığındadır.
Büyük çoğunluğun dışında kalan o küçük kim kez içe dönük, kendi arasında "hemhal" olan bir edebiyatın da olduğunun kanıtıdır üstelik bizim dilimizde yazarak, bizim dilimizi en az bizim kadar bilinçle (ve edebiyatta) kullanarak.
"Söyle Margos Nerelisen?" sekiz küçük hikâyeden oluşuyor. Kahramanları da birbirinin içinde, birbirlerinin ortaklığını sürdüren kahramanlar hepsi de. Okurken bir kentimizin, bir yöremizin bizin bilgimizin çok gerilerinde kalmış (ama yakın bir zamanlarda), yaşayan yöreyi yöre insanını insan yapan özelliklerini, niceliklerini de tanıyıp öğreniyoruz. Bütün bunları (bunlar dışında kalan başka insancıl şeyleri de) küçük hikâye sınırları içine sığdırmak, doğrusu, bir marifettir. Ayrıca, bu marifet gösterirken "didaktik" olacağım diyerek hikâye kantarının topuzunu kaçırmak diye bir kusuru da yoktur Mıgırdiç Margosyan'ın.