Yazar Pakize Barışta
Başlık Hagop Mıntzuri'den has Anadolu hikâyeleri: 'Turna Nereden Gelirsin?'
Yayın Taraf Gazetesi
Tarih 05.12.2010

Edebiyat, insanın içindeki insanı yazısıyla vurgulayarak ortaya çıkarır.

 

Yazının her satırında insanın kendisiyle bir şekilde (nazikçe, şefkatli ya da sarsıcı bir etkiyle) yüzleştiği bir hal vardır.

 

Yazar, bana göre aslında içimdeki insandır, benden daha gerçek bir bendir hatta!

 

Bu yazar bir de özellikle benim coğrafyamın, benim renklerimin, benim toprağımın, suyumun, havamın ve sesimin yazarıysa, benim kendimi anlayabilmem ve tanımam daha da heyecan verici olur.

 

Hagop Mıntzuri de, böyle bir yazardır benim için.

 

Acıdan geçen satırlar, mısralar yazmış, aşktan geçen heceler seslendirmiştir.

 

Hayatının her ânına, yaşadığı her şeye; insanın (hepimizin) nefesine, kat ettiği varlık yolunun her merhalesine bir edebî mim koymuştur, okurun vicdanıyla baş başa kalmasını sağlayan.

 

Yazar, Turna Nereden Gelirsin? adlı hikâye kitabında bir büyük özlemi, hüznü ve sevinci poetikleştirerek, içimizdeki perdeleri saydamlaştırarak, kendimize bir başka türlü bakmamızı, hatta kendimizi yeniden tanımamızı sağlıyor.

 

"Turna nereden gelirsin, kölesiyim sesinin
Turna bizim diyarlardan var mı haberin
Koşma, tez varırsın katarına
Turna bizim diyarlardan var mı haberin"

 

Turna adlı gurbet temalı anonim bir ermeni şarkısı bu. Anlaşılan o ki, bu dört mısra, Hagop Mıntzuri'yi bir hayat dramını betimleme yoluna, bizi de hayatın manalandırılmasıyla ilgili bir öze doğru yola çıkarıyor.

 

Turna Nereden Gelirsin?'de yer alan hikâyelerde hiçbir maniyere sığınmadan; yaşanmışlığın ve birikimin manalandırılmış özü, en saf haliyle çıkıyor ortaya.

 

Her bir hikâyesi sanki yanık bir Anadolu türküsü, Hagop Mıntzuri'nin. Adeta konuşuyor, türkü çığırıyor, dertleşiyor o; sesini dalga dalga yayıyor, bakışını sese, sesini bakışa dönüştürüyor.. ama yazısını nasıl kazırsa kazısın, insanı içinden okuyor; insanın içiyle, özüyle buluşuyor ve doğayla yaşıyor sanki.

 

Öyle bir toprak ve vatan hasretine sahip ki bu hikâyeler, insanın ciğerini yakıyor!

 

"Biz bebeğe 'bılig' derdik. Bılig, getirsinler, yani bizleri doğursunlar, bir de hem evde, hem dışarıda güçlü kollarla iş gören birileri olsun diye onları babalarımıza alırlardı. Ama mutlu olmazlardı, ne babalarımız ne de özellikle analarımız. Evlendikten bir yol sonra babalarımız, analarımızı köyde bırakıp, gurbetçi olurlardı. Çoğumuz daha dünyaya gelmemiş veya henüz bir iki aylık olurduk. Ve bu gurbetçilik hayatları boyunca devam ederdi. Dört beş yılda bir gelirler, bir yıl durur, gene giderlerdi. Yirmilerinden altmışlarına, kırk yıl içinde topu topu beş ila on yıl köyde olurlardı. Analarımız otuz kırk yıl dul hayatı yaşarlardı. Niye gurbete giderlerdi? Çünkü köyde para yoktu."

 

Turna Nereden Gelirsin?'in içine doğru biz de bir yolculuğa çıktığımızda, gurbetin manasını, insanın yârinden, ocağından, kültüründen uzak kalmanın ne kadar tarifsiz olduğunu anlıyoruz. Şu ninniye kulak verelim:

 

"Uyumuş bir hoş olmuşum
Aşkından serhoş olmuşum
Bıldır ne iyi idim
Bu yıl kötü olmuşum"

 

Şimdi de Hagop Mıntzuri'ye kulak verelim: "Siz dünyada hiç böyle ninniler duymuş musunuzdur? Olur mu hiç? Gurbetçiliğimizi anlatırken, bunların benzerlerini söylemiştim size. Akşamüstleriydi ninni saatleri. Sevkar Dağı'nın tepesinde yıldız henüz belirmemiş olurdu. Bebekleri uyutacaklardı ki toplanıp yemeğe otursunlar. Bütün evlerden, sokaklardan yükselirdi bu ninniler. Benim memleketimin bütün köylerinde konser verilirdi her akşam, biz bebekler konserle uyurduk."

 

Peki Hagop Mıntzuri, nasıl bir diyarı, insanlığı mimliyor?

 

Nasıl bir Anadolu duyarlık birliğini anlatmaya çalışıyor bize?

 

"Sadece kendi anamızın sütünü emmek de şart değildi bizim için. O yok muydu? Köydeysek hangi evde emziren bir kadın varsa, süt versin diye bizi oraya götürürlerdi. Tarlalarda gene öyle. Ermeni yoksa, Türk, Kürt, Kızılbaş olsun, bizi kucağına verir, emzirtirlerdi. Severek yaparlardı. Allahtan korkarlardı. Esirgeyecek olsalar Allah cezalandırırdı onları, affetmezdi."

 

Hagop Mıntzuri, insanı, insanın doğasını özünden edebileştirdiği gibi, Turna Nereden Gelirsin?'deki hikâyelerinde doğayı, doğanın doğasını da edebîleştiriyor bence; doğanın her bir ögesi bir kişilik, bir karakter kazanıyor bu hüzünlü metinlerinde.

 

Genel manada sterilleştirmiş (özellikle son iki yüz yıl) Batı edebiyatına –dramıyla, trajedisiyle, acısıyla..- kodlanmış bir okuma alışkanlığından sonra, Hagop Mıntzuri'nin bütünüyle özüne sadık kalmış, safiyet dolu edebiyatıyla karşılaştığında zorlanıyor insan ve ne yazık ki şaşırıyor!

 

1978'de ölen Hagop Mıntzuri'nin Turna Nereden Gelirsin? adlı kitabı, Anadolu'nun önemli bir uygarlığının aidiyetini taşıyan muhteşem hikâyeler sunuyor bize.

 

(Turna Nereden Gelirsin? Hagop Mıntzuri, Çeviren: Silva Kuyumcuyan, Aras Yayıncılık)