Yazar Pakize Barışta
Başlık Mıgırdiç Margosyan'ın 'Gâvur Mahallesi' ve özün poetikleştirilmesi
Yayın Taraf Gazetesi
Tarih 05.06.2011

Edebiyat, sanki doğanın, hayatın asli unsurlarından biri!

Yazarın içinde sanki bir başka atardamar daha var; bu damardan kan yerine hayat akıyor...
Bu kadim coğrafyanın hemen hemen her yerinde olduğu gibi –yaşanmış ve yaşanmakta olan pek çok sosyo-kültürel erozyona rağmen-, Kuzey Mezopotamya'nın kadim, çok renkli ve olağanüstü derinlikli hayatları da, bu edebî damardan evrene pompalanıyor; hayatın manası da duygulara, hatıralara ve zamanın belleğine yazılmış, kazınmış oluyor böylece.
Hüzün, acı ve sevinç tarihselleşerek çok boyutlu –ve hep yaşayan- kimliklere dönüşüyor adeta.
Onlar zamanın birer ürünü değil, yazarın (edebiyatın) ürettiği, oluşturduğu çok özel bir zamanın ürünleridir artık ve öyle de kalacaktır.
Tarihin yetişemeyeceği (hatta pek aklının basamayacağı) bir durumdur bu.
Zaten Anadolu coğrafyasının bu bölgelerinde tarih –tüm zamanlar içinde-, çok farklı olarak yaşanmıştır bana göre. 
Bu coğrafyada hayal, hayatın içinde edebileşir!
Mıgırdiç Margosyan, Gâvur Mahallesi adlı hikâye kitabında, olağanüstü edebî sadeliği içinde oraları anlatmıyor; anılarını adeta canlandırarak okuruna aktarıyor.
Çocukluğunda, gençliğinde yaşadıklarını ve yaşananları, safça, çocukça resmediyor, fotoğraflıyor adeta.
Özün, bir tür poetikleştirilmesi bu...
Hayal mi gerçeğin içine yerleştirilmiş, yoksa gerçekler mi hayalin içine yerleştirilmiş.. saf ve yalın bir edebiliğin, işte o damardan ince ince akarak birbiri içinde yoğunlaşıp, kaynaşması bu hikâyeler.
Yazar hikâyelerinde; "bizim oralarda", "bizim oralarda Diyarbakır'da", "Diyarbakır'da", "bizim Diyarbakır'da" diyerek başlıyor hayatları akıtmaya.
Margosyan, toprağına, mahallesine, ekmeğine, ebesine, oyunlar, kültürünü soluduğu 'bizim oralar'ın Ermenisi'ne, Yahudisi'ne, Kürt'üne, Türk'üne, Süryani'sine, Keldani'sine, Yezidi'sine çok saygı duyuyor.
O, Diyarbakır'ın Gavur Mahallesi'ne aşık!
Annesi ve babası, doğup büyüdüğü evinde anadilleri olan Ermenicenin yanısıra, Türkçe, Kürtçe,
Zazaca konuşuyorlar: "Babam, 'Beri gel kömür gözlüm,  ben adam yemem' şarkısını söylediğinde, anam onun sarhoş olduğunu anlardı... Lusarar Estedur, yani papaz yamağı, yardımcısı Estedur Dayı, tiz sesiyle, 'Dere kenarında bir ev yapmışam, kerpicim tükenmiş naçar kalmışam'la devam ederdi.
Türkçenin yanı sıra Kürtçe de söylerlerdi."
Mıgırdiç Margosyan'ın annesi kedilerini dört dilde azarlıyor.
Fakirler ama çok kültürlüler… 
Yazar, Gâvur Mahallesi'nde kendine özgü bir mizah anlayışıyla, diz boyu bir hüznü zerreciklerine ayırmak istercesine büyük bir açıklıkla seriyor gözlerimizin önüne; neşesi az, hüznü çok, üzeri küllenmiş bir dünyanın duygusal ve duyarlı kazısını yaparak bir uygarlıklar birliği zenginliğini ortaya çıkarıyor; Anadolu'da kaybettirilen kültürel değerleri, çocuksu bir edebî dille bizlerin de keşfetmesini sağlıyor: "Bizim muhallebimiz, yoğurttu; çikolatamız da, üzüm şırasından yapılmış, güneşte kurutulmuş, sonra kalıp halinde kesilmiş 'kesme' ... Yoğurda pekmez katardık, kaşık kaşık yerdik. Bizim pastamızdı bu, daha doğrusu bizim kekimiz... Şaşırdınız mı…?"
Gâvur Mahallesi, 'BİR'lik kitabı bence. Böyle bir, gizli mesajı var sanki. Aynı kitapta hikâyelerin hem Türkçesi, hem Ermenicesi, hem de Kürtçesi yer alıyor.
Bu üç dilin duygusu ise tek. Ve bu duygu bir tür unita multiplex'i çağrıştırıyor; çokluk içinde birlik bu coğrafyanın en büyük zenginliği çünkü. Mıgırdiç Margosyan'ın bu öykülerinde, yer alan ana mesajı da bu bence.
Yazar, 'Ne Mutlu O İnsanlara Ki Bu Dünyada Fakirdirler' diye bir ad verebiliyor bir hikâyesine. Bu çok acıklı, ama çok saf anlatımlı bir hikâyenin edebî derinliğine gömülmüş, Anadolu hayat felsefesini işaretleyen bir başlık; düşündürerek mi duygulandırıyor, yoksa duygulandırarak mı düşündürüyor, okuyana bırakıyorum onu, tıpkı yazarı gibi.
Mıgırdiç Margosyan'ın edebiyatı, kendine has bir dille yoğrulup, hümanist bir söylemle büyümüş!
Bu edebiyat, örneğin sinemanın (belgeselin) gösterme gücünü bile aşmış bir gerçeklikle insanın havsalasını bile aşan bir görüntü sadeliğine sahip.
Bu hikâyelerin her bir paragrafı, her bir satırı duyguların resmedildiği canlı fotoğraflar sanki.

(Gâvur Mahallesi, Mıgırdiç Margosyan, Aras Yayınvılık)