Yazar Yervant Gobelyan
Başlık Yazınımızın Erken Solan Kır çiçeği
Yayın Agos Gazetesi
Tarih 07.11.1997

Mistik bir ozan, Tanrı'ya yaklaşmanın, O'na erişmenin ve O'nu görmenin yollarını şöyle gösterir insanlara: "En ulu kubbenin tepesine, en yüksek çan kulesine çıkmaya değil, en mütevazı insanın yüreğinin en ücra köşesine girmeye çalış. Çünkü Tanrı seni anacak orada karşılayacaktır." Antan Özer için, "yazınımızın kır çiçeği" benzetmesini yaptık, çünkü o gerçekten kendi kendini yetiştirmiş hemen hemen hiç kimsenin dümen suyuna girmeden, desteğine muhtaç olmadan, bir gün gelip yerleşivermişti aramıza. Sıcak, samimi, sevecen ve güven verici bir yaklaşımla, hiç kimseden herhangi bir beklentisi olmadan, sadece insancıl, herkese karşı sevgi ve saygı dolu bir şiir kitapçığı, 'Aha Aysbes' (İşte Böyle) ile yanılmıyorsam, 50'li yılların başında… Felsefi ve sosyal herhangi bir akıma ve ekole bağlı olmaksızın, en içten sözcükleri ve ifadeleri ile birçok doktrinal yazarın izlediği yollara itibar etmeden, söyleyeceklerini en basit ve anlaşılır, sade ifadelerle söyledi, bu nedenle kısa zamanda aramızda layık olduğu yeri buldu, sevildi, sayıldı. 

Antan Özer'in, gerek şiir, gerekse öykü dalında özgün tarafı da samimiyeti gibi kullandığı dilin sadeliğiydi. Onu okuyan, kültür düzeyi ne olursa olsun, her dediğini sözlüksüz anlardı. Bu da kendisi ve okuyucusu arasında bir yakınlık, bir iletişim sağlardı ki, günümüz insanının en çok aradığı, değer verdiği özelliklerden biridir. Çünkü edebiyat artık halkın hizmetine girmiştir, özellikle İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra…
Şiirle başladı Antan Özer. "Aha Aysbes" (işte Böyle) yayımlandığında modern şiir toplumumuzda bazılarınca pek de ciddiye alınmıyor, hatta bazı çevrelerde alayla karşılanıyordu. Hele Antan Özer gibi yalın, şiirsel olmayan bir dille verilen düşünceler, saptamalar, bazılarında çaktırmadan verilen sosyal mesajlar, yeni akıma yukarıdan bakan insanları daha da cüretlendiriyor, hele hele belli bir çevrenin, arkası olan b ir gruba mensup olamaması, edebiyatının yumuşak karnını oluşturuyordu. Ne var ki, zaman geçtikçe her yeni şiiriyle bazıları yavaş yavaş onun boş konuşmadığını anlar gibi oldu. O da kendini ucuza satanlardan olmadı, yalnızlığına karşın saygınlığını belli çevrelere empoze etmesini bildi. Buna örnek bir olayı aktarmak istiyorum: Bundan 45–50 yıl önce, bir dernekte düzenlenen edebiyat gecesinde, halen yurtdışında bulunan bir yazar arkadaşımız, bugün saygın bir ozan olarak büyük üne kavuşmuş bir arkadaşımızın modern bir şiirini dinleyicilere o kadar alaycı bir şekilde okudu ki en ciddi insanlar bile gülmeye başladılar. Söz konusu şiiri bugün bile anımsıyorum. Aslında çok güzel ve anlamlı bir şiirdi: "Dönüşünde garip bir hüzün var…" O zamanlarda bile Antan Özer kendine güldürmedi, kimseye gülme fırsatı vermedi. Gururlu ve soylu bir kişiliğe sahipti. O yalın, makyajsız şiirlerini yazdığı günlerde bile. Sonra öykücülüğe başladı, herkesin dikkatini kazandı. "Buzdolabı" piyesi Şehir Tiyatrosu'nda oynandı, TRT'den radyofonik temsil olarak verildi. Ermenice gazete ve dergilerde okuyucuların beğenisini kazandı. İkinci şiir kitabı "Arantsnutyun" (Yalnızlık 1984), ilk öykü kitabı "Dzazug İraganutyunner" (Gizli Kalmış Gerçekler 1984) ve "Yev…" (Ve… 1990) adlı ikinci öykü kitabını yayımladı. Aras Yayıncılık tarafından son kitabının 10 öyküsünü içeren "Yaşamı Beklerken" adlı Klemans Çelik Zakaryan'ın çevirisi, eminiz tüm okuyucular tarafından büyük beğeni ile okunacak. Kitabın birinci öyküsü '''Tami''deki konunun işlenişi ve kenetlenmiş bütünlüğü ile dikkat, çekeceğine inanıyorum. Gerçekten tam bir öykücü ne dediğini ve ne yaptığını iyi bilen, okuyucusunu sıkmadan ve yormadan değil sayfalar, satırlar arasında bile zevk ve ilgiyle dolaştıran gerçek bir çağdaş öykü yazarı, psiko-sosyal açıdan da mükemmel bir öykücüdür Antan Özer.
Söz konusu on öykünün çevirisine gelince aslında bir edebiyatçı olmayan çevirmen eğitimci Klemans Çelik Zakaryan, bu çeviriye hiçbir yapay öğe ve yabancı unsur katmadan, yazarın yalın üslubu ve samimiyetini en sade şekilde satırlara aktardığından, diyebiliriz ki Antan Özer'in, mütevazı anlatım özelliğine yeni bir renk katmış. "Kır çiçeğinin" daha da çarpıcı bir güzellik kazanmasına yardımcı olmuştur.
Seni seviyoruz, hep ve daima seveceğiz Antan…