Yazar Ferda Balancar
Başlık Apraham Bey ve Armenuhi Hanım yeniden buluştu
Yayın Agos
Tarih 11.03.2016

Tekirdağlı Apraham Kasapyan'ın anılarından oluşan 'Kaç Kişisisiniz Boğos Efendi' adlı kitap, kitapta adı geçen Armenuhi Köseyan'ın kızı ve torunu için çok farklı bir anlam ifade ediyor. Köseyan'ın kızı Sona Zartaryan ve torunu Arpi Gamze'yi, kitabın yazarı Apraham Kasapyan'ın kızı Janet Güllapyan ile Kasapyan'ın anılarını Türkçeye çeviren torunu Öjeni Höllüksever'i Agos'ta ağırladık. Kitap, Armenuhi Köseyan'ın kızı ve torununun ailelerinin geçmişiyle ilgili daha fazla bilgi edinmesine vesile olmakla kalmamış, aynı zamanda iki ailenin hayatta kalan fertlerinin birbirlerini tanımalarına ve dostluk kurmalarına da aracı olmuş.

'Kaç Kişisiniz Boğos Efendi', 1902 Tekirdağ doğumlu, ayakkabıcı Apraham Kasapyan'ın 1969'da kendisini mesleği ayakkabıcılıktan emekliye ayırdıktan sonra İstanbul'da Ermenice olarak kaleme aldığı hayat hikâyesinin Türkçe çevirisinden oluşuyor. Tekirdağ'ın, Ermenice adıyla Rodosto'nun Takavor (Tekfur) mahallesinden dünyaya gelen Apraham Kasapyan, 1915'te 13 yaşındayken ailesiyle birlikte tehcire gönderilir. 3,5 yıl süren, halası, büyükbabası, eniştesi ve eniştesinin kardeşini kaybettiği ölüm yolculuğundan mucize eseri kurtulur ve Tekirdağ'a döner. Yarım bıraktığı öğrenimine yaşça büyük olduğu için geri dönemez ve bir kunduracının yanında çalışmaya başlar. 19 yaşında İstanbul'a gelerek terlik ve ayakkabı ticaretiyle uğraşmaya başlar. 1923'te Avrupa'ya gider; Fransa ve Romanya'da işçi olarak çalıştıktan sonra 1929'da Türkiye'ye döner. İyi bildiği ayakkabıcılığı önce tezgâh açarak, daha sonra Mahmutpaşa ve Kadıköy'deki dükkânlarında sürdürür. Eşi Öjeni Kasapyan ile 1933'te evlenir ve ilk çocuğu Janet, 1936'da, ikinci çocuğu Silva ise 1942'de dünyaya gelir. 

1941'de gayrimüslim cemaatlere mensup erkeklerin toplanarak yol yapımında çalıştırıldığı 'Yirmi Sınıf Nafıa Askerliği' uygulamasıyla askere alınan Apraham Kasapyan'ın, İstanbul'a döndükten kısa bir süre sonra bu kez 1942'de Varlık Vergisi ile hayatı yeniden altüst olur. Aşkale'deki çalışma kampına gönderilmemek için büyük emeklerle açtığı Kadıköy'deki iki dükkânını satmak zorunda kalır. Daha sonra Mahmutpaşa'da bir dükkân açar ve emekli olana kadar bu dükkânda çalışır. 1960'ta eşini kaybeden Kasapyan, 1969'da emekliye ayrılıp hayatını Ermenice olarak kaleme alır. Son yıllarını çocukları ve torunlarıyla geçiren Kasapyan, 1972'e hayata veda eder ve Balıklı Ermeni Mezarlığı'na eşinin yanına gömülür. Yıllar sonra Kasapyan'ın torunlarından Öjeni Höllüksever, dedesinin anılarını koltuğunun altına alıp Aras Yayınları'nın yolunu tutar. Ve böylece Apraham Kasapyan'ın anıları 'Kaç Kişisiniz Boğos Efendi' başlığıyla Türkçe olarak okurlarına kavuşur.

 

'Bununla oyalandım'

Apraham Kasapyan anılarını yazdığı hatıra defterinin sonuna şu satırları yazar: "Bu satırlarımı kimsenin okumayacağını çok iyi biliyorum. Emekliye ayrıldıktan sonra tam bir buçuk ay bununla oyalandım. Bakalım bundan sonra vaktimi nasıl geçireceğim? Günler geçtikçe, boş oturmanın çok zor olduğunu anlıyorum. Burada elimden geldiğince özetleyerek yazdım. Bakalım alın yazım bundan sonra neler getirecek?"

Kasapyan "Bu satırları kimsenin okumayacağını çok iyi biliyorum" dese de onun anıları, bugün yayınlanmakla kalmadı, anılarında yer verdiği Armenuhi Köseyan'ın kızı Sona Zartaryan ve torunu Arpi Gamze'nin aile tarihleriyle ilgili bilgilerini zenginleştirmelerine de neden oldu.

Buluşmayı sağlayan

Yaklaşık dört ay önce yayımlanan 'Kaç Kişisiniz Boğos Efendi?' ile ilgili Taraf gazetesinde çıkan bir yazı önce Armenuhi Köseyan'ın kızı Sona'nın dikkatini çeker. Yazıda 1915'te Kilis Kaymakamı olan Ali İhsan Bey'in yanında çalışan Armenuhi adlı bir genç kadından söz ediliyordur. Sona Hanım ve kızı Arpi, Armenuhi Köseyan'ın tehcir döneminde Kilis'te Kaymakam Ali İhsan Bey'in yanında kaldığını, Kilis'te geçen dört yılın ardından İstanbul'a döndüğünü bildikleri için heyecanlanırlar. Arpi Hanım, hemen kitabı alır ve bir solukta okur. Kitabın 32-33. sayfalarında sözü edilen Armenuhi adlı genç kadının anneannesi olduğunu anlar ve Aras Yayınları'ndan kitabın çevirmeni ve Apraham Kasapyan'ın torunu Öjeni Höllüksever'in telefonunu ister. Yaşananları Arpi Hanım'dan dinleyelim: "Öjeni Hanım'la telefonda konuşurken hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladık. Meğer aynı semtte oturuyormuşuz ama birbirimizi hiç tanımıyorduk. Kitap vesilesiyle biraraya geldik."

'Ermeni Çalıkuşu'

Aynı semtte oturan Sona Zartaryan ve kızı Arpi Gamze ile, Apraham Kasapyan'ın kızı Janet Güllapyan ve torunu Öjeni Höllüksever bu telefon görüşmesinden kısa süre sonra biraraya gelirler. İki aile biraraya gelince Armenuhi Köseyan'ın hayat hikâyesi de yeniden gündeme gelir. Sona Hanım, annesiyle yaşadıklarını şöyle anlatıyor:

"Bu acıları yaşamış pek çok Ermeni gibi annem Armenuhi de çocuklarının ruhsal durumunu bozmamak için yaşadıklarını anlatmaktan çekinirdi. Ama yıllar içinde ben sora sora annemin hikâyesini onun ağzından öğrendim. Hatta onun yaşadıklarını Ermenice olarak kaleme de aldım. Annemin anıları da tıpkı Apraham Kasapyan'ın anıları gibi yayınlanmayı bekliyor. O insanlar evde kendi aralarında bile bunları konuşmaktan korkarlardı. Bugün biz konuşmak bir yana, onlardan dinlediklerimizi yazabiliyoruz. Annem aslında İstanbul doğumlu olup sonradan Bandırma'ya gitmiş. Gedikpaşa'da doğmuş. Annemin babası Bandırmalıymış. Bahçecik'ten ninemle evlenip Gedikpaşa'ya yerleşmişler. Annem de orada doğmuş. Annem annesini küçük yaşta kaybedince dedem annemi Kalfayan Yetimhanesi'ne yatılı öğrenci olarak veriyor. Kalfayan'da ilkokulu bitirdikten sonra Kumkapı'daki Jean D'Arc Fransız Okulu'na gidiyor.

Kaymakamın evinde

Annem tahmini olarak 1895 doğumlu. Fransız okulunu bitirdikten sonra öğretmenlik yapmak istiyor ama İstanbul'da değil, babasının memleketi Bandırma'da öğretmenlik yapmak istiyor. Yani deyim yerindeyse Ermeni bir 'Çalıkuşu' annem. O zamanlar Bandırma'ya bağlı olan Edincik'teki Ermeni okulunda Fransızca öğretmeni ihtiyacı olduğu için oraya gidiyor. Babam da o okulun müdürü. Bir süre sonra babam Beyrut'a askere gidiyor. Okul da kapanınca annem İstanbul'a gelmek için yola çıkıyor ama İstanbul'a gelemiyor. Bahçecik'teki teyzelerine gidiyor. Tehcir kararı çıkınca da Bahçecik'teki akrabalarıyla birlikte sürgüne çıkıyor. Tehcirde Kilis'e kadar sürükleniyor. Kilis'te kitapta adı geçen Boğos Efendi, Kaymakam Ali İhsan Bey'i Malkara'dan tanırmış. Kaymakam Bey, Kilis'te teftiş yaparken annem dikkatini çekiyor. Annemi yanına çağırıp, "Sen Anadolu kadınına benzemiyorsun. Ne işin var burada?" diyor. Annem de "Ben İstanbulluyum. Bandırma'dan İstanbul'a giremediğim için Bahçecik'teki akrabalarımla beraber tehcire gönderildim" diyor. Kaymakam, "Madem Fransızca öğretmenisin gel benim çocuklarıma Fransızca öğret" diyor. Annem korkudan önce reddediyor. Kaymakam "Burada eczacı bir Ermeni aile var. Bir hafta onlarda kal, iyice düşün. Kararını ver. Ya gidersin ya da bizimle kalırsın" diyor. Eczacı aile anneme Kaymakam'ın ve karısının vicdanlı insanlar olduğunu, korkmadan onların yanında kalabileceğini söylüyor. Annem bunun üzerine Kaymakam'ın evine gidiyor. Bu şekilde dört yıl Kilis'te onların yanında kalıyor. Kaymakam ve eşi evlerine gelen misafirlere annemi 'Kızımız Armenuhi' diye tanıtıyorlarmış. Kaymakam Kilis'teki tehcir mağdurlarına elinden geldiğince yardım etmiş. Annem orada dört yıl kaldıktan sonra çarşaf giyiniyor ve 'Leman öğretmen' adıyla öğretmen kafilesiyle birlikte İstanbul'a geliyor. Gedikpaşa'da dedemin evine geldiği zaman dedem tanıyamıyor annemi. Sonradan babam annemi buluyor, zaten onun izini hep sürmüş. Kilis'teyken de haberleşmişler. Daha sonra annem tekrar Edincik'e gidiyor ve orada evleniyorlar. Annem Edincik'i çok sevmiş, abim de orada doğuyor. Edincik, Yunan işgalinin ardından çetelerin saldırısına uğruyor. Bir amcam karısı Rum olduğu için Yunanistan'a kaçıyor. Babamla annem abimi kucaklarına alıp kendilerini İstanbul'a atıyorlar. Babamın babası ile annesi, hasta olan amcam hepsi Edincik'te öldürülüyor.

Babam ve annem abimle kurtulup İstanbul'a geliyorlar ama işsiz kalıyorlar tabii. Dedemin Gedikpaşa'daki evine sığınıyorlar, ben de orada doğmuşum. Bir süre sonra babam Samatya'daki mülteciler evinin, Ermenice 'Kağtagayan' derler, müdürlüğünü alıyor. Fakat tehcir kurbanı o insanların içinde bulundukları durumu gördükçe günden güne eriyor ve genç yaşta ben iki yaşındayken ölüyor. Ben bunları annemden parça parça dinledim daha sonra birleştirip yazdım. Annem için bunları anlatmak hiç kolay olmadı."

Öğretmenlik mirası

Armenuhi Köseyan'ın torunu Arpi Gamze de anneannesi gibi öğretmen olmayı istemiş. "İlk tercihim İngilizce öğretmenliği oldu. 30 yıl öğretmenlik yaptıktan sonra emekli oldum. Anneannemin mesleğini devam ettirdiğim için çok mutluyum." 

Apraham Kasapyan ile Armenuhi Hanım arasında tehcir günlerinde Kilis'te başlayan dostluk daha sonra İstanbul'da da sürmüş. Kasapyan'ın kızı Janet Güllapyan, "Babam Armenuhi Hanım'dan çok sık söz ederdi. Armenuhi Hanım, Kaymakam'ın evinde kalırken Kilis'teki tehcir mağdurlarına yardım etmek için elinden geleni yaparmış. Dostlukları İstanbul'da da sürmüş. Babamın dayısı, onların Gedikpaşa'daki evlerinde kiracı olmuş."

Apraham Kasapyan ile Armenuhi Köseyan'ın Kilis'teki tehcir günlerinde başlayan kader ortaklığı ve dostlukları şimdi onların çocukları ve torunları arasındaki derin bağla devam ediyor.

 

KİTAPTAN 

'O kadar iyi niyetli biriydi ki…'

"Kaymakamın yanında Bandırmalı bir genç kadının çalıştığını duymuştuk. Adının Armenuhi olduğunu biliyorduk. Bir gün annemle kaymakamın evine gidip Armenuhi'yi sorduk. Meğer bize kapıyı açan oymuş. Bize uygun bir iş olup olmadığını sorduk. Halimizi gören Armenuhi, içeri gidip Hanım'a ev temizliği için bizi işe alıp almayacağını sordu ve biraz sonra yanımıza gelip Hanım'ın bizi kabul ettiğini söyledi. 

Sevinçle içeri girdik ve evi temizlemeye başladık. Armenuhi o kadar iyi niyetli biriydi ki, yanımızdan hiç ayrılmadı. O gün öğle yemeğinde karnımızı güzelce doyurduk; üstüne 2 kuruş da para kazandık, ki o günlerde iyi paraydı. Eve döneceğimiz sırada, Armenuhi bize bir torba bulgur verdi gizlice. Yoldan 90 paraya yağlı kıyma aldık, güzel bir bulgur pilavı yapıp karnımızı doyurduk."