Yazar Nazan Maksudyan
Başlık Zalimin Zulmü Varsa, Mazlumyanlar'ın Oteli Var
Yayın Post
Tarih 01.02.2016

"Mazlumyanlar haklı; şu geçtiğimiz yüzyıl, bugünden yarına daha güzel günler göstermedi. Cihan Harbi ve soykırım sırasında sayısız mülteci için korunaklı bir liman olan Baron Otel, yüzyıl sonra tüm bir ülke halkının mülteci durumuna düşmesine eli kolu bağlı tanıklık ediyor."

 
 
Baron Otel

Halep'in Baronları, Ortadoğu'nun son yüzyılının bütün büyük olaylarına tanıklık etmiş, bütün tarihi kişiliklerini ağırlamış, hem ihtişam yaşamış hem sefalet çekmiş, fakat her daim başı dik, enseyi karartmadan varlığını hatırı sayılır bir süre sürdürmüş Baron Otel'in ve oteli kuran ve işleten Mazlumyan ailesinin hikâyesini anlatıyor. Yaşanmış olaylara ve tarihsel araştırmaya dayanan eser, kurgu diliyle yazılmış. Flavia Amabile ve Marco Tosatti'nin kitabı, bir inceleme kadar detaylı ve ilginç bilgilerle dolu, ancak bir roman gibi karakterlerinin iç dünyasına ve duygularına eğilen, sınırda bir janrda yer alıyor. Kurgu sever okurun okuma deneyimini kolaylaştıran yazarlar, yararlandıkları sözlü ve yazılı kaynaklara erişmek isteyen, kurumun, ailenin, şehrin tarihine meraklı araştırmacıları yarı yolda bırakıyor. Bu yönüyle, tam olarak nereye yerleştiği belli olmayan, oyunculu belgeselleri andırıyor kitap. Gerçek iddiasında kurgu.

 

Sinematografik açıdan çok güçlü bir duygu bırakan kitap, Krikor'un hacca gitmeye niyetlendiği ilk sayfadan, dördüncü kuşak Mazlumyanlardan Armen ve annesi Sally'nin otelin yemek salonunda mahzun oturdukları son sayfaya dek, okurun gözünün önünde çok renkli sahneler canlandırıyor. Her biri otelin tarihinin başka bir yönünü aydınlatan, yeni bir karakteri ya da yeni bir olayı anlatan kısa kısa bölümler, Amerikan rüyasının bir yüzyılını anlatan popüler sinema filmi Forrest Gump'ı hatırlatıyor. Tom Hanks'in oynadığı Forrest karakteri nasıl her türlü gelişmeye bir tarafından ilişebiliyorsa, Baron Otel de global düzlemde tarihin ve siyasetin ana akımını takip etmek için istisnai bir merkez işlevi görüyor. Özelikle Pier Paolo Pasolini meşhur filmi Medea'nın kimi sahnelerini çekmek için Halep'e gelip tüm ekibiyle Baron Otel'de kalışını anlatan bölüm, 'bu Mazlumyanların da filmi çekilsin!' duygusunu güçlendiriyor.

 

Sadece soykırım sürecini ve sonrasında Ermeni mültecilere yardım faaliyetlerini değil, Suriye'de İngiliz işgalini ve izleyen Fransız mandasını, Antakya ve İskenderun'un Türkiye'ye katılmasını, İkinci Dünya Savaşı'nın casusluk, yokluk hikâyelerini, soğuk savaşın Ortadoğu cephesini, Arap bağımsızlık hareketlerini, kökten dincilerin ülkeyi teröre bulamasını, dolayısıyla yirminci yüzyılın tüm siyasi tarihini, otelin tarihine paralel olarak izlemek mümkün.

 

1911'de açılan otelin yüzyıllık tarihi boyunca ağırladığı ünlüler, herhangi bir bal mumu müzesine taş çıkaracak cinsten. Aram Andonyan, Krikor Zohrab, Arabistanlı Lawrence, Agatha Christie, Charles De Gaulle, David Rockefeller, Theodore Roosevelt, Yuri Gagarin, Kral Faysal, Cemal Paşa, Mustafa Kemal, Cemal Abdülnasır, Hafız Esad… Sayısız bürokrat, ajan, gezgin/maceracı, arkeolog, pilot, tüccar, siyasetçi, sanatçı, vb. Baron'un müşterisi olur. Otellerinde misafir ağırlamanın her boyutuna hassasiyet gösteren Mazlumyanlar hem birinci sınıf bir ev sahibi hem de çok yenilikçi turizmcilerdir. Dünyaca ünlü şaraplar, şampanyalar onların mahzeninde bulunur, dünya mutfağının en güzel örnekleri, Hint körisinden fleminyona onların menülerinde yerini almıştır, Halep'in ilk Amerikan Barı, ünlü konuklara nezaketle sunulan ilk ziyaretçi defteri onlardadır…

 

Halep'in Baronları, bir kurumun ya da bir ailenin tarihine odaklanarak dahi bir şehrin, bir ülkenin, bir halkın tarihine dair ne kadar zengin bir panorama sunulabileceğinin bariz kanıtı. Nostaljiye yaslanan bir geçmiş güzellemesiyle yazan Amabile ve Tosatti, yüzyılın başındaki yükselişi ve artan ihtişamı Titanik'in yemek salonunu hatırlatan parlak avizeler ve sivri şampanya bardaklarıyla anlatırken, yüzyıl ortasından itibaren gelen dönemi de bir düşüşle özdeşleştiriyor – Titanik de battı, malum. Artan motorlu araçlar ve trafik, pop müzik gürültüsü, hazır giyim, şehir nüfusunun ikiye üçe katlanması, üçüncü kuşak Mazlumyan Koko'nun eleştirel tavrıyla dile getiriliyor ve bir çeşit avamlaşma ve dejenerasyon gibi değerlendiriliyor. Yani bu bakımdan yazarlar, yaşlanan kuşağın yenilikleri tenkit eden tavrını ve dolayısıyla geçmişi her yönüyle yüceltmelerini anlatının ana ekseni olarak kullanıyorlar. Öte yandan şehir ve nostalji temasının çok yaygın, fakat bir o kadar da öznel olduğu, İstiklâl Caddesi'nden Kızılay Meydanı'na, Markiz Pastanesi'nden Baylan'a, tüm kentsel alanlara ve mekânlara dair, belli bir dönemde belli şeyleri yücelten bir nostalji söylemi yaratıldığını hesaba katmak gerekir. Hele ki Halep'in bugünkü taş taş üstünde kalmamış, bombalanmış, yakılmış, yıkılmış, insansızlaştırılmış halini düşününce, modern çağın getirdiği nüfus artışı, göç gibi küresel dönüşümleri eleştiren tavır, insana neredeyse şımarıklık gibi geliyor. Fakat Mazlumyanlar haklı, şu geçtiğimiz yüzyıl, bugünden yarına daha güzel günler göstermedi. Cihan Harbi ve soykırım sırasında sayısız mülteci için korunaklı bir liman olan Baron Otel, yüzyıl sonra tüm bir ülke halkının mülteci durumuna düşmesine eli kolu bağlı tanıklık ediyor.