Yazar Elif Benan Tüfekçi
Başlık William Saroyan, bağrı yanık yetimlerin öyküsünü anlatıyor
Yayın Gaia Dergi
Tarih 14.03.2017

“Bir adam oğlunun bedeninin babası olabilirdi ama bu, oğlunun ruhunun da babasıdır demek değildi.”
William Saroyan


Aras Yayıncılık, Saroyan dizisine bir kitap daha ekledi. Aram Derler Adıma isimli öykü kitabı, William Saroyan’ın dünya çapında tanınmasını sağlayan öykülerden oluşuyor. Saroyan’ın bu kitabı, daha önce Varlık Yayınları tarafından yayınlanmış ve çevirisini Türkkaya Ataöv yapmıştı. Şimdi ise İrma Dolanoğlu ve Ohannes Kılıçdağı çevirisiyle, yeniden okuma şansı buluyoruz.

 

Aram Derler Adıma kitabının başkarakteri, Aram Karaoğlan isimli, dokuz yaşında bir çocuk. Aram başından geçenleri ve çevresindekileri kişileri bize anlattıkça, okur kimliğimizi unutup, evlerine ziyarete gitmiş uzaktan bir tanıdık gibi hissediyoruz kendimizi. Bu tanışıklığa, Saroyan’ın akıcı, doğal ve okuru hikâyeye dâhil eden dili neden oluyor. Saroyan, küçük detayların üzerinde duruyor. Bizde bu detaylardaki insana dair sıcaklığı hemen hissediyoruz. Aram’ın ailesindeki ilginç yaşlılar, deli kuzenler, komşular, anlaşılması güç bakkal ve okuldaki dayak sever öğretmenler, sanki bir film izliyormuşuz hissiyatını doğuruyor. Bol diyalog kullanılan öyküler, sohbete bir yerinde dâhil olacakmışçasına karakterlerle yakınlık kurmamızı sağlıyor.

 

Öykülerde, Aram’ın ailesinin kimi zaman deli diye tanımlanan büyüklerinin ilginç tarzlarına, haşarı kuzenleriyle yaşadığı maceralara ya da itaat etmez bir öğrenci olarak öğretmenleriyle kurduğu ilişkilere tanık oluyoruz. Öyküler, yüzümüzde gülümseme bırakıyor. Fakat yazarın anlatımı, gülümsemeyi bir anda gözyaşına döndürecek kadar kuvvetli. Çünkü Aram’ın neşesinde, köklerinden koparılmış bir ailenin hüznü hissediliyor. Aram, Amerika’da doğmuş bir Ermeni olarak bu hüznü anlamaya çalışan bir çocuk olsa da, yaşça büyük karakterler, bağrı yanık yetimler olarak kalmanın acısını yoğun bir biçimde taşıyor.


Hemen her öykü, memleket hasreti çekmenin ağırlığından payını alıyor. Okurun, böyle bir hasreti derinden anlayamasa da, bir yüzleşme yaşaması kaçınılmaz oluyor. Üstelik dili ustalıkla kullanan Saroyan, bu hasreti kimi zaman suskunluğun dilini kullanarak da veriyor. Bu anlamda kitaptaki en etkileyici öykülerden biri de, “Zavallı Bağrı Yanık Arap”. Evlerinden koparılmış ve başka bir yere göç ederek, hatıralarının izinde yaşamaya mecbur edilmişlerin ortaklaştığı bir öykü oluyor. Başka bir coğrafyada, memleketlerinden sesler, eşyalar, oyunlar, bulmak isteyen bu yetimler, Araks Kahvehanesinde toplanıyor. Bu özel mekânda, Hosrov dayı ile Halil’in sessiz yoldaşlığı başlıyor. Aram ise küçük bir çocuk olarak, dayısı ile Halil’in arkadaşlığını çözmeye çalışıyor. Neden hiç konuşmuyorlar? Nasıl anlaşıyorlar? Nasıl haberleşiyorlar? Aram çocuk neşesiyle suskunluğun, hasretin ve uzakta kalmışlığın dilinin, insanı nasıl da ortaklaştırdığının farkında değil belki.

 

“Ağızlarını hiç açmıyorlar, yine de devamlı konuşuyorlar. Birbirlerini anlıyorlar, bunun için ağızlarını açmaya ihtiyaçları yok, çünkü saklayacak bir şeyleri yok.“

 

William Saroyan her zaman olduğu gibi, insana dair her şeyi acısıyla tatlısıyla önümüze seriyor. Kimse kahraman değil, kimse iyi ya da kötü değil, sadece insan. Memleketlerinden koparılmanın hüznünü, kilometrelerce ötede bir komşu sohbetinde, bir manzarada, en ufak bir tınıda bile kalbinden atamayan bir insan. William Saroyan’ı okumanın keyfine varan herkes, Aras Yayıncılık’ın Saroyan dizisine göz atabilir.