Yazar Gökçesu Özgül
Başlık Köküne gider her insan: 'Ekmek ve Ateş Düşleri'
Yayın İleri Haber
Tarih 07.01.2018

Zaman zaman tebessüm edeceğiniz, bazen de gözlerinizin dolacağı Ekmek ve Ateş Düşleri genç bir kadın üzerinden kimlik arayışı, aile, kadın erkek ilişkileri gibi konuların tartışıldığı hayal öğeleriyle dolu akıcı bir roman.

 

Nancy Kricorian’ın 2003 yılında yayımlanan ikinci romanı Ekmek ve AteşDüşleri 2017 yılının Ekim ayında Aras Yayıncılık aracılığıyla okurlarla buluştu. Kitap Amerika’da doğup büyüyen, annesi Ermeni, babası Yahudi genç bir kadının; Ani Silver’in Paris’te geçirdiği bir yılı anlatır.

 

Ani’nin hikayesi öğrencilik yaptığı 1982 ve 1983 yıllarında geçiyor olsa da yer yer çağrışımlarla Ani’nin çocukluk, gençlik ve yakın dönem hatıralarına yolculuk ederiz.

Çocukluk izi hiç geçmeyen yara gibi, zihnimizde kazılı durur. Belki bu sık geri dönüşler de arayışından kaynaklanmaktadır.  Ani, köklerini arar; hem etnik anlamda hem de manevi bağlarını. Ani Silver henüz küçük bir çocukken babasını kaybeder. O ve annesi Violet, babasının ölümüyle ninesi ve dedesinin yanına, Watertown’a taşınırlar. Bu evde bazı yasaklar vardır; örneğin anayurt üzerine konuşmak. Ani’nin ninesi ve dedesi 1915’ten sonra memleketlerini, Anadolu’yu terk etmek zorunda kalıp ABD’ye göç etmiştir. Ninenin arzusu üzerine, Anadolu’da olanların matemi gizli bir anlaşma ile evin sakinleri arasında sessizliğe mahkum edilmiştir. İnsanın canı en çok anlatamadıklarına acır. Genç kadın, her ne kadar hikayelerini bilmese de üst kuşağının bu sessiz matemini daha onlar hayattayken miras olarak alır; “İsa düşmanını sev der. Bize yaptıklarını asla affedemem.

 

Ani hayranlık derecesinde aşık olduğu sevgilisi Asa tarafından pek çok kez aldatılır ve en sonunda terk edilir. Bu terk, ekonomik anlamda daha rahat bir hayatın, sınıf atlama imkanının da elinden alınmış olması anlamına gelir. Ani Paris’te bir yandan sevgilisine olan öfkesinin ve ayrılık acısının üstesinden gelmeye çalışmakta bir yandan da insanların ten rengine göre muamele gördüğü, metrosunda farklı mevkiler olan bu şehri, kendisininkiyle ters düşen demokrasi fikrini anlamakta zorlanmaktadır. Başka bir kıtada yalnız geçen günlerinde evini de özlemeye başlar. Bu özlem duygusunu kimlik arayışıyla ve diğer karakterlerin yerinden edilmiş hayatlarıyla bir araya getirdiğimizde “ev” ile ilgili anlamlar çeşitlenmeye başlar; “asıl nostalji memleket sızısıdır.” Kendisine ait hiçbir şey getirmediğini düşündüğü bu yabancı kentte çocukluğundan bir parça olan Van ile karşılaşır. Tıpkı “Urartu’nun altın küpeleri” gibi geçmişi de Ani’yi buluvermiştir. Bu karşılaşma Ani’nin zaman zaman reddettiği, görmezden geldiği yanlarına daha yakından bakmasına, çelişkilerinin derinleşmesine sebep olur. Ani nereli olduğunu soranlara “Annem Ermeni” cevabını verirken zaman içinde, ev içinde konuşulması yasaklanmış ailesinin ve Ermenilerin geçmişini merak etmeye ve bununla karşı karşıya gelmeye doğru ilerler. Böylelikle Ani köklerine doğru yol almaya başlar; “Tanrıyazgını, daha anne karnındayken görünmez bir mürekkeple alnına kazımıştır. Alnına yazılmış olanı silemezsin”.  Hem Ermeni olmaya kendince bir anlam bulmaya çalışır hem de Yahudi babasının ailesi ile tanışmaya çalışır. Ermeni bir kadınla evlendiği gün ailesi için “ölü” kabul edilen babasının akrabalarını da aramaya başlar. Belki hem köklerinin hem de kimliğinin bu denli uzağında olması Ani’nin ruhsal durumunu da zora sokmaktadır. Bir sancı ancak cesaret dolu bir yüzleşmeye dönüşürse çatışma sona erer; O da sancılarını ele alıp işlemeyi öğrenecektir.

 

Zaman zaman tebessüm edeceğiniz, bazen de gözlerinizin dolacağı Ekmek ve Ateş Düşleri genç bir kadın üzerinden kimlik arayışı, aile, kadın erkek ilişkileri gibi konuların tartışıldığı hayal öğeleriyle dolu akıcı bir roman.