Yazar Mustafa Kemal Yılmaz
Başlık Vasili Grossman'ın taşlar ülkesine yolculuğu
Yayın Şarap Dumanları
Tarih 16.01.2018

Yeni bir çeviri vesilesiyle Rus yazar Vasili Grossman’ı dördüncü kez blogda misafir etmek istiyorum: Taşlar Ülkesine Yolculuk. Rusçadan çeviren Yulva Muhurcişi, yayına hazırlayan Sosi Dolanoğlu (Aras Yayıncılık).

 

Kitap 60’lı yılların başında aldığı bir çeviri işi nedeniyle Sovyet sosyalist cumhuriyeti Ermenistan’da iki ay geçiren Grossman’ın “taşlar ülkesinde” edindiği izlenimleri bir araya getiriyor.

 

Rusça dışı bir dilden kelime-kelime çevrilmiş bir metne isim sahibi edebiyatçıların son şeklini vermesi Sovyetlerde kabul gören bir pratik. Grossman’ın çevirmenliği de bu kabilden.

 

Yalnız bu pratiğin meşum tarafı şu ki, edebiyatçılar bu tip işlere genellikle başları rejimle dertte olup kendi eserlerini yayımlatamaz ve bu yüzden maddi güçlük çekerler iken, yani bir nevi kerhen giriyorlar. İlk aklıma gelen Zoşşenko’nun muhtemelen Nâzım Hikmet sayesinde aldığı Şolom Aleyhem çevirisi. Biraz daha farklı bir örnek Pasternak’ın Gürcüceden yaptığı şiir çevirileri, hatta bizzat İngilizce ve Almancadan Hamlet ve Faust’u çevirmesi.

 

Yani Sovyet zamanı ünlü bir edebiyatçıyı çevirmen pozisyonunda görürsek, “Başında nasıl bir dert vardı acaba?” diye sormamız son derece makul.

 

Grossman da Ermenistan gezisine vesile olan çeviri işini Yaşam ve Yazgı (Jizn i sudba) romanı nedeniyle KGB ile başının derde girdiği bir süreçte kabul ediyor.

 

Taşlar Ülkesine Yolculuk (Dobro vam) küçük hacmine göre oldukça dolu bir kitap. Stalin, devlet terörü, XX. kongre sonrası yumuşayan politik iklim, bireysel özgürlükler, yoksulluk, milletler arası ön yargılar, Ermenistan coğrafyası, aydınları, gelenekleri, dini inanışlar ve nihayet 1915 felaketinin yarattığı ruhsal yıkım Grossman’ın dikkatli ve kederli gözlerinin üzerinde dolaştığı başlıca hususlar.

 

Bunlara bir de hayvancıkları eklemek lazım. Tolstoy’dan bu yana dikkatimi çekmiş tek bir Rus yazar yok ki bu yaratıkların bahtsızlığının farkına varmamış olsun ve onlarla kelime değiş-tokuş etmeye çalışmasın. Grossman da istisna değil.

 

Rusların ve Rusya’ya meraklı kimselerin hafif kıskançlıkla tekrarlamayı sevdiği “Rusya’yı ölçmeye arşın, anlamaya akıl yetmez” şeklinde meşhur bir söz var. Buna bir de edebiyat bağlamında sık sık işitilen gizemli “Rus ruhu” ifadesini eklemek lazım. Açık konuşmak gerekirse, üstü örtük “biz farklıyız” iması içeren bu ifadenin bugüne kadar Rusya tarihi ya da kültürü ile ilgili herhangi bir gizeme ışık tuttuğuna hiç şahit olmadım.

 

Ancak her şeye rağmen gerçekten de Rus ruhu diye bir şey varsa bunun bir parçası Grossman’ı da ezen keder olsa gerek. Sırf bu kederin farkına varmak, Lermontov’dan Grossman’a izini sürmek için bile okumaya değer Taşlar Ülkesine Yolculuk’u.

 

Ermenilerin Grossman’a muhtemelen tulum peynirli sıkma yedirdiği bölüm, Malakanlar, eskinin devrimcisi, şimdinin soda satıcısı Sarkisyan’ın anekdotları ve yazarın paganizme dair gözlemleri gözden kaçırılmaması gereken incilerden.

 

Şiddetle tavsiye ederim.

 

Birkaç not da kitabın yayını üzerine.

 

Yayıncının metne konsantre olduğu belli. Girişe konan “usul gereği” kısmında kitabın sansür geçmişine dair kısa bir özet görüyoruz. Bu Sovyet doneminde yazılmıs bütün eserlerin çevirisinde muhakkak olması gereken ama esasen yayıncıların çok ender dikkat ettiği bir husus. Aras bu bakımdan övgüyü hak ediyor. Dipnotlar da bu konsantrasyonun göstergelerinden.

 

Yine de iki küçük not düşmeden edemeyeceğim. Birincisi, 119. sayfada Saroyan resminin altında “Grossman’ın başpatrikle bir fotoğrafına ulaşamadık, böyle bir fotoğraf olup olmadığını da bilmiyoruz” şeklinde bir not var ama Grossman’ın kendisi ilerleyen sayfalarda böyle bir fotoğrafın olmadığını açıkça söylüyor.

 

İkinci husus, birkaç yerde geçen “eski para” mevzuu. 1960’ların başlarında Sovyet Ermenistanı’nda nasıl bir eski para söz konusu olabilir? Grossman açıklamamış. Maalesef dipnotlar da susuyor.

 

Biz söyleyelim. Burada söz konusu olan Sovyet ekonomi tarihinin önemli dönemeçlerinden biri niteliğindeki 1961 para reformu. Bu dönemde yaşanan sıkıntılara, patlak veren protestolara ve Novoçerkassk’ta bunların nasıl trajediye dönüştüğüne daha önce blogda yer vermiştim. Kitapta tekrar eden motiflerden birinin Ermenistan’daki yoksulluk olduğu dikkate alınırsa, küçük bir açıklama yararlı olabilirdi.

 

Birkaç söz de çevirmen Yulva Muhurcişi için. İlk kez bir çevirisini okuyorum ve bu çeviriyi oldukça başarılı buldum. Öncelikle İisus Hristos‘u Hz İsa degil, İsa Mesihşeklinde çevirdiği için tebrik etmek isterim. Güya dil-kültür bilen adam ve kadınların bu ikisini karıştırmalarından ya da aradaki farkı umursamamalarından gına gelmişti.

 

Bunca yıldır zihnimde nedense “soba” olarak işlediğim Rus peçkasına “fırın” deyişini de ileride faydalanmak üzere kendime not ettim.

 

Bununla birlikte sonraki baskılarda dikkate almak isteyebilir diyerek paylaşmak istediğim birkaç gözlem var.

 

s.29 “…tıpkı Rus kışlalarında Ermenilerin karikatürize edilmesi gibi…”

 

Bildiğim kadarıyla Ermenilerin ve diğer Kafkas halklarının karikatürize edilmesi Rus “kışlalarıyla” sınırlı değil. Burada daha geniş bir saha kastediliyor olsa gerek. Orijinal metinde geçen “labaz” kelimesiyle ilk kez karşılaşıyorum ve nasıl karşılanabileceği konusunda hemen aklıma geliveren somut bir öneri yok. Ama “kışla” tercihinin bazı yanlış anlamalara kapı aralayabileceğini düşünüyorum.

 

s.45. “Tüm Ermenilerin mükemmel insanlar olduklarını söylemek, hepsinin işportacı ve üçkağıtçı olduğunu söylemekle neredeyse aynıdır.”

 

Açıkçası burada “işportacı” kelimesi bağlama oturmuyor. Burada kulak olumsuz bir niteleme daha duymak istiyor, ki orijinal metinde geçen “torgaş” kelimesinin böyle anlamları var.

 

s.86. “Hemingway kendi dünyasını Rus zabıtaları ve Tulalı sarhoş çilingirlerle doldurmuş olsaydı…”

 

Bence “slesar” karşılığında kullanılan “çilingir” kelimesi üzerinde tekrar düşünmekte fayda var. Tula’nın nesi meşhurdu, diye düşündüğümde aklıma semaverleri ve silahları, yani metal işleri, belki “demircileri” geliyor. Ama “çilingirleri” gelmiyor.

 

Ama tüm bunlar esasa halel getirmeyen, ufak-tefek hususlar. Taşlar Ülkesine Yolculuk bir bütün olarak son derece nitelikli bir yapıt. Çevirmenin ve yayıncının ellerine sağlık.