Yazar Yetvart Danzikyan
Başlık Grossman'ın Ermenileri ve Ermenistan'ı
Yayın Agos
Tarih 03.02.2018

Vasili Grossman’ın 1961’de Ermenistan’a yaptığı yolculuk sonrası kaleme aldığı “Taşlar Ülkesine Yolculuk” dönemin Ermeni toplumu ve coğrafyası üzerine çok ilginç ve önemli gözlemler içeriyor.

 

Vasili Grossman 1961’de Ermenistan’a geldiğinde SSCB çapında tanınmış, kaleminin gücünden ve yeteneğinden kimsenin şüphe duymadığı bir gazeteci ve edebiyatçıydı. 1905’te Ukrayna’da Yahudi bir ailenin çocuğu olarak doğan Grossman 2. Dünya Savaşı sırasında Krasnoya Zvezda (Kızıl Yıldız) gazetesi için muhabirlik yapmıştı. 1944’ün sonlarına doğru kaleme aldığı “Treblinka Cehennemi” başlıklı makalesi Nazilerin yargılandığı Nürnberg Mahkemesi’nde kanıt olarak kullanılmıştı. Yazarın en tanınmış eseri ise 1961’de KGB’nin daktilo edilmiş metnine el koyduğu “Yaşam ve Yazgı” idi. (Rusya’da ancak 1980’lerin sonlarında basılabilen kitap, sonraki yıllarda  Can Yayınları tarafından Türkiye’de de yayınlandı)

 

Grossman’ın Ermenistan macerası işte bu daktilo metinlerine el konmasının hemen ardından başlıyor. KGB metinlere 1961’in Şubat ayında el koymuş. Grossman’ın Ermenistan macerası ise yine 1961’in Kasım ve Aralık aylarında cereyan ediyor. Aslında “profesyonel” denebilecek bir gezi bu. Yazar Ermenice bir romanın Rusça’ya çevrilme sürecine yardım etmek için Ermenistan’a geliyor. Bu, kendisine hem maddi açıdan yardımcı olacak, hem de belki de sıkıntılı ruh halini atlatmasına yarayacaktır. Söz konusu roman Ermenistanlı yazar Hraçya Koçar’ın “Medz dan zavagnerı” (Büyük Evin Çocukları) adlı romanıdır. Roman Hasmik Daronyan tarafından Rusça’ya çevrilmiştir aslında ama bu kelimesi kelimesine bir çeviridir ve bir kişinin daha elinden geçmesine ihtiyaç vardır.

 

Neyse. Grossman bu maksatla Ermenistan’a gelir. Ama sadece bu çeviri ile uğraşmaz. Hatta kitaptan okuduğumuz kadarıyla çok da uğraşmaz. İki ay boyunca Ermenistan’ı dere tepe gezer ve o güçlü kalemiyle 1961’in Ermenistanı’nı betimlemeye koyulur. Ancak bu kitabın da yayınlanma serüveni pek kolay olmaz. Kitap yazarın sağlığında sansür mekanizmasına takılır. Ölümünden sonra bazı bölümleri dışarıda bırakılarak 1965 yılında basılır. Ancak eksiksiz metin ancak 1988 yılında Znamya dergisinde yayınlanır. Orjinal ismi Dobro Vam (“Merhaba Size”) olan ve Aras Yayınları’nın Yulva Muhurcişi’nin çevirisiyle bastığı kitapta, işte bu eksiksiz versiyon temel alınmış.

 

Taşlar Ülkesi ile karşılaşınca


Kitaba gelirsek. Kuru kuruya seyahat notları değildir bunlar. Grosssman Ermenistan’a ayak basar basmaz tanıştığı, sohbet ettiği kişilerde, kent ve köy estetiğinde, mimaride, anıtlarda, o devasa Stalin anıtında, gözlediği her karakterde Ermenilerin o gününe, Sovyet rejimi bilhassa da Stalin ile ilişkilerine, tarihine dair derinlemesine bir şeyler keşfeder ve o keşiflerini sosyalist ama iktidar ile mesafeli  bir edebiyatçının imbiğinden geçirerek tüm gücüyle satırlara yansıtır. Dolayısıyla Ermenistan’a ve Ermeni kimliğine, tarihine dair güçlü ve edebi bir metinle karşı karşıya olduğumuzu bilelim. Üstelik bunlarla da yetinmez. Ermenistan coğrafyasının Ermenilerin kaderiyle buluştuğu doğal dekor da önemlidir Grossman için:

 

“Ermenistan’a geldiğimde gördüğüm ilk şey taştı ve ülkeden taşın görüntüsü zihnime kazınmış olarak ayrıldım. Bir insanın yüzündeki her detayı değil de sert çizgiler, uysal gözler belki de kalın ve ıslak dudaklar gibi karakterini ve ruhunu en iyi yansıtan birtakım özellikleri hatırlarız sadece. Bana göre Ermenistan’ın karakterini ve ruhunu Sevan Gölü’nün mavisi, kayısı bahçeleri, üzüm bağları, Ararat Vadisi değil de taşlar yansıtıyordu. Toprağın üzerinde böyle dağınık halde duran bu kadar çok taş görmedim hiç. (…) Ermenistan’da sizi etkileyen şey vadilerdeki taşlar, dağ tepeleri, dik yamaçlar, karlı tepeler değil. Sizi sarsan şey yerde uzanan dümdüz taşlar, taştan çayırlar ve tarlalar, taştan bozkırlar”

 

Grossman bu satırları yazdıktan sonra tüm o taştan coğrafyayı güçlü kalemiyle betimliyor ancak bu tarifi orada bırakmıyor. Ermenilerin bu taş ülkesinden bir bolluk çıkarmasını da şu satırlarla teslim ediyor:

 

“Bu kocaman taş yığını karşısında içim Ermeniler ve onların emeklerine karşı büyük bir anlayış ve şefkatle doldu. Bu küçük halk bana bir dev bir halk olarak görünmeye başladı. Önümde uzanan Ermenistan’ın suskun ve amansız taşına baktım ve Erivan’a vardığım gün kolhoz pazarında gördüğüm ürünlerin bolluğunu anımsadım. Taşı en tatlı üzüme ve taptaze sebze yığına dönüştürmeye ancak bir devin gücü yeter.” 

 

Ermenistan’ın halet-i ruhiyesi


Şunu da hatırlatmak gerekir ki, Grossman’ın satırları gördüğü her manzarayı ya da durumu yazmak ve övmekten ibaret değil. 1960’ların Ermeni toplumunun üstelik sadece kenttekilerin değil kırdakilerin halet-i ruhiyesini, alışkanlıklarını hem objektif, hem de az evvel bahsettiğim gibi yaşanan tarihin zorluklarını dikkate alarak, hakkını teslim eden ama aynı  zamanda bunu tasvir edebilmek için sanki tüm yeteneğini ve enerjisini kullanmışçasına yazıyor Grossman. Dolayısıyla hem doğa, hem her haliyle kendi başına insan insan, hem de bir toplum, ülke tasviri okuyoruz büyük yazardan. Şu satırlar da mesela, 60’ların Ermenistanı’ndaki ruh halini anlamak için çok önemli:


“Birkaç Ermeni aydınıyla sohbet ederken büyük milli gururlarını gördüm. Ermeni tarihiyle, komutanlarıyla, eski mimarileriyle, şiirleriyle ve bilimleriyle gurur duyuyorlardı. Ne hoş! Tüm ruhumla bu yüce duyguyu anlayabiliyordum. Ancak konuştuklarım arasında bazıları insan yaratıcılığının tüm alanlarında Ermenilerin üstünlüğünü özellikle ayrı tutuyorlardı. Çok şeker ve ilkel mimari bir yapı olarak gördükleri Akropolis’e kıyasla Karni’deki eski Ermeni tapınağının mimari değerinin altını çiziyorlardı. Aydın bir kadın şair Tumanyan’dan bahsederken dehasının Puşkin’den daha yüksek olduğuna beni ikna etmeye çalışıyordu. Mesele elbette Karni’nin mi yoksa Akropolis’in mimarisinin mi mükemmel olduğu ya da Tumanyan’ın Puşkin’den daha dahi olup olmaması değil. İşin özü, üzücü olan, sohbet ettiğim bu insanların konuşmalarında şiirin mimarinin, bilimin ve tarihin kendi başına anlamını yitirmesi. Bunlar ancak Ermeni milli karakterinin başka halkların milli karakterleri üzerinde üstünlüğünü keşfetmek için varlar. Öyle görünüyor ki önemli olan şiir değil, bir Ermeni şairin söz gelimi bir Rus ya da Fransız şairden daha üstün olduğunu göstermek. 

 

“Konuştuğum bu kişiler şiirden, mimarinin mükemmelliğinden, bilimin yüceliğinden zevk almayı bırakarak ve şiiri, bilimi ancak kendi milli üstünlüklerini inşa etme aracı olarak görerek farkında olmadan kendi ruhlarını ve kalplerini yoksullaştırmaktalar. Bu çaba öyle bağnaz ve sığdır ki, bazen deliliğin bir tezahürü olarak görülür.

 

“Ancak anladım ki milli Ermeni karakterinin böylesine olağanüstü bir şekilde vurgulanmasının suçluları, her şeyden önce yüz yıllar boyunca Ermeni saygınlığını ayaklar altına alanlardır”

 

Devamını yazmayayım, zaten uzun bir alıntı oldu, ancak şunu söylemek gerekir ki Grossman o güçlü sezgisiyle hem “sıradışı” gibi gözükeni hem de o sıradışının altında yatan tarihsel trajediyi, gerçekliği hızla kavrıyor ve aslında sadece Ermenistan için değil aynı zamanda bu topraklar için de dikkate alabileceğimiz bir “psiko-tarih” teşhisi gerçekleştiriyor.

 

Kitabın sonlarına doğru Grossman’ın bir köyde geçirdiği günler ve katıldığı köy düğünü de, yine o eşsiz gözlem gücüyle 60’ların Ermenistan  taşra hayatının güçlü bir edebiyatçının elinden çıkma hem neşeli hem de hüzünlü novellasına dönüşüyor.  Yine kitabın sonuna eklenen Yuri Bit-Yunan’ın  “Vassili Grossman ve Hraçya Kaçar” başlıklı makalesi ise hem dönemin SSCB’sindeki iktidar-edebiyatçı ilişkilerine, hem bu ilişkiler içinde Grossman’ın ve Hraçya Acar’ın taşıdığı yere dair çok kıymetli bir analiz ve dönemi anlamak için rehber. Makale aynı zamanda Grossman gibi bir yazarın alışılmadık bir biçimde kalkıp bir redaksiyon için  Ermenistan’a gelmesinin perde arkasının da izini sürüyor. Bu açıdan de an az kitap kadar ilgiyle okunan bir metin ile karşı karşıya olduğumuzu söyleyelim.

 

Özetle... Çok kıymetli ve ilginç bir kitap “Taşlar Ülkesine Yolculuk”. Sadece 1960’ların Ermenistan’ı yok. Çok yetenekli ve Türkiye’de muhtemelen pek bilinmeyen bir edebiyatçı ile tanışma imkanı da sunuyor. Sözü uzatmadan  biz de Grosssman’ın kitabı bitirdiği gibi bitirelim bu yazıyı da: Parev tsez-Ermeniler ve Ermeni olmayanlar.