Yazar Hamza Aktan
Başlık Gelecek Zaman Olur Ki…
Yayın Birgün Gazetesi
Tarih 08.05.2005

Ermeni asıllı şarkıcı Charles Aznavour Ermenistan'la diyalogun geliştirilmesi için Türkiye'nin, kendisini 'resmen' davet etmesini istiyor.

Zavallı annem düşük yapıp beni çölün kumlarına bırakabilirdi ben bu dünyadan göçerken, o da bacakları kan içinde, ölüme doğru yavaş ve çetin yürüyüşüne devam edebilirdi.

Yarım yüzyıldır tüm dünyanın kulak kabarttığı sesin sahibi Ermeni asıllı Fransız şarkıcı Charles Aznavour "Geçmiş Zaman Olur Ki" isimli otobiyografisinde söze böyle başlıyor. Bu ay içinde 82 yaşına basacak Aznavour'un son dönem en büyük isteği anayurdu olarak gördüğü Türkiye'ye dönmek, annesinin memleketi Adapazarı'na uğramak, İstanbul'da Boğaza nazır bir lokantada yemek yemek. Ama bunları önceleyen bir talebi var:

Türkiye'nin onu resmen davet etmesi. Ermenistan'ın fahri elçisi Aznavour, bunun Ermenistan-Türkiye arasındaki gerilimin düşürülmesinde önemli bir fırsat yaratacağı inancında. Ülkesi Fransa'nın en yüksek nişanı Legion d'Honeur'ü iki kez alan Aznavour'un hayatı şöhret ve şatafatla iç içe. Anne ve babası 1915'teki olaylar sırasında tehcir edilen Ermenilerden o. Annesinin ailesinden geriye sağ kalan kimse kalmamış o dönemde. Önce Yunanistan, ardından gittikleri Fransa'da kendilerini yoğun bir yoksulluk içinde buluyorlar. Charles, 1925'te doğuyor. Ablası Aida ile birlikte daha çocuk yaşta ailenin geçimi için seferber oluyorlar.

Seyyar Satıcı Aznavour

Aznavour Ailesi için Türkiye'den tehcir edildikleri 1915'ten sonraki en büyük kâbus dönemi İkinci Dünya Savaşı ve Almanya'nın Fransa işgali oluyor. Çocuk yaşta tiyatroya başlayan Charles ve ablası savaş zamanı eğlence yerleri kapatıldığı için sahnelerde temsiller yapamıyorlar. Bu da ailenin yoksulluğunu iyice derinleştiriyor. Charles bu yıllarda ticarette pek acemi babasına yardım etmek için ne iş olursa yapıyor.

Sokakta gazete satmalar, çorap pazarcılığı, sarımsaklı sucuk satmalar, pazarda erkenden yer kapmak için sucuklu rüşvetler... "Tadına bakın, tatmadan geçmeyin..." Tüm bu çırpınışların bitmesi ancak 1944'te Fransa'nın nihayet işgalden kurtulup rahat bir nefes almasıyla son buluyor.

Uzunca bir süre kapalı olan sahne kapıları da böylece yeniden açılıyor... Aznavour'un ilk gençliğinde "star" olmak için önüne en fazla çıkarılan engel, fiziğiyle ilgili oluyor. "Bu fizikle biraz zor" benzeri cümleler onun için kâbus gibi. "Yakışıklı değildim daha da beter, yüzüne bakılası bir adam değildim ve tahammül ötesi bir sesim vardı! Üstüne üstlük, hiçbir ilginç yani olmayan konularda, popüler olmayan şarkılar yazıyordum." Tüm bu olumsuzluklara rağmen köprüden atlamak yerine büyük bir azimle şarkılar yazmayı sürdürüyor.

Şarkıcı, Oyuncu, Yazar Aznavour

"Hayatını değiştiren" burun ameliyatı, bunun da verdiği hevesle çok başarılı işler üretmesine rağmen özellikle dönemin basını motivasyonunu en fazla olumsuz etkileyen unsur oluyor. Aznavour'a 68 yıllık sahne hayatında rahat vermeyen belki de tek kurum basın. "On beş yılı aşkın bir zaman, aleyhimde konuşanların sakinleşmesini, uluslararası dinleyici kitlesinin coşkusu karşısında basının fikir değiştirmesini bekledim, ama sonuç: Hiç." Basının pek sevmediği Aznavour, 69 yıla 42 albüm, 750'yi aşkın beste, 69 sinema filmi ve 16 TV dizisi sığdırıyor. Ama Aznavour'un basından yana talihsizliği, kadınlar meselesine gelince tamamen farklı bir veçheye bürünüyor. Kitapta anlatırken kendisine aşık olan kadınları saymakta zorlanıyoruz: Claude(lar), Marlene, Amalia, Liza, Evelyne ve "aşktan öte bir dostluk" yaşadığı Edith Piaf... "Her renkten, her dinden kadınlarla gönül ilişkim oldu. Üç kez evlendim ama düşününce, dört beş kadından fazlasını gerçekten sevmedim galiba." Çocukluğunda her tür seyyar işe atılan Aznavour, büyüdüğünde de her koldan işle meşguldür oyunculuk, şarkıcılık, bestecilik, yazarlık... Şimdi ise bu üretken "amca"nın yeni işi barış elçiliği. Bundan elli yıl önce "sıradan" bir şarkıcı olarak geldiği İstanbul'a, bu defa barış elçisi olarak gelmek istiyor. Aznavour, Türkiye'den film festivalleri için sürekli davet alıyor. Ama o, Ermenistan'ın fahri elçisi kimliğiyle Türkiye'den hükümet nezdinde bir davet bekliyor. Bakalım aradan geçen 50 yılın sonunda dünya gözüyle Aznavour'u bir kez daha görebilecek miyiz?