Yazar Ayda Baloğlu
Başlık "Son Kadeh"in edebiyattaki yeri
Yayın Paros
Tarih 01.03.2019

“Yeseyan’ın edebiyatçılığında çok temel bir romantik damar var. Kendisi Fransa’da birçok önemli avangard sanatçıyla beraber olsa da aslında Ermenicenin romantik şiir damarının etkisinde... Modernist edebiyat çevresinde büyümüş olsa da, dönemin natüralist gerçekçi tavrını bilse de, romantizm Yesayan’ın metinlerinde çok hissedilen bir şey,  bir yandan da edebiyatçılığında her zaman politikayla ilişkisi var.”/ Dr. Mehmet Fatih Uslu

 

“Son Kadeh” Yesayan’ın yazarlık hayatının tam ortasında duran bir metin. Hangi ufuktan okunması gerektiğine karar vermek hangi kalıba döküleceğini belirlemek hiç kolay olmayan şeyler, fakat çok heyecan verici bir okuma macerası sunuyor diyebiliriz.” /Dr. Mehmet Fatih Uslu

 

 

“Son Kadeh”in edebiyattaki yeri

  

Doğum tarihi 04 Şubat 1878, doğum yeri Üsküdar İstanbul. Ölüm tarihi 1943, öldüğü yer muhtemelen Sibirya. Gömüldüğü yer: Bilinmiyor. Böyle yazıyor İstanbul Kadın Müzesi (İKM) internet sitesinde ve daha birçok kaynakta... Zabel Yesayan çok güzel, zeki, kent soylu, varlıklı, tahsilli, içinde yaşadığı dönemin siyasal, sosyal ve ekonomik yapısının eleştirisini yapabilecek kadar yürekli feminist Ermeni kadın yazar. Hayatı, eserleri henüz yeni keşfedilmekte. Yazar olarak felsefesi, gazeteci kimliği, akademisyen olarak duruşu, mercek altına alınmayı bekleyen yönlerinden...

“Ne işi varmış oralarda kadın başına?” Bu basit klişe gündelik pratiği aklından geçirenler varsa Zabel Yesayan’ın elde olan bütün kitaplarını, yazılarını incelemeli ve yaşam öyküsünü bilmeli, cevap belki en dar anlamda şuna bir parça yakın olabilir: Toplumsal, siyasal ve yasal erkin baskısının farkındaydı. Sadece yaşamın izleyicisi olmakla kalmadı. Birçok insandan daha duyarlıydı, daha merhametliydi, acı gerçekleri gören gözlerini kapatmayı reddediyordu, otoriteyi sorguluyordu, savaş karşıtıydı, eşitlikten bahsediyordu,  mücadeleciydi. Bugün, bu devirde -en azından dünyanın bir kısmında- birçok insan evinin sıcağında sosyal düzeyi oldukça iyileştirilmiş, yasalar tarafından korunarak, kadın erkek çocuk, her türlü eşit yasal haktan faydalanarak yaşayabiliyorsa, bunda feminist kadın yazar Zabel Yesayan gibi yol açıcıların söylenecek sözlerinin olmasının büyük katkı sağladığı yadsınmaz bir gerçektir.

 

Bu yazı eserleriyle kadın yazınına da çok önemli katkılarda bulunan Zabel Yesayan’ın Aras Yayıncılık’tan çıkan son romanının üzerine olacak: “Son Kadeh.”  Kitabın analizini onu Ermeniceden çeviren İstanbul Şehir Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde öğretim üyesi Dr. Mehmet Fatih Uslu’nun anlatımıyla sizlere aktaracağız. Kendisi çok başarılı bir edebiyatçı, çevirmen ve doğal hitabet yeteneği olan bir bilim insanı, aynı zamanda da Yesayan’ın literatürüne hakim bir uzman. Uslu, kitabın tanıtımı sebebiyle yayınevinin gerçekleştirdiği söyleşide öncelikle bu metnin edebiyattaki yerini, yazarı hakkındaki bilgileri, eserin yazarın hayatındaki konumunu ve ardından içeriğini yorumlayarak okurun ufkunu genişletecek açıklamalarda bulundu. Kendisine çok teşekkür ediyoruz.

 

Yesayan'ın Edebiyatçılığı

Dr. Mehmet Fatih Uslu’nun aktardığı bilgilere göre kitap 1924 yılında yayımlanmış, fakat 1916 yılında yazılmış. Bunun, araştırmacı için kitabı ilginç kılan bir yön olduğunu belirten Uslu’nun söyleşide anlattıkları:

“Yeseyan’ın edebiyatçılığında çok temel bir romantik damar var. Kendisi Fransa’da birçok önemli avangard sanatçıyla beraber olsa da aslında Ermenicenin romantik şiir damarının etkisinde... Modernist edebiyat çevresinde büyümüş olsa da, dönemin natüralist gerçekçi tavrını bilse de, romantizm Yesayan’ın metinlerinde çok hissedilen bir şey,  bir yandan da edebiyatçılığında her zaman politikayla ilişkisi var.

Zabel Yesayan 1878 Üsküdar doğumlu ve 15-16 yaşlarında dergilerde şiir ve öyküleri yayınlanıyor. Yüzyıl başında Ermeni edebiyat çevrelerinde yükselen starlardan biri. Bir tarafıyla o çevre giderek politikleşirken, milliyetçi çatışmalar hissedilirken, kentte bir tür Avrupa benzeri kentleşme, fabrikalaşma yaşanırken bütün bu çatışmaların arasında büyüyen bir romantik olarak edebiyatında da bütün bu çatışmaların iz bıraktığını görüyoruz. Kendi ailesinden gelen tecrübeyle daha 1900’lerin başından özellikle işçilerin, fakir insanların hayat öfkesi, mücadelesini anlatmaya çok meraklı bir yazar.

Bütün bu gergin dönemi izlerken dönemin milliyetçi çatışmasına da göz ucuyla bakıyor; özellikle de erkek entelektüeller çevresi hem bir tür müzakere alanı ararken, bir taraftan da milliyetçi taraflar kuvvetlenip çatışmanın rengi açık kılınırken... İşte bu üç dinamik; bir yandan kendisinin özündeki romantik yazar, diğer taraftan fakirlerin, garibanların hayat sömürüsüne duyduğu öfke, öte yandan içinde bulunduğu hal, memleket parçalanmaya ve ağır şiddet olaylarına giderken ve şiddetin tınıları hayatında hissedilmeye başlarken, bu üç damarın kesiştiği yerde edebiyat yapmak isteyen bir yazarla karşı karşıyayız.

Birçok kişinin bildiği gibi uzun yıllar Paris’te yaşadıktan sonra 1933’te Sovyet Ermenistan’a gidecek, 37’de tutuklanacak ve Sovyet Rusya’nın toplama kamplarında tam yerini ve zamanını bilmediğimiz şekilde hayatını kaybedecek. Bu hayatın içinde çok farklı coğrafyalarda; Yerevan, Paris, İstanbul merkezli üç büyük hayat bloğunun içinde bu üç ana damardan beslenirken çok farklı Zabel Yesayan halleri görüyoruz. Edebiyatın içinde olsa da, bu üç halin her biriyle kavga, mücadele eden bir yazarla karşı karşıyayız. Bu çatışmaların içinde vicdan azaplarıyla, kendi milletinin acısına öfkelerle, sınıf çatışmasına öfkelerle ama bir yandan da her zaman romantizmi arayarak yazmaya çalışan bir yazar Zabel Yesayan.

 

Dönem itibarıyla romanın önemi

1916’da yazdığı “Son Kadeh”  Yesayan külliyatının en ilginç metni, nedeni de şu: Yesayan, Nisan’da ilan edilen, içeriğini tam olarak bilmediğimiz, tutuklanması istenen Ermeni entelektüel listesindeki iki kadından biri. 1915 yılında diğer 200’e yakın entelektüel politikacı ve yazar tutuklanırken, kaçmayı başarır. İlk yaptığı 15 tanıklıklarını toplamaktır. Elimizde bulunan ilk tanıklıkların derleyicisi Zabel Yesayan’dır ve bir edebiyatçı olarak olabildiğince aradan çekilerek anlatmaya çalışıyor, dolayısıyla 15’ten hemen sonrasında dünyaya Ermeni milletinin neler çektiğini göstermek isteyen bir yazar var karşımızda. “Son Kadeh” ise tam bu yıllarda yazdığı çok romantik bir roman. Bir aldatma romanı.

 

İçerikle ilgili bilgiler

Zabel Yesayan’ın novellalarında kullandığı yazım tekniğinde bir kadın anlatıcı var; tuttuğu bir günlük, mektup veya aldığı notlar var, bu yolla içini döküyor, geçmişini hatırlıyor ve oto-psikanaliz yaparak kendi psikolojisini keşfetmeye çalışıyor. Bu novellada da bir kadın kahraman var. Yasak aşkına evliliğinden bahseder; çok dürüst çok düzgün, çok iyi, iki çocuğunun babası ve kendisine aşık olan bir adamla evli olmasına rağmen, neden onu değil de başka bir adamı sevdiğinin hikâyesini anlatır. Metin boyunca neden aşığını arzu ettiğini ve bu aşkın kutsal olduğunu anlatır.  İşte hem evliliğin hem de aldatmanın gerginliği üzerine kurulmuş bir metin okuyoruz.

Metnin ortasında bir başka adam daha çıkar ortaya. Sahne şöyle gelişir: Yaygın bir Yesayan motifi olarak karşımıza çıkan Üsküdar tepelerinde yürüyüş yaparken Boğaz’ın güzelliğini seyrediyor, aşırı rüzgârlı bir günde başında örtüsüyle. Yesayan çok güzel anlatır bunları, öyle ki, okur sıkılmaktan çok, keyif alır. İşte böyle bir günde atının üstünde bir adam çıkar gelir, eskiden tanıdığı birisi. Ayrıntılı bilgi verilmese de bir Türk subayı olduğunu anlar okur. Türk subay, kadın kahramana aşkını ilan eder.

Sahnenin anlatılışında hem yoğun bir korku hem de yoğun bir cinsellik içeren enstantaneler yer almakta. Bu karşılaşma sahnesi çok etkiler kadın kahramanı. Sonradan bir mektup alır, tema olarak subay açıkça “Ben sizi seviyorum” demektedir ve subay savaşa gider. Kadın kahramanın duyduğu korkunç bir kirlenme hissi, Balkan Savaşları’nın başlangıcı, şehrin gerginlik içindeki hali, fakat aşkını atamıyor içinden.  Daha sonra metnin bir yerinde misafirlerin de bulunduğu salonda, kalabalık bir toplantı esnasında ve saire ve saire…

Sonrasında metin koca ile aşık arasındaki diyalektiğe geri döner. Metinde aşk üzerine söylenecek çok şey var, aslında temel olarak bir kadın özgürlüğü meselesi var, nasıl doğru adamı seçmeye doğru itildiğini, aşkını ruhunu çok derinlere gömdüğünün anlatısı var.

İyi bir Zabel Yesayan okuru olarak “Son Kadeh”in merkezinde Türk subay ile olan aşkı itiraf etme arzusunun fazla olduğu düşüncesi ağırlık kazanıyor. Bunu 1916 bağlamına oturtmak zorundayız ve bize neyi itiraf etmek istediğini anlamak zorundayız. Pek çok Ermeni için o yıllarda bu metnin yazılması bir skandal olarak düşünülebilir. 15’te yaşananların farkında, tanıklık toplayan bir kadın yazar Balkan Savaşı’nda hayatını kaybetmiş olan bir Türk subaya duyduğu aşkı anlatan bir kadın kahramanın hikâyesini yüksek bir tansiyonla anlatıyor. Bunu nasıl yorumlayacağız, merkezde olan soru budur.

 

Yazarla ilgili bilgiler

Bu tarz başka novellaları da bulunan Zabel Yesayan’da romantizm damar çok sert. Zabel Yesayan sonraki yazarlığında bu kadın özgürlüğünden bahsettiği, anarşik kadın ruhundan bahsettiği bu damarı bilerek ve isteyerek kapatır. Yesayan gerçekten çok iyi bir yazar, zor bir yazar ve çok orijinal, kendine has bir şeyler yapıyor. Ayrıntıyı okumaya başladığınızda, o kapıdan girdiğinizde gerçekten okura derinlikli okuma macerası sunabilecek bir yazar. Bu bağlamda bu kitap önemli. Sovyet Ermenistan’a bir vatan olarak bakmaya başladığında bu damarı bilerek ve isteyerek öldürmeye çalışması çok belirgin. Bütün buradan kendi edebi yolculuğunu yaparken, estetiğinin en kaliteli tezahürlerini buradan üretirken, bir noktada öyle bir yazarla karşılaşıyoruz ki, o sosyalist gerçekçi haleye uyum sağlayabilmek için aslında kendini, edebiyatını öldürmeyi göze almış bir yazar çıkıyor karşımıza. Sosyalist gerçekçi romanlar yazmaya başlıyor. Son romanı tamamen kendi otobiyografisine dayanan Haçik Amca (Barba Haçik) okuması çok eziyetli, bin sayfalık toplumcu gerçekçi bir roman. Anlattığı şey kendi çocukluğu ve Üsküdar.

Okuru yavaş okumaya, imgeleri düşünmeye yönelten bir yazarın bu damarı tamamen susturup; sloganı belli, amacı belli, söylemek istediği belli bir tür roman yazmasına dönüşü var. Bu etkileyici bir şey.  İşte tam da bu nedenlerden bir edebiyatçı olarak Zabel Yesayan’ın literatürünü çok ilginç buluyorum. Araştırılması gereken ilginç sorular var. “Son Kadeh” onun yazarlık hayatının tam ortasında duran bir metin. Hangi ufuktan okunması gerektiğine karar vermek hangi kalıba döküleceğini belirlemek hiç kolay olmayan şeyler, fakat çok heyecan verici bir okuma macerası sunuyor diyebiliriz.”

 

Çeviri hakkında

Çevirisini yaptığı “Son Kadeh” başlıklı esere yaklaşımının asla bir tür tarih metni gibi olmadığını vurgulayan Fatih Mehmet Uslu,  dönemin diline yakın bir dille çeviri yapmak için çok özenli çalışmış. “Hata yapmamak adına, sakin ve dikkatli olmak” titizliğini sarf ettiği bu sözlerden anlıyoruz. “Zabel Yesayan bu şehirde yaşayan bir kadın yazardı. İstanbul’u diğer yazarlar kadar güzel anlatıyordu” diyen Uslu, Yesayan’ın anlattığı Üsküdar’ı, bölgeyi anlatan diğer Müslüman yazarların kullandığı Türkçeye yakın bir dille çevirmek gerektiğini,  o zamana itmeden, ama o zamanın da edasını verecek bir üslup üzerinde çalışmak gerektiğini ifadelerine ekledi. Üsküdar’ı onun romanlarındaki tasvirlerle gezmiş. “Onun anlattığı Üsküdar bugün yok. İzler var” diyen Mehmet Fatih, Zabel Yesayan’ı tekrar gün yüzüne çıkarmanın heyecan ve ürküntüsünü yaşadığını belirtti. 

 

Mehmet Fatih Uslu

Boğaziçi Üniversitesi’nde iktisat okudu ve modern Türkiye tarihi üzerine yüksek lisans yaptı. Doktorasını 2011 yılında Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı bölümünden aldı. 2006-2008 yılları arasında Sabancı Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 2008-2009’da Venedik Ca’ Foscari Üniversitesi’nde, 2009-2010’da Harvard Üniversitesi’nde misafir araştırmacı olarak bulundu. Kritik, Virgül, Varlık, Kitaplık, Yeni Yazı, Milli Folklor gibi dergilerde ve çeşitli derlemelerde makaleleri yayımlandı. İngilizce, İtalyanca ve Ermeniceden kitaplar ve makaleler çevirdi. Halen İstanbul Şehir Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. Çatışma ve Müzakere başlıklı yapıtı  (2014) İletişim Yayınları tarafından yayımlandı.