Yazar Bükem Cevher
Başlık 'Ben varım'
Yayın Agos Kirk
Tarih 15.04.2019

29 Mart Cuma günü çok değerli film yönetmeni Agnés Varda yaşamını yitirdi. Ardından yazılan taziye mesajlarından birinde ‘Sans Toit Ni Loi’ filminden bir replik alıntılanmıştı:

 

- Bu mevsimde kimse olmaz buralarda. 

 

- Ben varım. 

 

Bu kısacık alıntı aklımda yer etmişken okudum ‘Ermeni Ninem’i. Aras Yayınları’nın çizgi roman dizisinin ilk kitabı olan ‘Ermeni Ninem’, Fransa’nın en önemli çizerlerinden Farid Boudjellal’in aile geçmişine de ışık tutan bir kitap. Çevirisini Hande Topaloğlu Hartmann’ın yaptığı bu kısacık çizgi romanın gücü, yaşanan büyük acıları çok az kelime ile okura anlatabilmesinde yatıyor. Kitabın kapağını kapattığınızda bir süre başka bir şey okumak istemiyor, sadece kendi kişisel tarihinize değil yaşadığınız ülkenin tarihine de bir kere daha acıyla bakıyorsunuz. Kendi kişisel ve aile tarihinizde bu büyük acıların herhangi bir müsebbibi olmadığını düşünmeniz yetmiyor çünkü bir anda bu katliamı onaylayan veya reddeden bir tanıdığınızla, akrabanızla karşılaşıyor ve göz yummanın da suça ortak olmakla bir olduğunu anlıyorsunuz, utanıyorsunuz.

 

Tanışma

 

Abdel Slimani’nin babası ölünce annesi yapayalnız kalır, Abdel de annesini Fransa’ya kendi evine davet eder. Abdel’in çocukları, özellikle de Mahmud için bu çok heyecan verici bir olaydır çünkü daha önce ninesi ile karşılaşmamıştır. Müslüman bir çift olan Slimaniler’in çocukları için Mari tam bir muammadır. Ninelerinin boynunda haç olması Mahmud’un kafasını karıştırır. Ninesiyle geçen her gün Mahmud’un, ninesi hakkında yeni bilgiler edinmesini sağlayacaktır. 

 

Mari ise sessizliğini korur, geçmişi hakkında konuşmak istemez. Ancak komşularının arkadaşı Dr Robert Ranoukian her fırsatta Mari ile konuşmak, olanları anlatmasını istemektedir. Ranoukian, çok küçükken dayısı onu katliamdan kurtarmış ama geride kalan tüm ailesi ölmüştür. Ranoukian, Mari’nin nasıl kurtulduğunu öğrenmek istese de Mari onunla da konuşmak istemez. Tek istediği unutmaktır, ne ki her an her dakika yaşadıkları aklındadır. Ranoukian ise hiçbir şey hatırlamaz ama her şeyi öğrenmek ister. İki kurban, iki farklı travma, bir ortak acı. Farid Bouddjellal’in başarısı bu ortak acıyı okurlara da hissettirebilmesinde gizlidir. Kitabı okurken karakterlerin hangi saiklerle o davranışları sergilediğini, Mari’nin neden unutmak,  Ranoukian’ın ise neden hatırlamak istediğini okurlara çok güzel yansıtıyor yazar. 

 

Ana mesaja gelince; Mari, torunu Mahmud’a en önemli hazinesi olan aile fotoğrafını gösterir. Mahmud fotoğraftan kimi gösterse, Mari’nin yanıtı hep aynıdır: “Öldü.” Sonunda Mahmud, dayanamaz sorar: “Yani hepsi öldü mü?”, “Hayır, hepsi değil,” der Mari. Mahmud kimin hayatta kaldığını sorduğunda ise Mari’nin cevabı, “Ben,” olur. Mari hayattadır, Mari vardır. Sonuçta bir halkı yok etmek için ne kadar uğraşırsanız uğraşın, birileri mutlaka kurtulur, birileri mutlaka hatırlar, birileri cürmünüzü mutlaka anlatır. Bundan kaçış yoktur, istediğiniz kadar inkâr edin. 

 

Karamanyan’ın hikâyesi

 

Mari Karamanyan’ın İstanbul’da başlayıp Toulon’da bir hastanede biten hayatını, çizgi romanın sonunda Martine Lagardette’in kaleminden okuyoruz. Ne yazık ki Mari’nin hikayesi hep varsayımlara dayanıyor. Mari hayatı boyunca hep susmuş, hikayesini kimseye anlatmamış. Aynı şekilde oğlu Ahmed de sessizliğini her zaman korumuş. 

 

Mari’nin torunu Farid Boudjellal ve kardeşlerinin çalışmaları sonucu buldukları belgelerden Legardette olası bir hayat hikâyesi ortaya koymuş. Kendi sorularını, olasılıkları da hikayeye ekleyerek bunun kesin bir hayat hikayesi olmadığını okura her fırsatta hatırlatmış. Ancak dönemin olaylarını ve yaşanan katliama ilişkin bazı bilgileri de bu açıklamaya eklemiş. Böylece binlerce insanın akıbetine de bir nebze ışık tutmuş. 

 

‘Ermeni Ninem’ sessiz kalan kurbanların neden sessiz kaldıklarını, hatırlamak isteyen kurbanların neden hatırlamak istediklerini ve kurbanların torunlarının olayları neden anlamak istediklerini sade bir tonda anlatan çok güzel bir çizgi roman. Boudjellal’in çizimleri, hikâyenin akışı okuru hemen içine alıyor. Gerek dili, gerek hikâyenin kurgusu ile kitabı bir oturuşta bitiriyorsunuz ancak kitabın etkisini uzun süre hissediyorsunuz. Ben Mari’yi hep bitpazarında açtığı tezgahı ve  oturduğu o minik sandalyesi ile hatırlayacağım; ve Mahmud’a söylediği “Hayır, herkes ölmedi, ben hayattayım” sözleri ile…