Yazar Günnur Aksakal
Başlık Sılaya giden yol 'ev'e çıkar mı?
Yayın Agos Kirk
Tarih 10.10.2019

“Ermenice konuşamıyorum, fakat isterseniz size Ermenice şarkı söyleyebilirim.”
Gomidas Vartabed, 1881

 

Biri, çeyrek asırı henüz geçmiş yayın tecrübesiyle Türkiye’de “Ermenice edebiyata açılan pencere”, Aras Yayıncılık; diğeri, henüz yayıncılık alanında ilk adımlarını atan, ve bu adımları hep ritimlerle, müziklerle süsleyen tazecik bir yayınevi, Kara Plak Yayınları. İşte bu iki yayınevi, geçtiğimiz ay ortak bir çalışmayla okurların karşısına çıktı.

 

‘Sılaya Giden Yol’, Sylvia Angelique Alajaji’nin imzasını taşıyor. Müzikolojide yetkin bir akademisyen olan Alajaji, Ortadoğu müziği alanındaki uzmanlığına paralel olarak Batı Şeria’da müzik, siyaset ve popüler kültür arasındaki etkileşimle ilgileniyor. Türkiyeli okurlar, ‘Music and the Armenian Diaspora: Searching For Home in Exile’ın çevirisi sayesinde Alajaji ile tanışıyor. Ayşe Çavdar tarafından Türkçeye kazandırılan bu çalışmada, ‘Ermeni meselesi’ alışkın olmadığımız bir açıdan, müzik açısından ele alınıyor. Ermeni diasporasında ‘ev’ algısını ve diğer kültürel alışkanlıkları müzik bağlamında tartışmaya açıyor.

 

‘Sılaya Giden Yol’, 75 yıllık bir dönemi kapsıyor. Bu dönemi, soykırım ve sürgün sonrası belirsiz ve tehlikeli süreçte, Ermeni kimliğini yaşatmak için ‘müzikal anlatıya sığınma dönemi’ olarak nitelemek mümkün. Satırlar arasında dolaşırken, bu çalışmanın kaygısının ‘Ermeni müziği nedir?’ sorusunu yanıtlamaktan öte, bu sorunun neden önemli ve gerekli olduğunu anlatmak olduğuyla yüzleşiyorsunuz.

 

Soykırım, müzik…

 

Ermeni toplumu, yüzyıllarca “evden kovulma, evi bulma” sorunuyla karşılaştı. Özellikle Osmanlı İmparatorluğu topraklarında yaşayan Ermeniler, acı deneyimlerle bu süreci birçok kez yaşadılar. Şüphesiz ki, bu mücadelede tarihin onları en çok zorladığı nokta 1915 oldu. Christopher Walker, soykırıma konu olan ve genellikle Anadolu’da kalanların durumunu ve bu yılları şöyle anlatır: “Batı Ermenisi olmak, birkaç istisna dışında, ölü ya da sürgün olmaktır.” 

 

1915 oluş anının ötesinde, tamiri mümkün olmayan travmalar bıraktı. Sürgün olma hâlinin süreklileşmesi, ev ve kimlik algısında karmaşıklık yarattı. Batı Ermenileri için “ev” kavramı, asla güvenli bir noktayı işaret etmedi. Yapılan araştırmalara göre, yaşananlar Ermenilerin kafasında üç farklı ev fikri ortaya çıkardı: Geçmişteki ev ki bu çoğunlukla soykırıma uğradıkları toprakları işaret ediyordu; yaşadıkları ev, daha doğrusu sürgün edildikleri ülkeler ve tabii ki her daim güçlü bir maneviyatla bağlandıkları Ermenistan. 

 

Türkiye, New York, Lübnan ve ‘aradalıklarla’ geçen hayatlar… Tam da bu noktada tek bir ‘Ermenilik’ değil, ‘Ermenilikler’, yani birden fazla yönelim ve tahayyül olduğunu söylemek gerekir. Yine de genel hissiyatın soykırım, soykırımın inkârı aracılığıyla yeniden kırım ve kültürel araçlar üzerinden yinelenen başka tür bir soykırım çerçevesinde geliştiği söylenebilir. 

 

‘Sılaya Giden Yol’, kültürel soykırım meselesine ilişkin diasporadaki farklı görüşlere yer veriyor. Ciddiyetle hazırlanmış bir akademik çalışma okuyorsunuz. Müzik alanında tartışmaları, birçok pencereden göz önüne seriyor. Tam bu noktada Ermeni müzisyen Gomidas’ın Kütahya’da büyüdüğü için ana dilini konuşamadığını, fakat kendi dilinde şarkılar ezberlediğini arkadaşlarına nasıl anlattığını hatırlamak gerek.

 

Gomidas Vartabed

 

Müzik, zamanla Ermenilerin dünyayı algılayışında ve müşterek kimlik yaratma çabalarında başvurdukları bir mecra hâline geldi. Gomidas, bu algıda büyük bir paya sahip. 1915’e dek, yaşadığı yıllarda Anadolu’nun köylerini karış karış dolaşarak 4000’i aşkın derleme yaptı, bu sayede birçok dilde söylenmiş şarkılar kaybolmaktan kurtuldu. Ne yazık ki bunların çeyreğinden biraz daha azı günümüze ulaştı. 

 

Gomidas, Ermeni müziğinin yanlış anlatılmasının sonuçlarının ağır olacağını düşünüyordu. Bu motivasyonla yürüttüğü çalışmalar, 1915 felaketiyle kesintiye uğradı. 24 Nisan günü kendisiyle birlikte 234 aydın, Ayaş ve Çankırı bölgesine sürgüne gönderildi. İki hafta sonra, o dönem varolan ilişkilerinin sayesinde canını kurtardı; ancak yaşadıkları ve gördükleri yüzünden ne aklını, ne de ruhunu toplayabildi. Yıllarca tedavi gördü. İçine kapandı. Bu üretken müzikoloğun hayatı, 1935 yılında küskün bir ölümle sonlandı.

 

Gomidas, sadece Ermeni kimliğine ilişkin eylemliliğiyle değil, çoksesli müziğe yaptığı katkılarla saygıyla anılmayı hak ediyor. Karin Karakaşlı’nın yazdığı gibi: “1915’te ne olduğunu anlamaya çalışanlar, Gomidas’ın yüzüne baksınlar yeter…” Doğumunun 150. yılına tesadüf eden bu kitapla birlikte, onun gözlerine bakabilmek önem taşıyor.