Yazar Enver Topaloğlu
Başlık Bambaşka bahar mı Zahrad'ın adı, Zahrad mı bambaşka baharın…
Yayın Gazete Duvar
Tarih 04.04.2020

Asıl adı Zareh Yaldızcıyan olan Ermeni şair Zahrad’ın “Bambaşka Bir Bahar” adlı şiir kitabı Aras Yayıncılık tarafından yayımlandı. Dört yüz kırk sayfalık bir derleme olan “Bambaşka Bir Bahar”da Zahrad’ın sağlığında yayımlanan sekiz kitabından seçilmiş şiirlerin yanında, yaşamını yitirdikten kısa bir süre sonra yayımlanan son kitabından seçilmiş şiirlere de yer veriliyor.

 

Korona günlerindeyiz malum. Koşulları, imkânı elverenler izole olup yalıtılmış bir hayat oluşturmaya çalışıyor. Henüz sürecin çok başındayız. Ancak kısa süreli bu deneyimden edindiğimiz izlenim, çıkardığımız sonuç: Zor bir hayat. Gönüllü olarak evlere çekildik, ama bu yalıtılmış, tecrit edilmiş yaşantıyı kabullenmeye sesli ya da sessiz itirazlar da söz konusu. Yalıtılmışlığa karşı çıkmanın bir sesi olduğu gibi yalıtılmışlığın da bir sesi var.

 

Bizim yalıtılmışlığımızın nedeni bir salgın. Bunun, yani izolasyonun, tecridin bir de etnik, siyasi, sosyal, kültürel nedenlerle olanı vardır. Görünürde herhangi bir sorun yok gibidir. Ancak görünenin hemen altındaki gizilgüç, her an açığa çıkmaya hazır durumdadır… Tarihte olduğu gibi günümüzde de zaman zaman tanık olduğumuz üzere. Özellikle bazı coğrafyalarda…

 

Bir kişinin ya da bir topluluğun etnik kimliğinden dolayı tecirit edilmiş, yalıtılmış olarak yaşamak zorunda kalması ne büyük bir acıdır.

 

Bugünlerde aklına, başka birçok soruyla birlikte izolasyonun, yalıtılmışlığın, tecrit halinin şiiri var mıdır sorusu gelenler de olmuştur mutlaka. Korona günlerinden ne şiirler çıkacak, bekleyelim görelim. Ama sorunun karşılıksız olmadığını da söyleyelim. Yani sosyal, kültürel, etnik nedenlerle izole olmuşluğun, tecrit edilmişliğin şiiri var diyebiliriz. Hem de şiir okurlarının rahatlıkla ulaşacağı mesafede… O şiirlere, o şiirlerin şairlerinden birine değineceğiz.

 

Konumuz İstanbullu bir şair; Zahrad. Asıl adı Zareh Yaldızcıyan; 1924’te İstanbul’da, Nişantaşı’nda doğmuş. Zahrad, bir Ermeni şair. Ermenicenin şairi. Modern Türkçe şiirin, modern Türkçe şiir olduğu zamanların önemli bir bölümünde İstanbul’da, doğduğu yerde yaşamış ve ömrünü orada tamamlamış bir şair. Anadilinde şiirler yazmış, kitaplar yayımlamış.

 

İstanbullu Ermeni şair Zahrad, Ermenicenin büyük ve önemli şairlerinden. Ama yalnızca İstanbullu Ermenilerin ve Ermenice bilenlerin tanıdığı, şiirlerini okuduğu bir şair değil.

Dünya coğrafyasının değişik bölgelerine dağılmış “nar tanesi” bir toplumun sesini, sözünü, duygusunu, düşüncesini İstanbul’dan anadilinin aynasına yansıtmış bir şair.

 

İlk şiiri on dokuz yaşında, 1943’te İstanbul’da Jamanak’ta çıkan şairin ilk kitabı da 1960’ta okurla buluşur. Yaşadığı süreçte anadilinin şiir kitaplığına sekiz kitap kazandıran şairin şiirlerinin yirmi iki dile çevrilerek yayımlandığını da kaydedelim.

 

Zahrad’ın şiirlerini Türkçeye çeviren isimler arasında Can Yücel de vardır. Bununla birlikte Türkçeye çevrilen ve kitap olarak yayımlanan şiirlerin büyük bölümünün çevirisi, çizer Ohannes Şaşkal tarafından yapılmıştır. Bir bakıma modern Türkçe şiir, Zahrad’ı Ohannes Şaşkal’a borçludur da denebilir.


Aras Yayınları yakın zamanda şairin kitaplarından yapılmış kapsamlı bir derlemeyi, Ohannes Şaşkal’ın Türkçe çevirisiyle ve Bambaşka Bir Bahar adıyla okurla buluşturdu.

 

Zahrad’ın 1960’ta yayımlanan Büyük Şehir adlı ilk kitabında yer alan “Mahalle” başlıklı şiirden bir bölüm okuyalım:

 

Ben mahallenin şairiyim
Dilim yoksul mahalleli kadar
Şiirlerimin tek zenginliğini
Mahallelinin dertleri oluşturur

 

Severim mahallemin sakinlerini
Onlar kör – dolunayı göremeyecek kadar
Sağır meltemin şarkısını duyamayacak kadar
Dilsiz onlar
Yarınlarına ilişkin konuşamayacak kadar
Oysa ben yoksul dilimle Orpheus gibi söyleyebilirim
Çünkü resimlerimde malellelinin düşleri var
Renk renk düşleri
Işıl ışıl düşleri

 

Okuduğumuz şiir, aslında Zahrad’ın bir yanıyla Garip şiiriyle etkileşimini, bir yanıyla da nasıl bir şiirin peşinde olduğunu örnekler niteliktedir. Şairin ilk kitabı büyük ölçüde Garip şiirinin etkisindedir. Öyleyse Zahrad gibi anadilinde şiir yazan başka şairler de Garip dalgasından etkilenmişlerdir. Belki de bu etki sanıldığı gibi tek yönlü olmamıştır. Merak etmeye değmez mi? “Garip” dalgasında, İstanbul’da yaşayan ve anadilleriyle şiir yazıp yayımlayan azınlık toplumlardan şairlerin de etkisi olmuş mudur? Etki ve etkileşim hangi boyuttadır?

 

Şair ilk kitaptan sekiz yıl sonra 1968’de yayımlanan ikinci kitabı Renkli Sınırlar’la buluşur okurla. “Sınır” değil, “sınırlar” deyişi, en az “renkli” sözcüğü kadar dikkat çeker. Nasıl bir ortam, nasıl bir kuşatılmışlık; şair için nasıl bir tutsaklık durumudur söz konusu olan; Zahrad kendi mizacına uygun biçimde dile getirir.

 

Zahrad, duygu ve düşüncelerini dilden, şiirin dilinden sakınmamıştır. Sözünü ifade ederken de zekânın ve mizahın olanaklarını son derece ustalıklı biçimde kullanmıştır. Şairin Renkli Sınırlar kitabından “Sınır” şiirinden bir bölüm aktaralım:

 

Elinde tebeşir
Sınır diye çevremize çizgiler çeker –
Oysa şairlere vergi o iri süngerle ben
Bütün çizgileri silerim tekmil

 

Zahrad’ın üçüncü kitabı İyi Gökyüzü adıyla 1971’de yayımlanır. Kitapla aynı adı taşıyan şiirden bir bölüm paylaşalım:

 

Madem öyle istiyorsun – dedi – öyle olsun –
Dedim – duruşun yok senin –
Şaşakaldı – Duruş da ne ki
Benim yatışım var sade
Bi parça gökyüzü buldum mu
Geçer altına serilirim
Düş kurarım gökyüzüm kadar –
– Ne diyeydim ben ona
İyi gökyüzü diledim

 

YASI ŞENLİKLE YAŞAMAK

 

Acı da, keder de, yas da vardır Zahrad’ın şiirlerinde. Ancak günlük yaşantının mizahını yapmayı benimsemiştir daha çok. Anların, durumların çelişkileri, uyumsuzlukları, saçmalıklarıyla şenlikli bir atmosfer yaratamaya yönelmiştir. Biraz Ertem Eğilmez filmlerini çağrıştırır. Ya da Ertem Eğilmez filmleri Zahrad’ın şiirlerini anımsatır. Acıyı mizahla aşmayı, yası şenlikle yaşamayı denemiştir. Yeşil Toprak, şairin dördüncü kitabı olarak 1976’da çıkar. Kitaptan “Toprak” başlıklı şiiri alıntılıyoruz:

 

Ben
Movses’in oğlu
Terk etmiş dünyayı erkenden –
Bir toprak yığını gösterip
İşte baban dediler

 

Baba – benim babam – toprak
Ben
Toprağın oğlu

 

Zahrad şiirlerini Türkçeye, adeta bir anıt kitap olarak ve kelimenin tam anlamıyla kazandıran Şaşkal’ın sunuşta dile getirdiği isabetli tespitlerini de anmadan geçmeyelim. Ermenicenin modern dönem şiirinin en büyük şairi olarak görülen Zahrad ve şiirleriyle ilgili şunları dile getiriyor Şaşkal: “Sesini bulma sürecinde, şiiri biçimlenip gelişirken yerleşik kalıpların dışına çıkmaya, kökleşmiş beğenileri sarsmaya başlar. Yeni yaratım biçim ve yöntemleri denemeye koyulur. ‘Garip Akımı’ndan sıyırır kendini. Özgünleşmeye başlar. Sözünü, düşünce ve coşkusunu gerçeküstücü bir teknikle dile getirerek şiirlerinde çarpıcı imgelere yer verir. Dizelerinde felsefi derinlik göze çarpar. Yaratıcı zekâsı, apaçık hissedilir. Mizah ve ironi dizelerinde ışıltı, parıltı olarak yansır. Gereksiz ayrıntı ve süslerden uzak, anlaşılır, yalın, özgür ve o güler yüzlü bir anlatım tutturarak, kendine has bilişimsel bir yapı, kişisel bir şiir dili oluşturur. Yeni bir özle birlikte yeni bir söyleyiş biçimi getirir. Yeni bir şiirsel beğeni dalgası, taze bir soluk yaratır.”

 

On üç yıl aradan sonra 1989’da Zahrad’ın beşinci kitabı Bir Taşla İki Bahar yayımlanır. Bu kitap uzun bir süre sonra İstanbul’da yayımlanan ilk kitap olur aynı zamanda. Kitapla aynı adı taşıyan şiiri okuyalım:

 

Sarı kedi
bir taş attı
ağaca
İki bahar düştü ağaçtan
Biri bana – biri sana

 

Eyvah
yine avucunu yaladı
kedicik

 

“Şiir dediğin tohum gibi olmalı; biter bitmez yeşermeli. Bizimle yaşamalı”; diyor Zahrad. Onun rahatlıkla, dediğini gerçekleştirmiş bir şair olduğunu söyleyebiliriz. Şiirleri bunun ispatıdır.

 

Doksanlı yıllardan sonra şairin şiirlerinin kitaplaşmasının arasındaki zaman aralığı sanki biraz daha kısalmıştır. Şairin altıncı kitabı Bir Elek Su 1995’te okurla buluşur. Zahrad’ın ironisinin, eleştirel mizahının zaman içinde daha da incelerek billurlaştığını görüyoruz. Kitaba da adını veren şiirden bir bölüm okuyalım:

 

Benim borcum olsun size bir elek su
– nerede varsa bir hile – bir oyun
kılıç olsun
satır olsun
ateş olsun –
alayı – topu
usulca
yosun bağlamış olsun

 

Güney rüzgârları altında ılık ve nemli
yanaşsın rıhtıma
bütün uzay gemileri
– ve sedef denizinin
hiç bozulmasın huzuru
bir elek su toplamış –
koşturduğumda bir kıyıdan öbürüne
kırılmış ümidi –

 

benim borcum olsun size bir elek su

 

Şair milenyumun ikinci yılında, 2001’de, bibyografyasına yedinci kitabı Ucu Ucuna’yı ekler. Bu “kitabın” kapağını da “Ucu Ucuna” adlı şiirden bir bölümle açalım:

 

Her yerde
– Orda kim var? –
Her yerde gölgeler
gölgeler oynar
sahici gibi
ve her sahici
gölgesinin ucunu arar

 

Kendi İstanbulunda, kendi İstanbulunu yaşamış şair Zahrad’ın Türkçede bilinirliği, tanınırlığı ne yazık ki kısıtlı olmuştur. Türkçe şiir okurları arasında bugüne kadar bir hayli dar bir çevrede bilinmekten ibaret kalmıştır. Kitaplarıyla, şiirleriyle hasbel kader karşılaştığında onun İranlı şair olduğunu sananlar bile vardır. Bu sadece iletişimsizlikle açıklanabilecek bir durum değildir elbette. “Sosyal mesafe” anahtar kavram olabilir. Belki daha fazlası…

 

Zahrad’ın Türkçede yayımlanan ilk kitabı Yağ Damlası’dır. Ohannes Şaşkal’ın çevirdiği şiirlerden oluşan kitap İyi Şeyler tarafından 1993’te yayımlanır. Sonraki yıllarda Zahrad’ın Türkçe, dört kitabı daha yayımlanır. Yapracığı Gören Balık (2002), Işığını Söndüme Sakın (2004), Ferah Tut Yüreğini (2015) ve Kediler (2017)

 

‘ZAHRAD, BİR İSTANBUL ŞAİRİDİR’

 

Zahrad’ın şairliğine ve şiirlerine ilişkin Türkçedeki ilk değini, değerlendirme Yücel Kayıran’a aittir. Kayıran’ın, Zahrad’la ilgili başka yazıları da vardır, ama ölümünden sonra yayımlanan “Zahrad: Tarih Dışı Kılınanın Tarihi” başlıklı yazısındaki şu ifadeler can alıcıdır: “Bu şiir, insanın tarih dışı kılınmasının veya tarih dışında kalmasının imgesini dile getirmektedir. (…) Bu şiir, bir kavga şiiri değil zaten. Politik veya ideolojik bir şiir değil Zahrad’ın şiiri. Böyle bir çabası ve kaygısı zaten yok. Dolayısıyla Zahrad’da öne çıkan zaman değil, mekân. Bu mekân ise İstanbul’dur. Zahrad bir İstanbul şairidir.”

 

Zahrad’ın 2004’te yayımlanan Su Duvardan Yukarı adlı sekizinci kitabı sağlığında çıkan son yapıtı olur. Alıntımız kitaba adını veren şiirden:

 

Kendi de şaştı bu işe – nasıl oldu da
dökülmedi – duvardan yukarı çıktı su?

 

(…)

 

Duvar yukarı nasıl vurdu su? –
Dolunayla sevişmişti – gece boyu

 

Şairin seçme şiirlerini bir araya getiren Bambaşka Bir Bahar’ın çerçevesinin geniş, bu yönüyle de hayli oylumlu bir kitap olduğunu söyleyelim. Dört yüz kırk sayfalık derlemede, Zahrad’ın sağlığında yayımlanan sekiz kitabından seçilmiş şiirler var. Ayrıca yaşamını yitirdikten kısa bir süre sonra yayımlanan son kitabından seçilmiş şiirlere de yer verilmiş. Kitap için çeşitli yayınlarda kalan şiirlerden ve daha önce yayımlanmamış çalışmalardan da bir seçme yapılmış.


Bambaşka Bir Bahar’ın netice olarak Zahrad’ın şiirleri hakkında kapsamlı bir fikir oluşturacak niteliğiyle de önemli olduğunu belirtelim. Özetleyerek söyleyecek olursak; ortaya, modern Türkçe şiirin külliyatına katılan bir anıt kitap çıkmış.

Bambaşka Bir Bahar’da, şairin yaşamını yitirdikten sonra yayımlanan kitabı Kabak Tadı’ndan olduğu gibi daha önce yayımlanmamış şiirlerinden de seçmeler yer alıyor. Kabak Tadı’nda yer alan şiirlerden biri de şairin Hrant Dink’in katledilmesinden sonra başladığı şiir. Ohannes Şaşkal’ın, şairin üzerine çalışmaya devam ettiğini, ancak tamamlamaya ömrünün yetmediğini belirttiği, kitabın da başlıksız tek şiiri olan “İkna Ettiler”den bir bölüm aktarıyoruz:
İkna ettiler güvercinleri. Kimse dediler ateş açmaz
üzerlerine. İnandı Hrant. Gerçi ürkekçe,
inandı bir güvercin olduğuna.
Gel gör ki ateş açtılar işte!
Öngörmüştü, birkaç yıl önce söylemişti bana:
– ayakta olacak ölümüm, dimdik,
Değil yatarak yatakta…

 

Zahrad, göğsünde bir bayrak gibi tutmuştur anadilini ve şiiri. Ama dünya şiirinden çevirilerin toplandığı Türkçe antolojilerde onun adına rastlayamazsınız. Tuhaf mı? Antolojiler de ideolojik hegemonya aygıtlardır. Şiir antolojileri de öyle. Ölçüt genellikle şiir değildir.

 

Ey şiir okuru diye seslenelim ve es vererek Bambaşka Bir Bahar’ın son şiiri olan “Kedimiz”den bir bölüm aktaralım:

 

Daha enikken evimizin kedisi
Alıp postacıya götürdüm kendisini
Derin bir hürmetle – huşu içinde
Selamladım görevliyi

 

Dedim: Tanır mısınız kedimizi?
Cennete göndermek istiyorum onu
Lütfedip söyleyin yazayım adresini
Acep çabucak yerine yetişir mi?

 

Bir gülmedir tuttu görevliyi
Evlat – dedi – iyisi mi – eve götür sen kediyi
Yemek ver – karnı doysun
Kurulsun bir yastığa

 

Sonra da sözümüzü; bir şiir bayrağı şimdi Türkçede Bambaşka Bir Bahar, ey şiir okuru, ona göğsünde yer aç çağrısıyla tamamlayalım…