Yazar ...
Başlık Arşivler de Yürekler de Açılsın
Yayın Birgün Gazetesi
Tarih 01.05.2005

Ermeni asıllı ünlü Fransız şarkıcı Charles Aznavour, 'tarihi sorunlar olmasaydı köklerinin Trabzon'dan geldiğini açıklayan Bob Dylan da ben de Türk şarkıcısı olabilirdik' diyor.

 


22 Mayıs'ta 82 yaşına basacak olan Ermeni asıllı Fransız şarkıcı Charles Aznavour'u 'Geçmiş Zaman Olur ki' isimli otobiyografisi Türkçe'ye çevrildi. Roll Dergisi'nden Siren Edemen'in şarkıcıyla yaptığı telefon röportajını huzurlarınıza getiriyoruz. Söyleşinin tamamını Roll'u Mayıs sayısında okuyabilirsiniz...

Bob Dylan, bir söyleşide, "en sevdiğiniz şarkıcı kim?" sorusuna "Charles Aznavour" diye cevap veriyor ve başrolünde oynadığınız Truffaut'nun "Tirez sur le pianiste" (Piyanisti Vurun) filmini defalarca seyrettiğini, 1963'te New York'a konser vermeye gittiğinizde de bilet kuyruğunun en başında olduğunu anlatıyor. Siz Dylan'ı sever misiniz?

Charles Aznavour: Severim, severim tabii. Aslında bütün sanatçılar, besteciler, yorumcular benim ailemdir, hangi ülkeden, hangi dilden olurlarsa olsunlar.

Dylan da otobiyografisini yazdı onun ailesi de Türkiye kökenliymiş, Kağızman'dan Trabzon'a, oradan da Odesa'ya geçip göç etmişler Amerika'ya...

Biliyor musunuz, bütün bu sorunlar olmasaydı, o ve ben iki Türk şarkıcısı olacaktık. (gülüyor) Başkaları da var. Dario Moreno... Şimdi isimleri aklıma için gelmiyor ama böyle pek çok kişi var...

Dylan, otobiyografisinde, gençken sevdiği şarkılar arasında Ritchie Valens'in "In A Turkish Town"ını sayıyor. "Turkish town" denince aklınıza ilk gelen şehir hangisi?

O şarkıyı bilmiyorum ama otomatik olarak iki şehir geliyor aklıma, Adapazarı ve İstanbul. Çünkü annem Adapazarı'nda doğmuştu. İzmit ve Adapazarı aynı yer mi?

Birbirlerine çok yakın.

Zannedersem annem İzmit'te doğmuştu. İstanbul'sa efsanevi bir yer, çok güzel bir şehir. İstanbul'a şarkı söylemeye gelmiştim. Bir kere de kardeşim kadar yakın bir Türk arkadaşımı ziyarete... Sanırım öldü, çünkü birkaç senedir kendisinden hiç haber alamıyorum.

Konser için Türkiye'ye gelişiniz ne zamandı?

50'li yıllardı... Sonra da bir daha gelmedim.

O zamanki atmosfer nasıldı, nasıl karşılanmıştınız, intibalarınız nasıldı?

50'lerin başıydı, pek tanınmıyordum, çok az ünlüydüm çok iyi karşılandım. Bugün çalışmayacağım bir yerde, Taksim civarındaki bir tür büyük kabarede söylemiştim. Ama İstanbul'a geldiğim içi çok mutlu olmuştum, İstanbul'u çok seviyorum. Oraya bir daha gelemediğime üzülüyorum, umarım her şey bir gün düzelir ve tekrar gelirim. Maalesef o gelişimde annemin şehrine gidemedim, çünkü deprem nedeniyle yıkılmıştı. Umarım bir gün gelebilirim. Umarım, çünkü büyük bir yakınlığım var. Sadece benim değil, Türkiye Ermenileri denen herkes için bu geçerlidir. Biliyorsunuz, bir Rusya Ermenileri var, bir de Türkiye Ermenileri... Babam bir Rusya Ermenisi...

Gürcistan, değil mi?

Evet... Ben ikisinin bir karışımıyım.

Çok güzel bir şiiriniz var: "Lettre a un ami turc" ("Bir Türk Dosta Mektup")... O dost belli bir kimse miydi?

O Türk halkı için yazılmış bir şiir. "Türk dost", Türk halkı. Belli bir dostum için yazılmış olsaydı, onun adını koyardım. Demin sözünü ettiğim dostumun adı Ferda. "Türk dost"sa bütün Türkiye.

O şiirde, "Çıkartmaya karar verseydin / Yüreğimdeki dikeni / Senin ayağındaki de / Yok olur giderdi" diyorsunuz.

Evet, evet, çocukluğumdan beri böyle düşünüyorum. Biliyor musunuz, benim çok özel, farklı bir çocukluğum oldu. Çünkü bütün ailesi kıyılmış bir anneyle, Türkiye'de yaşamadıkları için ailesiyle beraber olan bir baba arasındaydım. Babam Türkiye'den geçiyormuş ve İstanbul'da annemle tanışıp evlenmiş. Yani ben başka bir tür Ermenilerdenim. Olanları başka pek çok kişiden daha iyi anlayabilecek durumdayım.

Bu "diken"i çıkarmak için ne lazım sizce?

Bu dikeni çıkarmak için Ankara hükümetiyle iki taraftan politize olmayan makul insanların bir araya gelmesi gerekiyor. Ne demek istediğimi anlıyorsunuz, değil mi? Bu nihai bir karar anlamına gelmez, çok uzun süreden beri inkâr politikası yürüten Türkiye'yi sıkıntıya sokmaz. Ama Ankara tarafından kabul edilmiş olur. Sol ya da sağ Ermeni partilerine gelince, ne dedikleri, ne istedikleri pek umurumda değil. Öncelikle şu yar: Türkiye, Avrupa Birliği'ne girmek istiyor. Bir referandumda 400 bin karşı oyun olacağı inkâr edilemez. 400 bin çok, anlıyorsunuz değil mi? Bu 400 bin oyun hepsinin Türkiye'ye karşı olduğunu sanmıyorum, belki de 200 bin bir şey demeyecektir, 200 bin de olumlu oy kullanacaktır, çünkü Türkiye'yi tanımayı, ebeveynlerinin ve büyükannelerinin, büyükbabalarının yaşadığı yerlere gidebilmeyi arz u ediyorlar. Bunun iyi bir koz olacağını düşünüyorum. Ayrıca, ben kendim iyi bir kozum. Çünkü ben yeryüzündeki en önemli Ermeni sesiyim. Her yere gidiyorum. Bugüne kadar da Fransa'daki pek çok arkadaşımın, pek çok kişinin mantalitesini değiştirdim Türk lokantalarına gitmezlerdi mesela, ben Türk mutfağını sevdiğim için onları götürürdüm, onlar da benden sonra tekrar giderlerdi. İki yönde de zihniyetlerin değişmesi gerekiyor. Ben bu zihniyet değişiminden yanayım ve onun için çalışıyorum. Ermenistan'da resmi unvanlı kişilerle konuştuğumda da çoğunun benimle aynı düşüncede olduklarını gördüm. Çoğunluktan söz ediyorum. Sınırların açılması lazım, zihinlerin açılması, yüreklerin açılması lazım, dosyaların, arşivlerin açılması lazım, her şeyin açılması lazım. 21. yüzyıldayız, 19. yüzyıldaki gibi düşünemeyiz...

Şiirinizde de söylediğiniz gibi, o "diken"le yaşamak çok kolay değil.

Biliyor musunuz, gülü özellikle seçtim, çünkü gül, Türkler, Ermeniler ve İranlılar için efsanevi bir çiçektir. Sonunda hepimiz, temelde neyiz? Türkler kim? Olağanüstü bir ırklar karışımı. İçinde İranlılar, Ermeniler ve daha birçokları var. Nasıl ki biz gittikçe daha çok Fransızlaşıyorsak, o şekilde Türk olmuş insanlar... Ben hiçbir zaman tamamen Ermeni olamam, ben bir Fransa Ermenisi de değilim, ben Ermeni kökenli bir Fransızım. Ermenistan'da da her yerde söylüyorum, bu adlandırmayı çok önemsiyorum: Ermeni asıllı Fransız. Benim ülkem Fransa, köklerim Ermeni.