«Քարէ Պուպրիկ»ը կարդալով կ՚այցելենք 1940-ականներու Պոլիսը եւ ականատես կ՚ըլլանք կերպարներուն առօրեայ հեւքերուն եւ ապրումներուն։ Չորս արարներէ բաղկացած Սօնա Տէր Մարգարեան Թնկըրեանի այս գործը կը պատկերէ այդ օրերու պոլսահայութիւնը, ընտանեկան յարաբերութիւններու նուրբ գիծերը, երիտասարդներու իտէալները եւ անձնական փնտռտուքները։ Այս հատորը նաեւ ինքնատիպ վկայութիւն մըն է արեւմտահայ բեմագրութեան, լեզուի զարգացման պատմութեան եւ 20-րդ դարու պոլսահայ կենցաղին ու հոգեբանական շերտերուն շուրջ։ «Քարէ Պուպրիկ»ը…
Aras Yayıncılık’ın “İstanbullu Ermeni Kadın Yazarlar” başlıklı yeni edebiyat serisinin ilk kitabı Mayda, yalnızca bir roman değil, hem edebi hem de toplumsal bir başkaldırının simgesi.
Sırpuhi Düsap’ın kaleme aldığı ve 1883’te İstanbul’da, Zartaryan Matbaası’nda yayımlanan Mayda, Batı Ermenicesi edebiyatında bir ilki gerçekleştiriyor. Düsap bu romanıyla yalnızca…
Bu eser, Ermenice edebiyatın yaşayan en üretken ve etkili isimlerinden Rober Haddeciyan’ın Tavan adlı romanının devamıdır. Haddeciyan, toplumsal belleği bireyin kırılgan bedeni ve zihinsel sürekliliği üzerinden ele almayı başaran nadir yazarlardandır. Tavanın Öte Yanı, bireysel ve kolektif hafıza arasındaki ilişkiyi sorgulayan, göç etmenin hem fiziksel hem düşünsel sonuçlarını göz önüne seren, çağdaş Ermenice yazının önemli metinlerinden biri olarak dikkat çekiyor.…
Պատումներու այս երկրորդ շարքով, Անահիտ Սարգիսեան կը պատմէ այն աշխարհին մասին, ուր «իմս քուկդ չկա՛ր»։ Ընթերցողին առջեւ կը կախուի անհետացող աշխարհին սովորական առօրեայէն փրթած, գողտրիկ պատկերներ՝
աջ ձախ
առջեւ ետեւ
ո՛ւր որ դարձար
հո՛ն…
Ընդառաջումը Գրիգոր Պըլտեանի քերթողական եւ մտածողական բնոյթով արձակ գրութիւններու հաւաքածոն է, ուր խտացած են յիշողութեան, ներկայութեան, մարմնի ու լեզուի շուրջ պատկերներ ու խորհրդածութիւններ։ Իր չորս բաժիններով, գիրքը ընթերցողը կը մխրճէ լեզուի երաժշտականութեամբ հարուստ մթնոլորտի մը մէջ, ուր երեւոյթները կ՚անցնին ներշնչանքի ու տարակոյսի ընդմէջէն՝ յառաջացնելով զարմանքի, օտարութեան ու հարազատութեան փորձառութիւն մը։
Gerard J. Libaridian’ın 1978-2017 arasında yazdığı makalelerden, yaptığı konuşmalardan ve röportajlardan oluşan bu kitap, Ermenistan ve Türkiye devletleri arasındaki ilişkiler ve müzakere süreçleri kadar Ermeni ve Türk halkların ve akademisyenlerin ilişkilerini de kapsamlı bir şekilde ele alıyor. Libaridian, geçmişin yeniden tahayyül edilmesi, bugünün ve geleceğin yeniden tasavvur edilmesine ilişkin öneriler sunarken, Ermeniler ile Türkler arasındaki meselelerin kökenlerini ve meselelerin çözümünü…
Osmanlı İmparatorluğu’nda sahneye çıkan ilk profesyonel kadın oyuncunun yaşamına ve dönemin kadın mücadelesine dair derin bir keşif.
Barkev Balımyan, Arusyak Papazyan’ın yaşamöyküsünü, tiyatro aşkıyla ve gücüyle şekillenen bir direniş öyküsüne dönüştürerek aktarıyor. Batı tarzı tiyatronun Osmanlı topraklarına girişi ve kadın oyuncuların sahneye çıkma mücadelesi üzerinden Osmanlı halklarının ve özellikle Osmanlı Ermeni toplumunun kadınlara bakışını derinlemesine inceliyor.
Gavroşname, Yervant Tolayan’ın, 20. yüzyılın ilk çeyreğinde İstanbul’da yaşayan Ermeniler ve Türkler arasındaki ilişkilere, özellikle tiyatrocuların ve gazetecilerin kültürel, sanatsal ve politik yaşamına odaklanarak kaleme aldığı anılarından oluşuyor. Kitapta zikredilen büyük küçük isimler, ayrıntılarıyla resmedilen gelenekler, nüktedan bir dille aktarılan anekdotlar ve incelikli bir şekilde gözlemlenmiş sosyokültürel ilişkiler ve özellikle zengin teatral bilgiler açısından geçmişe dair eşsiz bir kaynaktır. Sonraki…
«ԿԱՄ մատենաշար»ի այս երկրորդ միաւորը ԺԹ. դարու ազգայնացումի երեւոյթին կ՚անդրադառնայ, իրարմէ անջատելով ու կողք կողքի դնելով անոր երկու երեսները՝ ազգային բանասիրութեան սկզբնաւորութիւնը եւ առասպելաբանական կրօնքին գիւտը։ Երկուքին միջեւ կապակցութիւնը յայտնի կը դառնայ միայն երբ նկատի առնենք կայսերական իշխանութեան համակարգին մէջ՝ ենթակայ ժողովուրդներուն մօտ ազգայնացումի հոլովոյթը։ Նշանեան նոյն երեւոյթին երկու երեսներէն իւրաքանչիւրը պահած է իր բաժնին մէջ, երկուքին միջեւ ագուցումը կրկին…
Narine Abgaryan tarafından Rusça kaleme alınan Gökten Üç Elma Düştü, Maran adlı küçük bir dağ köyünde, savaşın, yoksulluğun ve kayıpların gölgesinde hayata tutunmaya çalışan köy sakinlerinin, kehanetler, felaketler ve mucizelerle örülü yaşamlarını Anadolya Sevoyants karakteri ekseninde anlatıyor. Felaketlerin ortasında bile yaşamın devam ettiğini, mucizelerin en umulmadık anlarda gerçekleşebileceğini hatırlatıyor.